Aysegul Ozkonak

Kişisel Gelişim

Category: Uncategorized (Page 1 of 11)

Saatiniz Ayarlı mı?

SAATİNİZ AYARLI MI?

Liseye yeni başladığımda babam bana bir saat almıştı fakat bir süre sonra arızalandı ve sırf bu yüzden otobüsü kaçırmış ve eve de geç kalmıştım. Eskişehir’e gittiyseniz bilirsiniz, Hamamyolu caddesi’ nde işinin ehli bir tamirci vardır hala durur mu bilmem; saatimi ona götürmüştüm. Tamirci saatin ön ve arka kapağını açıp içindeki minik çarkları gösterdi ve su kaçırmış olduğumu söyleyerek, çok kısa bir sürede tamir etti. Bana verirken; “ Bu kadar kolay mıydı?” diye şaşkınlıkla sorduğumda; “ Saatin sağlam ve güzel bir saat ama su kaçırmamaya dikkat et; darbelerden koru yoksa bu gösterdiğim çarklardan biri zarar görür ve bir daha bu saati kullanamazsın.” dedi. O günden sonra saatimi; elimi yüzümü yıkarken de, bulaşıkları yıkarken de takmamaya çalıştım ve darbelerden de korumayı öğrendim.

Evlilik de böyledir, tıpkı saat gibi…Ne kadar sağlam temellere dayansa da, çok muhteşem bir ilişkiye dayalı olsa da; zarar görmemesi için dış faktörlerden korumamız gerekir.

Saat bir sistemdir; çarklar sistemi. Evlilik de birbirini etkileyen bireylerden oluşan başka bir çarklar sistemi…Bizim milletimiz için bu sistemde sadece karı koca ve çocuk çarkları yoktur. Her iki tarafın kök ailesi vardır hatta uzak akrabalar da o çarka dahil olmak için çabalar durur.
Saatin minik çarklarından biri bozulunca nasıl ki saat da bozulursa; evlilikte çark görevi gören bireylerden birindeki bir sorun da, tüm ailenin dengesini bozabilir.
Bununla birlikte o çark tamir edilirse; tüm sistem de düzelir. Belki sadece küçük bir vida değiştirilir, belki sadece tüm sistem yağlanır ama sevdiğimiz o saat, eskiye göre daha verimli olur ve daha işlevsel hale gelir.

Evlilik sisteminde; “ Senin ailenden, senin mutsuzluğundan bana ne!
Benim nereye gittiğimden sana ne!” diyemeyiz. Çünkü yaptığımız her iş, söylediğimiz her söz, yaptığımız her davranış; ailedeki bir diğerini bağlar ve eğer evliysek; keyfimize göre hareket edemeyiz.
Kök ailelerden de kendimizi soyutlayamayız. Eşimizin kök ailesiyle sorunlarımız varsa ve biz o problemleri görmezden gelip gün içinde ne kadar mutlu olmaya çalışsak da, eşimiz mutsuzsa; o mutsuzluk bir süre sonra bize ve çocuklara sirayet eder. Çocukların akademik başarısına, hatta belki yetişkin olduklarında evliliklerini bile etkileyebilir.
İşte bu yüzden eğer mutluluk istiyorsak, beraberce çaba göstermeliyiz.

“ Ama hocam neden ben? Neden hep ben çaba sarf ediyorum!?” diyorsanız ve eşiniz çaba göstermiyorsa; duyarlı olan ve evliliğinizdeki sorunun farkına varan sizsiniz de ondan…Bu sistem yani bu evlilik, sizin sayenizde düzelecek. Eşiniz destek olmak istemiyorsa, mutlu olmak için; önce bireysel destek almak, diplerden kurtulmak, sakin zihinle doğru kararlar vermek, mantıklı konuşmak, doğru adım atmak ve tüm bunlar için de, bir sorumluluk almak gerekir. Problemli bir ailede, bir kişi kurtarıcı olursa; o çarkların düzgün çalışmasına vesile olacak kişi de o olur.

Bazen problem bizden kaynaklı olabilir. Belki erken dönem çocukluk yaşantılarımızdan…Bazen eşimizden ve onun erken dönem çocukluk yaşantılarından…Bazen dış faktörlerden…Bazen de tümünden…
Sebep her ne olursa olsun, bir tamirle bozuk bir saat kurtarılıyorsa; bireysel, ailesel, cinsel bir terapi de bir evliliği kurtarabilir.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

Aile danışmanı

Sosyolog
Kişisel gelişim eğitmeni ve sosyal iletişim danışmanı
05052509633

KAYGILI GÜVENSİZ BAĞLANMA VE ŞEMALAR

KAYGILI GÜVENSİZ BAĞLANMA

Eğer bir birey; okula yeni başlarken annenin eteğine yapıştıysa, ağladıysa, annesini bırakmak istemediyse; kaygılı bağlanma sorunu var demektir.
(Kendi okula başlama anınızı da düşünün.)
Böyle bireyler çocukken sıkıntısını abartarak gösterir, mızmızlanır, sürekli beklenti içindedir.
Anne babasının tepki göstermesini bekler; ya onlara muhtaç, istekleri yapılmadığında öfkeli, güvensiz olur.
Ya da anne babasının sözünü dinlemez, ödev yapmaktan kaçınır, hareket, tavır ve davranışlarıyla kurallara uymayabilir, öğretmenini dinlemeyip, dikkat çekmek isteyebilir.

Çocuk 0-6 yaşlarındayken; ana babası ihtiyaçlarını ara sıra karşıladı ama herhangi bir sebeple; onun hayatında bazen var, bazen yok olduysa; çocuk kendilerine güvenemez. Biraz uzaklaşırsa onları bir daha bulamayacağına inandığı için, ayrılırken tedirgin olur ve yapışkan davranır.

Kaygılı güvensiz bağlanmaya sahip bireyler, her konuyu kişisel alırlar, alıngandırlar.
Söz söylemekten kaçınır, sessiz kalır ve bazen öfke patlamaları yaşarlar.

Bu bireyler, ilgi görme ihtiyacındadırlar, kaygılıdırlar.
İlgi ve yakınlığı bulamadıysa; o kişiye karşı eleştirel ve suçlayıcı olabilir ve bazen aşırı tepki gösterebilirler.(Anne babanızı da düşünün.)

Kaygılı güvensiz bağlanma olan bireylerde, terk edilme şeması vardır.
Yetişkin olduklarında; sevilseler bile, şüphe duyar, sevilebileceklerine inanmazlar.
Sevdiklerinin bir gün bırakıp gideceklerine inanmışlardır. Ya terk edilmemek için ellerinden geleni yaparlar. Zarar görseler bile o ilişkiyi sürdürmeye çabalarlar. Ya ilişkilerini sürekli sorgularlar. Ya da terk edilmenin acısını yaşamamak için, ilişkide ilk terk eden genellikle kendileri olur.
(Kendi yaşamınızdaki ikili ilişkilerinizi düşünün.)

Bu bireylerde duygusal yoksunluk şeması da bulunur.
Karşıdaki insan elinden geleni yapsa da bu şemaya sahip olan kişi; onun sevgisine inanmaz.
Güvensizdir. Kıskançlık çok fazladır.
Hep bir şekilde aldatılacağına, terk edileceğine, yalnız kalacağına inanmıştır.
Şüphecidirler. Kimseye kolay kolay inanıp güvenmezler.
“Beni seviyor musun? Beni hiç bırakmayacaksın, hep seveceksin, hiç aldatmayacaksın değil mi?”
Gibi cümleleri çok kullanır.
İlgisiz kalmış ve korunmasız hissedebilirler.

Bu şemaya sahip bireylerde, genellikle kusurluluk şeması da olur. Kendisinde sürekli bir kusur arar. Kendisini başkalarıyla kıyaslar ve güvensizdir.

Ayrıca kendisinde feda şeması da olduğundan; sırf başkaları tarafından sevilebilmek, kabul edilebilmek, takdir görmek, onaylanmak için çabalar. Kendi işleri yarım kalma pahasına da olsa; yakınındakilerin işlerine koşar ve kendini her anlamda onlara feda eder.
Karşılığını alamadıysa, kendisinin kullanıldığını düşünür ve bu defa da onlara gücenir.

OLUŞMA NEDENLERİ

  1. Ebeveynlerin öfkeli, depresif ve tutarsızlığı.
  2. Ya da aşırı korumacı olmaları.
  3. Çok bakıcı değiştirme.
  4. Çok sık il ve okul değiştirme. 5. Kayıplar yaşama.
  5. Kardeşin dünyaya gelip, annesinin ona olan ilgisini kaybetmesi.
  6. Geçmişinde
    babanın anneyi ya da annenin babayı aldatma hikayesinin olması.
  7. Kardeşleriyle, kuzenleriyle, arkadaşlarıyla kıyaslanmaları, ailesine güven duymaması.
  8. Ayrılmaları, boşanmaları.
  9. Terk etmeleri.
  10. Erken vefat etmeleri.
  11. Hastalık sebebiyle kısa süreli ya da zorunlu olarak uzun süreli başka birinin elinde büyümüş olmak.
  12. Yatılı okulda büyümek vb. sebeplerle ortaya çıkar.
  13. Çocuk bir sıkıntı ya da sorun yaşadığında; ebeveynleri onu kınayıp, yargılayacakları, eleştirecekleri, suçlayacakları, kızacakları endişesiyle ya da onların üzüleceği düşüncesiyle ailesine söyleyememesi de bir neden sayılabilir. Çünkü ebeveynlerine güven duyamaz.
  14. Ebeveynlerden bir ya da ikisinin alkol ya da madde
    bağımlılıklarının olması da etkendir.

Çözümü: Eğer bireyin hayatı ikili ilişkilerinde ve iletişimlerinde sorun oluşturuyor, günlük hayatında işlevsellik bozuluyorsa; bu konuda bir uzmandan destek alması gerekir.

Not: Şema nedir?
Bireyin çocukluğundan getirdiği mizacı ve kendi çevresinde karşılaştığı zorlukların etkileşiminden oluşmuştur. İnançlardan, düşüncelerden duygulardan, anılardan, bedensel duyumlardan oluşur.
Bireyin kendisi ve diğerleri ile olan ilişkileriyle bağlantılıdır.
Çocukluk ve ergenlik döneminde temel ihtiyaçlarının giderilmemesiyle meydana gelir.
Yetişkinlik döneminde ise, temel ihtiyaçların giderilmemesine ve ikili ilişkilerde sorunlar yaşamasına neden olabilmektedir.

Şimdi kendinizin, anne babanızın; varsa eşinizin ve çocuklarınızın tavır ve davranışlarını, tepkilerini, konuşma şekillerini; bunların ikili ilişkiniz ve iletişiminize nasıl etki ettiğini düşünün.
Hangi şemalar var?

Evlilik, Anne-Baba -Çocuk Etkili İletişimi, Kişisel Gelişim konusunda paylaşımları merak ediyorsanız, Ayşegül Özkonak YOUTUBE kanalıma abone olabilir ve eğer seçerseniz; beğeni tuşunu tıklayabilir, yazılarımdan memnunsanız, katkı sunmak amacıyla paylaşabilir ve sevdiklerinizi etiketleyebilirsiniz.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Aile Danışmanı
Sosyolog
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim

05052509633

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

DEĞİŞİME HAZIR MISIN?

DEĞİŞİME HAZIR MISIN?

Her değişim acıdır ve çaba gerektirir.

Tıpkı, bir kuş yavrusunun yumurtadan çıkması sırasında zorlanması, yorulması gibi…

Tıpkı, bir kelebeğin kozadan çıkarken uzun uğraşlar, göstermesi gibi…

Tıpkı, bir bebeğin annesinden doğarkenki yaşadığı sıkıntılar gibi…
Uzun, yorucu, biraz da acı…

Tüm bunlara rağmen her canlı; doğum sonrasında yeni, güzel, umut dolu bir dünyaya “merhaba” der.
Oluşum sırasındaki gibi yarım değildir artık.
Değişim ve dönüşümünü tamamlamıştır.
Yeni bir değişim ve dönüşüme de hazırdır ve aynı zamanda zorlu değişim ve dönüşümlere ise daha dayanıklıdır.
Çünkü tecrübelerini almış, güçlenmiştir. Yeni tecrübeler onu eskisi kadar zorlamaz. Her yeni tecrübede tekrar tekrar yılmadan öğrenmeye, öğrendikçe daha da güçlenmeye devam eder.
Çünkü hayat amacını gerçekleştirir.

Ya sen?…

En küçük bir zorlukta, hâlâ eski travmaların, eski öğretilerin, eski yaşantıların etkisi altında mısın?…
Hemen pes mi ediyorsun?…

Yoksa yeni hayata merhaba diyen bu örnekteki canları
düşünerek daha güçlü hareket etmeyi mi istiyorsun?…

Hayatta ne yaşarsak yaşayalım, hepsi bizim öğretimiz(imtihanımız).

Eğer yaşam yolunda başarılı ve güçlü olmak istiyorsak; kim bize ne yaşattıysa yaşatsın; kimseyi suçlamadan, bu
öğretileri yanımıza alıp, emin adımlarla yolumuza devam etmeliyiz.

Tekrar düşün ve artık emin adımlarla yeni yol arkadaşlarıyla yeni hedefine ve hedefteki yoluna devam et.

Önce kendine, başaracağına inan ve güven.

Sevgiyle kal…

Ayşegül Özkonak
Aile Danışmanı
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633

www.aysegulozkonak.com

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman/

ÇOCUĞUNUZ SINAVA HAZIRLANIYORSA

ÇOCUĞUNUZ SINAVA HAZIRLANIYORSA

Çocuğunuz ya da torununuz sınava hazırlanıyorsa ve kazanamayacağı konusunda kaygı duyuyorsanız; çocuğunuzla aranızda iletişim sorunu da varsa;

  1. Sürekli sınavdan bahsetmekten uzak durmalı, bugünkü yaptıklarıyla ilgilenmelisiniz.
  2. ‘En az şu kadar net yapmalısın. Bu yıl mutlaka kazanmalısın. Falancanın kızı biyolojiyi fullemiş’ gibi kıyaslamaktan, sınır koymaktan uzak durmalısınız. Aksi halde kaygı ve öfkeyi artırırsınız.
  3. Tekrar tekrar “ders çalış” demekten uzak durmalısınız. Size patronunuz ya da eşiniz “işini güzel yap” dese, içinizden yapma isteği gelir mi?
    Yoksa yapacağınız işten daha fazla soğutur mu?
    Hangisi?…
  4. ‘Yata yata kazanılmaz. Bu kadar çalışma ile kazanamazsın’ gibi konuşmalardan uzak durmalısınız. Belki çocuğunuz “yakınlaşmacı motivasyona” sahip. Sizin bu konuşmalarınız var olan motivasyonunu da diplere düşürebilir.
  5. Gereğinden fazla fedakarlık yapmaktan da uzak durmalısınız.
    Gereğinden fazla fedakarlık, çocuğu sorumsuz yapar.
  6. Beklentilerinizde gerçekçi olmalısınız. Erik ağacından elma elde edemezsiniz.
  7. Kaygı varsa mutlaka profesyonel bir yardım almalısınız.
  8. Sınavların onun kişiliğini değerlendirmediğini, kazanmak kadar kaybetmenin de hayatın bir parçası olduğunu, başarısızlıktan öğrenmemiz gerekenler olduğunu, bunun bir öğreti olduğunu, hayatın sonu olmadığını anlatabilirsiniz.
  9. Başaramazsa durumu bir ceza gibi görmekten uzak durmalısınız. ‘Eğer kazanamazsan falan okula gidersin! ‘
    Bu cümlelerden uzak durmalısınız. Bilmeliyiz ki, tehdit edilen kimse, tehdit eden kişiden öfke duygusu ile ruhsal anlamda kilometrelerce uzaklaşır.
  10. Gayret ettiği halde sonuç istediğiniz gibi değilse, “Sen elinden geleni yaptın, çaba sarf ettin öyle değil mi?” diyerek özüne dönmesini, içsel olarak ve gerçekçi bir şekilde kendi davranışlarını mercek altına almasını, hatalarını fark etmesini sağlayabilirsiniz. Ayrıca eksikliklerini nasıl tamamlaması gerektiği konusunda onu cesaretlendirerek; kendisini suçlamasına da engel olabilir ve başarısının artırmasını sağlayabilirsiniz.
  11. Sonuçlarla tehdit etmekten uzak durmalısınız.
    ‘ Kazanamazsan, halanlara, aile dostlarımıza rezil oluruz. Hele bir kazanma, o zaman görüşürüz! ‘kelimelerinden uzak durmalısınız.
  12. “Yediğin önünde yemediğin ardında. Senin yerinde olmak isteyen yüzlerce çocuk var. Yemedik yedirdik, giymedik giydirdik. Verdiğimizin hakkını ver.” Gibi söylemlerden uzak durmalısınız.
    Siz çocuk olsanız ve size böyle söylenmiş olsa ne hissedersiniz?…
    Ebeveyniniz bunu söyleyince hemen çalışır mısınız?
    Yoksa öfke duyar, çalışmaktan nefret mi edersiniz?
    Sanırım ikincisi. Değil mi?…
    Ağızdan çıkan söz ok gibidir. Vurduğu yeri deler. O oku geri döndürmek de imkansızdır.
  13. Tüm bunların yerine şunları söyleseniz ona ve size nasıl hissettirir? ‘Sana olan sevgimiz sınavla ilgili değil. Sen bizim canımızsın.
    Her şey güzel olacak. Biz de kazanman için üzerimize düşeni yapacağız. Senin de elinden geleni yapacağına inanıyoruz.
  14. Eğer zaman yönetimi ve
    erteleme alışkanlığı varsa, sorun yaşıyorsa, destek almak; ders konularında eksiklikler varsa etüt almak; başarısını artıracaktır.
  15. Eğer çocuğunuzun sınavı kazanamayacağı ile ilgili bir kaygınız varsa; sizin bu kaygınız muhtemelen çocuğunuza da sirayet eder. Bu konuda siz de bir destek alabilirsiniz.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Aile Danışmanı
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

ÇOCUĞUMUZA NASIL DAVRANMALIYIZ?

  1. Yeni ve doğru alışkanlıklar kazanmaları konusunda acele etmeyin. Olumsuz bir davranış, bir günde kazanılmadı. Eski alışkanlık o yüzden bir günde unutulmaz, yerine yenisi hemen konmaz. Sabredin. Attığı her küçük adımı, gösterdiği her ufak çabayı takdir edin.
  2. Olumsuz dil kullanmayın. Günlük kullandığınız dil de; çocuğunuza kullandığınız dil de olumlu olmalı.
  3. Pozitif ve güleryüzlü olmanız ailenizi de olumlu etkiler. Ancak olumsuz tavır sergileyen çocuğunuza da gülümsemeye devam etmeyin. Beden dilinizle ve sözlerinizle uygun dil ve doğru kelimeler kullanarak hatasını farketmesini sağlayın. Duygularınızı gizlemeyin. “Senin bu davranışın beni çok üzdü.” diyebilirsiniz.
  4. Sevginizi gösterin.
  5. Dokunun, sarılın, güven verin.
  6. Değişim istediğiniz bir konuda kuralı onunla birlikte koyun. Kuralı bozmayın. Kural bozulduğu anda hangi cezayı alacağını yine birlikte kararlaştırın. Mesela bilgisayarda çok oyun oynuyorsa, hafta sonu izlemesinin kısıtlanması; kuralı bozduğu için aldığınız ortak ceza olabilir.
  7. Sakin ve sabırlı olun.
  8. Çabuk büyüyorlar, onlarla vakit geçirecek fırsatlar yaratın.
  9. Bol bol sohbet edin.
    10.Yargılamayın, eleştirmeyin, hakaret etmeyin, suçlamayın.
  10. Ona İnandığınızı belli edin.
  11. Çocuğunuzun kapasitesi illa da tıp, hukuk, mühendis gibi fen alanlarına uygun olmayabilir. Onun hangi çoklu zekaya sahip olduğunu öğrenin. Bir balık, ağaca tırmanamaz ama muhteşem yüzebilir. Hangi alanda başarılı ise, o alanda teşvik edin. Belki o şekilde insanlığa, evrene katkıda bulunacak. Belki çevresine ışık saçan, muhteşem bir sanatçı olacak. İzin verin istediği alanda yol alsın.
  12. Onunla aynı ortamda iş bölümü yapın. Size destek olmasını sağlayın.
    Bu arada kendinizle ilgili, ilgi çekici, ders vermeden konuşun ama ders verici anılarınızı anlatın. Kendisini size yakın hissedecektir.
  13. Onun da size sorunlarını anlatmasına izin verin.
  14. Her işini siz yapmayın. Kendi odasını temizleme sorumluluğunu, çöp dökme, markete gitme gibi sorumlulukları sıraya göre de olsa almasına izin verin.

Çocuğumuza olan sevgimiz; onu koruyucu bir fanus kapatmak değil, hayata hazırlamaktır. Tıpkı bir kuşun yavrusuna nasıl uçacağını; besini, suyu nasıl bulacağını öğrettiği gibi.

Yazdıklarım size faydalı geliyorsa, alma verme dengesi için, sevdiklerinizi etiketleyebilirsiniz.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Aile Danışmanı
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

https://youtube.com/channel/UC6mczVIUsVgyFOkowTxPUig

Evlilik, Anne-Baba-Çocuk İletişimi, Kişisel Gelişim konusunda paylaşımları merak ediyorsanız, Ayşegül Özkonak YOUTUBE kanalıma abone olabilir ve eğer seçerseniz; beğeni tuşunu tıklayabilirsiniz.

SABAHLARI ENERJİNİZİ NASIL YÜKSELTİRSİNİZ?

SABAHLARI ENERJİNİZİ NASIL YÜKSELTİRSİNİZ?

Diyelim ki sabah enerjiniz düşük kalktınız. Çünkü akşamdan da yaşadığınız olumsuzluklardan dolayı biraz da gerginsiniz…

Enerjimizi nasıl yükseltiriz?

  1. Uykusuzluk; melatonin ve dolayısıyla seratonin hormonunuzun azalmasına ve öfkeli olmanıza neden olur.
    Geceleri uykunuzu iyi alın. Gerekirse bir destek alabilirsiniz.
    Sabah, “Elimde değil” deseniz bile, önce kendinize ve herkese, herşeye “GÜNAYDIN” Deyin. Hem de gülümseyerek.
  2. Bedeninizi dikleştirin. Çünkü bedeniniz eğri büğrüyse, ruhunuz da eğri büğrü olur.
    Ruh bedeni, beden ruhu etkiler.
  3. Mutlaka camınızı açıp, nefes egzersizleri yapın. Nefes egzersizleri; zihinsel, duygusal
    enerjisel, fiziksel, ruhsal bedeninizin dengede kalmasına yardımcı olur.
  4. Neşeli şarkılar dinleyin. Aile bireylerini ve (eğer ortam müsaitse ve size “delirmiş” gözüyle bakmıyorlarsa) iş arkadaşlarınızı da işin içine katıp; kolbastı, erikdalı, halay gibi müzikleri açın; oynayın.
  5. İbadet, dualar ve şükür sizi güçlendirir. İnancınızla göre ibadet, şükür, dualarınızı yapın. İhtiyaç sahibi birilerine yardımlarınızı mutlaka yapın.
    Yapılan araştırmaya göre ihtiyaç sahibi birisine ya da sokak hayvanlarına yardım etmek; seratonin, dopamin, oksitosin hormonunu artırıyor.
  6. Muhakkak yürüyüşünüzü yapın ve mutlaka duş alın.
    Yürüyüş; zihinsel, duygusal
    enerjisel, fiziksel, ruhsal bedeninizin dengede kalmasına yardımcı olur.
  7. “Göz, nazar, büyü bana çabuk değer” inancınız varsa, değiştirin. Çünkü neye inanırsak, onunla karşılaşırız.
    Aksi halde kendinizi diplerde hissedersiniz.
  8. Sevdiklerinize sarılın, hem de sımsıkı ve onlara “Seni çok seviyorum” deyin…
    Yapılan araştırmaya göre sarılmak, seratonin, dopamin, oksitosin hormonunu artırıyor.
  9. İşe gitmiyorsanız, hep evdeyseniz; işe gidiyor gibi temiz düzenli giyinin. Günlük bakımınızı mutlaka yapın.
    Aksi halde, geceden kalma kıyafetlerle dolaşırsanız evin içinde; bilinçdışınız gündüz ve geceyi aynı algılar. Enerjiniz hep düşük kalır.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

Aile Danışmanı

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

ENES KARA

ENES KARA

19 yaşında küçük bir can intihar etti. Olayın ardından pek çok şey söylendi, yazıldı, çizildi, tartışıldı.
Elbette ki bu konunun; sosyal, psikolojik, dinsel, siyasal, ailesel, kültürel, vb. anlamı var. Ben bugün, ailesel ve psikolojik yönünden bahsedeceğim.

Enes videosunda demiş ki;

“Bu benim intihar videom veya notum. Artık hayatıma devam etmek istemiyorum. Bu her geçen gün daha da zor oluyor. Sürekli stres, gelecek kaygısı ve ne yapacağımı bilmiyorum. Bu şekilde yaşamak istemiyorum. Bunu aileme ve iki üç arkadaşıma atmayı düşünüyorum. Ama gizli kalmasını istediğim bir video değil. İçimde bulunduğum durumu anlatmaya çalışacağım. Tıp okuyorum. Oldukça zor geliyor bana. Sınavlara elimden geldiğince çalıştım. Ama 25 civarı bir ortalamaya sahibim geçmek için 60’ın üzerinde olması gerekiyor. Yani epeye bir düşük. İçimde bulunduğum durumda tüm yaşama hevesimi ve sevincimi kaybettim. Aileme de bunu açıkçası söyleyemiyorum, korkuyorum. Ne yapacaklarını hiç bilemiyorum. Her şeyi yapma potansiyelini taşıyorlar. Böyle bir durumla açıkçası karşılaşmadım. Umarım beni anlıyorsunuzdur. “

Enes istemediği bir bölümü seçmiş. Mühendislik isterken, tıp fakültesini tercih etmek zorunda kalmış ya da zorunlu bırakılmış. İçine girdiğinde, doktorluk mesleğinin ne kadar zor olduğunun farkına varmış. İstemediği alan ona bu haliyle daha ağır gelmiş. Çok daha zorlanmaya başlamış. Ders notları düşmüş, düşük olduğu için de, kısır döngüye girmiş. İçinden çalışmak gelmiyor, bir yanı ders çalış diyor, diğer yanı istemiyor. Arafta kalmış. (En kötü şey ise, arafta kalmaktır.)
Çaresiz, mutsuz, umutsuz, çözüm beklemiş. Ne yapması gerektiğini bilmiyor. ailesini anlatamıyor, çünkü her şeyi yapma potansiyelleri olduğunu, korktuğunu ifade ediyor. Belli ki ailesi yanında değil, onun karşısında olmuş. Aidiyet duygusu yok. Söz hakkı yok.
Yaşama sevincini yitirmiş.
Okul biterken her gencin yaşadığı; gelecek kaygısı, endişesini yaşar hale gelmiş.

Babası onun vefatından sonra;
“Sürekli telefonla oynuyordu. İçine kapanık birisiydi. Fazla konuşmazdı. Çevresiyle falan da konuşmazdı.” demiş.

Bir çocuk konuşuyorsa korkmayın. Konuşmuyorsa, hiç arkadaşı yoksa, mutlaka orada bir sorun vardır. Hem de ailesel bir sorun…

Ah Enes, keşke konuşabilseydin. Keşke bu kaygılardan, korkulardan, endişelerden, bu çıkmazdan kurtulabilseydin…

‘ANNEME FIRIN ALINMASINI İSTİYORUM’

” Ama artık yaşanılacak bir hal almıyor. Geleceğe baktığım zaman daha da kötü bir hal alacakmış şimdiden görebiliyorum. Yaşamak istemiyorum. Vasiyetimden bahsetmek istiyorum. Anneme bir sözüm vardı. Çalışmaya başladığım zaman ona bir fırın alacaktım. Bu biraz saçma olabilir ama annemle babam bu konuyu tartışıyordu. Annem fırını değiştirmek istiyordu, babam istemiyordu. Bir miktar param var onunla anneme fırın alınmasını istiyorum. Artanıyla da bir küçük kardeşime kalmasını istiyorum.”

Belli ki, ebeveyn tartışmaları var. Kontrolcü bir babaya sahip.

‘KARDEŞLERİME DAHA TOLERANSLI DAVRANIN’

” 2 kız kardeşim var. Ailemden şunu rica ediyorum. Kardeşlerime daha toleranslı davranın. İlerde muhtemelen okuyacağı üniversite bölümünü kendisi seçemeyecek, nerede kalacağını kendisi seçemeyecek, hiçbir şeyi seçemeyecek. Aileme karşı çıktığı zaman hiçbir şey yapamayacağını fark edecek. Lütfen yaptığınız hatanın farkına varın. Çocuklarınız için hayatınızı zehir ediyorsunuz. Biliyorum ailem beni seviyor. Benim için iyi şeyler yapmaya çalışıyor ama gerçekten hayat artık çekilmez bir hal aldı.
Kardeşlerim için de böyle olmasını istemiyorum. Diyeceklerim bu kadar.”

Ve bilinen son. Sözün bittiği yer…

Tüm yazılarımda, makalelerinde vurguladığı nokta şu:

Bırakın çocuklarınızı kendilerine ait kararları kendileri alsın. Hangi alanı, mesleği seçeceklerse, bırakın o alanı seçsinler.
Bu sene sınavı kazanamadıysa, sürekli karşısında söylenmek yerine, ona destek olun.
Bırakın bir sene; gerekirse bir sene daha sınava girsin. Zamanında çalışmadıysa, kendi hatasını fark etsin.
O çıkmazdan, beraberce bir destek alarak kurtulun.
Kendi yapamadığınız hayalleri çocuğunuza yaşatmaktan da vazgeçin.
Onların küçük omuzlarına kendi yüklerinizi koymaktan vaz geçin.
Bir çiçeğe fazla su verirseniz nasıl çürürse; aşırı vericilikten, aşırı sevgiden, aşırı koruyuculuktan da vazgeçin.
Bir çiçeğe su vermezseniz nasıl kurursa; sevgisizlikten, ilgisizlikten, aşırı disiplinden, kontrolcülükten vazgeçin.
Bu anlamda önce kendinizi iyileştirin. Gerekiyorsa bir destek alın.
Bırakın hayatı kendileri öğrensin. Kendi yanlışlarını kendileri fark etsin. Belli bir disiplin olabilir; bununla birlikte, önce ona insan olarak saygı gösterin. Büyüdüğünde önce kendine, sonra size ve başkalarına saygı duymayı bilsin.
Mizaçları değiştirilmeden, olduğu gibi kabul edildiğini, istendiğini, takdir edildiğini, onaylandığını, sevildiğini, kendisine saygı duyulduğunu bilsinler. Kaç kardeş olursa olsun; kıyaslanmadığını, önemsendiğini, anlayışla karşılandığını bilsinler.
Bir çocuk; söylediği söz ya da yaptığı küçük bir hatadan dolayı eleştirilmezse, yargılanmazsa, kınanmazsa, suçlanmazsa;
anne babasını yanında hissederse, kendisine inanılır, güvenilirse özgüvenli olur.
Akademik, sosyal ve hayat başarısına sahip; özgüvenli bir çocuk olsun istiyorsanız;
fiziksel, sözel, ruhsal, duygusal, şiddetten uzak durarak; onu anlayıp dinleyerek, onunla sohbet ederek, (her zaman söylediğim gibi) dost ebeveyn olarak davranın.
Bir hata yaptıklarında sevginizden mahrum bırakarak cezalandırmaktan kaçının n’olur. Aksi halde yaraladığınız o minik yürek; ömür boyu kanar durur.

Bir Enes acılarla bu dünyayı terk etti.
Lütfen başka Enesler yaşasın. Lütfen…

Aile Danışmanı
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

Ayşegül Özkonak
05052509633
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
https://instagram.com/aysegulozkonakailedansman/
aysegulozkonak@gmail.com

CİNSELLİK NEDİR?

CİNSELLİK NEDİR?

Evlilikte problemlerin oluşmasına neden olan pek çok etken var. Cinsellik bunlardan yalnızca ve en önemlilerinden biri.

İstatistiklere göre evli olan beş çiftten biri; eşinden cinsel uyumsuzluk sebebiyle ayrılıyor. Boşanma nedeni olarak da kayıtlara; “şiddetli geçimsizlik” şeklinde geçiriliyor. Oysa asıl sebep; cinsel uyumsuzluk…
Bu şekilde boşanmak, buz dağının sadece görünen bir yüzü.Görünmeyen yüzü ise, daha derinlerde.
Söylenmiyor, konuşulmuyor; çünkü çok ayıp…
Çünkü cinsellik; ülkemizde hâlâ büyük bir tabu.

Pek çok çift bu anlamda sorun yaşıyor ve hatta;
” Eşimle bu konuda sorunlar yaşıyoruz.” diyemiyor. Dese bile; utanarak, sıkılarak, zorlanarak söyleyebiliyor.
Oysa cinsellik, hayatımızın bir parçası.
Olması gereken…Su gibi, ekmek gibi.
Sevdiğimiz insanla yaşadığımızda; mutluluğumuzu perçinlememize neden olan, gerekli unsurlardan biri…

Kendi hayatınızı düşündüğünüzde; kadınınız/ erkeğinizle cinsellik yaşarken, her seferinde bedeniniz orda ama zihniniz ve ruhunuz başka diyarlardaysa; uyumlu bir cinsellikten söz edilemez.
Sizi de, partnerinizi de bu ilişki tatmin etmez. Çünkü fizik beden olarak doyum oluyor gibi gözükse de; ruhsal ve zihinsel bir doyum söz konusu değildir.
Bu tür cinsellik, tıpkı sanal dünyada gezinmeye benzer.
Davranış vardır ama yeterli haz ve tatmin yoktur.
Tekrar eden durumda ise; kısır döngü nedeniyle, cinsel işlev bozukluğu, anlamlandırılamayan mutsuzluk, doyumsuzluk görülebilir.
Evlilikte yaşanan diğer sorunlarla birlikte bu uyumsuzluk, katlanarak devam edebilir. Ancak bu süreçte çoğunlukla cinsellik; sümenaltı edilir ve gözler evlilikteki diğer sorunlara çevrilir. Hatta, problem oluşturan pek çok konu için, parmakla gösterilecek bir suçlu aranır. O suçlu da genellikle karşı taraf olur.

Bununla birlikte; çiftler arasında cinsel anlamda bir uyum varsa, evlilikte sorun olsa bile, bu sorun; diğerlerine göre çok daha kolay çözümlebilmektedir.

Cinsellikte uyum oluşabilmesi için ise; zihinsel dinginlik, duygusal farkındalık,
fizik beden olarak rahatlık; karşılıklı sevgi, saygı, bağlılık, güven, aidiyet duygusu, olduğu gibi kabul edildiği hissi, huzur, tüm bunlar için uygun bir ortam gerekmektedir.

Not: Eğer cinsel işlev bozukluğuna neden olan
psikolojik ya da organik
faktörler, gerekli
tıbbi veya diğer terapi yöntemleriyle ortadan kaldırılırsa; çiftler arasında yaşanan pek çok problem de çözülürse, cinsel uyum ve mutluluk da gerçekleşebilmektedir.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

Aile Danışmanı

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman/

aysegulozkonak@gmail.com

GRUP ve BİREYSEL SEMİNERLERİMİZ

GRUP ve BİREYSEL SEMİNERLERİMİZ
1.Anne Baba Çocuk Etkili İletişimi
2.Evlilikte Etkili İletişim
3.Dikkat Bedeniniz Konuşuyor
4.Mutluluğum Kime Bağlı?( Mutlu Olmak İçin Zihnimizi Kullanma Yolları)
5.Motivasyonumu Nasıl Sağlarım?Gerçekten Güç Benim İçimde mi?
6.Stresimi Nasıl Yenebilirim?(Stres Yönetimi)
7.Heryere Zamanında Yetişmek Nasıl Birşey?(Zaman Yönetimi)
8.Öfke mi Ben mi?(Öfke Yönetimi)
9.İş ve Özel Yaşamda Başarılı Olmak İçin Kişisel Farkındalık
10. İnsanları Kısa Sürede Nasıl İkna Edebilirsiniz?
11.Ekip Çalışması ile Başarıyı Nasıl Sağlarım?
12.Nlp Practitioner
13.Nlp Master

İYİ YILLAR

İYİ YILLAR

Corona’dan dolayı tüm Dünya’da beklenmedik durumlar yaşadık. Kimimiz hastalandı, iyileşti.
Kimimiz sevdiklerini kaybetti, belki de pek çok acılar çekti. Kimimiz ekonomik sorunlar yaşadı…
Ne yaşamış olursak olalım; her şeye rağmen, hayat devam ediyor ve edecek de.
Hayatın bize neler getirdiğine, neler götürdüğüne dikkat ederek; değiştiremediğimiz şeyleri olduğu gibi kabul ederek, bunların bir öğreti olduğunu bilerek, gerektiğinde akışa bırakarak; yine de yeni kararlarla yolumuza devam edebilmeliyiz.

YENİ YILDA HANGİ KARARLARI ALMALIYIZ?

Yeni yıla girerken; sağlık, iş, finans, ikili ilişkiler gibi
hangi alanda değişiklik yapmak istiyorsak; ” hayatımızın o alanı için bir liste oluşturabilir ve yeni kararlar alabiliriz.

Hayattan ne istediğimizi tam olarak bilebilirsek, eksik yanlarımızla, hatalarımızla kendimizi kabul edip, bunları nasıl telafi edebileceğimizin ayırdına varabilirsek; her yıl kendimizi % 1 bile olsa yenileyebilirsek; eskiye göre nasıl da olgunlaştığımızın ve kendimizi geliştirme konusunda ne kadar da uzun bir yol kat ediğimizin farkına da varabiliriz.

Her yeni yılda kendimize yeni hedefler koyabilir; kendimizdeki değişikliği gözlemleyerek, o hedeflerin ne kadarına ulaştığımızı anlayabiliriz.

Bu hedefler için yapılabilecekler:

  1. Yeni yıl yeni bir UMUT demektir. Umutlarınızın ve hayallerinizin bir listesini yapabilirsiniz.
  2. “Nerde hata yaptım? Telafi için neler yapabilirim?” diye sorgulayarak, hataları fark edip, telafi edebileceklerinizi telafi edebilirsiniz.
  3. “Eskiden nasıldım, şimdi nasılım?” “Ne kadar yol kat ettim?” diye sorgulayarak, kendinizdeki olumlu gelişimi içsel anlamda fark edebilirsiniz.
  4. “İkili ilişkilerde, ekonomik durumda, sosyal ilişkilerde, iş ortamında, iletişimi güçlendirmek; daha başarılı olmak için daha neler yapabilirim, daha neler öğrenebilirim, hayatıma daha neler katabilirim?” diye sorgulayıp, notlar alabilirsiniz.
  5. Eksikliklerinizi fark edip, “Öğrenmem gereken daha neler var? Kendimde tamamlamam gereken daha neler olabilir?” diye sorarak, eksikliklerinizi not alabilir, o eksiklikleri tamamlayabilirsiniz.
  6. Gözlere ışıltı veren “Hayat Amacını” belirleyip yolunuza devam edebilirsiniz. Ne yapmak size coşku verir, enerji verir, mutlu eder? Onu belirleyip uygulamaya geçebilirsiniz.
  7. Yeni bir iş yapacaksanız ya da kariyer yapacaksanız ya da iş değişikliği olacaksa, “Bu işi ne kadar istiyorum?” diye kendinize sorabilirsiniz. İstediğiniz iş için kimlerle irtibata geçebileceğinizi,
    eldeki imkanları kullanarak;” kimler bana bu konuda destek olabilir?” düşüncesiyle size destek olabileceklerin bir listesini hazırlayabilirsiniz.
    hangi eğitimleri alabileceğinizi belirleyip, uygulamaya geçebilirsiniz.
  8. “Karşınıza çıkan her türlü engellerde; “bu engellere benzer hangi engelleri aştım?” sorusunu kendinize sorabilir, Önce ne yapabileceğinize odaklanabilirsiniz.
    “Hayatımdaki olumsuzlukların, önüme çıkan engellerin ne kadarını değiştirme yetkisi, gücü ve yeterliliğine sahibim?” Diye sorup, kendi gücünüzün farkına varabilirsiniz.
  9. Kendinizi sorgulayıp, “bir yıl önce ne kararlar almıştım?

Ne hedefler koymuştum?

Hedefime ulaşabildim mi?

Ne kadarına ulaştım, ne kadarına ulaşamadım?

Ulaşamadıysam, benden kaynaklı olanlar nelerdi?

Şu durumda ne yapılabilir?

Daha başka neler yapabilirim?”

Sorularına cevap verebilir, önceki kararlarınızla şimdikileri karşılaştırabilir, ne kadarını gerçekleştirebildiğinizi kontrol edebilirsiniz.

  1. “Çözümler nelerdir?”sorusunu sorup,
    çözümlerin listesini yapıp uygulamaya geçebilirsiniz.

11.” Nasıl bir yol izlemeliyim?” diye sorduğunuzda cevabı gelir.

  1. “Gelişimim için ilk hangi adımları atmalıyım?” Sorusunu sorup, nereden başlayacağınıza karar verebilirsiniz.
  2. Gizli yeteneklerinizi keşfederek, kendi yeteneklerinizin bir listesini oluşturabilirsiniz.
  3. Tüm gücün, kuvvetin, azmin, başarının, mutluluğun, huzurun, gayretin, sebatın, inançların sadece kendi içinizde saklı olduğunu bilebilirseniz ve kendinize inanırsanız; başaramayacak hiçbirşey olmadığını fark edebilirsiniz.

Yeni bir yıl hepimize;

umut dolu,

sevgi dolu,

ülkemiz ve dünyamız için barış dolu,

huzur dolu,

sağlık dolu,

mutluluk dolu,

başarı dolu,

maddi manevi bolluk bereket dolu bir yıl olsun.

Yeni bir umutla, yeni kararlarla, yeni yıla Merhaba diyelim.

Hayatın tümü bize, neşe, kolaylık, ihtişamla ve mucizelerle geliyor…

İYİ YILLAR… hepinize, hepimize.

Sevgiyle kalın…

Aile Danışmanı
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

Ayşegül Özkonak
05052509633
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
https://instagram.com/aysegulozkonakailedansman/
aysegulozkonak@gmail.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

Page 1 of 11

Ayşegül Özkonak