Aysegul Ozkonak

Kişisel Gelişim

Author: Ayşegül Özkonak (Page 1 of 42)

Ev işi, aile işi

EV İŞİ, AİLE İŞİ

İster kadın olun, ister erkek; evinizde çamaşır yıkama, yemek yapma, bulaşıkları yıkama, çamaşırları asma, ütü yapma, toz alma, vb. işleri kim yapar?

Sorularıma ister içinizden, ister yoruma yazarak cevap verin;

1. Kadınsanız ve siz bu işleri yapıyorken, eşiniz o sırada nelerle uğraşıyor?

2. Erkekseniz ve eşiniz bu işleri yapıyorken, siz o sırada nelerle uğraşıyorsunuz?

3. Ev işi yapmak, sadece kadına mı münasip?

4. Erkek ya da belli bir yaşa gelmiş evdeki çocuklar da bu işleri yapamaz mı?

5. Kadın işten geliyor. Doğru mutfağa giriyor. Erkek elinde kumanda TV. izliyor ya da cep telefonunda sosyal medyada sörf yapıyor.

İkisi de çalışıp yorgun argın gelmedi mi?

6. ” Benim karım ev hanımı. Ona da mı yardım edeceğiz. Ben yorulup gelmişim. Bir zahmet yapıversin. ” Diye mi düşünüyorsunuz?

Kadın çalışmıyor da olabilir.

Yıllarca çalışmıştır ve şimdi emekli de olabilir.

Öyle bile olsa bir erkek; ev işlerini paylaşamaz mı?

Değerli erkekler, aklınızda olsun. “Yorgun kadın, eşini hiçbir anlamda tatmin edemez. Öfkeli, agresif, kavgacı, bitkin ve asık suratlı olur. “
İşleri paylaştığınızda ise; eşiniz daha neşeli, mutlu, sakin kalır ve en önemlisi; her anlamda birbirinize daha çok zamanınız kalır…

Bir evde kadın dinlenmiş, huzurlu ve rahatsa, mutluysa bu mutluluk, evin tüm bireylerine yansır.

Evi beraberce kirletip dağıtıyorsak, toplama, temizleme, yemek pişirme, sofrayı toplama, bulaşıkları yıkama, ütü yapma gibi işler de ortak olmalıdır.

Bununla birlikte, aklınızda olsun. Ona lütfedip yardım ettiğiniz düşüncesinden de uzak durun.
” Bak ben sana yardım ediyorum. Her erkek karısına yardım ediyor mu? Daha ne istiyorsun?”
Demek, ev işinin hala kadının görevi olduğuna inandığınızın göstergesidir.


Siz eşinize yardım etmiyorsunuz. “İş bölümü” yapıyorsunuz.


Ev işi sadece kadının işi değildir. “EĞER MUTLULUK İSTİYORSAK; EV İŞİ, AİLE İŞİDİR.” 

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak



DUYGULARI ANLAYABİLMEK

DUYGULARI ANLAYABİLMEK

Geleneksel aile ortamında büyüyen anne babamıza kendi duyguları sorulmadı. Ne hissettiklerini bilemediler. Doğal olarak onlar da bize bir durum ya da olay yaşadığımızda, hangi duyguda olduğumuzu sormadılar.
Çocukluğumuzdan bu yana kendimizin farkına varamadık.

Kimse bize yaptıklarından dolayı; “Canım benim, seni üzdüm mü?
Kırdım mı?
İncittim mi?”
Demedi.

Ağladığımız zaman, belki de; “Sus ağlama. Ağlama dedim sana.
Mızmızlanma! “
Öfkelendiğimizde ise;”Sesini yükseltme!”
Dendi.

Belki de hayal kırıklığına uğradığımızda, kendi başımıza kalıp; “Bu olayda ben ne hissettim? Sanırım hayal kırıklığına uğradım. ” bile Demedik. Diyemedik.
Çünkü insani, doğal duygularımız bastırıldı.

İşte bu duygu bastırma nedeniyledir ki, tüm ilişkilerde sorunlar yaşanıyor. Kadın “Eşim beni anlamıyor, duygularımı, üzüntümü fark etmiyor” Diyor. Dolayısıyla kadın kendini kocasına, erkek karısına; güvenle bırakamıyor. İletişim sorunları yaşanıyor.

Kayınvalidesiyle ve eşiyle sorun yaşayan bir danışanıma soruyorum;
“Bu durum sana ne hissettirdi?”
Verdiği cevap;
“Sanırım yaptıklarının hatalı olduğunu düşündüler.”

“Onların düşüncelerini değil, senin kendi hislerini istiyorum. Mesela kırıldın mı, üzüldün mü?”
Diye sorunca, zorlansa da kendi duygularını ifade etmeye başlıyor. Zorlanıyor, çünkü şimdiye kadar ne hissettiğini ona soran olmamış.

Plutchik, duyguları 8 temel kategoriye ayırmış: sevinç, güven, korku, şaşkınlık, üzüntü, tiksinme, öfke ve beklenti.
Duygular birleşerek, başka duyguları oluşturabilmekte.
Dolayısıyla pek çok duygu var.
Optimizm, sevinç,
umut, beklenti,
telaşlılık, korku,
aşk, güven,
suçluluk,
haz, sürpriz
teslimiyet,
merak, içlilik, üzüntü
hayranlık, umutsuzluk
utanç, tiksinme
onaylamama,
inanamama
hiddet, öfke, pişmanlık,
kıskançlık,
aşağılama,
kin, marazilik, sinirlilik,
kibirlilik, baskınlık vb.

Duyguların tamamı rahatlıkla 100’ü geçer. Hepsini fark edebilir miyiz?… Bunun için uğraşmak gerek sanırım.

Peki kendi duygularımızı anlayabilir miyiz?
Tabii ki.
Başkalarının duygularını anlayabilir miyiz?
Elbette.
Beden dilini okuyarak karşımızdaki insanı duygularını anlayabiliriz.
Bedenimize odaklanarak da, kendi duygularımızı…
Duygularımızı anladığımızda, kendimizi daha iyi ifade edebiliriz.
Hem kendimizin, hem başkalarının duygularını anladığımızda, empati yapabildiğimizde ise; iletişimimiz daha güçlü olacaktır.

Hadi bugün duyguları anlama günü olsun.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633

www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

Zeigarnik Etkisi

ZEİGARNİK ETKİSİ İnsanlar tamamlanmamış yaşantılarını, tamamlanmış olanlardan daha önce ve daha net bir şekilde anımsama eğilimindedirler. Meselâ yarım kalmış bir iş, bitirilen bir işe göre zihnimizi daha çok meşgul eder. Enerjimizi çeker. Nasıl ki bilgisayarımızda her seferinde yeni sayfalar açmışız, kapatmayı unutmuşuz ve bilgisayarımız yavaşlıyorsa; zihnimiz de öyle olur. Yapılacaklarımızı ertelemeye, ötelemeye, tembel, bıkkın ve isteksiz olmaya başlarız.

Şimdi düşünün….

Yarım kalan işleriniz var mı?

Yakınlardaki yarım bıraktığınız işleri hemen tamamlasanız o sıkıntıdan kurtulsanız, daha enerjik olsanız nasıl olur?

“Peki hocam, daha geçmişteki zihnimizi meşgul eden yarım kalanları ne yapacağız? “Diye sorarsanız;

Onları da olması gerektiği gibi zihninizde tamamlayın. Olmuş, bitmiş gibi; gerekiyorsa zihninizde vedalaşın ve özgürleşin.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

ANNELERİMİZ

Bugün annemi ve benim hayatımdaki rolünü, katkısını düşündüm. Hayatım ve onunla yaşadıklarım, film şeridi gibi gözümün önünden geçti.
Aklıma ilk gelenleri yazdım.
Belki sizin de anneniz; size fark etmeseniz bile kimbilir neler öğretti, hayatınıza neler kazandırdı?
“Hiç kazandırmadı”Deseniz bile mutlaka hayatınıza bir şekilde dokundu. Çünkü ilk öğretmenlerimiz ana babalarımız.
Annelerinizin hayatınıza neler inşa ettiklerini düşünün ve yazın. Daha fazlasını görüp şaşıracaksınız.

Sevgiyle kalın.

ANNEME
İlk sevgiyi sende buldum, senden öğrendim.
Çocukları dövmeden sevgiyle eğitmeyi, senden öğrendim.
Çocukken fark etmedim ama; anne ve ve öğretmen olduğumda bunun daha fazla farkına vardım…
Babama ve bizlere yaptığın tüm özverili davranışlarını gördükçe;
aile kavramını ve nasıl mutlu etmem gerektiğini öğrendim.
Sevgiyi, saygıyı, dürüstlüğü…
Şefkati, merhameti, hoşgörüyü, vicdanı senden öğrendim.
Duyguyla değil mantıkla davranmayı,
Haksızlığa karşı gelmeyi ama tamah etmemeyi yine senden öğrendim.
Doğayı, tüm canlıları sevmeyi ve korumayı,
Bilgili- bilgisiz, fakir- zengin, güzel-çirkin ayrımı yapmadan insanı insan olarak görmeyi…
Onları dinlemeyi, anlamayı, anlayabilmeyi…
Yapılan herşeye rağmen affetmeyi, kin tutmamayı, küsmemeyi, senden öğrendim.
Sabrı, azmi, cesareti,
Çalışmayı, paylaşmayı, yardımlaşmayı, üretmeyi, öğrenme merakımı, okumayı, kendimi geliştirmeyi…
Öfkelendirecek bir durumda, öfkeye yenik düşmeden, mantıklı davranmayı.
Ortamı sakinleştirmeyi ve sakin kalabilmeyi.
Olayların iyi yanını görebilmeyi,
Zorluklarda soruna değil, çözüme odaklanmaya senden öğrendim.
Ahde vefayı, senden öğrendim.
Empati yapabilmeyi.
Duygusal değil, mantıklı davranabilmeyi.
Yardımseverliği, verici olmayı, iyi niyeti senden öğrendim.
Kimseye kusur ya da kulp bulmamayı senden öğrendim.
Doğru bildiğim şeylerde gerektiğinde mücadele etmeyi, kendimi ve başkalarının hakkını da savunmayı senden öğrendim.
Görgü kurallarını, topluma saygıyı senden öğrendim.
Gerektiğinde “hayır” demeyi, senden öğrendim.
Yaptığım her işin en iyi olması için elimden gelenin en iyisini yapmayı, yine senden öğrendim. Çünkü hep mükemmel olsun isterdin.
Doğru bildiğim konuda cesaretli olmayı ve insanlara o doğruyu kırmadan, incitmeden nasıl aktarmam gerektiğini senden öğrendim.
Güçsüzü koruyup kollayıp kanat germeyi,
Mutlu etmeyi, mutlu olmayı senden öğrendim.

Canım annem; şimdi düşünüyorum da, “beni okutmadılar” desen bile, çocukluğumdan bu zamana kadar benim “yaşam koçum” “öğretmenim”, “yol göstericim” olmuşsun.
Hayatımın en büyük armağanısın.
Annem olduğun için, Rabbime sonsuz şükürler olsun.
Sevgiyle ellerinden öpüyorum.
Rabbime emanetsin.

Ayşegül Özkonak

ESKİ RAMAZANLAR VE ÇOCUKLUĞUM Çocukluğumun Ramazan günleri aklıma geldiğinde içimde anlatılmaz bir özlem duyuyorum. Hiç unutmam 1970′ li yıllar; yedi yaşlarındayım. Bir gece, mis gibi bir börek kokusuyla uyandım. Kokunun geldiği ve ışığın yandığı ocaklı odaya yöneldim. Baktım annem ve babam sessiz sessiz konuşuyorlar. Beni görünce annem;”Kızım sen niye kalktın?” “Anne, ben de oruç tutacağım” “Çocuklar oruç tutmaz.” Babam;”Tamam. Benim kızım tekne orucu tutsun. Direk vursun.” “Direk mi?” Annem;”Yani şimdi sahur yapacağız. Sabah kahvaltı yapmayacaksın ama öğlen yemek yiyeceksin. Sonra hep beraber iftar yapacağız, orucumuzu açacağız.” Ben sevinçle; “tamam o zaman” dedim. Her Ramazan ayı geldiğinde, annem ve babam daha gündüzden sahura kalkacaklarını heyecanla konuşurlardı; o yüzden mi, uyanırdım, onların heyecanından mı bilmiyorum. Annemin sahur vakti; (sırf babam istiyor diye) yaptığı o böreğin tadı ve kokusunu şu an bile hala duyumsarım. Nasıl da mis gibi kokardı. (Şimdi düşünüyorum da, sahur vakti börek yapmak… Ne büyük bir özveri.)O günden sonra ablam ve ben, zorlansak da yine de tutabildiğimiz kadar, yaşımıza göre orucumuzu tutar, akşam olduğunda “Ezan ne zaman okunacak?” diye dakika başı sorardık.Babam bu sorularımızdan bıkmış olmalı ki bir gün; “Şu yokuşu çıkın, ezanı dinleyin. Bize de haber verin.” dedi. (Ben köyde, bahçeli evde büyüdüm. Köyde tek cami vardı ve ezan sesi bizim evden duyulmazdı.) Bu söz üzerine, mahalle arkadaşlarımızı da topladık, sesi duymak için evimizin üst tarafındaki küçük yokuşa çıktık. Çocukluk bu ya; o günden sonra, hepimiz oruç açacak bir yiyecek aldık yanımıza. Ben annemin dokuduğu minik halı çantama evde koyabileceğim ne varsa koyardım. Arkadaşlarla o yokuşa çıkar, ezan sesini işittiğimizde ise; hep bir ağızdan ” e- zan o – kun- duuu, o- ruç bo -zul -duuu ! “diye bağırarak evlerimize koşardık. Tabii koşmaktan, çantandakileri yemeye fırsat olmazdı. Şaşırdığım şey, oruçluyken halsiz çıktığımız o yokuşu nasıl da heyecanla koşarak inerdik… Çocukluk güzel şey. 😊 İftar vakti oruç açarken tüm aile bir arada açılan orucun, yenen yemeğin tadı, yapılan duanın hazzı bambaşkaydı.Küçücük yaşımızda görevini yapmanın rahatlığını, huzurunu duyar, mutluluğunu yaşardık.Arefe günleri konu komşu herkes birbirine yaptığı pişi, lokum, gözleme, (artık ne pişirdilerse) birbirine tadımlık verir, selamlaşır, ayak üstü sohbet eder. Annem gelenlere ” İçeri geç, bir soluklan, azıcık dinlen” dese; ya oturur, ya da “Sofra meydanda, toplanacak; bayramlık ekmek yaptım valla pek yoruldum, Muzaffer abla, artık bayrama geliriz ” der, helallaşmalarla ayrılırdı.Bazı zamanlar, biraraya gelir, imece usulü bayramlık yufka, börek, baklava yaparlardı. Hem de güzel sohbetler eşliğinde…Kapılar hiç kilitlenmezdi.Gelen kişi önce ” Muzaffer ablaaa ben geldim” diye seslenir;” Gel içeri, buyur” sesini duyduğu gibi, kapı kulpunu çevirir, girerdi. Şimdi ise; kilit üstüne kilit vuruluyor kapılara. Bayram öncesi yaşlıların evinde ne ihtiyacı varsa karşılanmaya çalışılırdı. Bayramlarda küçüklere mendil, şeker, fıstık ikram edilir; eğer akraba ya da dost çocuğuysanız ve mahalle arkadaşlarıyla el öpmeye gittiyseniz; diğerleri görmeden gizliden size para verilirdi. Herkes birbirini ziyaret eder, hal hatır sorulurdu. Düşünüyorum da çok güzel komşuluklar yaşamışız. Büyük şehirlerde nadir de olsa, hala o güzel komşulukları yaşadığımız apartmanlar var. N’olur bu dostlukları, bu vefayı sürdürelim. Yeni nesle bir miras bırakalım. İyi niyeti, (tedbirli olarak da olsa ) sürdürelim.Hani hep denir ya, ” Nerde o eski Ramazanlar?” diye.

Sizleri bilmem ama, bazı zamanlar çocukluğumdaki o eski dostlukları, komşulukları, yardımlaşmaları, Ramazanları ve Bayramları çoook özlüyorum.

SU VE HAYATIMIZ

Duş alacaksınız, şofbeni açtınız.
Tabii ki suyu da; ama sular akmıyor.
Ne yaparsınız?
Ne hissedersiniz?

Hiç istemediğimiz bir durum değil mi?

İçme ve kullanma suları azalıyor ve azalmasına bizler de farkında olmadan destek veriyor olabilir miyiz?

Nasıl mı?

Şöyle; küçük bir örnek vereyim. Şofbeni yakınca suyu da açarız doğru mu?…
Musluğa sıcak su gelene kadar da soğuk su boşa akar. Milyonlarca insan bu şekilde davransa, (ki davranıyor) tonlarca içme ve kullanma suyumuz bu şekilde kanalizasyona akmış olmuyor mu?

Düşünün… Sabah kalktınız. El yüz yıkıyorsunuz ya da abdest alıyorsunuz, diş fırçalıyorsunuz ya da traş oluyorsunuz. Tüm bu işlemler bitene kadar suyu açık bırakıyor olabilir misiniz?…
Bu şekilde her gün su; musluktan boş yere akıyor olabilir mi?…
“Ne olacak canım, 3 -5 dk. su aksa ne olur? Parasını ben veriyorum. ” düşüncesindeyseniz yanılıyorsunuz.
Bir kez deneme yapın. Musluğu açın ve altına bir kap koyup bekleyin 3-5 dk.
Ne oldu?
Kap doldu mu?
Ben size söyleyeyim. Çünkü denedim. 5 litrelik kap doldu.
Düşünün…
Ayda kaç kez banyo yaparsınız?
Evde kaç kişisiniz?
Kişi sayısını da ekleyin.
Şimdi hesaplayın ülkemizdeki o kadar insanın suyu bu şekilde harcadığını ve kaç ton temiz suyun kanalizasyona boş yere aktığını…Coronadan dolayı günlük su tüketimimiz daha da arttı biliyorsunuz.

Şimdi düşünün; siz evinizde ve iş yerinizde ne kadar suyu boşa akıtıyorsunuz?

Ayrıca genel tuvaletlerde bazılarımız, sifonu dikkatsiz çekiyor, ya da vanayı tamamen kapatmıyor ve tonlarca su bu şekilde de kanalizasyona akıyor.
Tekrar düşünün. Siz de bu şekilde davranmış olabilir misiniz?…

Hepimizin bildiği gibi yağışlar fazla olmadığı için, baraj doluluğu da azalmış durumda.

Ülkemiz açısından gereksiz su tüketiminin önüne geçmek için, bizler de bir nebze olsun katkıda bulunabilir miyiz?

Mesela, şofben yaktığımız ve suyu açtığımız aşamada musluğun altına bir kova yerleştirsek; su boşa akmasa ve o kovadaki suyla ister, balkonumuzu yıkasak, istersek yerlerimizi silsek, istersek, çiçeklerimizi sulasak nasıl olur?

Ayrıca musluklarımıza aşırı su tüketimini engelleyen aparatlardan taksak nasıl olur?

Boş yere akıttığımız her suda; başka insanların da hakkı olduğunu düşünerek sularımızı dikkatli kullansak; hem kendi ekonomimize, hem ülkemize, hem Dünya’mıza bir katkı sunsak nasıl olur?

Sevgiyle kalın….

lütfen paylaşalım ve çok fazla insana ulaşalım.

Ayşegül Özkonak

BİR ÇOCUK NASIL MOTİVE EDİLİR?

Biz daha çocukken babam birgün; annemi hastalandığı için doktora götürmüştü. (Ben o günlerde yaklaşık 9, ablam 12 yaşlarında ve ikimiz de küçük kardeşimize bakalım diye, türlü tembihlerle evde bırakılmıştık.)Annemi ilk defa rahatsız görüyorduk ve tabii çok üzüldük.Çocuk aklımızla; o eve gelsin ve mutlu olsun diye ona sürpriz yapmayı istedik. Ne yapalım diye düşünürken, (o zamanlar çamaşır makinemiz yok) ablam çamaşır yıkamayı önerdi; çamaşır sepetindeki çarşafları, teneke leğene koyduk, başladık yıkamaya ama o güne kadar hiç çamaşır yıkamamışız. Annemden gördüğümüz kadarıyla yıkadık, yıkadık; temiz olduğuna kanaat getirince, güya duruladık. Sıra sıkmaya geldi tabii, ama sıkamıyoruz; çünkü gücümüz sıkmaya yetmiyordu. Olsun… Bahçemizde duvardan duvara gerilmiş çamaşır telimize, sulu sulu da olsa sermeye uğraştık; ancak bu defa da seremiyoruz çünkü boyumuz kısa kalıyor, ipe yetişemiyorduk. Doğrusu bunu hiç hesaba katmamıştık. Yıkadığımızı sandığımız beyaz çarşafların uçları, yerlerde sürünüyordu. Attıra attıra sonunda çarşafın bir ucunu tele tutturduk. Yamuk yumuk da olsa sonunda tele yerleştirdik. Çamurlanan kısımlarına su dökerek temizlemeyi de akıl ettik. Uzaktan bakıp yaptığımız işle gurur duyduk. Biz işimizi bitirdikten bir süre sonra annemler çıkıp geldiler, eve girmeden önce; – Anne bak sana bir sürprizimiz var. Diyerek neşe içinde annemin elinden tutup onu bahçe tarafına doğru çektik. Bir yandan da çok heyecanlıyız. Annem yaptığımız işi beğenecek ve mutlu olacak hevesiyle, onun ne diyeceğini bekliyoruz. Annem bir ucu yerde, bir ucu telde rengi griye dönmüş çarşafı görünce bir çığlık attı;

– Uuuyyyy, bu ne?! Ben ne yapacağım şimdi? Ak ak yıkadınız, kara kara mı serdiniz?! Durduk yerde bana iş çıkardınız diye söylenmeye başladı. Ablamla ikimiz kalakaldık. O şaşkınlıkla ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı bilemedik. Suçlandık… Ezildik, mahçup olduk ve öncekinden daha fazla üzüldük. Amacımız sadece annemize destek olmaktı, onu memnun ve mutlu etmekti ama herşey şimdi tam tersiydi. Öylece kalakaldık; çünkü annemizin başardığımız işe tepkisini biz, başka şekilde hayal etmiştik. Ağzımızda bir şeyler geveledik… Durumumuzu fark eden babam hemen araya girdi ve anneme döndü; parmağıyla “sus” işareti yaptı. Çarşafın yanına gitti. Islak ıslak eline aldı. Kokladı.- Oooohhh. Mis… Mis gibi olmuş. Ellerinize sağlık. Aferin. Aferin benim kızlarıma dedi. Babamın bu tavrı beni çok mutlu etti. “Yaptığım işi başardım, iyi ki yaptım” inancını hissetirdi. O çarşafları sonra ne yaptıklarını hatırlamıyorum; ama o günden sonra makine alınana kadar, bir daha annemden izinsiz çamaşır yıkamadık. … Annem mavi kişiliklidir. Mükemmeliyetçidir. Hâlâ öyle. Yapılan hiçbir şeyi kolay kolay beğenmez. Çocukluğumdan bu yana annemden; (onu memnun edebilmek için), yaptığım her işin en iyisini yapmayı öğrendim. Babam, sarı kişilikli. Herşeyin iyi tarafını görür. Bizi motive eder, olduğu gibi kabul eder ve onaylardı. Hep babamdan motive olurdum. Ondan da; yapacağım bir işe, sevinç içinde ve hemen koyulmayı öğrendim. Hâlâ öyleyim. Bir işe başlarken, babamın o gür ve motive edici sesini duyar gibi olurum. Anne ve babamın bu kişilikte olmaları belki de benim kazancım olmuş. Çünkü birbirlerini dengelemişler. Buna benzer bir anıyı yaşayan bir çocuk; tamamen girişimciliği, çabayı, gayreti, azmi, karşısındakini mutlu etmeyi bırakabilir. Duygusal zekası gelişmeyebilir. Benim şansım babamdı. Bu anımla sizlere şunu belirtmek istiyorum. Eğer siz de mükemmeliyetçiyseniz; çocuklarınızın (varsa torunlarınızın) hatta eşinizin, yapmak istedikleri o işleri durdurmaktan; kurmaya çalıştıkları hayal dünyalarını yıkmaktan uzak durun. Onları özgür bırakın. Hatta yapacağınız işleri, onlarla birlikte ve o işi eğlenceli hale getirerek, beraberce yapın. Görev verin. Sorumluluk verin, verdiğiniz sorumluluğun takibini yapın. Sizleri mutlu etmek için yapacakları şeyleri hatalı bile yapsalar, (iyi niyetlerini fark ederek) onları motive edin. Edin ki, çocuklarınız hayat başarısına; eşiniz de “başardım, eşimi mutlu ettim ” inancına sahip olsunlar.

Ayşegül Özkonak

KÜSMEK; SESSİZ ÇIĞLIK

KÜSMEK; SESSİZ ÇIĞLIK
Kendisini, duygularını, düşüncelerini, fikirlerini; karşısındakine doğru ifade edemeyen, anlaşılamadığını hisseden bazı insanlar; iletişimi küserek sağlamaya çalışır.
Küsmek; ‘beni duy'” diyen sessiz çığlıktır.
Küsmek; konuşmayarak karşıdakini cezalandırmak ve anlamasını beklemektir ama aynı zamanda iletişimi de kesmek demektir.

Eğer küstüyseniz, karşınızdaki kişi sizin ne amaçla ve neden küstüğünüzü anlamayabilir. Anlamadığı gibi hatta sizin önceki tavrınızla şimdiki tavrınızı birleştirerek, duruma ya da size daha da fazla içerleyerek öfke duyabilir.
Konuşulmayan sözler, içsel (monolog) olarak konuşulduğu için kırgınlıklar daha da artar.
Hatta bazen kırgınlık o kadar artar ki; küçük bir dokunuşla olay çığırından çıkabilir. Kavga boyutuna geçebilirsiniz.

Siz de küsenlerdenseniz, ebeveynlerinizden birisi muhtemelen bu davranışı yapıyordur.

Eğer iletişim istiyorsanız, şimdi kendi kendinize şu soruları sorun ve bir karar alın:

  1. Küsmesem en kötü ne olur?
  2. Duygularımı onun anladığı dilde ona aktarsam ne kaybederim?
  3. Hem saygı çerçevesinde konuşup, içimdeki gerçek duyguları ona söylesem, hem de onu anlamaya çalışsam en kötü ne olur?
  4. Küserek onu cezalandırmak istiyor olabilir miyim?

Eğer sürekli küsüyorsanız;

  1. Kendinizi doğru ifade edemiyorsunuzdur. Karşınızdaki ile iletişim dilini bilmiyorsunuzdur.
    Kendinizin ve onun kişiliğini öğrenip o kişiliğe uygun davranmayı deneyin.
  2. Karşınızdaki birey sizin eşiniz değilse ve beklenti içine girerek küstüyseniz; beklentiden uzak durun. Kimse sizin istediğiniz gibi davranmaz. Davranamaz ve buna mecbur da değil.
    Anne baba, kardeş, eş, evlat, gelin, damat da olsa kimse sizin beklentilerinizi yapmak zorunda değil.
    Başkalarının sizin isteklerinizi yapma zorunluluğunuz varsa bundan vazgeçmeyi deneyin.
  3. Küstüğünüz kişi eşiniz olsun olmasın, küsmeden de iletişim kurmanın yollarını araştırın.
  4. Düşünün. Ona eleştirel ebeveynlik yapıyor olabilir misiniz?
    Sizin aldığınız eğitimle, onun aldığı eğitim, aile, kültür, görgü kuralları vb. arasındaki fark; gündem ve eleştiri konusu oluyor mu?
    Karşınızdakini eleştirmeden konuşmaya ve davranmaya çalışın. Eşinize ya da sevdiklerinize karşı ELEŞTİREL EBEVEYN olmaktan uzak durun.
    Eleştirmiyor ama eleştiriliyorsanız, siz de onu ve kendinizi (dıştan olmasa bile içten) eleştiriyorsunuzdur.
  5. Onu değiştirmeye çalışıyor olabilir misiniz?
    Çevrenizdekileri değiştirmeye çalışmak istiyorsanız bu tutumdan uzak durmayı deneyin. Eğer siz değiştirilmeye çalışıyorsanız, tepkinizi uygun bir dille ifade edin.
  6. Küsmek yerine, duygunuzu bağırıp çağırmadan da, sakince karşıdakine ifade etmeyi deneyin. İlk denemeler başarısız da olsa yılmadan devam edin, başardığınızı fark edeceksiniz.
  7. Çok sık küsüyorsanız, ÇOCUK EGOSUYLA hayatın merkezinde olmaya çalışıyor, ilgi ve sevgiyi küserek elde etmeye çalışıyor olabilirsiniz. Toplumsal ilişkilerde küsmek, uygunsuz ve doğru da değil. YETİŞKİN EGOSUNDA olmaya çalışın.
  8. Herkesi, herşeyi olduğu gibi kabul etmeyi deneyin. Kabule geçmek, sizi özgürleştirir.
  9. Duygu ve düşüncelerinizi rahatlıkla ifade ettiğinizde siz de rahatlayacaksınız. Belki karşınızdaki kişi sizin kırılma nedeninizin bile farkında olmadan o davranışı yaptı.
    Bilemezsiniz. Bunu ancak karşılıklı konuşarak anlayabilirsiniz.
  10. Kendinizi ve insanları özgür bırakmayı, esnek olmayı ve akışa bırakmayı deneyin.
  11. İnsanları yönetme isteğiniz ve kontrolcülüğünüz varsa bundan vazgeçmeyi deneyin. Kendinize şunu sorun :
    ” İnsanları kontrol etmesem, yönetmesem en kötü ne olur? “
    Yönetiliyorsanız, uygun bir şekilde tepkinizi ortaya koyun.
  12. Aklınızda olsun. Karşınızdaki insana, onun fikirlerine, düşüncelerine, konuşmalarına saygılı davranmanız iletişiminizde büyük fayda sağlar.
  13. Agresif, her tavrınız, aranızda kin, nefret duygunuzu artırır. Yakınlaşmak isteyen insanı kendinizden uzaklaştırır ve yalnızlığa itilirsiniz.

O sizden nasıl bir davranış bekliyor? Düşünün. Onun konuşmalarına ve kendi konuşmalarınıza odaklanın. Olay ya da esas durum ne?
Bu sorunu nasıl çözebilirsiniz?

  1. Empati yapmayı deneyin.
    Hiç güleryüzlü tatlı dilli olduğunuz bir anınız oldu mu?
    “Hiç olmadı” diyemezsiniz doğru mu?
    Kendinize şunu sorun: “O kişiye karşı güleryüz ve tatlı dilli olsam en kötü ne olur?”
  2. Siz küsmüyorsunuz ama eşiniz ya da sevdiklerinizden biri küsüyorsa; aranızda bir iletişim sorunu var demektir. Önce onu doğru dinlediğinizden, doğru anladığınızdan, doğru davrandığınızdan, konuşurken doğru dil kullandığınızdan emin olmaya çalışın. Yukarıdakilere sizin de dikkat etmenizi öneririm.

Bu yazımı okuduktan sonra davranış değiştirmenize rağmen kendinizde ya da sevdiğiniz insanda küsme davranışı devam ediyorsa, alışkanlığınızdan nasıl vazgeçeceğinizi bilemiyor ve iletişimde sorunlar yaşıyorsanız; bir uzmandan destek alabilirsiniz.

Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak

ERKEKLER NEDEN ALDATIR?

“Hocam merhaba.10 yıllık evliyim. Mutlu bir evliliğimiz vardı. Vardı diyorum. Çünkü kocamla şimdiye kadar bir sorunumuz yoktu. Geçen ay cebinde mesajlar ve fotoğraflar yakalayana kadar. Kendisine de belli etmemeye çalışıyorum. Kocamı çok seviyorum. Şimdi ne yapmalıyım. Lütfen bana bir akıl verin. Yoksa kafayı yiyeceğim. Herşey yerli yerindeyken beni neden aldattı ki? “

ERKEKLERİN ALDATMA NEDENLERİ NELER ?

  1. Anne ile ilgili içsel çatışmalarının olması. (Bir erkeğin yaşamında tanıştığı ilk karşı cins; kendi annesidir. Anne ile olan iletişimsizlik; yıllar sonra onun karşı cinsle olan ilişkisini de olumsuz etkileyebilir. Anne ile olan geçmişteki sorunların, çözümlenmesi gerekir. Bebekliğinde onu büyüten birden fazla bakıcı kadına güvensiz bağlanma zorunluluğu olduysa, bu da etken olabilir. )
  2. Bazı erkeklerde yaş ilerledikçe, erkek olarak kendini cinsel anlamda güçlü gösterme çabası görülebilir.
    Cinsel anlamda hala başarılı olduğunu ispat etme isteği. Özellikle, eşini kendisinden yaşça küçük kızlarla aldatan erkekler, kendisinin hala cinsel başarıya sahip bir erkek olduğunu ispata çalışıyor olabilir.
  3. Eşi tarafından sürekli eleştirilen, yargılanan, kınanan, suçlanan, kıyaslanan, küçük düşürülen erkek; aldatarak bu duyguları hissettiren eşine karşı intikamını almayı tercih etmiş olabilir.
  4. Bazı erkeklerde değersizlik, yetersizlik duygusunun olması; elde edilemeyecek kadınları elde edince zafer kazanmışlık hissi ya da başarı duygusunun oluşması.
  5. Merhamet duygusunun dönüşüme uğraması. Zorluklarla mücadele eden, güçsüz, korunmaya muhtaç olan bir karşı cinse karşı koruma içgüdüsüyle hareket ederken; (istisna da olsa) kendindeki merhamet, karşıdakininki minnet duygusu ile başlayan davranış şekli sonrasında; duygusal birlikteliğe dönüşebilir.
  6. Bazı erkeklerin eşinden cinsel ve duygusal anlamda tatmin olmaması; eşini de ‘’ çantada keklik ’’ olarak görüyor olması.
  7. Eşi ona sürekli olumsuz davranıyorsa; asık suratlı, kavgacı, şikayetçi, mızmız, dırdırcıysa erkek; ona daha yakın ve anlayışlı davranan başka kadının varlığından etkilenebilir.
  8. Bazı erkeklerin karısı ona artık yetersiz geliyorsa, istediği iletişimi sağlayamıyorsa.
  9. Çok eşlilik geni taşıyorsa, cinsel aldatmalar görülebilir.
    (2008 ‘de İsveç Carolinska Enstitüsü araştırmalarına göre; bazı erkekler doğuştan çok eşliliğe yatkın, bazıları tek eşliliğe yatkın. Bilimsel kitaptan hoşlanırsanız; Louann Brizendine’ ın Erkek Beyni adlı kitabını okumanızı öneririm. )
  10. Bazı erkeklerde andropoza girme korkusu varsa, aldatmaya meyil açısından etkili olabilmektedir.
  11. Cinsel zevki ön plana alma onun için önemliyse, eşine kendini ifade edemiyorsa, testosteron fazlalığı var, evliliğinde heyecan azsa.
  12. Kadın her ne kadar
    “- Kocamla bir sorunumuz yok. Ben ona kadınlığımı da yapıyorum, evlatlarıma anneliğimi de yapıyorum.” dese bile;
    erkekte sevgi isteği, önemsenme isteği, ilgi isteği varsa ve erkek bu isteklerinin karşılanmadığına inanıyorsa, aldatmada etkili olabilir.
  13. Cinsel hayatının monoton olduğuna inanıyorsa ve kendisini duygusal boşlukta hissediyorsa.
  14. Karısı onu her anlamda sürekli küçümsüyorsa.
  15. Karısının önceliği farklıysa, kendi kişisel bakımına ve çekici olmaya, kadınsı olmaya özen göstermiyorsa.
  16. Karısında aldatılma korkusu varsa ve erkeği bu konularda sürekli suçlayıp kontrol ediyorsa
    erkek de; “Al işte gerçekten aldatayım da gör.” davranışına düşebilir ya da aldatmaya meyilli hale gelebilir.
    Ayrıca kadında aldatılma korkusu varsa, bildiğiniz Kuantum çekim yasası gerçekleşir. Erkek aldatmayacaksa da aldatabilir duruma gelebilir.
    Olay; “Korktuğum başıma geldi” ye dönüşebilir.
  17. Erkeğin babası, dayısı, amcası da eşlerini aldatan bir erkekse ve bu davranışı rol model olarak kabul ettiyse; (bilinçli haliyle “aldatmak çok yanlış” der ama, aynı onlar gibi davranabilir. Çünkü davranışı bilinçdışında kendine kopyalamış olabilir.)
  18. Daha çok; iş arkadaşı gibi fiziksel anlamda fazla yakın oldukları ya da sosyal medyada yıllar sonra bulduğu
    unutamadığı bir çocukluk arkadaşı, eski sevgili ya da eski bir okul arkadaşı; ya da kendine yakın hissettiği akraba, aile dostu gibi yakından
    tanıdıkları kadınlarla eşlerini
    aldatabilmektedirler.

Not: Tüm bunların olması aldatmayı mübah saymamalı.

ERKEKLERİN ALDATMADAKİ İNANÇLARI

Ortak bilinçten gelen,
“Erkeğin elinin kiri. Aldatmayan erkek yoktur.”
“Aldatmayan erkek ya erkek değildir ya parası yoktur.”… gibi olumsuz inançlar;
“Eşim beni anlamıyor, benimle ilgilenmiyor, onunla cinsel anlamda anlaşamıyoruz.”
“Eşim eskiden olduğu gibi bakımlı değil. Ona karşı istek duymuyorum.”
“Çocuklar olmasa çoktan boşanırdım ‘’ vb. Gibi inançlar, sözler; aldatmaya kılıf hazırlayan inanç ve sözlerdir.

ALDATAN ERKEKLERDEKİ DEĞİŞİKLİKLER NELERDİR?

Eskiden kılık kıyafetini önemsemeyen erkek, aldatmaya başladığında kendine, saçına başına ayrı bir özen göstermeye başlar. AVM’ lere daha sık uğrar, kendi tarzı olmayan kıyafetler bile alabilir. Kiloluysa diyete ve spora başlayabilir. Banyo yapmaya erinen erkek, banyo yapmaya aşırı isteklidir. Her zaman kullandığı parfümden farklı parfüm kullanmaya başlayabilir. Eve dönüş saatleri değişir. Geç gelmeler, il dışı seyahatler ve iş toplantıları artar. Para harcama oranı eskiye göre artar. Cep telefonunu evde iken kapatabilir ya da sessize ve her daim yanına alabilir ya da gelen telefonlara cevap vermek için ayrı bir odaya çekilir. Farklı şifreler koyar. Sık sık mesajlaşır. Her zamanki tavırları farklılaşabilir. Eşine, eve ve çocuklara karşı ilgisizleşir. Hatta agresifleşir. Normalde hediye almıyorsa, karısına sık sık hediye almaya; bazen de olmadığı kadar iyi davranmaya, cinsel gücünde bir artış olmaya başlayabilir. Bu durum, vicdan azabından ya da suçunu gizleme isteğinden kaynaklanacağı gibi, cinsel performansın artması, kendini bu anlamda başarılı görmesinden de kaynaklanabilir. Bu belirtiler aldatıyor anlamına gelmese de, erkeğindeki değişiklikler; kadının sezgi gücü tarafından hemen farkedilir.

ALDATAN ERKEKTEKİ DEĞİŞİKLİKLER

Erkek aldattıktan bir süre sonra, başarılı hissetme duyguları azalmaya; kendini suçlu hissetmeye, özsaygısını, özgüvenini yitirmeye başlar.
Başka bir ilişkinin getirdiği sorumluluk, tedirginlik, yakalanma korkusu ve kaygısı, utanç duyma, hem eşi hem sevgilisi tarafından terkedilme, reddedilme korkusu, toplum içinde saygınlığını yitirme kaygı ve korkusu ile cebelleşmeye başlar.

ALDATILIYORSANIZ #NE YAPMALISINIZ?

Eğer erkeğiniz tarafından aldatıldığınızı düşünüyorsanız, kesin kanıt yoksa, önce gizliden, “Sana inanıyorum, sana güveniyorum” mesajı verin.
Eğer kesin kanıt varsa,
” Benimle eskisi gibi ilgilenmediğini ve uzak durmak istediğini hissediyorum. Bu durum beni rahatsız ediyor. Bu konuda bir yardım alalım mı? ” şeklinde eşinizle konuşmalısınız.

Eğer eşiniz, başka birisi olduğunu açıkça itiraf ederse; bazı duygu durumlarından geçeceğinizi bilin. Öfke, üzüntü, kırgınlık, kızgınlık, kin, nefret, yas süreci, uykusuzluk, onurunuzun ve gururunuzun incinmesi, öc alma isteği, güven duygusunda zedelenme, özgüven, özsaygı, özdeğerinizin azalması, yetersizlik duygusu, kendini sevmeme, terkedilme, istenmeme, reddedilme, kabul edilmeme duygusu ve korkusu, son olarak da depresyon dönemi başlayacaktır.

Bu dönem kişiden kişiye değişebilir. Bazılarında bir kaç ay, bazılarında aylarca hatta yıllarca dönem dönem devam edebilir. Bu dönemde bir evlilik veya ilişki terapistine başvurulması gerekir. Çünkü aldatılma bir travmadır.
Aldatılma sonrasında yaşanan sıkıntılar ve sorunlar, her iki taraf için de; bakış açılarının, algının değiştirilmesi, hataların telafisi ve teknik çalışmalarla çözülebilen bir durumdur.
Evliliği hemen bitirmek yerine her iki taraf da; “bu davranışa ya da duruma nasıl bir çözüm sağlanmalı?”
“bu durum bana ne öğretti? Kendimde neyi, nasıl değiştirebilirim? ” kısmına odaklanarak, altta yatan nedenler tesbit edilerek, “aldatma/aldatılma korkusu giderilerek, her iki eş de farkında olmadan yaptıkları davranışlarını düzelterek; sevgiyi, saygıyı ve güveni artırıcı çözümler ve teknikler sayesinde, mutluluk için yeni bir başlangıç oluşturabilirler.

Not: Kadının da erkeğin de beklenilen davranışları yerine getirmemiş olsalar bile; eşleri tarafından aldatılmaları doğru değil.
Aldatılmak büyük bir travma.
Aldatmak büyük bir hatadır.

Her iki tarafın da eşlerini aldatmaktan uzak durması gerekir.

Tüm bunların olması aldatmayı mübah saymamalı diye de özellikle belirttim.

Aldatma nedenlerinde; erkeklerin annesiyle olan ilişkisinden, güvensiz bağlanmadan, gen özelliğinden, iletişim sorunundan, kadınların yapmaması gereken davranışlardan bahsettim.

Yazıdaki amaç kadın tarafının, eşine karşı yaptığı olumsuz davranışları yapmamaya özen göstermesi içindir. (Erkekle ilgili kısmını zaten yazdım.) Mesela bir kadın sürekli eşini aşağılıyorsa, yargılayıcı, suçlayıcı, kınayıcı, eleştirel konuşuyorsa, küçümsüyor, sürekli dırdır ediyorsa; evlilikte bir sorun var demektir. Böyle davranmasının altında bazı nedenler vardır. O nedenler bir destek alarak tesbit edilmeli, birbirlerine karşı doğru davranış sağlanmalıdır.

Amaç kadını suçlamak değil tam tersine; eğer bir destek alamıyorlarsa, eksikleri, yanlışları, olumsuz davranışları varsa bunları fark edip, düzeltmesi;
erkeğin de kendisiyle ilgili düzeltmesi gereken davranışlarını, sözlerini düzeltmesi ve böylece daha mutlu, daha huzurlu olmalarını sağlamak içindir.

Bunun kadın versiyonunu daha sonra paylaşacağım. Sevgiyle ve mutlu kalın. Ayşegül Özkonak

Sevgiyle kalın…

EŞİM KANKASIYLA GÖRÜŞEBİLİR /Mİ?

Sosyolojik Soru

  1. Eşinizin karşı cinsten bir kankası olabilir mi?
  2. Buna izin verir misiniz?
  3. Onunla (sizden izinli ya da izinsiz) bir yerlerde buluşabilir, sohbet edebilir, başbaşa bir yerlerde yemek yiyebilir mi?
  4. Onunla mesajlaşıp, geyik muhabbeti yapabilir mi?
  5. Siz bu durumu nasıl karşılarsınız?

Not: Şu an bekar olmanız önemli değil. Evli olsaydınız bu konuda ne düşünürdünüz?
Sosyolojik bir sorudur.

Gelelim cevaplara.

Bu yazıyı; uzun zaman önce bana aldatılma nedeniyle başvuran bir danışanımın sözleri üzerine; farkındalık olması amacıyla yazdım.

Size sorduğum bu sorular da, onun sözlerine ait.

“Hocam dün gece eşimin mesajlarını okudum; kankasıyla beni aldattığını fark ettim.

Tamam. Eşimin karşı cinsten bir kankası olabilir.
Buna izin veririm.
Haberim olsun olmasın; onunla bir yerlerde buluşabilir, geyik muhabbeti ile mesajlaşabilir, sohbet edebilir, başbaşa bir yerlerde yemek yiyebilir.

Bunların hepsini normal karşılıyorum.

Normal karşılayacağımı da en başta söyledim, çok güvendim ona; ama bunu yapmamalıydı.
Tüm bunlara izin vermeme rağmen beni aldatmamalıydı.
Çok üzgünüm hocam. Şimdi ne yapacağım ben?! “

Bu durumu yaşayanlara;

Aldatan eşe cevap:

Bekarken bir ” kankan” olabilir. Bekarken hareketlerinde özgürsündür.
Bununla birlikte, evlendiğinde bekarken yaptığın pek çok şeyi, evliyken yapmamalısın.
Evliysen, “karşı cinsten kankan” olmamalı. Evlendikten sonra sınırı korumalısın.
İşyerinde iş arkadaşın olması ve sosyalleşmen son derece normal ve ilişkin; işyerinde kalmalı.

Evlilik sorumluluk almak demektir.

Evliliğin sorumluluğunu kaldıramıyor musun?
Büyümemiş, olgunlaşmamış mı hissediyorsun kendini?
Eşinle evlenmenin nedeni neydi?
Aldatmanın nedeni neydi?
Eşinde neyi aradın da bulamadın?
Kankanda hangi eksikliği tamamladığına inanıyorsun?
Kendindeki eksiklik neydi?
Kök ailende eksik olan neydi?
Çocukluğunda alman gereken o sevgi ve ilgiyi anne babandan alamadın ve duygusal açlık mı çekiyorsun?
O duygusal açlığı eşinde doyurmak için sen nasıl davranmalısın, eşin nasıl davranmalı?

Evlendiğinde; sorunlarını da, mutluluğunu da, özelini de, her şeyi; eşinle paylaşabilmelisin. Elbette ki arkadaşların olacaktır. Bununla birlikte, arkadaşlarınla paylaştıkların dozunda ve sınırında kalmalıdır. “Ben eşimle hiçbir şey paylaşamıyorum. Kankamla daha iyi paylaşıyorum” Diyorsan; özelini, her şeyini kankanla paylaşıyorsan, eşinle paylaşabileceğin bir şey kalmıyorsa; burada bir dengesizlik, uyumsuzluk ve bir sorun var demektir.

Bu konuda mutlaka bireysel ve eşinle birlikte bir destek almanızda fayda var.

Aldatılan eş gibi düşünenlere cevap:

Evlenmeden önce, en başta bu davranışların yanlış olduğunu belirtmelisiniz/belirtmeliydiniz.
“Sen beni kıskanıyorsun” diyorsa, şunu bilin; her insan kıskanabilir. (Hastalık derecesinde kıskançlıktan bahsetmiyorum).
Çünkü kıskançlık, insanın yaradılışında (fıtratında) vardır. İnsan sahiplenme duygusu olmadan alanını koruyamaz.
Nasıl ki, hücrelerimizin, bedenimizin, evlerimizin, ülkelerin bir sınırı varsa; ailemizin de bir sınırı olmalı. “Ben modernim, eşime güveniyorum” diyorsanız, güven elbette olmalı ama sınır ve dengeyle birlikte…Yine de bu yaşam sizin. İstediğiniz inanca sahip olabilirsiniz.

Danışman olarak benim fikrim; eğer bir aile kuruluyorsa, çiftler evlendikten sonraki her davranışlarına dikkat etmeli.
Aksi halde, aldatmalar artacak; boşanmalar, mutsuz çocuklar, kırılıp dökülen hayatlar, yerle bir olan hayaller; çocukların ve aldatılan eşin zihninde; hayata, insanlara güvensizlik, kaygılar, endişeler, kaybetme korkuları artmaya devam edecektir.

Hareket ve davranışlarına dikkat edildiğinde ise; o yuvada güven olacaktır. Güven ailenin temelidir. Güven arttıkça; sevgi, saygı, muhabbet, mutluluk, huzur artacaktır. Bu mutluluk ve huzur da; ailelerden dalga dalga tüm topluma yansıyacaktır.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

Page 1 of 42

Ayşegül Özkonak