Ayşegül Özkonak

Sosyolog ve Aile Danışmanı

Author: Ayşegül Özkonak (Page 9 of 36)

ALMA – VERMENİZ DENGEDE Mİ?

ALMA – VERMENİZ DENGEDE Mİ?
Para ile ilgili sorunlar yaşıyor musunuz?
Yeterince parayı hayatınıza çekemiyor musunuz?
Siz, aileniz maddi manevi sıkıntılar, sorunlar, yaşıyor musunuz?
Başkaları kazanıyor, siz kazanamıyor musunuz? (O halde bu yazıyı sonuna dek okuyun)
Bir eğitim aldınız, bir doktorda muayene oldunuz. Bir uzmandan terapi aldınız, bir terziye elbise diktirdiniz, bir mimara evinizin planını çizdirdiniz. Bir iç mimara dekorasyon yaptırdınız.
Bir müteahhide evinizi yenilettiniz. Her biriyle iş anlaşması yaptınız. Ama aldığınız eğitim, sağlığınız, elbiseniz, eviniz, istediğiniz kadar iyi ya da güzel olmadı.
Acaba neden?…

Önce şunu düşünün.
1.Kime söz verdiniz de yapmadınız?
Başta da kendinize?

2.Para ile ilgili ilk darbeyi kimden yediniz?
Ne hissettiniz?
Burdan ne öğrendiniz? Öğretiniz ne oldu?
Ne kaybettiniz, ne kazandınız? ( Önce o anı çözümleyin.)

  1. Anne ya da babanızdan birine ya da ikisine birden öfkeli ve kırgın mısınız? Onları affetmiyor musunuz?
  2. Anne babanız ya da atalarınız da haksızlıklara mı uğradılar? Borç içinde miydiler, kıt kanaat mı geçiniyorlardı?
  3. Olumsuz inançlarınız var mı?
    “Hep bana sorunlu insanlar gelir.
    Hep benim karşıma, beni mutlaka aldatan, haksızlık yapan insanlar çıkar.
    Hep bana parasız müşteriler gelir.
    Benim ona borcum olacağına onun bana borcu olsun.
    Para aslanın ağzında.
    Varlıkta yokluk çekiyorum.
    Hakkım olan parayı alamıyorum.
    vb. (Bu ve bunun gibi olumsuz inançlarınız varsa öyle insanları çekersiniz hayatınıza. )

Bu soruların bir ya da birkaçını evet dediyseniz; alma verme dengenizde sorun vardır.

DENGEYİ SAĞLAYABİLMEK İÇİN NELER YAPMALISINIZ?

  1. Anne ve babanızla, atalarınızla; onlardan size akan, kazanamamakla ilgili negatif bağı koparın. Olumlu bağı artırın. Vefat etseler bile onlarla helalleşin. Anne babanızı affedin. Affetmediğiniz sürece, kendinize, hayata, Yaradana olan öfkeniz artar. Çevrenize negatif frekans yayarsınız. Bu negatif enerji tüm hayatınıza yansır ve kazancınızı da olumsuz etkiler.
  2. Evren denge üzerine kurulmuştur. Para alışverişi de denge üzerinedir. Para bir enerjidir. Yaşamınızı devam ettirirken bir şekilde para alırsınız veya verirsiniz… Meselâ, karnınız acıkır “Şu fırından sıcacık bir simit alıp yiyeyim.” dersiniz, parayı verir, simiti alırsınız. Mis gibi koklayarak, çıtır çıtır yersiniz. Burda da bir denge vardır…
    Siz paranızı vererek, simitinizi aldınız ve karnınızı doyurdunuz. Mutlu oldunuz. Fırıncı da emeğinin karşılığını aldı ve mutlu oldu.
    Ama eğer bir dengesizlik varsa, bu denge herhangi bir şekilde bozulmuşsa, enerji de sekteye uğrar.
    Bu örnekte olduğu gibi, ürün ve hizmet sektöründe çalışanlar da mutlu olabilmek ve dengede kalabilmek için, verdikleri emeğin karşılığını almak zorundalar.
  3. Eğer birisi size kendiliğinden, karşılıksız bir yardımda bulunuyorsa siz de ona bir karşılık vermelisiniz. Gücünüzün yettiği ölçüde…Bu karşılık olan şey; para olabilir, hediye olabilir, emek olabilir ama karşılığı olmalı, onu tatmin etmeli. Gücünüz yetmiyorsa, manevi destek olabilir.
  4. Eğer sizin birilerine yardım etmek için çırpınan bir özelliğiniz varsa;
    ” karşılıksız yardım etmeliyim ki, sevileyim, sevap kazanayım, bana iyi insan desinler “inancınız da vardır, Egonuz devrededir. Bu şekilde sürekli yardım ediyorsanız hep zarar gören de siz olursunuz… Çünkü kendinize, emeğinize, zamanınıza haksızlık ediyorsunuz.
    Alma ve verme dengesine zarara uğratıyorsunuz.
    Böyle davrandınız ve eğer kişi teşekkür etmediyse; bir dua sizin için yeterliyse,
    ” Bana dua edin.” deyin. Sizin için bu dua yeterli ise dengeye yardımcı olur. Ama eğer dua yeterli değilse, sizin işinize yarayacak bir yardım isteyin karşılığında.
    En önemlisi, birilerine karşılıksız yardım ediyorsanız ve bu sizde alışkanlığa dönüştüyse, ” iyilik yapıyorum, kötülük buluyorum” diyor ve her seferinde üzülüyorsanız; kabul görmeme, reddedilme, sevilmeme, istenmeme, değersizlik duygularınızın gözden geçirilmesi gerekir.( İhtiyacı olanlara gerektiğinde, gerektiği kadar yardım etmekten bahsetmiyorum. Söylemek istediğim; herkese kendinden fazlasıyla vermeye çalışmak, kendini hiçe sayarak, zamanını, emeğini gereksiz yere heba etmek, kendini değersizleştirmektir. Bu da yine alma verme dengesini bozar. )
  5. Siz yardım talebinde bulunduysanız o emeğin ya da hizmetin mutlaka bedelini ya da değerini ödemelisiniz. Eğer aldığınız ürünün değerinin altında indirim taleb ederseniz, o kişinin emeğine ya da hizmetine saygısızlık etmiş ve enerjisini düşürmüş olursunuz. Bu düşük enerji de doğrudan sizi etkiler. Siz yeterince yarar sağlayamazsınız. Hatta zarar görürsünüz.
    Eğer ” Ben bu işten fayda sağlayamıyorum “diyorsanız, aldığınız ürünlerde bir sorun varsa kendinize dönün. Aldığınız ürünün ya da hizmetin ederinden daha az mı ücret ödediniz?
    Ya da karşıdakine, ederinden az ödemek için ısrar mı ettiniz?
    Sizin ısrarınız sonucu o da bu miktarı kabul etmek zorunda mı kaldı?
    İade edilebilmesi mümkün olmayan ürün/ hizmetten memnun kalmayıp, 100 Tl ya anlaştığınız ve sonra ödeyeceğim dediğimiz ürüne; ” Ben memnun kalmadım, sana 70 Tl vereceğim.” diyorsanız, dikkat! Ödemenizi kaç liraya anlaştıysanız, o miktarı ödemelisiniz.
    Bir alışveriş yaparken bizim kültürümüzde kullanılan bazı sözler vardır.
    ” İkram et. / Bize ne kadar indirim yaparsın?/ Bize ne kadara olur? ”
    O kişi sizin hatırınıza indirim yaptıysa ya da sizi kıramadıysa, yaptığı indirim de kendi düşüncesine göre fazla ise; o kişi de siz de bu durumda fayda sağlayamazsınız. Kişi sizin talebinizi çeviremeyebilir ama içinde bir kırgınlık ve pişmanlık yaşar. Kişinin kırılmış bu parçası; olumsuz bir enerji akışına neden olur. Siz isteğinize kavuşmanıza rağmen; ürün, eğitim, sağlık, hizmet vb… kusurlu olur. Emek veren kişi, bu çalışmaya, ürüne, eğitime, seminere, hizmete vb..tam emek verdiyse; kendisi bunun hakkını başka şekilde alacaktır. Ama siz bunun karşılığını alamayabilir, hayatınızda haksızlıklarla karşılaşabilirsiniz. Tedavi gördüyseniz sağlığınıza kavuşamayabilir,
    eğitim aldıysanız işinize yaramayabilir, kıyafet aldıysanız “ucuz etin yahnisine”dönüşebilir.
    Örneğin; eğer kaliteli bir hizmet ya da ürün 1000 lira, orta kalite 750, kalitesiz olan 500 ise, ve siz orta kalitede ürüne ısrarla 500 teklif ettiyseniz; karşıdaki insan istemeye istemeye size ” evet” dediyse, ürününüzden memnun kalmazsınız. Şikayetlenirsiniz. O insan işini önemseyen, sevgiyle yapan biri ise; sizin bu şikayetinizden rahatsız olup ” ne senin paranı, ne yüzünü istemiyorum” deyip paranızı iade ettiyse, o ürün de size gerekli birşey olup hala sizdeyse( iade edebilecek birşey değilse); ona emeğinin karşılığını ödemelisiniz. Para kabul etmese bile hediye niyetine o emeğin karşılığında birşey olmalı bu. Çünkü ortada bir emek, yani kul hakkı var.
    Peygamberimizin bir sözü var ” işçinin ücretini alın teri kurumadan ödeyiniz”.
    Ayrıca aklınızda olsun eğer bir alışveriş yaparken peşin ödeyemiyorsanız, indirim yaptırmaktansa taksitli ödeme planı isteyin. O zaman; o ürün, hizmet, sağlık, eğitim konularından daha çok yararlanırsınız.
  6. Bir kişiye borcunuz var ama bu borcu ödemezseniz ne olur?

Bu hizmetten ya da emekten fayda sağlayamazsınız.
Hatta zarar görürsünüz. Ayrıca enerji akışı sebebiyle, aile fertleriniz de bundan olumsuz etkilenebilir.
Size yardım eden kişi, başka yerden kazanç sağlar ama siz yine zarar görürsünüz.
Şimdi düşünün. Bu zamana kadar kimlere borçlu kaldınız?
Kime ya da kimlere “borcumu ödeyeceğim” deyip ödemediniz?
Kime verdiğiniz sözü tutmadınız?
Kimlerin hakkını yediniz?

Ya da siz verilen sözleri tutuyorsunuz, borcunuza sadıksınız. Buna rağmen hâlâ para konusunda bir dengesizlik var. Araştırın bakalım. Atalarınızda borcunu ödemeyen, haksızlık eden, başkasının hakkına tecavüz eden birileri var mıydı?
Siz yapmasanız , ebeveynleriniz yapsa bile, hak yenmesi, 7 nesli etkiler. “Bir dede erik çalmış, torununun dişi kamaşmış” atasözümüz de, işte tam buradan gelir.
Ne edersek onu buluruz. ( Bu durumda da atalarınızın bu davranışından özgürleşin.)

  1. Her ne yapıyorsanız, nasıl emek veriyorsanız verin. Fakat emeğinizin karşılığını mutlaka alın.
  2. Eğer kendi emeğinizin altında bir ücret alıyorsanız da, bu uygulamayı muhakkak düzeltin. Yoksa kazanamazsınız.
    Kazanmak için; verdiğiniz emeğin, çabanın ederini hesaplayın.
  3. Eğer kişi ederinden fazla, piyasa fiyatından daha fazla istiyorsa, yine
    kendisi her şekilde zarara uğrar.
  4. Birisine bir emek harcarken, niyetiniz bakın. İçinizden onun ve kendi hayrınıza yaptıysanız; alma ve vermeniz dengeye gelir. Dolayısıyla emek sonrası ondan para isteseniz de, o size para ödemek istemez ve ödemez. Ama para karşılığı olarak yaptığınıza niyet ettiyseniz, paranızı öder. Önce niyetiniz bakın.
  5. Kök çakranın kapalı olması da ekonomik sorunlarla alakadır. Kök çakra, omurganın hemen altında, kuyruk sokumunda, üreme organları ve makat arasında bulunur ve insanın hayat merkezini oluşturur. Yaşam enerjisini üretir ve psikolojik destek sağlar. Kemik sistemi, bacaklar ve kalın bağırsaklardan sorumludur. Alışkanlıklarımızı, yaşamımızı sürdürmemiz için içgüdüsel davranışların merkezidir. Hayattaki haklarımızı sahiplenmek ve maddi kazanımlar bu çakradaki enerjinin dengeli olması ile mümkündür.
    Kök çakra fazla çalışırsa: Maddiyata aşırı düşkünlük görülür.
    Az çalışırsa: Maddi açıdan yetersizlik ve bu dünyaya ait hissedememe görülebilir.
    Kapalı olması durumunda, kişi yorgun, halsiz, öfkeli, kızgın, çabuk gücenen, alıngan olur. Güvensiz, yetersizlik hissine sahip, takıntılı, sürekli endişeli olabilir ve her şey kendisine zor gelir. İnsan ilişkilerinde mesafeli, iletişim sorunları yaşayabilir. Yeniliklere ve değişime kapalı, egoisttir, üstünlük taslar. Yalan söyleyebilir.
    Sindirim bozuklukları görülebilir.
    Kilo artışı görülür. Kabızlık, iştahsızlık, hemoroitler vardır. Prostat problemleri vardır. Siyatik ağrısı, artrit, diz sorunları görülür.

Kök çakranın temizlenme yöntemlerinden bazıları:

Biyoenerji çalışmaları, nefes çalışmaları, reiki vb. Bunların yanında, değiştiremediklerimizi ve olanı kabule geçmek önemlidir. Ayrıca, sürekli birilerine kırgınlık, kızgınlık, kin, nefret duyarsak bedenimizde organik kökenli olmayan hastalıklar baş gösterir. Eğer kendimizi sever, olduğu kabul eder; kendimizi ya da başkalarını eleştirmemeyi, yargılamamayı, kınamamayı, suçlamamayı öğrenirsek bedensel, zihinsel ve ruhsal anlamda sağlığımıza kavuşabiliriz.
Kök çakranın açılması için, ibadet etmek, meditasyon, nefes egzersizleri ve derin gevşeme gerekir.
Ağaçlara, kendi bedenimize dokunmak, yürüyüş yapmak, toprak üzerinde 15 – 20 dakika oturmak, olumlu etki yapar.
Olumlama: Önce bu çakranın açılmasına niyet edin.
‘’ Olanı, olduğu gibi kabuldeyim’’. Olumlaması etkilidir.
Korku ile tıkandığı için, “Ya Rabbi, Ya Selam” esması açılmasını sağlar.
Organik ve kırmızı yiyecekler yemek, kırmızı giysiler giymek etkilidir.

Ayrıca haklarını bilip bilmeden yediğiniz insanlar varsa onlara haklarını iade edebiliyorsanız edin. Ama onlara ulaşamıyorsanız ve özellikle atalarınız da hak yemişse; hayalinizde o insanları karşınıza alıp, helallik isteyin. Hatta kendiniz ve atalarınız adına, bütçenizden ayırdığınız belli bir miktarı helalleşmek adına, bir ihtiyaç sahibine verin.

  1. Olumsuz enerji akışına uğramak istemiyorsak, en doğrusu
    ürünlerimize, emeğimize o doğrultuda paha biçmek;
    başkalarından emek ve hizmet alıyorsak da; anlaşma yaptığımız ederine sadık kalarak, bu ederi ödemek en doğrusudur.

Kazancınız bol, sağlığınız ve huzurunuz yerinde olsun.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

BEKLENMEDİK DEĞİŞİMLERE HAZIR MIYIZ?

BEKLENMEDİK DEĞİŞİMLERE HAZIR MIYIZ?
Hani bazen olur ya, değişimden korkarsın. Hep o bilindikler olsun istersin hayatında; yanında yörende… Böylece kendini daha bir güvende hissedersin. O bilindik,( iyi ya da kötü farketmez) yeter ki bilindik olsun…Kullandığın herhangi bir eşya, evin, mahallen, mahallendeki evler, küçüklüğündeki komşu teyzeler, amcalar, belki de sokakta oyunlar oynadığın çocukluk arkadaşların; annen, baban, ailen… Sokak başından gelen sana acıktığını hatırlatan bir yufka ya da bir gözleme kokusu… Belki de seni her görüşte sevinç içinde kuyruk sallayarak yanıbaşında bitiveren, mahallenin sevgi dolu köpeği…Gelişinizden memnun olduğunu hissettiğin ‘Hoşgeldinnn’ diyen eski bir dost sesi…Sevildiğini, istendiğini, özlendiğini hissedip gönlünün coşkuyla, huzurla, neşeyle dolması.
Ama gün gelir; başka bir eve taşınırsın, çocukluk anılarınla dolu o güzelim mahallenden ayrılırsın. Ayrıldıktan bir süre sonra senin için anlatılmaz değeri olan bir yakınını kaybedersin. Onun yaşadığı ev de yıllar sonra herhangi bir nedenle yıkılırsa…
Hayatının herhangi bir evresinde değişim olduğunda kendini bir boşlukta ve emniyetsiz zannedersin ve sanki tutunacak bir dal elinden kayıp gitmiştir. Değişim olduğunda; güzelim anıların da maziye gömüldüğünü fark ediverirsin. Değişimin acı vermesi de aslında bundan kaynaklanır.

Bir ara ata yurduna gittim.
Sıla-i rahim.
Rahmetli anneannemin evini rahmetli dayım ‘tamamen yıprandı, yıkılabilir ve tehlike arz edebilir’ düşüncesiyle daha önce yıktırmıştı. Anneannem rahmetli olduğundan beri çeşitli nedenlerle uzun zamandır gidip görme imkanı bulamamıştım. Sanırım biraz da onun yokluğuna dayanamam düşüncesiyle gitmek istemedim. Yıllar sonra gittiğimde ise mahallemizi tanıyamadım. Mahallemiz tamamen değişmiş. Eski kagir evler, yerini yeni binalara bırakmış. Sevdiğimiz bildik simalar göçüp gitmiş bu hayattan.
Anneannemin evinin olduğu yere geldiğimde; (yıktırılmış olduğunu bildiğim halde) gözlerime inanamadım. Daha önceden anneannem her aklıma geldiğinde; o ev de, aynen hayalimdeki şekliyle olduğu gibi duruyordu. Şimdi ise…

Evin yerine moloz yığını ile dolu araziyi görünce gözlerimden yağmur gibi yaşlar boşandı…
2 katlı cumbalı; içinde anneannemin, cıvıl cıvıl sesle, “kurbanlar olaaammm, geldiniz mi kuzuuuummm” sesi, sarılmak için kocaman açılmış kollarının; boynuna sarıldığımda mis kokusunun yerine, o koca yığınla karşılaşmak… Ve yaşadığım üzüntü, kaybetmenin acısı, tekrar görememenin ve kabullenmek zorunda olmanın hüznü… Evin yok olmasıyla birlikte, sıkı sıkıya bağlı olduğum güzel anıların da elimden kayıp gidivermesi…Sevdiklerimi kaybetmenin acısı ve hüznünü o görüntüyle bir kat daha artması, gözyaşlarımın ve güzel anılarımın molozlara karışması…
(Anneannemi çok çok severdim. O da beni…
Nurlar içinde yat. Canım anneannem…)

Anneannemin memleketine gittiğimde, evimizin( hala evimiz diyorum) karşısındaki eve taşınmış 80 yaşlarında bir teyzeyle tanıştım. Her gittiğimde kendisiyle sohbet ediyoruz. Belki de anneannemin yerine koydum kendisini. Ona diyorum ki ” Canım teyzem, ben geldim, nasılsın?”
Ayrılırken de diyorum ki” Seni çoookk seviyorum. “
O da halinden çok memnun, tıpkı resimdeki gibi en güzel gülüşüyle bana gülümseyerek; ” sağoolll. Allah razı olsuuun” Diyor ve vedalaşıyoruz.

Hani bir şarkı var ya;

“Tanıdık bir huzur aradım, şaşkın bakışlarında dün.
bildik bir söz bekledim, eskiden kalma öylesine.
Konuştu, bir şeyler söyledi. bekledigim sözler bunlar değil.
yüzüme baktı gözlerime, ama senin gibi değil.
Anladım ki hiç kimse hiç kimse sen değil.
Hiç kimse senin gibi canımdan öte can değil.
Anladım ki hiç kimse hiç kimse sen değil.
Hiç kimse senin kadar fikrime huzur değil. “

Olsun. O teyzem anneannem olmasa da, onun gibi bana
” kuzuuummm” demese de, ben onu anneanneme benzetiyorum.
O bunun farkında olmasa da, kendisinin varlığında, birazcık da olsa hasret gideriyorum.
(Allah ona da ömürler versin.)

Demem o ki, hiç bir şey eskisi gibi kalmıyor.
Değişmeyen tek şey değişim.
İster acı, ister tatlı olsun…
Sevdiklerimize onları kaybetmeden önce, onlara bir kat daha sarılmak, doyasıya koklamak, öpmek, “seni seviyorum, hem de çokkk, iyi ki varsın, iyi ki hayatımdasın” diyebilmek, bunu hissettirebilmek… Acısına ortak olmak, sevincini çoğaltmak, zorda kaldığında ve gerektiğinde destek olabilmek…Onların bizler için bir öğretici, bir öğretmen olduklarını bilerek, onlara öğretileri için teşekkür etmek ve helallaşmak… Ve onların kendi öğretilerine de teslim olmak, bulundukları yere sevgiyle göndermek…

Öğretilerin kolay olsun. Sevgiyle kal… ❤
Ayşegül Özkonak Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

DİLİMİZİ DOĞRU KULLANIYOR MUYUZ?

DİLİMİZİ DOĞRU KULLANIYOR MUYUZ?

Öfke duyduğunuz insanlar var mı?
Vardır. Vardır. Saklamayın.
Benim de vardı.

Beddua eder misiniz?
“Yooo!” demeyin. Edersiniz. Ben de ederdim.

Bedduanın nedeni de, anlamı da belli. Bundan bahsetmeyeceğim.

Çünkü bugünkü konumuz, düşünce ve dilimizi doğru kullanmak.

Hepimiz biliriz.
Atalarımız; ‘Beddua etme, döner dolaşır seni bulur’ derlerdi.
Bu sözün anlamını ünlü fizikçi, bilim adamı Einstein da yıllar önce şöyle açıklamış; ‘İnsanoğlu, ağzından çıkan cümlelerin, alnından çıkan düşüncelerin bütün evreni dolaşıp tekrar onlara döndüğünü bilse; eminim çok daha dikkatli olurlardı. ‘

Mahatma Gandi’ nin sözü de bunu doğruluyor;
Söylediklerine dikkat et; düşüncelere dönüşür. Düşüncelerine dikkat et; duygularına dönüşür. Duygularına dikkat et; davranışlarına dönüşür. Davranışlarına dikkat et; alışkanlıklarına dönüşür. Alışkanlıklarına dikkat et; değerlerine dönüşür. Değerlerine dikkat et; karakterine dönüşür. Karakterine dikkat et; kaderine dönüşür.

Bu demek oluyor ki, hayatımız boyunca, düşüncelerimiz, sözlerimiz, davranışlarımız bizi etkiliyor.

Düşüncelerimiz, sözlerimiz, hepsi birer enerji ve ne düşünürsek o olduğuna göre, ne düşünür ve ne söylersek çoğunlukla gerçekleşir.

Dualar da düşünce enerjisinin duaya dönüş şeklidir.
Toplum olarak geçmişteki atalarımıza ait olup, özellikle de korku kültüründen gelen olumsuz dil kalıplarımız var.
Bu dil kalıplarımızı, dualarımız, bize ait ve kendi korkularımızı yansıtıyor.
Siz de bu cümleleri, duaları, dil kalıplarını kullanıyor musunuz?
Ben kullanırdım.

Yeni evlenenlere: ‘Allah ayırmasın, Allah mutluluklarını bozmasın. ‘ deriz. Bunu söylerken asıl amacımız ayrılmamaları, ömür boyu mutlu olmalarıdır. Ayrılmalarından korktuğumuz için, korku kültüründen geldiğimiz için bu cümleyi söyleriz.
Bunun yerine ‘Allah mutluluğunuzu daim etsin ‘desek nasıl olur? İkisi de aynı şey değil mi?

Yeni çocuğu olan birine ‘Allah anasız babasız bırakmasın. ‘ deriz.
Bunun yerine ‘Allah sağlıklı uzun ömür versin, anasına babasına bağışlasın’ desek daha iyi değil mi? İkisi de aynı anlama gelmiyor mu?

Yeni araba almış birine ‘Allah kazasız belasız kullanmak nasip etsin. ‘deriz.
Bir bakarız kişi kaza yapmış…
‘Allah sağlıkla, huzurla, uzun yıllar kullanmak nasip etsin. ‘ desek nasıl olur? İkisi de aynı şey değil mi?

Bazen sosyal medyada yazıları okuyorum.
‘Savaş istemiyoruz! ‘ Yazıları var. Bilinçaltı Savaş ve iste-yi alır…Tüm toplumun bilinçaltı da bu iki kelimeye çalışır, toplumun ortak bilinçaltı da onu gerçekleştirmek için olması gereken herşeyi yapar…
Bunun yerine;
‘Barış istiyoruz’ yazsak nasıl olur?
‘ Şehit istemiyoruz’ yerine, ‘Askerlerimizin hepsi ailelerine sağlıkla kavuşsunlar’ desek nasıl olabilir? İkisi de aynı anlama gelmiyor mu?

Dua ederken de ‘Ülkemize birlik beraberlik, barış ver Allahım’ desek? …
‘Kadına şiddeti istemiyoruz’
Yerine ‘kadına saygıyı, sevgiyi seçiyoruz’ desek.

‘İstiyorum’ dedikçe istemeye devam ederiz.
Seçmeliyiz.

Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Şimdi düşünün…
Bir gün içinde kullandığınız olumsuz dil kalıpları neler?…
Eğer doğru dili kullanmayı alışkanlık haline getirmek isterseniz, onları önce bir kağıda yazın. Karşısına da olumlu olan cümleri yazın.
Olumluları ezberleyin…
Yani kullandığınız dil kalıplarını olumlu hale getirin.

Çevremizi de bu konuda aydınlatırsak, bütüne hizmet etmiş oluruz.
Çünkü hepimiz biriz…
Herkes olumsuz, biz olumluyken hiçbir yararı olmaz.
Toplum olarak o güzel bilince erişmeliyiz…
Bu da ancak, beraber hareketle mümkün.
Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

KENDİMİZİ KABUL ETMEK


KENDİMİZİ KABUL ETMEK
Filmlerde, dizilerde, reklamlarda, bizleri etkilemek için algılar değiştiriliyor. “Bu arabayı alırsan havalı olur, beğenilirsin. Bu saati alırsan değerli olursun. Şu kıyafeti ya da kokuyu kullanırsan karizmatik olursun/ güzel / yakışıklı olursun;  karşı cinsi kendine aşık edersin. Bu içeceği alırsan neşeli, mutlu olursun, enerjin artar… Gibi gibi.”
Ailemizden yeterince alamadıklarımızı, bu dış faktörlerle tamamlamaya çalışıyoruz. Sırf daha çok sevilmek, ilgi çekmek, değerli olmak, takdir edilmek, kabul edilmek, onaylanmak, yeterli olmak, saygı duyulmak için…Ne yazık ki hepimiz, bu sunni  kandırmacalara kapılıp; tüketici toplumu oluyoruz.
Eğer, tüm bunların bir illüzyon olduğunu bilirsek, kendimizi nasıl hissedersek, karşımızdakinin de bizi öyle gördüğünü fark eder, kendimizle barışırsak; başkalarıyla kendimizi kıyaslamak  zorunda kalmayız.
Ruhumuz, bedenimiz rahat olur. Kimseyle yarışa girmeden, kendimizi olduğumuz gibi kabul edip, özümüzle barışık bir şekilde, önceki bize göre neler neler başardığımızı ve daha neler başaracağımızı fark edebiliriz.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman
#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer  #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile  #kişiselgelişim  #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam
#bütünseldönüşümkoçluğu

BOŞANMADAN ÖNCE BİR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN

BOŞANMADAN ÖNCE BİR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN

İletişim sorunu yaşayan bireylerin çoğu; önce karşıdakini suçlar, sonra bu sorunun nedenini sorgular, geneli de çözüm bulmak amacıyla, çevresindekilerle bu sorunu paylaşır.

Eğer sizin de partner ilişkinizde ya da evliliğinizde iletişim sorununuz varsa; karşıdakini suçluyor, ilişkinizi sorguluyor ve ilişkinizi bitirip bitirmemekte kararsızlık yaşıyorsanız ve bitmemesinden yanaysanız, bu sorunu birileriyle paylaşmak istersiniz.

Zihninizde sürekli aynı sorun vardır ve bu süreçte erkeğinizin/kadınınızın olumsuz özelliklerine her zamankinden daha çok odaklanırsınız.
Hatta ona karşı öfkeniz, kızgınlığınız, kırgınlığınız varsa; onun yaptığı her davranış, söylediği her söz gözünüze batmaya başlar. Hele de bir hata yaptıysa…
Yakın çevrenizdekilerle bu problemi paylaşır; destek aramak istersiniz.
Tek amacınız çözüm bulmaktır ama onlar; çözüm bulmaktan ziyade, size duymak istediğiniz sözcüklerle karşılık verirler. Bazıları:’Senin gibi bir insana bunu nasıl yapar?’ derken…bazıları ‘ Yerinde olsam hemen boşardım onu! ‘ gibi sözlerle belirtirler düşüncelerini. Hep olumsuz sözler duyarsınız çevrenizden.
Siz de bu sözler karşısında ‘Evet ben işte böyle iyi bir insanım. Herkes beni onaylıyor, takdir ediyor. Bir tek O bilmedi benim kıymetimi. ‘ diye düşünür ancak yine de işin içinden çıkamazsınız.
Yakın çevrenizdeki insanlar aslında sizi seviyor, üzülmenizi istemiyorlardır. Ancak size destek olalım derken duygusal davrandıklarının, olayları kendilerine göre yorumladıklarının, hatta istemeden de olsa size zarar verdiklerinin farkında değildirler.

Bu karmaşa ve kafa karışıklığı durumunda ne kadar mantıklı olabilirsiniz ki?…

İşte böyle bir süreç yaşıyorsanız; fevri davranmaktan, öfkeye kapılmaktan koruyun kendinizi.
Öfkeliyseniz sakin kalmaya, olayı kavgaya dönüştürmemeye çalışın. Normal yaşantınızı sürdürün.
Yalnız kalıp, iç sesinizi dinleyin.
İç sesiniz size ne söylüyor?…

Eşiniz bağımlılıklara mı sahip? (alkol, madde vb.)
Size şiddet mi uyguluyor?
Üçüncü bir şahıs mı var?
Eşiniz babalık/annelik/eşlik görevini yerine getirmiyor mu?
Düşünün.
Sonra bir kağıda, kendinizin olumlu -olumsuz özelliklerini, eşinizin olumlu- olumsuz özelliklerini yazın.

Evlilikten ve eşinizden ne istiyorsunuz ve ne bekliyorsunuz?
Ya eşiniz sizden?…
Onu da yazın.

Bu listeye göre tekrar düşünün. Gerçekten boşanmayı istiyor musunuz? Yoksa ona sadece hatasını mı göstermeye çalışıyorsunuz?

İkiniz de sakinken, bunu ona saygı diliyle ifade etmeyi deneyin.

Öfke anında önemli kararlar almaktan uzak durun. Tehditkar sözler sarf edip “böyle böyle yapmazsan; senden boşanırım!” cümlelerinden de uzak durun.

Sürekli tartışıyorsanız, birbirinizi sevmenize rağmen, saygı elden gidiyorsa; kendi kendinize çözüm sağlayamıyorsunuz demektir.
Çünkü saygı bittiğinde, sevgi de beraberinde gider.

Bu aşamaya gelmeden; güvendiğiniz bir aile danışmanından destek alarak, güvenle yolunuza devam etmeniz en mantıklısı olur.

Sevgiyle kalın… 😊

Ayşegül Özkonak

EVLİLİK VE BOŞANMAK

EVLİLİK VE BOŞANMAK

Bir kadın ve erkeğin mutluluklarını taçlandırmak için evlenmeleri ne kadar doğalsa; evlendikten sonra anlaşamadıkları durumda boşanmaları da bir o kadar doğaldır.

Ancak; aynı zamanda boşanmak en son çaredir. Çünkü aralarındaki sorunlar belki de küçük bir dokunuşla çözülebilecek durumdadır. Aksi halde çiftler bu dokunuş olmadan gereksiz yere boşanabilirler.
Boşanmadan önce bir destek aldıklarında ise danışman; evliliklerinde fark edemedikleri gerçek sorunu fark etmelerine, önce kendi özlerine, sonra eşine, evliliklerine bakış açılarının ve davranışlarının değişmesini sağlayarak, mutluluklarının artmasına katkıda bulunabilmektedir.

Bazen herşeye rağmen boşanma gerçekleşse bile, bazı evliliklerde boşanmadan sonra da sorunlar, hele de arada çocuklar varsa; taraflardan birinin, ikisinin ya da ailelerinin etkisiyle bitmemektedir.

Bazen de boşanan bazı erkekler, eski karısını kendi malı, kendisinin bir parçası gibi görmeye devam etmektedir.
Böyle bir erkek; çocukluğunda anne babasından yeterli bağlanmayı alamamış bir bireydir. Bu duygusal açlığını, ilk bağlandığı kişiden almak ve tatmin etmek isteyecektir. Ama aslında bu bağlanma; bağlılık değil, bağımlılık şeklinde olmaktadır.
Bu erkek çocukluğunda ayrıca şiddetle büyüdüğü için de; kadınına ve çocuklarına şiddet uygulayabilmektedir. Bu zorlu evlilikten bıkan karısı boşanmak istediğinde ise; elinden oyuncağı alınan 2 yaşındaki küçük bir çocuğun tepkisini gösterebilmektedir.
“Ya benimsin, ya kara toprağın.” inancıyla hareket ederek, masum kadına ve evlatlarına zarar verebilmektedir.
Böyle davranan erkeğin mutlaka bir uzmandan destek alması ve topluma kazandırılması gerekmektedir.

Evlilikte Etkili İletişim seminerlerimde tekrarladığım bir şey var. O da şu;

1. Evlenmeden önce bireylerin mutlaka “Eş Seçimi ve Kendini Tanımak” seminerlerine, eğitimlerine katılmaları ve hem kendilerini hem eş adayını tanımaları; kendi yararına olacaktır.

2. Evlenmeden önce eş adayının ailesini tanımaları da kendi yaralarına olacaktır.

3. Evlendikten sonra oluşabilecek sorunlar için ” Aile İçi İletişim” “Kendini Tanımak” ile ilgili seminer ve eğitimlere katılmaları, gerekirse aile danışmanlarından destek almaları fayda sağlar.

5. Öfke kontrolünü sağlayamadıklarında; öfke kontrolü eğitimleri ve danışmanlıklarını almaları mutlulukları için şarttır.

6. Boşanma gerçekleşmişse, ( ki boşanmak bir travmadır) her iki tarafın da bu travmayı daha kolay atlatabilmeleri için mutlaka bir yardım almaları gerekmektedir.

7. Şiddet vakalarında şiddeti önleyici daha büyük yaptırımlar, ağır cezalar verilmelidir.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman
#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam
#bütünseldönüşümkoçluğu

KIZLARIMIZI NASIL KORUYALIM ?

KIZLARIMIZI NASIL KORUYALIM?

Son zamanlarda kızlarımızın vahşice katledildiklerini öğreniyor ve millet olarak çok üzülüyoruz.

Peki bunun bir çözümü yok mu?
Ebeveynler olarak bizler nasıl yardımcı olabiliriz?

1. Önce baba ve anne olarak çocuğunuzla duygusal bağlanmayı sağlayın.
Böylece duygusal açlığını doyuracak ilk partnere koşmasının, önüne geçmiş olursunuz. Onunla “dost ebeveyn” olun. Size her şeyini anlatabilsin.

2. Kızlarımız, her gördüğü erkeğin, tatlı diline inanmaması, mutlaka bir soru işareti bırakması gerektiğini bilmeli.

3. Hele o kişinin okulu, mesleği, eğitimi, ailesi, ailesine nasıl davrandığı, anne babası hakkındaki düşüncelerini, onlarla olan ilişkilerini öğrenmeli. Kızınız bilmeli ki, kendi anne babasına kötü davranan, “seviyorum” dediği kişiye de kötü davranır.

4. Ahlaki değerlerinin neler olduğunu öğrenmeli. Ahlaki değeri olmayan insandan her türlü kötülüğün geleceğini bilmeli.

5. Kadına, çocuğa, anne babaya, doğaya, insana saygısının olup olmadığını öğrenmeli.
Bunlara saygısı yoksa, ondan derhal uzaklaşmalı.

6. Küçük öfkelerde nasıl tepki veriyor gözlemlemeli.
Bazı genç kızlarımız “maço” erkeklerden hoşlanıyor. Bilmeli ki bu erkek, daha yakınlaşma başladığı ilk günlerde kendisini belli edecek, öfkesini sevdiği kadına yöneltecektir.

7. Kıskançlığı var mı?
Bir danışanım demişti ki;
“İlk tanıştığımızda beni kıskanması hoşuma giderdi. Daha sonra evlendik, kıskançlığı öyle abarttı ki, kendimi hapishanede gibi hissetmeye başladım. Çok mutsuzum. Hayatım sanki cehennem.”
Kıskançlık; kaybetme korkusundan, kendine olan güvensizlikten kaynaklanır. Kıskanç biriyle beraberseniz, hayatınız cehenneme döner.

8. Barlarda tanışılan bir partnerin, ona fayda sağlamayacağını öğretin. Böyle yerlerde tanışmanın tek gecelik ilişki olduğunu söyleyin.

9. Kızlarınıza; bedeninin ona verilmiş bir hazine olduğunu belirtin. Kimsenin onun bedenine dokunmasına izin vermemesi gerektiğini bilsin. Cinsellik eğitimini almasını sağlayın.
Kendini koruma ve savunma teknikleri eğitimi alsın.

10. Evli erkeklerden uzak durmasını söyleyin. Karısını aldatan erkek, bir süre sonra elde ettiği kadını da aldatacaktır.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

ÇOCUKLARIN KİŞİLİK GELİŞİMLERİNDE ETKİLİ OLAN AİLE TUTUMLARI

ÇOCUKLARIN KİŞİLİK GELİŞİMLERİNDE ETKİLİ OLAN AİLE TUTUMLARI

1. AŞIRI KORUYUCU AİLE: Anne baba aşırı koruyucu ve kollayıcı dır. Çocuğun yapacağı her işi, anne baba yapar. Çocuğa sorumluluk verilmez. Çocuk başkalarına bağımlı ve kendine güvensiz yetişmektedir. Çocuğa özel dersler, kurslar aldırılır ve ondan beklenti yüksektir. Çocuk il dışı fakülteyi de kazansa, aileye bağımlı olduğu için aileden ayrılamaz, aile de ondan…Sorumluluk bilinci olmayan, bir takım saplantıları, takıntıları olan, özgüven ve iletişim sorunu olan bir birey olabilir.

2 AŞIRI HOŞGÖRÜ VE ÖZEN GÖSTERME: Doğru ya da yanlış davranışında kayıtsız şartsız hoş görüyle karşılaşan çocuk; bencil, doyumsuz, sınır tanımayan, bağımlılıkları olan ve herkesin her ortamda dikkatini çekmeye, bütün ilgiyi üzerinde toplamaya çalışan, sorumsuz, kırılgan, her dediği anında olsun isteyen, sabırsız, şımarık, antisosyal, sosyal ortama girdiğinde içe kapanık veya kurallara uymayan, öfke kontrolü sağlayamayan bir birey olabilir. Ailenin kontrolünü ele almıştır. Aileyi tehdit eder. Dediği olmayınca tehditlerini gerçekleştirir.

3.REDDEDİCİ SEVGİSİZ AİLE: Bir çocuk ailesi tarafından bazı sebeplerle reddedilirse, fiziksel ve psikolojik ihtiyaçları karşılanmaz, görmezden gelinir ya da düşmanca davranışlarla karşılaşırsa; özgüvensiz, topluma, insanlara sevgisiz, vicdansız, merhametsiz, altını ıslatan, tırnaklarını yiyen, kafasını sert yerlere vuran, suça meyilli(intihar bombacıları bu şekilde ortaya çıkar), isyankar, müzevir, yalancı, tikleri olan, saldırgan, kendi canına kıyabilen, evden okuldan kaçabilen, başkalarına, hayvanlara eziyetten zevk alan, cinsel sapkınlığa sahip bireyler olabilirler.

4.BASKI ALTINA ALMA: Çocuğun her yaptığı, her söylediği sürekli eleştirilir, çok fazla uyarılır ve dışlanır. Çocuğun isyankar, öfkeli, yalancı ve/veya aşağılık kompleksine sahip, özgüveni düşük, değersizlik, yetersizlik duygusu yaşayan, özsaygısı olmayan birey olma ihtimali yüksektir.

5. ÇOCUKLAR ARASINDA KIYAS
YA DA AYRIM YAPMA: Bazı aileler çocuklar arasında ayrım yapmakta ya birbirleriyle veya başkalarının çocuklarıyla çoc uğu kıyaslamaktadırlar. Bu tip bir davranışla çocuklar; yetersizlik, değersizlik, özgüven ve öfke sorunu yaşayabilirler. Davranış bozukluğu sergileyebilirler.

6.İLGİSİZ KAYITSIZ AİLE:’Saldım çayıra mevlam kayıra ‘tutumu. Çocuk kendisine bir rol model arar. Arkadaşlarıyla zaman geçirir, uygunsuz, kötü işler yapan bir suç makinesine dönüşebilir.

7.TUTARSIZ AİLE:Anne baba çocuk yetiştirmede tutarsızlık yaşarlar ve bunu çocuğa yansıtırlar.
Çocuk nerede duracağını bilemez. Doğru yanlışı ayırt edemez. İnatçı, asi, hırçın olabildiği gibi, içe kapanık pısırık, yalancı, dikkat eksikliği olan bir birey olabilir.

8. DEMOKRATİK TUTUM ve KABUL ETME: Abartıya kaçmayan bir hoş görü ve çocuğu kabul etme, onu bütün özellikleriyle kabul etmek anlamına gelir. Aile tutarlı ve anlayışlı tavırlar içindedir. Kurallar ve belli sınırlar içinde çocuk özgürdür. Onaylanır. Fikir, düşünce ve duygularına önem verilir. Çocuk kendini değerli hisserder. Ailece karar alınırken onun fikri de alınır…Kendine özgüvenli, yapıcı, olumlu, sosyal ilişkileri sorunsuz, başkalarının fikirlerine saygılı, empati yeteneği olan, duygusal zekası, akademik zekası, hayat başarısı yüksek çocuklar bu tip ailelerde yetişirler.

Çocuklarımızı yetiştirirken hangi aile tutumunu uyguluyoruz diye kendimize soralım.
Sonrasında da uygun, doğru aile tutumu geliştirelim. Hem ailemiz, hem çocuğumuz, hem toplumumuz, hem geleceğimiz için.

Şuna inanıyorum ki; biz bu toplumda yaşıyorsak, kimin çocuğu olursa olsun; bu çocukların hepsi bizim çocuğumuz…

Lütfen bu bakış açısıyla düşünerek, paylaşalım ve çevremizi hep beraber aydınlatmalım.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

www.aysegulozkonak.com

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

DÜĞÜN YAPMALAR SONA MI ERİYOR?

DÜĞÜN YAPMALAR SONA MI ERİYOR?

Coronadan dolayı düğünler ertelemekte ya da az sayıda davetli ile kısa sürede gerçekleşmektedir.

Bir kız annesi diyor ki; “Kızım yakında evlenecek. Ben o kadar eşin dostun düğününde, kaç kişiye altın götürdüm. Düğün yapacağım ki, o altınların karşılığı gelecek. Hem kızımın mürüvetini de görmeye hakkım var. O yüzden kızımın şöyle dosta düşmana karşı, şaşaalı bir düğünü olmalı. Oğlan anası babası olmak kolay mı? Düğün de yapacaklar. Takı da takacaklar. Benim kızım paha biçilmez altın kıymetinde. Ona göre…
Hamama giren terler. Yapsınlar düğünlerini. ”

Kız diyor ki;
” Ben eskiden beri düğün tantanasından nefret ederim. Ne o öyle. Geleni gideni. El öpmeleri; milleti eğlendirmeleri falan? Diyordum. O parayla yurt dışı balayına gidelim diye düşünüyordum. Hatta; ilk başlarda nişanlım da ben de düğün istemiyorduk. Ama annem, teyzem ve ablam
“Düğün bir kere olur. Oğlan tarafına ne yaptırırsan, şimdi yaptırırsın. Daha başka yaptıramazsın. Hem biz senin düğünde oynayacağız.” Yapalım” demişlerken, düğün yaptır. Hem Elalem ne der? Nikahtan gitme mi olurmuş? Babanın ve bizim bir şerefimiz var.” diyorlar. Galiba düğün yapacağız. ”

Oğlan annesi; “Hocam, gelinimiz başta düğün istemiyordu. Ablası, annesi, teyzesi” Düğün olsun. Bir kere olacak. ” diye tutturdular. Gelinimiz fikir değiştirdi. Hocam, inanın düğün masrafından belimizi büküldü. Emeklilikten sonra o kadar borca girdik. N’olur, yazılarınızda bunu da söyleyin. Şu düğün teranesi bir son bulsun. Aileler de rahatlasın. ”

Damat; ” Nişanlım da, ben de düğün istemiyorduk. Ama ailesi baskı yaptı. Annem, babam emekli. Beni ve kardeşlerimi okutmak için yıllarca emek ettiler. Ben 1,5 yıldır çalışıyorum. Bir birikintim yok. Ailem düğünde destek oluyor. Ama bana yapılan harcamadan sonra, kardeşlerim evlenirken de aynı harcamalar olacak. O zaman ne olacak? Onlara bizim düğün benzeri yapmasalar; kardeşlerim, yeni gelinler, dünürler sorun ederler. Yapsalar, anne babam bellerini doğrultamazlar. Ben ne kadar yardım edebilirim ki? Benim de kendime göre harcamalarım artacak.
Lütfen bu düğünler son bulsun. ”

Sizin yorumlarınız benim
için önemli.

Sizce;
a. Düğünler, eski şatafatlı haliyle devam etmeli mi?

b. Daha sade ve gösterişsiz mi yapılmalı?

c. Hiç yapılmamalı mı?

Beyin fırtınası yapalım mı?

1. Sizce yeni evlenen bir çift kaç liraya evlenmekte? (Alınan takılar da dahil.)
Tabii ki, bu miktar kişiden kişiye, bütçeden bütçeye değişir.

2. Kendilerine ait bir arabaları yoksa (ki çoğunun yoktur); şatafatlı düğün parasını düğüne vermek yerine; o parayla, almak istedikleri arabayı alabilirler mi?

3. Kendilerine ait bir evleri yoksa (ki yoktur); şatafatlı düğün parasını düğüne vermek yerine; o parayı, almak istedikleri evin peşinatına ayırabilirler mi?

4. Şatafatlı düğün yerine, yapılması elzem olan ne varsa yapabilirler mi?

5. Alacakları eşyaları minimalist yaşama göre seçseler; aylarca borç ödemekten kurtulsalar nasıl olur?

Yorumlarınızı bekliyorum.
Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman
#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk
#BÜTÜNSELDÖNÜŞÜMKOÇLUĞU

İNSANLARA KARŞI GÜVENSİZ MİSİN?

İNSANLARA KARŞI GÜVENSİZ MİSİN?
Güven; ikili ilişkilerde de, iş ilişkilerinde de çok önemli.
Güven olmadan, iş ilişkisi de evlilik de, özel ilişkiler de, sosyal ilişkiler de yürümez. Yürüyemez.

Güven yoksa huzur, mutluluk, düzen, dinginlik ve buna bağlı olarak başarı da gözlenemez.

Başkalarına güvenebilmek de öyle…
Başkalarına güvenebilmek derken; eğer birilerinden yaşamında darbe aldıysan; o insanlara bir daha güvenmezsin. Bu normaldir ancak, bunu tüm yaşamına genelleştirmen doğru değildir.

Seni inciten, üzülmene, kırılmana, güvenini kaybetmene neden olan yaşadığın bir olay ya da bir birey var; haklısın.
Güven sorunu olumsuz durumlarla karşılaşan her insanda görülebilir. Bununla birlikte unutmamalısın ki güvensizlik duygusu senin geleceğe adım atmanı önleyebilir. İş ilişkilerini ve özel ilişkilerini bozarak, ikili ilişkilerde kapanılmaz yaralar açabilir. En önemlisi senin ruh sağlığını bozabilir… Hiç kimseye güvenememek seni rahatsız eder. Güven yoksa huzur da yoktur, beraberlik de, başarı da, sevgi de, aşk da…

Birisi yaptığı yanlıştan dolayı sana hak veriyor ve bir daha o davranışı yapmayacağını söylüyorsa ve bunda samimiyse ona zaman tanı.

Kestirip atmak, iş arkadaşınsa ileride birlikte yapacağınız o çok güzel işleri yapamamanız demektir.

Sevdiğin biriyse, o zaman da yaşayacağınız güzellikleri, mutluluğunuzu kaçırman demektir…

Bunu söylerken tabi çok büyük hatalardan bahsetmiyorum.

Peki büyük hatalar neler?…

O hatalar, neye ve kime göre olduğuna bağlı olarak değişir.

Not: Güvensizlik; tüm hayatını ya da hayatının bazı bölümlerini gereğinden fazla olumsuz etkiliyorsa ve bu konuda sorun yaşıyorsan; bir uzmandan destek almalısın.

Huzurun, mutluluğun ve başarın için…
Sevgiyle Kal…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman
#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk
#BÜTÜNSELDÖNÜŞÜMKOÇLUĞU

Page 9 of 36

Ayşegül Özkonak