Ayşegül Özkonak

Sosyolog ve Aile Danışmanı

Category: Uncategorized (Page 4 of 13)

ÇOCUĞUM ÖFKELİYKEN, KIZGINKEN, KIRGINKEN NE YAPMALIYIM?

ÇOCUĞUM ÖFKELİYKEN, KIZGINKEN, KIRGINKEN NE YAPMALIYIM?

Not: Vereceğim tekniği sadece çocuklarınıza değil, tüm iletişimde olduğunuz bireylerde kullanabilirsiniz.

Diyelim ki, çocuğunuz okuldan ya da dışarıdan geldi; “nasılsın?” diye sordunuz, “iyiyim” / “yok bir şey” diyor, ya da geçiştiriyorsa; aynı zamanda öfkeli, kızgın, heyecanlı, ağlamaklı görünüyorsa;
onunla yapacağınız konuşmaları ve olabilecek sonuçları düşünelim;

  1. “Neden kızgınsın?” Derseniz, onu sorgulamış olursunuz. Bu durumda çocuk, nedenini düşünür ama duygusuna odaklanmaz.
  2. “Ağlanır mı? Sen çocuk gibi başladın yine ağlamaya!?”
    Diyorsanız, yargılamış olursunuz.
    Sizi yargılayan birini dost olarak kabul eder misiniz? Bu durumda size anlatacağı varsa da anlatmaktan kaçınır.
  3. “Söyle çabuk! Okulda birşey mi oldu? Arkadaşların ya da öğretmenlerin birşey mi yaptı?” Derseniz kaygılanmış ve sorgulamış olursunuz.
    Kaygılı ve sorgulayan ebeveyne çocuk hiçbirşey anlatmak istemez; üzülmemeniz için de bazı ayrıntıları gizler.
  4. ” Var birşey, var birşey benden kaçmaz.Söyle bakalım ne oldu? “Derseniz, kendisini kapana kısılmış, suçlanmış hissettirirsiniz. Anlatacağı varsa da anlatmak iatemez.
  5. “Mutlaka birşey yapmışsındır. Durup dururken kim kime ne yapsın?!” Derseniz, suçlamış olursunuz.
    Birisi sizi suçlasa onu dost olarak görür ve herşeyinizi anlatır mısınız? Anlatmaz; hatta ondan uzaklaşırsınız. Çocuğunuz da sizden ruhsal olarak uzaklaşır.

Bununla birlikte, kendi duygularını ve başkalarının duygularını fark eden, anlayabilen, empati yapabilen birey; daha sevgi doludur ve yakın çevresindekilerle iletişimi daha güçlü olur.

O halde çocuğunuz öfkeli, kızgın, heyecanlı, ağlamaklıysa, bir şeyler söylemekten kaçınıyorsa;
Söylediği kelimeleri değil, kelimelerin altında yatan duyguyu hissedin ve geri yansıtın.

“Sesinden üzgün olduğunu hissesiyorum.”
“Kızgın görünüyorsun. “
“Heyecanlı görünüyorsun.”
(Not: Bunları söylerken de; sorgulamaktan,
yargılamaktan,
eleştirmekten,
kınamaktan,
suçlamaktan ve böyle bir ses tonu kullanmaktan kaçının.)

Önce onun beden dilini okuyun.
Dinleyin…
Sadece dinleyin ve geri yansıtın. Bedenen, zihnen, ruhen, duygusal olarak onun yanında olduğunuzu hissettirerek sağlayın bunu.
“Böyle mi hissettin?”
“Sen ne düşünüyorsun?”
“Bu durumda nasıl davranmayı düşünüyorsun?”

Hatayı ne tamamen onun üzerine, ne de tamamen başkasının üzerine atmadan; sorduğunuz doğru sorularla, doğru kararı yine kendisinin vermesine yardımcı olun.

Eğer sorun sizinle onun arasındaysa; birbirinize zaman tanıyıp sakinleşip, ikinizin de duygu ve davranış nedeninizi belirtip, gerektiğinde özür dilemelisiniz.

Bu arada duygularını size ifade eder etmez, hemen mutlu olacağını, sakinleşeceğini beklemeyin. Bu bir süreç. Zihninde duygu ve düşüncelerinin yapılanması lazım.

Aklınızda olsun. Amacımız
çocuğumuzun farkındalığını sağlamak ve iletişimini artırmak olmalı. Duyguyu yansıtmamızın amacı da farkındalığını sağlamaktır.
Düşünce ve duygusunu ayırt etmesine yardımcı olmalıyız.

Böylece kendisine yetebilen ve hayatını anlamlı olarak, kimseye bağımlı olmadan yaşayabilmesini sağlamak olmalı.

Siz de çocuğunuzun bu niteliklere sahip olmasını istemez misiniz?

Aile Danışmanı
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

Ayşegül Özkonak
05052509633
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
https://instagram.com/aysegulozkonakailedansman/
aysegulozkonak@gmail.com

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman/

GÖRGÜ KURALLARI GEREKLİ Mİ?

GÖRGÜ KURALLARI GEREKLİ Mİ?

Bir ara işime yürüyerek giderken; birkaç adım önümde fönlenmiş, güzel sarı saçlarını dalgalandırarak yürüyen bir genç kız dikkatimi çekti.
En dikkatimi çekense; birkaç adım sonraki yaptığıydı. Arkalı önlü yürürken, o güzel saçlı kız; bir anda başını sağa doğru çevirdi ve yere bir balgam fırlattı.
Balgamını sokağa fırlatması, başka insanların sağlığına zarar vereceği düşüncesi canımı sıktı. Hatalı davranışını fark ettirmek için arkasından yetiştim ve omzuna dokundum. Cümlelerimi doğru seçmeye çalışarak dedim ki;

“Güzel bir genç kızsınız; bununla birlikte, yaptığınız bu davranış beni çok şaşırttı.”

Yüzüme baktı. (Özür dilemek, utanmak, mahcup olmak yok. )

Tebessüm ve sırıtma arası bir tavırla, bana şu cevabı verdi.

“Alışmışım…”

GÖRGÜ KURALLARI adı altında okullarda, toplumsal mekânlarda, TV. larda, sosyal medyada, insanlarımıza bu konularda eğitimler verilmeli diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?GÖRGÜ KURALLARI NELER OLMALI?

  1. Birey sokakta yürürken “hak tüüüü” diyerek tükürmenin medeniyetten uzak olduğunu bilmeli. Attığı o balgama farkına varmadan basan insanların, evine o mikrobu nasıl taşıdığını; toplumda hastalık salgınına nasıl sebebiyet verdiğinin bilincine varmalı…
    Balgam geldiyse bir kağıt mendile çıkarıp çöpe atması gerektiğini bilmeli.
  2. Birey evini temizlerken; balkondan halı, kilim silkmemeli. Silkelerken; halısındaki pisliklerin, tozların, aşağıdaki dairenin balkonuna gideceğini ve komşusuna bu şekilde nasıl bir zarar verebileceğinin; kul hakkına da girdiğinin farkında olmalı… ( Apartman kurullarında yasak gelse de riayet eden az çünkü.)
  3. Sokağa izmarit atmanın, piknik yaptığı alana çöp bırakmanın yanlış olduğunu bilmeli. Sokağın ve piknik alanının; hepimize ait olduğunu, evimizden bir parça olduğunu da… Görmek istediği gibi bırakmanın hem kendi, hem başkaları yararına olacağını da…
  4. Genel tuvaletleri bırakırken, temiz bırakmanın sağlık açısından önemini bilmeli.
  5. Evinde de, genelde de; tuvalet, banyo ve mutfakta, suyu boşa akıtmanın hem kendine, hem topluma, hem dünyaya getirdiği zararın farkına varmalı.
  6. Kendini, insanları, hayvanları, doğayı sevebilmenin mümkün, güvenilir, kolay olduğu; o sevginin kendine katlanarak döndüğünü;
    hayvanlara, ağaçlara, bitkilere zarar vermenin; bir insana zarar vermekle eşdeğer olduğunu bilebilmeli.
  7. Yaşlılarımıza taşıtlarda yer verdiğinde, enayi olmayacağı; aksine yapılan bir iyiliğin fazlasıyla (kendisine ya da ailesine) başka bir şekilde döneceğini bilmeli.
  8. Denizlere, nehirlere, derelere atıklar atmanın; topluma, insanlığa nasıl bir zarar vereceğinin bilincine varmalı.

SOSYAL İLETİŞİMDE GÖRGÜ KURALLARI NELER OLMALI?

  1. Bazı insanlar ilk tanıştığı kişiye mesaj gönderirken;

“slm”
“Mrb”
“N’aber”
“Nasılsın”
Gibi sorularla mesaj atarlar.

Bu tür yazışmalar iletişim hatası olarak kabul edilir.
“Bunun nesi kötü? Selam veriyor, hatır soruyorum ya!”
Diyebilirsiniz.
Bunlar sadece bir harf dizisidir, kelime değil. Ayrıca karşıdaki insanda saygısızlık ve kabalık imajı oluşturursunuz.
Bunun yerine;
“Merhaba, umarım rahatsız etmiyorumdur. Nasılsınız?
Diyerek, görüşmek istediğiniz konu dile getirilir.
…. Konusunda bir bilgi almak istemiştim. Zamanınızın değerli olduğunun farkındayım. Eğer bilgi alabilirsem çok memnun olacağım. Şimdiden çok teşekkür ederim. “
Demek daha doğrudur.

  1. Kişinin izni alınmadan, telefon numarası bir başkasına verilmesi doğru bir davranış değildir.
  2. Acil bir durum olmadığı sürece, çok yakınınız bile olsa; saat 21:00 den sonra birilerini telefonla aramak, doğru değildir.
  3. En yakınınız bile olsa; birinin izni olmadan telefonu karıştırılmaz. Çünkü o, onun özelidir.
  4. Sohbet sırasında karşınızdaki kişinin gözlerine bakarak dinlemelisiniz. Konuşurken, geri dönüş olarak beden dilinizle sözsüz mesajlar vermelisiniz.
    O konuşurken telefonunuza bakmamalısınız, aksi halde; ona karşı kabalık ve saygısızlık etmiş olursunuz. Kişi kendisini kabul edilmemiş, önemsenmemiş, reddedilmiş hissedebilir.
  5. Yeni tanıdığınız bir insana “sen” diye hitap edilmez. Belli bir süre sonra, sen diye hitap edilecekse “sen diyebilir miyim? ” diye izin alınmalıdır. Gereksiz samimiyet gösterilmez.
  6. İster sosyal medyada ister yüzyüze görüşmelerde argo hitaplardan, eleştirel, yargılayıcı, kınayıcı, suçlayıcı, küçük düşürücü, rencide edici konuşmalardan uzak durulur.
  7. Sosyal medya profil fotoğrafının gözlüklü
    olması, arkası dönük bir fotoğraf olması; bir şeyleri sakladığınızın, gizlenmek istediğinizin, samimiyetsizliğin ifadesini taşır.
  8. Corona belli bir sınır koydu ama çok samimi de olsa, akraba da olsa, küçük çocuk da olsa; kişinin izni olmadan, samimiyet adı altında; kendine doğru çekip zorla sarılıp öpülmez.
  9. Samimi değilseniz, eğer telefonda görüntülü arayacaksınız, mutlaka izin almalısınız. Kişi müsait olmayabilir.
  10. Topluluk içinde yüksek sesle konuşulmaz. Telefonda konuşulacaksa, bulunduğunuz Yer gürültülüyse, uygun yere geçip daha sessiz konuşulur.
  11. Birini telefonla aradınız, açmıyorsa müsait değildir. Arka arkaya aramak, rahatsız etmek doğru bir davranış değildir. Aradığınızı gördüğünde o kişi size mutlaka dönecektir.
    Gelen mesajı görmek ve dönmemek saygısızlıktır.
  12. Evine ilk defa gittiğiniz bir arkadaşınıza hediye almak gerekir.
  13. Bir arkadaşınız sizi çaya ya da yemeğe davet ettiyse; başka bir zaman da siz onu davet etmelisiniz. Bir lokantada yemeğinizin ödemesini o yapıyorsa; pahalı olanı değil, ya onun kendisi için seçtiği yiyeceği ya da uygun fiyatlı olanı tercih etmeniz; ne kadar anlayışlı olduğunuzun göstergesidir.
  14. Düğüne davet edildiyseniz; “damat ne iş yapıyormuş?”
    Evli çiftlere; “Yaşınız gençken bir an önce çocuk yapın.” Oğlu varsa ve küçükse;
    “Oğlanı ne zaman sünnet ettireceksiniz?
    Büyükse; Oğlan/kızı ne zaman evlendireceksiniz?” diye konuşulmaz ve sorulmaz. Bu durumlar kişinin özelidir.
  15. Yaşlılara, kadınlara, hamilelere, engellilere; otobüs, metrobüs gibi taşıtlarda hem otururken, hem de inip binerken yer vermek görgü kuralıdır.
  16. Aynı kapıdan geçerken birisi sizin arkanızda kaldıysa; ona kapıyı tutmanız; saygılı ve iyi niyetli olduğunuzun göstergesidir.
  17. Herkesin siyasi ve dini görüşleri farklıdır. Bir grupta iseniz herkesin fikrine, görüşüne saygı duymak gerekir.
    Şunu bilmelisiniz ki; karşı görüşten birisi söz söyledi diye hiç kimse kendi fikir, inanç ve görüşünü değiştirmez. O yüzden gereksiz tartışmalardan uzak durmalısınız.
  18. Karşınızdaki insanın konuşması daha bitmeden, lafa girmek doğru bir davranış değildir. Önce cümlesini bitirmesini beklemelisiniz.
  19. Boş konuşmak, dedikodu etmek, karşıdaki istemeden tavsiye vermek doğru bir davranış değildir. İster Sosyal medyada ister yüz yüze olsun;
    işsiz olanın yanında işinden, malının mülkünün çokluğundan; evladı olmayanın yanında, kendi çocuğundan; çocuğu başarısız olanın yanında, kendi çocuğunun başarısından;
    Mutsuz olanların yanında mutluluğunuzdan;
    yakın zamanda evladını kaybetmiş annenin yanında nisbet eder gibi kendi çocuğunun özelliklerinden bahsedilmez.
  20. Sosyal medyada yiyecekleri, gidilen restoranları, yenilip içilenleri, mekanları paylaşmak doğru bir davranış değildir.
  21. Kaldırımlara park edilmez. Hele de engellilere ait otopark bölümlerine, geçit bölümlerine araba park edilmez.
  22. Arabalara çiftli egzos takmak, cadde ortasında araba yarışları yapmak,
    nara atarcasına toplum içinde haykırmak, dikkat çekmeye çalışmak doğru bir davranış değildir. (ben buradayım, ben de varım mesajı vermek isteyen bu kişiler, içsel sorunları nedeniyle bir destek almalarında yarar var. )
  23. Birinin mesleği, dili, dini, ırkı, fiziki yapısı, eksiklikleri, kusurları, yaşı, medeni durumu, maaşı, sohbet konusu yapılmaz.
  24. İşinizi yapan, kolaylaştıran, size yardımcı olan insanlara teşekkür etmelisiniz ki; bu onlar için bir motivasyon olsun. İnsaniyet bunu gerektirir.
  25. Eğer birinin davranışı size yanlış geldiyse, onu başkalarının yanında değil; yalnızken ve özellikle de sandwich metodu kullanarak; (yani iyi özelliği, değişmesini istediğiniz özelliği, iyi özelliği) vurgulayarak
    davranış değişikliği oluşturmalı,
    konuşurken samimi olmalı, samimiyetin de dozunu kaçırmamalısınız.
  26. Çevremize ne yaparsak bumerang gibi dönüp dolaşıp yine bize geleceğini bilmeliyiz…

Bilmeli ki; yanlışlar düzelsin. Hayatımız ve çevremiz daha yaşanılır bir ortam haline gelsin.

Ayşegül ÖÖzkonak

Aile Danışmanı

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

AYRILDIĞI HALDE KOPAMAMAK

AYRILDIĞI HALDE KOPAMAMAK

İlişkilerinizde hayatınızdaki kişiye ve ilişkiye kendinizden aşırı fedakarlık yapar mısınız?
Kendinizi hiçe sayar mısınız?
O kişiyi hayatınızın merkezine mi alırsınız?

Bir ilişkiye gereğinden fazla anlam yüklerseniz; o kişiyi hayatınızın merkezine alır, kendinizi hiçe sayarsanız; bu ilişki bittiğinde ve o kişi sizin hayatınızdan tamamen çıktığında da muhtemelen dibe vuruyorsunuzdur. Bu kişi bir arkadaşınız, bir sevgiliniz, anneniz, babanız ya da evliyseniz eşiniz ve varsa çocuğunuz olabilir.

Öncelikle herkesin yerinin sizin hayatınızda farklı bir yerde olması gerekir. Hiç kimse, bir diğerinin yerine geçemez. Mesela, sevgiliniz ya da varsa eşiniz ya da çocuğunuz; sizin her şeyiniz olamaz. Ona ” Sen benim her şeyimsin.” dediğinizde; hem ona taşıyamayacağı bir yük bindirmiş, kapana kıstırmış, böylece kendinizden uzaklaştırmış; hem de onu hayatınızın merkezine aldığınız için, birgün giderse korkusuyla kendinize sürekli bir işkence etmiş olursunuz.
Bilmelisiniz ki, kimse kimsenin her şeyi olamaz. Bu mümkün değil.
Duygusal açlığınızı bu şekilde doyuramaya çalışmanız, iletişiminize zarar verir. Bu doyumsuzluğun yapılan çalışmalarla düzelme yöntemleri var elbette, bununla birlikte; bu şekilde davranmaya devam ettikçe, kendinizi değersiz hissettiğinizden, kendinizi olduğunuz gibi kabul etmediğinizden; onlarla olan ilişkinize, kendinizden fazla fazla verdikçe; var olan ilişkinizin bozulmasına sebep olursunuz. Bunun nedeni, kendinizi hiçe saymış olmanızdır. Bu da sizi mutsuz eder ve diplerde hissetmenize sebep olur.
Herkese hak ettiği ölçüde, olması gerektiği kadar anlam yükleyebilirsiniz.
Hayatınızdaki olanı yokmuş gibi de farz edemezsiniz, olanı olduğu gibi kabul ederek; kendi özelliklerinizi,
karşıdaki insanın olumlu, olumsuz özelliklerini gerçekçi olarak değerlendirip
bakış açınızı, düşüncelerinizi değiştirerek; mutluluğu yakalayabilirsiniz.

Not: “Sen benim herşeyimsin” diyen kişinin duygusal açlığı vardır.
Duygusal doyum ise çocukken; anne babadan alınır. Çocuk anneden kaygılı güvensiz bağlanma almıştır.
Böyle bireylerin, duygusal yoksunluk, kaybetme, terk edilme, yalnız bırakılma, boyun eğme, kendini feda etme, onay arayıcılık, reddedilme, kabul görmeme vb. şemaları vardır. Bu şemalar 0-6 yaş dönemine aittir.
Birey ilişki sorunu yaşıyorsa, ayrıldığı halde o kişiden kopamıyorsa; mutlaka bir destek almalıdır.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Aile Danışmanı
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

ÇOCUĞUMUZ ÇEKİNGEN Mİ?

ÇOCUĞUMUZ ÇEKİNGEN Mİ?

Çocuklarımız kendi olabiliyor mu?
Kendi olmalarına izin veriyor muyuz?
Yoksa her kararlarına muhalefet miyiz?
Çocuğumuzun kendi kararlarını almasını engeller, konuştuğunda söz hakkı vermez; yediğinden, giydiğine kadar her işine karışır, eleştirir, yargılar, suçlar, ayıplar, mükemmel olmaya zorlar, başkalarıyla kıyaslarsak; “Çocuğum benim sözümden dışarı çıkmasın, ne dersem onu yapsın, her kararında bana danışsın” diye yetiştirir hatta her danıştığında gizli bir gurur duyar, bu davranışından egomuz tatmin olursa; yalnız bizim değil; başkalarının da sözünden çıkmayan sessiz, sakin, içe kapanık, kararsız, ne isteyip istemediğini bilmeyen ve söyleyemeyen, çekingen, özgüvensiz, bir çocuğumuz olur.
Büyüdüğünde arkadaşları; yetişkinlikte karısı/ kocası, iş arkadaşları tarafından sevilebilmek, kabul görmek için kim ne derse onu yapan, özel hayatında, iş hayatında kendini ezdiren, hatta belki asosyal bir birey olur.

Kavga çıkmasın diye susar. İçine atar, içe her atışta, duygusunu gizler, hatta belki psikosomatik hastalıklarla savaşır.

Belki de tasvip etmediğiniz grupların, görüşlerin, örgütlerin en iyi elemanı olabilir. Çünkü sevilmek, kabul görmek, onaylanmak ister. Çünkü sessizdir, bu yüzden de başkaları tarafından çok fazla kullanılmaya müsait olur.

” Nereye çeksen oraya gidiyor, kafasını kullanmıyor, düşüncesiz! Kendini ezdiriyor! ” diyerek onun davranışlarına en çok kızan, üzülen de yine siz olursunuz.

Aklınızda olsun; kuzu yapmaya çalıştıklarımız, yalnız bize kuzu olmaz. Başkalarının kolayca güttüğü koyun olur.

O halde bırakın çocuğunuz mükemmel olmasın.
Bırakın kendisi gibi olsun.
Onu başkasıyla kıyaslamadan, olduğu haliyle kabul edin ve sevin.
Çocuklarınız arasında ayrım yapmaktan uzak durun.
Eleştiri, yargılama, kınama, suçlamadan uzak durun.
Bırakın kendi kararlarını kendisi versin.
“Bunu anlatırsam dışlanırım, azarlanırım, annem babam kızar bana” korkusu, kaygısı olmadan; fikirlerini, duygularını saygı çerçevesinde açıkça size söyleyebilsin.
Sizinle sohbet edebilsin.
Onu derdinizi, şikayetlerinizi anlattığınız mercii yapmaktan da uzak durun. Çocuğunuzun da sorunları olabileceğini düşünerek; anlayışla, hoşgörüyle, anlattığı her neyse; ama sır saklayarak onu dinleyebilin.
Dinleyin ki, aranızdaki sevgi bağı güçlensin.
Birbirinize olan güveniniz artsın.
Birbirinize olan inancınız artsın.
Çocuğunuz kendisini güvende hissetsin.
Özgüvenli bir şekilde, özgürce ve emin adımlarla hayat yoluna devam etsin.

Sevgiyle kalın.

AyşegülÖzkonak

Aile Danışmanı

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

https://youtube.com/channel/UC6mczVIUsVgyFOkowTxPUig

Boşanmak ve çocuklar

BOŞANMAK VE ÇOCUKLAR

Boşanma aşamasında bir bayan;
” Ayşegül hocam, eşimle evleri ayırdık. Boşanma davası açmış, çocuklarımı göstermiyor. Beni onlarla tehdit ediyor. Yavrularımı çok özledim.
Onlara ne kadar düşkün olduğumu bilmesine rağmen;
” Senden nefret ediyorlar. Artık seni görmek de, konuşmak da istemiyorlar.” Diyor.

(Tabi ki böyle bir durumun erkek versiyonu da var.)

Boşanma son çaredir. Bununla birlikte taraflar, boşanmaya karar kıldıysa; her iki tarafın da; (ne yaşandıysa yaşansın), bu olumsuzlukları çocuklara yansıtmamaları gerekmektedir.
Her ebeveynin çocuklarını görme, çocukların da ebeveynlerini görme hakları vardır.

Özellikle de çocukları göstermemek, göstermememekle tehdit etmek, şantaj yapmak, (çocuk kimde kalıyorsa) diğer tarafı kötülemek, suçlamak gibi davranışlar; hatta çocuk kimde kalıyorsa çocukları görme hakkı olduğu halde görmemek; karşı tarafa acı çektirme isteğinden kaynaklanmaktadır.
Suçlanan eş cezalandırılmak istenirken; en çok zararı da çocuklar görür. Çünkü ruhlarında onulmaz yaralar açılır. Anaya, babaya, hayata güvenleri sarsılır. Kendilerinin reddedildiklerini, istenmediklerini, kabul edilmediklerini hissederler. Hatta daha ileri götürüp, anne babasının kendileri yüzünden boşandıkları inancına kapılarak suçlu hissedebilirler.

Ana baba için boşanma bir travma olduğu kadar, çocuklar için de bir travmadır.
Çocukların ebeveyniyle görüşmesini engellemek (/görüşme hakkı olduğu halde, diğer eşin yanında yaşayan çocuğuyla görüşmemek) ise bu travmanın artmasına ve çocukların psikolojik, sosyal, bilişsel, duygusal, sistemlerini; ileri dönemde, okul, iş ve ikili ilişkilerini olumsuz etkileyebilmektedir.

NOT: Boşanma aşamasındaysanız, her söylediğiniz sözde ve davranışta önce çocukların ruh
sağlıklarını düşünmeniz, ona göre hareket etmeniz bu süreci beraberce kolay bir şekilde atlatmanızı sağlar.

Çocuklarınıza şu konuda vurgu yapmakta yarar var:
“Yavrum, bazen anne babalar anlaşamayabilir ve boşanabilir. Bununla birlikte, anne baba çocuğundan boşanamaz. Annen(/ baban) bundan böyle başka bir evde yaşayacak; buna rağmen, onunla yine görüşeceksiniz. Beraberce keyif aldığınız şeyleri yapabileceksiniz. Benimle de yapabileceksin.
Seni ikimiz de çok seviyoruz. Hayattaki en değerlimizsin… Her şekilde yanındayız ve yine güvendesin. “

Hangi yaşta olursa olsun çocuklarınıza bu şekilde sözler edebilir, güvende olduğu mesajı verebilir, böylece boşanma travmasını daha kolay atlatmasına yardımcı olabilirsiniz.

Not: Eğer tek başınıza çözüm sağlayamıyorsanız,; bir danışmandan bu konuda bir yardım almanız, çözümü kolaylaştıracaktır.

Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak

Aile Danışmanı

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonakhttps://instagram.com/kisiselgelisimdansman/05052509633

Anne baba okul çocuk

ANNE BABA OKUL ÇOCUK

Bir anne diyor ki; “hocam Pandemiden beri çocuklar ve biz çok kaygılıyız. Okul tekrar açıldı. Kalbim sanki hep ağzımda. Coronaya yakalanacak, çocuğuma bir şey olacak diye ödüm kopuyor. Çocuğum çok daha tedirgin; sürekli ellerini yıkar oldu.”

Annenin büyük bir kaygısı ve korkusu var. Ölüm korkusu, hastalanma korkusu, belki yalnız kalma korkusu, kaybetme korkusu vb. Öncelikle annenin sakin olması gerekir. Annenin kaygısı çocuğu daha da kaygılandırıyor. Bu konuda mutlaka bir destek almalılar.
(Not: Eğer sizde de böyle bir kaygı varsa, YouTube’daki Coronaya karşı iç dünyamızı nasıl güçlendirebiliriz? Konulu videomu izleyebilirsiniz.)

Geçenlerde başka bir anneyle konuşuyorum.
Diyor ki:

  • Ayşegül hocam, okullar iyi ki var. Tatil boyunca ben işe gidince aklım hep evde kalıyordu.
  • Çocuklar evdeyken kontrolsüz kaldıklarını mı düşündünüz?
  • Aynen. Saatlerce ben işyerinde, onlar evde. İnternet başında. Ne yaptılar, ne ettiler takip edemedim. Sık sık aradım ama yine de ne yaptılar, ne ettiler bilemedim. Hele bazen oluyor ki, onlara tahammül bile edemiyorum. Okulların açılmasına biraz da onun için seviniyorum.

Kontrolün, iradenin; çocuğun kendisinde olmadığına, kontrol edecek hep birilerinin olmasına inanmış bir anne…Çocuklarına güvenmiyor.

Çocuğunuza bilgisayar kullanma alışkanlığını verir; en önemlisi de ona ” Oyun oynarken, bir saati aşmayacağına inanıyor ve güveniyorum. Sen bunu başarabilirsin.” İnancını verirseniz, güvenli bağlanma oluşturursanız; o kendine inanır ve bilgisayar başında uzun süre geçirmez. Çünkü sizin ona olan inancınızın, güvencinizin sarılmasını istemez. Siz de yalnızken neler yapıyorlar korkusundan kurtulursunuz.

Okullar açılmadan önceki başka bir gün parkta oturuyorum. Bir anne, sözünü dinlemeyen çocuğuna şöyle bağırıyordu:
“Okullar açılsın senden kurtulayım. Seni anca okul paklar! “

Böyle diyen bir anne; kendince çocuğu “adam “edecektir. Çocuk böylece şımarmayacak, annenin sözünü dinleyecek, yaptığı yanlış davranışlardan uzak kalacaktır ama bu sözlerin zararı öyle büyük olur ki;

  1. Çocuğa okul fobisini ve nefretini yerleştirir.
  2. Öğretmen korkusunu ve nefretini yerleştirir.
  3. Pısırık, içe kapanık, özgüvensiz, korkak, karamsar, şüpheci, kendi hakkını arayamayan, suçluluk duygusuna sahip bir çocuk olmasına neden olabilir.
  4. Anneye bağımlı bir çocuk olmasına neden olabilir.
  5. Tam tersi davranışı sürdürmesine, tepkisel olmasına neden olabilir.

Söz dinlemeyen çocuğunuz varsa; bu sizinle alakalıdır. Onunla güvenli bağlanma oluşturun. Sevgi ve ilginizi verin. Onu dinleyin. Aile içinde öyle güzel bir hava essin ki; okulda yeni bilgiler, yeni arkadaşlıklar kurulacağını laf arasında söyleyin. Varsa kendi güzel örneklerinizden de bahsedin, çocuk okula gitmek ve öğrenmek için can atacaktır.
Eğer çocuğunuzun bir yanlışı olduysa, onun kişiliği ile değil, davranışının yanlışlığı üzerine konuşun. Okulu, öğretmeni korkutmak size de ona da büyük zarar verir.

Başka bir anne de geçen sene oğluyla, öğretmeninin tartışmasından bahsediyor. Öğretmeni için:
“Suratında meymenet yok. Zaten ilk görüşte içim ısınmamıştı. Benim oğlumu disipline vermiş. Vermeye ne hakkı var? Hemen okula koştum. Müdüre, ona, ağzıma geleni sıraladım. Bizi arkasız mı sandılar? Hakkımızı söke söke alacağım! “

Eğer anne babalar,
çocuğun öğretmeniyle ya da idareyle olan sorununda, çocuğunu savunma pozisyonuna geçerlerse, öğretmeni suçlayıcı konuşurlarsa;

Çocuğun algısı ve sonuçları şu olur;

  1. Ne yaparsam yapayım, annem babam beni korur.
  2. Okula, idareye, öğretmenlere karşı olumsuz, güvensiz, eleştirel olur.
  3. Onlara karşı tepkisini daha da artırır. Olumsuz davranışları varsa, bu davranışların pekişmesine neden olabilir.
  4. Uzun vadede; kendi hakkını arayamayan, ( çünkü annesi onun hakkını aramaktadır) çekingen, özgüvensiz, yetersizlik duygusuna sahip bir birey olur.
  5. Okuldan, öğretmenden, dersten soğuyabilir ve başarısız olabilir.

Okul, idareci, öğretmen ve çocuk arasında bir sorun varsa; iki tarafı da dinlemek, karşıyı kötülemeden, çocuğun ya da karşı tarafın davranışıyla ilgili çocuğun duygu ve davranışlarını boşaltmasını sağlamalı ve gerekeni yine çocuğun kendisinin yapmasına izin vermeli, hata kendisindeyse kendi davranışının sorumluluğunu almasını sağlamalı; hakkını savunamıyorsa, ( ki bu genellikle bizim ona verdiğimiz eğitimden kaynaklanır) bunun çözümü yoluna gitmeliyiz.

Eğitim Öğretim yılı, çok değerli tüm öğretmenlerimiz için ve geleceğimizin güvencesi yavrularımız için, sağlıklı ve başarılı bir yıl olsun.
Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak
Aile Danışmanı
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı


http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

KENDİMİZİ NASIL TANIMLIYORUZ?

KENDİMİZİ NASIL TANIMLIYORUZ?Çok yakın bir zamanda çok kıymet verdiğim halamızı rahatsızlığından dolayı kaybettik. Öyle üzüldüm, ağladım ki. Biliyorum… Farkındayım. Asıl gitmemiz gereken yere gitti… Yine de üzülmemek elimizde olmuyor…Vefatından kısa süre önce bize gelmişti. Mutlu olsun diye eşimle gezdirmiştik. Sevdiği yemekleri de yapmıştım. “İyi ki gelmişim. Meğer ne çok yorulmuşum. İyi dinlendim. Coronadan beri doğru dürüst insan yüzü görmüyoruz köyde. Uzun zamandır da bir yeri gezememiştim.” demişti. O kadar iyi bir insandı ki. Yapıcıydı. Küçük olumsuzlukları abartmazdı. Problemleri küçültürdü. (İyi ki son kez gelmiş, iyi ki misafirimiz olmuş.) Rabbim mekanını cennet eylesin…. Aklıma geldi. Bir an bu dünyadan göçüp gittiğimizi varsaysak, eşimiz dostumuz, akrabalarımız, yakın ve uzak çevremiz bizi ne şekilde değerlendirir, hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm. Kendimizi dışarıdan gözlemleyelim; tarafsız bir gözle…Böylece olaylara ve insanlara gerçekte nasıl tepki verdiğimizi, nasıl bir insan olduğumuzu anlayabiliriz; ya da çok yansız olduğuna inandığımız arkadaşımıza kendimizi tanımlattıralım. Bu şekilde başkalarının gözünden nasıl göründüğümüzü de fark edebiliriz. Hatalarımız varsa düzeltebiliriz. Bizi tanıyanlar hakkımızda ne der? Nasıl seviyoruz meselâ?… Konuşurken kalp mi kırıyoruz? İncitiyor muyuz?Hakaretvari mi konuşuyoruz? Can mı acıtıyoruz? ” Hiç kimseyi sevmezdi, çok bencildi, çok cimriydi” mi derler? Yoksa;”Eli açık, çok iyi niyetliydi, fakiri fukarayı gözetirdi, hiçbir kötülüğünü görmedim” mi? Nasıl kızıyoruz meselâ?…”Çok öfkeliydi, çocuğunun, çoluğunun, eşinin, akrabalarının, herkesin kalbini kırardı”mı? Yoksa; ” çok sabırlıydı, kimseyi incitmezdi, kim olursa olsun herkesle çok yapıcı, akılcı, mantıklı konuşurdu, yol göstericiydi ” mi derler?” Başkasının hakkına tecavüz ederdi”mi? Yoksa; “Çok namuslu ve dürüsttü, yaptığı işi de çok güzel ve düzgün yapardı, aldığı parayı hak ederdi” mi derler? “Ayırımcılık, haksızlık yapardı” mı? Derler. Yoksa; ” Çok adaletliydi, hakkaniyetliydi ” mi derler? “Onu tanıdığıma çok pişmanım ” mı? Derler. Yoksa; “İyi ki tanımışım, hayatıma iyi ki girmiş” mi derler? İçeri girdiğinde “Negatif enerji yayardı” mı derler. Yoksa; “Girdiği yeri aydınlatır” mı? Acaba nasıl söz ederler hakkımızda?(Örnekleri çoğaltabiliriz )O halde daha yaşıyorken, hayattayken; kendimizin en iyisi olsak nasıl olur?Çevremizdeki insanları doyasıya sevsek ne kaybederiz? Sevgimizi varsa eşimize, çocuklarımıza; anne babamıza, kayınvalidemize, kayınpederimize, görümcelerimize, eltimize, baldızımıza, kayınımıza göstersek ne olur?Kırgınlıkları unutsak ne olur? Her insanın algısının farklı olabileceğini fark edebilsek ne olur? Algılardan anlamlar çıkaranın yine kendimiz olduğunu bilebilsek ne olur? Yorumlayanın yine biz olduğumuzu fark edebilsek ne olur? Düşüncemizin, duyguyu oluşturduğunu, duygunun davranışı harekete geçirdiğini ve davranışın durumu oluşturduğunu bilebilsek ne olur? Kırgınlıkların, kızgınlıkların, öfkelerin, kin ve nefretlerin, kaygıların, endişelerin nedeninin genellikle geçmişte yaşadıklarımız ve zihnimizin kurgularından da kaynaklandığını fark edebilsek; bizim başkaları tarafından yapılan tanımımız da değişir mi? Hatalarımızı en aza indirebilir miyiz? iletişimimiz de düzelir mi? Bu dünyada kimlerin hayatına olumlu katkıda bulunabiliriz? Hakkımızda “Allah razı olsun” diyebilirler mi? Ne dersiniz?…Kendimize uzaktan, üçüncü bir gözle baksak; gün gelip bu dünyadaki süremiz dolduğunda, herkese ve her şeye “elveda” dediğimizde; arkamızda bir hoş seda bırakabilir miyiz? Hanenizde sağlıkla, mutlulukla, huzurla ve sevgiyle kalın… 😊Ayşegül Özkonak

NASIL MOTİVE OLUNUR?

NASIL MOTİVE OLUNUR?

Biz daha çocukken babam birgün; annemi hastalandığı için doktora götürmüştü. (Ben o günlerde yaklaşık 9, ablam 12 yaşlarında ve ikimiz de küçük kardeşimize bakalım diye, türlü tembihlerle evde bırakılmıştık.)
Annemi ilk defa rahatsız görüyorduk ve tabii çok üzüldük.
Çocuk aklımızla; o eve gelsin ve mutlu olsun diye ona sürpriz yapmayı istedik. Ne yapalım diye düşünürken, (o zamanlar çamaşır makinemiz yok) ablam çamaşır yıkamayı önerdi; çamaşır sepetindeki çarşafları, teneke leğene koyduk, başladık yıkamaya ama o güne kadar hiç çamaşır yıkamamışız. Annemden gördüğümüz kadarıyla yıkadık, yıkadık; temiz olduğuna kanaat getirince, güya duruladık. Sıra sıkmaya geldi tabii, ama sıkamıyoruz; çünkü gücümüz sıkmaya yetmiyordu. Olsun… Bahçemizde duvardan duvara gerilmiş çamaşır telimize, sulu sulu da olsa sermeye uğraştık; ancak bu defa da seremiyoruz çünkü boyumuz kısa kalıyor, ipe yetişemiyorduk. Doğrusu bunu hiç hesaba katmamıştık. Yıkadığımızı sandığımız beyaz çarşafların uçları, yerlerde sürünüyordu. Attıra attıra sonunda çarşafın bir ucunu tele tutturduk. Yamuk yumuk da olsa sonunda tele yerleştirdik. Çamurlanan kısımlarına su dökerek temizlemeyi de akıl ettik. Uzaktan bakıp yaptığımız işle gurur duyduk.
Biz işimizi bitirdikten bir süre sonra annemler çıkıp geldiler, eve girmeden önce;

  • Anne bak sana bir sürprizimiz var. Diyerek neşe içinde annemin elinden tutup onu bahçe tarafına doğru çektik. Bir yandan da çok heyecanlıyız. Annem yaptığımız işi beğenecek ve mutlu olacak hevesiyle, onun ne diyeceğini bekliyoruz.

Annem bir ucu yerde, bir ucu telde rengi griye dönmüş çarşafı görünce bir çığlık attı;

  • Uuuyyyy, bu ne?! Ben ne yapacağım şimdi?
    Ak ak yıkadınız, kara kara mı serdiniz?! Durduk yerde bana iş çıkardınız diye söylenmeye başladı.
    Ablamla ikimiz kalakaldık. O şaşkınlıkla ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı bilemedik. Suçlandık… Ezildik, mahçup olduk ve öncekinden daha fazla üzüldük.
    Amacımız sadece annemize destek olmaktı, onu memnun ve mutlu etmekti ama herşey şimdi tam tersiydi. Öylece kalakaldık; çünkü annemizin başardığımız işe tepkisini biz, başka şekilde hayal etmiştik. Ağzımızda bir şeyler geveledik…
    Durumumuzu fark eden babam hemen araya girdi ve anneme döndü; parmağıyla “sus” işareti yaptı.
    Çarşafın yanına gitti. Islak ıslak eline aldı. Kokladı.
  • Oooohhh. Mis… Mis gibi olmuş. Ellerinize sağlık. Aferin. Aferin benim kızlarıma dedi.
    Babamın bu tavrı beni çok mutlu etti. “Yaptığım işi başardım, iyi ki yaptım” inancını hissetirdi.

O çarşafları sonra ne yaptıklarını hatırlamıyorum; ama o günden sonra makine alınana kadar, bir daha annemden izinsiz çamaşır yıkamadık.

Annem mavi kişiliklidir. Mükemmeliyetçidir. Hâlâ öyle. Yapılan hiçbir şeyi kolay kolay beğenmez. Çocukluğumdan bu yana annemden; (onu memnun edebilmek için), yaptığım her işin en iyisini yapmayı öğrendim.
Babam, sarı kişilikli. Herşeyin iyi tarafını görür. Bizi motive eder, olduğu gibi kabul eder ve onaylardı. Hep babamdan motive olurdum. Ondan da; yapacağım bir işe, sevinç içinde ve hemen koyulmayı öğrendim.
Hâlâ öyleyim. Bir işe başlarken, babamın o gür ve motive edici sesini duyar gibi olurum.
Anne ve babamın bu kişilikte olmaları belki de benim kazancım olmuş. Çünkü birbirlerini dengelemişler.

Buna benzer bir anıyı yaşayan bir çocuk; tamamen girişimciliği, çabayı, gayreti, azmi, karşısındakini mutlu etmeyi bırakabilir. Duygusal zekası gelişmeyebilir. Benim şansım babamdıBu anımla sizlere şunu belirtmek istiyorum.Eğer siz de mükemmeliyetçiyseniz; çocuklarınızın (varsa torunlarınızın) hatta eşinizin, yapmak istedikleri o işleri durdurmaktan; kurmaya çalıştıkları hayal dünyalarını yıkmaktan uzak durun. Onları özgür bırakın. Hatta yapacağınız işleri, onlarla birlikte ve o işi eğlenceli hale getirerek, beraberce yapın. Görev verin.Sorumluluk verin, verdiğiniz sorumluluğun takibini yapın.Sizleri mutlu etmek için yapacakları şeyleri hatalı bile yapsalar, (iyi niyetlerini fark ederek) onları motive edin.Edin ki, çocuklarınız hayat başarısına; eşiniz de “başardım, eşimi mutlu ettim ” inancına sahip olsunlar.Özkonak Sevgiyle kalın… 😊Ayşegül

OKULLAR AÇILDI

OKULLAR AÇILDI

Kadının biri söz dinlemeyen çocuğuna bağırıyor;
” Seni anca okul paklar!… “
Ona göre okul, paklama yeri.

Bir başka anne;
“Uslu dur. Bak bu teyze öğretmenmiş. Yoksa sana ceza verir! “
Okul o anneye göre, uslu durma, yeri.
Öğretmen ise, uslu durmayanlara ceza veren canavar…

Her iki durumda da o çocuk; okulu sevmeyen, okuldan, öğretmenden korkan, nefret eden, çekingen; ya da tam tersi, okulda en haylaz öğrenci olacak. Çocuk da, anne de, öğretmen de sıkıntı yaşayacak…

Çocuğu okula yeni başlayacak olan bir anne kaygılı;
“Çocuğum okula alışamazsa, ağlarsa, beni özler, isterse?… ” Annenin altbilincindeki aranmak, özlenmek ve istenmek. O böyle inanca sahip olduğu için çocuk da okula alışamayacak. Tıpkı dediği gibi huysuzluk edecek. Hem kendi stres ve üzüntü yaşayacak, hem çocuğu.

Bir öğretmen de diyor ki;
” Her sene yeni gelen öğrenciler, eskileri aratıyor. Arsızlar. Anne baba tarafından şımartılmışlar. Söz dinlemiyorlar, başarısızlar, ders dinlemiyorlar.”
Aynı öğretmen, tıpkı dediği özellikte öğrencilerle karşılaşıyor, Hem kendi kaygısını artırıyor, huzurunu kaçırıyor. Hem kendini, hem çevresindekileri mutsuz ediyor, dersler de tıpkı dediği gibi verimsiz geçiyor. Emekliliği gelsin diye de gün sayıyor.

Peki ne yapalım?
Eğer anne /baba isek; çocuklarımızı okuldan soğumalarına neden olan söz ve davranışlardan uzak duralım.

Kendimizle ilgili kaygı ve korkularımız varsa bu korku ve kaygılardan kurtulmak için olayları akışına bırakalım. Akışa bırakamazsak, yardım alalım. Çünkü bizdeki kaygı ve korku enerjisel olarak çocuğumuza aktarılıyor.
Söz dinleyen kuzu gibi olan çocuk ise aklınızda olsun, sadece bize kuzu olmaz. Herkese kuzu olur.

Bir öğretmen çocuğumuza hatalı davrandıysa ya da iyi ders anlatamıyorsa; çocuğumuz bunu bize aktarıyor, biz de onu söz ve davranışla onaylıyorsak; öğretmen hakkında sarfettiğimiz her olumsuz söz; çocuğumuzun o öğretmenden, daha önemlisi o dersten ve hatta okuldan daha fazla soğumasına neden olabilir.

Eğer bir sıkıntı varsa; (ne kendisini, ne öğretmenini suçlamadan, eleştirmeden, yargılamadan uzak kalarak) olayı tarafsız bir şekilde anlatmasına izin vermeli, tarafsız şekilde dinlemeli, konuyu doğru anlamalı, onu anlamaya çalışmalı, duygularını anlatmasına fırsat tanımalıyız.
Öğretmeniyle sorunu konuşarak giderebileceğiyle ilgili teşvik edersek; kendine inanması, güvenmesi, iyi iletişim kurması, hatta belki de öğretmenini ve dersini daha fazla sevmesine katkı sağlar.

Eğer öğretmensek, günlük yaşamda kullandığımız olumsuz dil kalıplarını farkettiğimiz an, o dili değiştirmeliyiz. Kuantum çekim yasası. Ne düşünürsek o olur. Onunla ilgili kişi, durum ve olayları çekeriz hayatımıza. Hayatı nasıl algılarsak, öyle yaşarız. “Her sene öğrenci profili daha da kötüleşiyor” dedikçe, kötü profildeki öğrenciler gelmeye devam edecek.
Bunun yerine “Mesleğimi, öğrencilerimi seviyorum. Onlara yeni bilgiler öğretiyorum, Hayatı öğretiyorum. Onlarla ben de çok şey öğreniyorum.
Çocuklarla, gençlerle çalışırken; ben de gençleşiyorum. Davranış bozukluğu sergileyen öğrencilerimle yakından ilgilendikçe, bana güveniyorlar, sevildiklerini hissedip, olumlu davranış değişikliği yapıyorlar. Her yeni gelen öğrenci bana yeni şeyler öğretiyor. Benim de kendimi yenilemem gerektiğini hatırlatıyor. Deyin. (Öğretmenlik yaptığım yıllar, içimden hep böyle derdim. Çünkü böyle olduğuna inanırdım. )

Mesleğini seven, çocukları seven, öğretmeyi seven bir öğretmen mi mutludur?
Her fırsatta şikayetlenen öğretmen mi?

Kile şekil veren ustalar gibidir öğretmenler. Toplumun bütününe şekil verir.

Her insan, mesleğini sevmiyorsa, sevmek ve böylece daha mutlu olabilmek için, gerektiğinde teknik çalışma desteği alabilir.
Bu son derece sağlıklı bir davranıştır.

Kendimizin de, çevremizin de, daha mutlu, daha huzurlu olabilmesi; mesleğimizde daha başarılı bir insan olabilmemiz, bir yıldız gibi çevremizi aydınlatabilmemiz; yine bize bağlı.

Yeni Eğitim Öğretim yılı tüm öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, anne babalar için, başarı ve ışık dolu bir yıl olsun.

Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak

Aile Danışmanı

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

https://youtube.com/channel/UC6mczVIUsVgyFOkowTxPUig

EVLİLİKTE MUTLU OLMAK İSTİYORSAK

EVLİLİKTE MUTLU OLMAK İSTİYORSAK

Sizce;

Eş olmak sadece; kılık kıyafet ve mutfak ihtiyaçlarını karşılamak mıdır?

Anne baba olmak sadece; onun karnını doyurmak, üstüne başına almak, okutmak, iş sahibi yapmak ve evlendirmek midir?


Aşağıdaki soruların cevabını içinizden cevaplayın. Bakalım cevaplar nasıl olacak?

Evlilik nedir?
Cinsellik nedir?
Kendimden, evlilikten ve eşimden beklentim nedir?
Onun benden beklentisi nedir?
Onun beklentilerini karşılayabilir muyum?
Ne kadarını karşılıyorum?
O benimkinin ne kadarını karşılıyor?
Kendimi ve eşimi mutlu etmek nasıl olur?
İyi bir eş nasıl olur?
Eşime karşı iyi bir eş miyim?
Onunla iyi bir iletişim kurabiliyor muyum?
Onunla dost olabiliyor muyum?
Sırdaş olabiliyor muyum?
O bana güven duyabilir mi?
Ben ona güven duyabiliyor muyum?

İyi bir anne baba nasıl olur?
İyi bir evlat nasıl yetiştirilir?
Çocuklarıma nasıl bir ebeveynim?
Onlarla iletişim kurabiliyor muyum? /kurabilecek miyim?
Çocuklarımın benden beklentisi nedir?
Çocuklarıma iyi bir anne/baba mıyım?
Çocuklarımla dost ebeveyn olabiliyor muyum?
Sırdaş olabiliyor muyum?
Bana güven duyabilirler mi?
Ben onlara güven duyabiliyor muyum?

Pek çok çift; bu soruları kendine sormadan, cevaplarını bilmeden evleniyor. Evlendiğinde çıkan sorunlar karşısında da sormuyor. Sonra da zarar gören evlilikler, yaralanmış çocuklar. Bu yaralarla büyüyen çocukların, yetişkin olduklarında yaptıkları evliliklerle devam eden kısır döngüler…

Bir kişi ehliyeti olmadan nasıl ki bir trafikte araç kullanamıyorsa;
evlenmek isteyen erkek ve kadına da mutlaka evlenmeden önce sağlıklı evlilik yapabileceğine dair evlilik ehliyeti
ve
çocuk sahibi olmak istiyorlarsa; sağlıklı anne baba olma ehliyeti verilmeli.

Hep karşımızdakine işaret parmağımızı sallar, onu suçlarız. Elimizi sallarken, bir parmak karşıdakini gösterirken, geri kalan üç parmak kendimizi gösterir.
Bazen külahımızı önümüze alıp düşünmek, “eksik olan yanımı nasıl tamamlarım? “diye kendimizi sorgulamak da işe yarar.

Eğer mutlu olmak ve mutlu etmek istiyorsanız; bu soruları kendinize sık sık sorsanız nasıl olur?
Belki de bu sorularla evliliğinizdeki pürüzler azalır, ne dersiniz?

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

Aile Danışmanı

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

Page 4 of 13

Ayşegül Özkonak