Ayşegül Özkonak

Sosyolog ve Aile Danışmanı

Author: Ayşegül Özkonak (Page 11 of 36)

RUHA DOKUNABİLMEK

RUHA DOKUNABİLMEK

Emekli bir öğretmen; evine gardırop yaptırması gerektiği için, iyi bir marangoz ustası aramaya başlar. Köyündeki tanıdıklarına sorar soruşturur;” Yaptığı işi temiz ve düzgün yapacak, şu” tarihte teslim edeceğim” dediyse, o tarihte bitirip teslim edecek, verdiği sözde duracak, işinin ehli bir marangoz arıyorum. Böyle bir usta tanıyor musunuz? ”
Sordukları kişiler, ağız birliği etmişcesine; ” S………….köyünde tam aradığın gibi bir usta var hocam. Parmakla gösterilecek; işinin ehli ve dürüst bir insandır” derler.
Emekli öğretmen üşenmez. O köye gider.
Kapıdan selam vererek içeri girer girmez, 40 yaşlarında bir adam; yaşlı öğretmenin ellerine sarılıp, öpmeye yeltenir. ” Hocaaamm hoşgeldiniz. Beni tanıdınız mı?
Ben A………..”
Yaşlı öğretmen geri çekilir, adamın yüzüne dikkatlice bakar, yine tanıyamaz; ” Yoo tanıyamadım” der.
Usta olduğunu sonradan öğrendiği adam ise, anlatmaya başlar;
” Hocam ben ilk okula giderken, siz o zamanlar okulumuzda idareciydiniz. Ben küçükken biz fakirlik çektik. Babamın evde, varlığıyla yokluğu birdi. İşsiz; aylak bir adamdı. Annem de ancak; komşuların yardımıyla bizim karnımızı doyurmaya çalışırdı. Bir gün şeytana uyup, öğretmenimizin çantasından yüklü bir para çalmıştım. Öğretmenimiz durumu fark etti. Soruşturdu ama parayı bulamadı.Sonra bizi dışarı çıkartmadan, nöbetçi öğrenciyi size gönderdi. Siz sınıfımıza gelip olanı öğrenince; o gür sesinizle önce bağırıp çağırdınız.
Sizin her şeyi anladığınızı zannedip; “öğretmenim ve arkadaşlarım da benim çaldığımı öğrenirlerse ben ne yaparım?” diye altıma kaçıracak kadar korkmuştum. Bacaklarım titriyordu. Terler boşandı, bayılacak gibi olmuştum. Hiç unutmuyorum.
Sonra hepimizi dışarı çıkardınız. Öğretmenimiz başımızda bekliyordu, bizi tek tek içeri alıp her birimizle yalnız konuştunuz.
Sıra bana gelip itiraf ettirdiğinizde; döveceğinizi zannettim ama hiç dövmediniz. Sonra öyle bir nasihat ettiniz ki… ” Bak oğlum; insanlar hata yapabilir. Önemli olan bir daha o hatayı yapmamaktır. İster fakir ol, ister zengin. Hayatta şunlar fark yaratır; dürüst ve güvenilir olmak. Kimsenin malına, ırzına, namusuna göz dikmemek. Böyle olursan, herkes sana inanır ve güvenir. Seni sever; sana saygı duyar… Alnın açık, başın dik olur. Büyüdüğünde de hangi işi yaparsan yap; ama önce bunlara dikkat et. Verdiğin sözde dur, dürüst ve güvenilir ol. Namuslu ol. Böyle olursan, ben hep; senin yanında olurum.”

Siz böyle söyleyince, çaldığım parayı ağlayarak size teslim ettiğimi hatırlıyorum;
” Bu sır aramızda kalacak.” dediğinizi de…
Bu sözlerinizi yıllarca unutmadım. Her biri aklımda çivi gibi çakılı kaldı.
Bugün eğer şu gördüğünüz iş yerine sahipsem; iyi bir iş yapıyorsam, bana saygı duyuluyorsa, alnımın teriyle kazanıyorsam; nedeni sizsiniz hocam.Verin elinizi tekrar öpeyim.”
Yaşlı öğretmenin gözleri yaşarır.
“Şimdi hatırladım. O çocuk sendin demek? Parmakla gösterilen bir insan olmuşsun. Seninle gurur duydum. “deyince; beraberce ağlayarak birbirlerine tekrar sarılırlar.
Usta devam eder.
” Hocam, hep merak ettim. Bu işlediğim suçu kimse bilmedi. Kimse beni suçlamadı. Mezun olana kadar öğretmenim de bana hiç kötü davranmadı. Ona bu işi benim yaptığımı söylememiş miydiniz? ”

Öğretmen cevap verir.” Seni sorguladıktan sonra; dışarda sorgulamadığım çocukları da tek tek çağırıp sorgulamaya devam ettim. Eğer parayı sende bulduktan sonra, aramayı bitirseydim; senin suçlu olduğun anlaşılırdı. Hırsız damgası yerdin.
Öğretmenine söyleseydim; ne kadar yargısız olmaya çalışsa da, sana cephe alırdı. Yine suçun ortaya çıkardı ve bu ezikliği, utancı ömür boyu taşırdın.”
Usta, ağlayarak öğretmenine sarılır.
” Hocam Allah sizden razı olsun. Bana yıllar önce öyle bir ders verdiniz ki, şimdi üç çocuğum oldu ellerinizden öper. Onları da dürüst bir insan olarak yetiştiriyorum sayenizde. ” der.

Emekli öğretmen o gün eve geldiğinde, gözleri dolu dolu; öğrencisinin durumundan memnun, gururlanarak ve sevinç içinde yaşadıklarını anlatır ailesine.
…
Size anlattığım hikayedeki emekli öğretmen kimdi biliyor musunuz?
Benim gurur duyduğum babam…
Babamın yıllar önce kendi başından geçen bu anıyı anlatırkenki hali, gözümün önünden hiç gitmez.
O öğrencisi kimdi; hiç bilemedik. Çünkü adını asla söylemedi. Bizler bu anıyı yıllarca unutmadık.

Öğretmen olduğumda ise babamın bu davranışı, benim yol göstericim oldu.

Bir öğretmen küçücük bir çocuğun ruhuna dokunduğunda, o çocuğun neslinin ruhuna da dokunduğunu bilmeli. Tıpkı Amir Khan’ın Yerdeki Yıldızlar adlı filmi ve film kahramanı Shaan gibi.

Ayrıca ruha dokunmak için illa öğretmen olmak da gerekmez.

Bununla birlikte, bir öğretmen; sadece bir çocuğu eğitmez. Onun ruhunu da eğitir. Onun neslini de eğitir. Bir milleti eğitir. İnsanlığı eğitir.

Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633

www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

KENDİNİ ONARMAK SONRAYA MI KALSIN? ŞİMDİ Mİ GERÇEKLEŞSİN?

KENDİNİ ONARMAK SONRAYA MI KALSIN?
ŞİMDİ Mİ GERÇEKLEŞSİN?

1. Hemen kırılıyor musun, alıngan mısın?
2. Kimseye hayır diyemiyor musun?
3. Başkalarını üzmemek, kırmamak, dostluklarını, sevgilerini kaybetmemek, yanlış anlaşılmamak için; içinden gelmese bile, çoğunlukla onların her dediğini yapıyor musun?
4. İnsanlar seni hep üzüyor, kırıyor mu?
5. Onlara hep iyilik yaptığın, emek verdiğin halde değerinin bilinmediğini mi düşünüyorsun?
6. Atmak istediğin her adımda” elalem ne der?” diye mi düşünüyorsun?
7. Hep birilerine bir şeyler ispatlama çabasında mısın?
8. “Hata yapmamalıyım.” mı diyorsun?
9. Seni inciten insanları affetmiyor musun?
10. Bazı konularda kendini suçluyor musun?
11. Kendine karşı, başkalarına karşı ya da her şeye karşı sürekli kontrolcülük mü yapıyorsun?
12. Şansının olmadığını, yeterince kazanamadığını mı düşünüyorsun?
13. Karşına istediğin özellikte birinin çıkmadığını, çıksa da aldatıldığını/ aldatılacağını / sorun yaşayacağını düşünüp karşı cinsle ilişkiyi ilerletmekten ya da evlilikten kaçıyor musun?
14. Her şeyin mükemmel ya da en iyisi olmasını istiyor sonrasında da yorulduğunu mu hissediyorsun?
15. Hep onaylanmak ihtiyacı hissediyor, onaylanmayınca kendini kötü mü hissediyorsun?
16. Bağımlılıkların var mı?
17. Affetmediğin, kırgın olduğun insanlar ( anne, baba, kardeş, eş, akraba, dost, patron, eleman)var mı?
18. Özgüvensiz misin?
19. Başkalarına göre kendini değersiz, yetersiz, başarısız mı hissediyorsun?
20. Hayat sana göre güvensiz mi?
21. Akışa bırakamıyor musun?
22. Şimdiye kadar kendin gibi olamadın mı?
23. Erteliyor musun?
24. Ya da bir şeyleri yetiştiremeyeceğini mi düşünüyorsun?
25. Hayatında bir şeyler yarım mı kalıyor?

Bu sorunların devam etsin mi?
Yoksa çözümlensin mi?

Bunu farkettiysen; yapılan çalışmalarla kendini bulma zamanının geldiğini ve bunun çözümünün de kolay olduğunu biliyor musun?

Sevgiyle kal…

Ayşegül Özkonak

05052509633

www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

KADININLA/ ERKEĞİNLE SIK SIK TARTIŞIYOR MUSUN

KADININLA/ ERKEĞİNLE SIK SIK TARTIŞIYOR MUSUN?

Her öfkelendiğinde, her tartıştığında kadınına ya da erkeğine;
” Mutlu olduğun yere git.”
” Böyle giderse, ayrılırız.
Böyle giderse senden boşanırım”
demek; ayrılma ya da boşanma isteğini bilinçaltına yerleştirir.

Kullandığın her kelimeye dikkat et. Ayrılma ya da boşanma kelimesini telaffuz etmekten uzak dur.

Bunun yerine ona şunu sor;
1. Mutluluk istiyor musun?
2. Huzur istiyor musun?
3. Bunun için ikimiz de neler yapmalıyız?
4. Yapmamız gerekenler neler?
5. Yapmamamız gerekenler neler?
6. Benden yapmamı istediklerin neler?

“Tamam haklısın. Bununla birlikte şu an böyle bir sorunumuz var. Soruna değil çözüme odaklanalım. Çözüm için sence ne yapmalıyız? de.

Soru sorarak; onun zihnine çözüm ekmiş olursun.

Sevgiyle kal…
Ayşegül Özkonak Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com

ÖMRÜNÜN NE ZAMAN BİTECEĞİNİ BİLSEN NE/NELER YAPARDIN?

ÖMRÜNÜN NE ZAMAN BİTECEĞİNİ BİLSEN NE/NELER YAPARDIN?
Yarın öleceğini bilsen insanları kırar mıydın mesela?
Veya seni kıran, inciten insanların her sözünü önemser miydin?
Başkalarının olumsuz sözleri seni ne kadar etkilerdi?
Her ne şekilde olursa olsun para biriktirmeye çalışır mıydın?
Titizlenir miydin mesela her şeye?
Evini dip köşe temizleme takıntın kalır mıydı?
Yoksa hayatı doya doya mı yaşardın?
Şimdiye kadar yapmak istediklerini mi yapardın?
Aşık olur muydun mesela?…
Sevdiklerine ‘SENİ SEVİYORUM’ der miydin?…
Şimdiye kadar ötelediğin ne varsa yapmak ister miydin?

Peki affetmek isteyip de affedemediklerini affeder miydin?
Ya da bir telefon açıp, kendisinden af diler miydin?

Affetmediğin kimler var hayatında?
Bu kişi kim?
Kendin mi?
Bir başkası mı?

Bir hata yaptın ve bu hata sonrası birileri bundan acı mı çekiyor?
Düşün.
Yaptığın hatayı bir şekilde telafi edebilir misin?
Telafi etmeyi denesen nasıl olur?
Ne kaybedersin?
Ve yaptıklarından dolayı affedebiliyorsan kendini de affedebilsen?

Ya da seni bir başkası mı incitti?
Yine affetmeyi denesen nasıl olur?
Affetmek seni özgürleştireceğini bilsen?

Affetmekten çekiniriz hep…Yine o hatayı yapacağını düşünürüz.
Cezasını çeksin isteriz.
Affetmek onu haklı bulmak demek değildir ki.
Onu onaylamak da değildir.
Suçsuz bulmak demek değildir.
Ona sarılmak demek de değildir. Gerekirse belki o da yapılabilir ancak burada esas olan senin zihin, beden ve ruh sağlığındır.
Affetmemek sırtında bir yüktür. Affetmediğinde sırtın, kemiklerin, eklemlerin, kasların, miden, başın vb. ağrır. Psikosomatik rahatsızlıkların oluşur.

Şimdi affetmediğin kim varsa onları tekrar düşün.
Onları da özgür bıraksan, kendini de. Bu nasıl olurdu?
Farkedeceksin ki ağrıların bitmiş.
Ruhun rahatlamış, huzur duymaya başlamışsın…Tamamen özgürleşmişsin. 😊

Ömrümüzün bir saniye sonra bitmeyeceğini kim garanti edebilir?…
Bir saniye, bir salise sonrası neler olabilir?…

O affetmediğin kişi belki de sen affedemeden hayatından sonsuza dek çıkabilir…

Ya da sen onun hayatından sonsuza dek çıkabilirsin?
…

Bu söylediklerimden sonra affedebilecek misin?
Hayatı yaşamak istediğin gibi yaşayabilir misin?
Sevdiklerine zaman ayırıp söylemek istediğiniz kişi/kişilere ‘SENİ SEVİYORUM’ diyebilir misin?

Hadi…Yanındaysalar şimdi söylemeyi dene; gözlerinin içine bakarak ama yüreğinden coşan sevgiyle ve de sımsıkı sarılarak…

Uzaktaysalar telefonla ya da mesajla; hadi ne duruyorsun?

Kendine sor. ” Bunu yapsam ne kaybederim? En kötü ne olur?”

Yapabilirsin.
Şimdi.
Hemen.
Yarın çok geç olmadan.

Sevgiyle kal…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633

MESAFE KOYMAK MI İSTİYORSUN ?

MESAFE KOYMAK MI İSTİYORSUN?
Yaşadığın sorunlardan kaynaklı olarak eşinin ailesine mesafe koyarsan; bil ki eşin de sana ve senin ailene mesafe koyar.
Bu bir çözüm değil. Sorunu sümen altı etmek demektir. Yani yokmuş gibi farz etmektir.
Mesafe koymadan da; kişisel sınırı ve ailesel sınırı koruyarak; bunu da karşıdakilere hissettirerek ilişkini sürdürebilir, iletişimini güçlendirebilirsin.

Ve bil ki, her sorunun bir çözümü var.
Sevgiyle kal…
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com

NE ZAMAN ÜZÜLSEN BU SÖZÜMÜ HATIRLA

NE ZAMAN ÜZÜLSEN BU SÖZÜMÜ HATIRLA
30 yıl önce Fakültede okurken Biyoloji Bölüm derslerini ve Eğitim Fakültesi derslerini aynı sene içinde vermeye çalışmaktaydım. İki fakültenin sınav tarihi açıklandığında, tarihlerin çakışmış olduğunu fark etmiş ve hemen Hocalarıma durumu izah etmiştim ancak; sınav tarihini değiştirme talebime rağmen; talebim geri çevrilmiş ve ben çaresiz kalmıştım… Üzüldüğümü gören annem:
– Kızım bir bak, dağlar var ovalar var.
– Evet anne?
– Yokuş var iniş var.
– Evet.
– Kıştan sonra bahar ve yaz geliyor mu?
– Evet?
– Her geceden sonra gündüz geliyor mu?…
– Evet geliyor….
– Hiç bir şey aynı kalmaz…
Demek ki sen de üzüldükten sonra sevineceksin. Hep böyle devam etmeyecek.
Hepsi geçecek…Ve sen geriye dönüp baktığında neden üzüldüğüne şaşıracaksın. Bundan sonra ne zaman üzülsen benim bu sözümü hatırla. Dedi. (Çakışıyor dediğim sınavların tarihleri değişti ve ben de o sınavlardan geçtim)…😊
Yıllarca annemin bu sözlerini düstur edindim…( Canım annem; biz çocukken ve gençken, bizim için çok muhteşem bir yaşam koçuydu. Bu özelliğimi annemden aldığımı inkar edemeyeceğim. 😊)

NOT: Benim bu 30 yıl önceki can sıkıntısı dediğim şey çoğunuza göre belki çok basit gelebilir ama o yıllarda sorsaydınız, benim için çok önemliydi. Şimdi sorduğunuzda ise, çok gereksiz.
O halde, acılar, üzüntüler, kaygılar, endişelerin miktarı da, sadece o zaman diliminde geçerli. Üzerinden biraz zaman geçtiğinde; ” Buna niçin bu kadar üzülmüştüm ki? Ne gerek vardı bu kadar yıpranmama?” Diyebiliyoruz.
Elbette içinde bulunduğumuz duruma, şartlara, olaya, yaşanmışlıklara göre ve bizim daha dirençli, daha iradeli, daha dik durabilme kapasitemize göre; verdiğimiz tepkinin de değiştiği muhakkak.
Bireysel olarak sorduğumuzda ise, her insanın acısı kendine büyük gelir. Belki daha büyük acılar yaşadık ya da yaşayacağız. Mesela ölüm acısı. Ve hepimiz biliyoruz ki, ölümün girmediği ev yok. O halde bu konuda yalnız değiliz.
Her ne olursa olsun, olayları değiştiremeyiz. Bununla birlikte o olay hakkında, bakış açımızı değiştirebiliriz.
Zamanın her şeyin ilacı olduğunu bilebilirsek, sorunun sadece bizde olmadığını düşünürsek ve olağanlaştırabilirirsek; bu bakış açısı bizi rahatlatır.

Bir şey daha; NE ZAMAN ÜZÜLSENİZ ANNEMİN BU SÖZLERİNİ HATIRLAYIN; bakış açınızın çok değiştiğini fark edeceksiniz…

Sevgiyle kalın. 🙂

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

EN SEVDİĞİNİZ ÇİÇEK HANGİSİ?

EN SEVDİĞİNİZ ÇİÇEK HANGİSİ?

Ben Eskişehir’de bir köyde, bahçeli bir evde büyüdüm.
Babam, çocukken evimizin önüne ve yan tarafına çiçekler dikmişti. Leylaklar, renk renk güller, sokaktan geçenlerin; ” Bu güzel koku nerden geliyor?” diyerek başlarını çevirmelerine neden olan hanımeli; güllerin altında kimsenin dikkat etmediği ama o mis gibi kokusunu sanki sadece benim duyumsadığım sümbül ve nergisler…

Bahar geldiğinde ben her sabah, özellikle de okula gitmeden önce; o sümbül ve nergisleri mutlaka koklar, Yüce Yaradan’ıma şükreder, o şükürle otobüs durağına yürür, yine o huzur ve dinginlikle
okula varır, derslerimi de o keyifle dinlerdim.
Sanırım sümbül ve nergisin bende oluşturduğu duygu; mutluluk, huzur, coşku, neşe, sevinç, şükür, bahar, dinginlik, yeniden doğuş.
Bu iki çiçek, bende bu güzel çapaları oluşturmuş.

Şimdi ise #Coronadan dolayı tıpkı sizler gibi evdeyim. Buna rağmen, ne zaman sümbül ve nergis resmi görsem, ya da bir çiçekçinin önünden geçsem; bu duygular bende tekrar ortaya çıkar ve yüzüme şükürle karışık tatlı bir tebessüm yayılır…

Peki siz hiç düşündünüz mü?
Sizin en çok sevdiğiniz ve sizde duygu oluşturan çiçek ya da sizi en mutlu eden anı ne?

Not: Çapa belirli bir duyguyu veya duyu organlarını harekete geçiren, bir tür uyarıcıdır.

Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633

www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

ŞAL SATICISI ve BİZ OLMAK

ŞAL SATICISI ve BİZ OLMAK
#Corona vakası olmadan 3 hafta önceydi.
Genelde yürürken, ya da bir cafede otururken insan davranışlarını gözlemlerim.
Kızılay’da çarşı içinde ofise doğru giderken yine yol üzerinde bir köşede bir şal tezgahı; tezgahın başında da, görme engelli ve o tezgahın satıcısı olduğunu tahmin ettiğim orta yaşlı bir bey dikkatimi çekti.
Nasıl satacağını bilmeyen bir tavırla, sadece sessiz sessiz öylece bekliyordu.
İnsanlar gelip geçiyor ama onun tezgahına hiç kimse uğramıyordu.
İçimden bir ses ” ona katkı sağlamam gerektiğini” söyledi.
Tezgaha doğru yöneldim.
Yüksek sesle ve gülümseyerek; “hayırlı işler” dedim. Ve sesimin geldiği yöne doğru başını çevirip;
” Sağolun. Allah razı olsun.” Diye cevapladı beyefendi tavırlarıyla. Gözündeki gözlükler; âmâ olduğunu gizlemek içindi, belliydi.
Bir yandan da şalları inceliyordum.
Yine yüksek sesle, ” Bunlar ne kadar güzel şallar?! Kaç lira? ” diye devam ettim.
“10 TL” diye cevapladı.
Yanımızdan geçen bayanlara bakarak tekrar yüksek sesle seslendim. ” Bakın bu kalitedeki bu şalları; bu fiyata hiçbir yerde bulamazsınız. Ben bir tane kendime, iki tanesini de hediye olarak alacağım” Dedim. Ben öyle söyleyince, kadınlar bana döndüler ve merakla tezgahın başına yöneldiler. Şallara dokunmaya ve incelemeye başladılar.
” Dokularını hissedin. Ne kadar güzel değil mi?”
Diye sordum.
Onlar da daha dikkat edip,
” evet, çok güzel ” diyerek şal seçmeye koyuldular.
Biz üç kişi olunca, bizi fark eden üç kişi daha tezgaha yöneldi. Aynı şeyi onlara da söyledim. ” Düşünsenize, siz kullanmazsanız bile, alır birilerine hediye edersiniz, onları da mutlu edersiniz” diye devam ettim.
Bizden sonra üç kişi daha tezgahın başına geldi ve adamcağız, herkese yetişemeyecek durumda kaldı.
Çünkü kimi fiyat soruyor, kimi ödeme yapıyordu.
Bu arada, üç şalın ücretini ödedim.
Ödeme yaparken ona teşekkür etmem ve; ” İyi işler.” demem arada kaynadı, çünkü yoğunluktan duymadı bile…
Tam tezgahın başından ayrılırken, arkama dönüp onun yüzüne baktım.
Yüzü satış yapabilmenin mutluluğu ile ve tebessümle doluydu.
Kimdi?
Çocuğu, çoluğu var mıydı, yok muydu?
Hiç bilmiyorum.
Tek bildiğim, onun mutlu olduğuydu.

Tanısak da, tanımasak da birilerinin ruhuna dokunsak, onun hayatına olumlu bir katkıda bulunsak bu nasıl olurdu?

Rabbim herkesin yolunu açık etsin. Bolluk bereketini arttırsın.
Biz birilerine katkı olursak, ben değil, biz dersek; sadece biz değil, çevremizdeki başkaları da bolluk bereket içinde olursa, mutlu olursa; hepimiz mutlu oluruz.
Neden?
Çünkü onların duyguları dalga dalga hepimize yansır da ondan.
Çünkü biz biriz.
Çünkü görünmez ağlarla birbirimize bağlıyız.
Çünkü birbirimize destek olursak güçleniriz de ondan canlarım.

Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com

KENDİ KENDİMİZE NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ?

KENDİ KENDİMİZE NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ?

Ülkemizde ve tüm Dünya’da meydana gelen, yaşadığımız bu olumsuz gelişmelerden kaynaklı;

“Ya hastalanırsam,
Ya sevdiklerimi kaybedersem?
Dünya daha kötüye gidiyor.
Ne olacak halimiz?’
Ya…? Ya…? Ya…?
Zihnimize böyle sorular geliyor mu?

Amacım, bu süreci kolayca atlatabilmenize yardımcı olabilmek.

Bununla birlikte, bazı sorular sorarak da, farkındalığımızı artırmayı, olaya ve duruma farklı bir açıdan bakmanızı istiyorum.

Sizce tüm dünyadaki bu durum bize neyi hatırlatıyor?

Neye sımsıkı bağlanırsak, imtihanımız da onunla olmuyor mu?

Peki ya uzaklaştıklarımız neler…?
Hadi bir düşünelim.

Kendi özümüzden uzaklaşmış ya da uzaklaştırılmış olabilir miyiz?

Düşünün. Atalarımızın yaşadıklarını düşündüğümüzde, onların durumuna göre bizler çok daha şanslıyız.
Elimizde her şey var.
Bilim ve teknoloji çok ilerledi.
Bilgisayarlar, akıllı telefonlar var, bilgiye hemen anında ulaşabiliyoruz.
Her şeyi alma, yapma gücüne ve yeterliliğine sahibiz.
Atalarımızın yokluğunu, kıtlığını düşündüğümüzde, onlara göre maddi doyuma çok daha fazla ulaşmış değil miyiz?

Peki ya maneviyatımız ne durumda…?

Tekrar bir şeylerin bize hatırlatılması olabilir mi, bu salgın ve yaşadığımız bu zoraki durum?

Cevapları size bırakıyorum.

Bu detaylara fazla girmek istemiyorum.
Asıl amacım; hepimizin bu olumsuz süreci kolaylıkla atlatmasına yardımcı olabilmek. 😊

Ben de dahil, hepimiz evdeyiz. Peki, bu krizi fırsata dönüştürebilir miyiz?

Evet.

Bunun için şunları yapabilirsiniz:

1. Her sabah gülümseyerek kalkın. Gülümsediğinde serotonin yani mutluluk hormonu salgılanacak.

2. Size nefes tekniği öğreteceğim.

Mutlaka her gün 5 dk. Nefes egzersizi yapın.
Nefes egzersizini günde 5 kere, 5′ er defa olacak şekilde uygulayın.
Mümkünse bir relaks müzikle beraber yapın. Hatta evliyseniz, çocukları da eşinizi de işin içine alın. Oyun yapar gibi yapın.
Her gün, sakin ve dinginliğe ulaşarak, kendinizle, iç sesinizle konuşarak derin derin nefesler alıp vermeye, iç sesinize kulak vermeye çalışın.

UYGULAMA:
NEFES EGZERSİZİ (Canlı yayında öğreteceğim.)

3. Akla olumsuz bir şey geldiğinde, düşünce geldiğinde ” düşüncemi sevgiyle kabul ediyor, sevgiyle UĞURLUYORUM. Düşündüğümü düşündüm. İptal, iptal, iptal ” deyip; düşünceyi değiştirin.
Olumlu başka bir düşünceye geçin. Başlarda zorlansan da buna alışacaksınız.

4. Kendinizin olumlu yönlerinin olduğu bir liste yapın. Bunu nefes çalışmasından sonra sakin ve dinginliğe yaklaştığınızda yapın

5. Şimdiye kadar yapmak istediğiniz ama yapamadığınız neler var? Bunu düşünün.
Neleri ertelediniz şimdiye kadar?
Şu sıralar bunlardan hangilerini yapabilirsiniz?

6. Belki çoktandır ötelediğiniz sağlığınıza, daha çok dikkat etmeniz gerekiyordur?

7. Eksik bıraktığınız işleri, yarım kalan uğraşları tamamlasanız nasıl olur?

8. Belki uzun zamandır temizlik yapmak istiyor, yapamıyordunuz? İşte size bir fırsat.
Ayrıca, zihinsel, bedensel, ruhsal
temizliğe başlamak için de muhteşem bir fırsat olabilir mi?
Mesela; Yoga ve meditasyon ne dersiniz?

9. Kendinize özel zaman ayırın. Nasıl Daha üretken olabilirsiniz?
Hayat amacınızı belirleyin.
Ne yaparken kendinizi mutlu hissediyorsunuz?
Gözleriniz ne yaparken ışıldıyorsa, gözlerinizin içi gülüyorsa, bu sizin hayat amacınızdır. O amacı bulun.

10. Hayat amacınız yok, yeteneğiniz yok diyelim.

11. Kendiniz için, hoşunuza giden, eskiden yapmaktan haz aldığınız ama şimdi ötelediğiniz aktivitelerin bir listesini yapın.
Ve uygulamaya başlayın.

12. Yeteneğiniz olmasa bile, kara kalem çiziktirseniz, resim yapsanız nasıl olur?

13. Bir defter tutabilirsiniz mesela, o deftere duygularınızı yazabilirsiniz.

14. Hep okumak isteyip de, zaman bulamamaktan şikayet edip, okumadığınız o kitapları okusanız nasıl olur?

15. Şiir yazsanız? Ya da,
Anılarınızı yazmaya çalışsanız?

16. Yeteneğiniz ve yaşınız her ne ise, mesela bir enstrüman çalmaya çabalasanız nasıl olur?

17. Belki de en önemlisi, bekarsanız sevdiklerinize; evliyseniz eşinize, varsa çocuklarınıza karşı gösteremediğiniz o ilgiyi, sevgiyi, şefkati gösterseniz; daha fazla gülümseseniz, tatlı sözlerle onaylayıp, daha anlamlı bir şekilde takdir etseniz, onları olduğu gibi kabul etseniz, çoktandır esirgediğiniz o sohbeti onlarla
yapsanız?
Küçük çocuğunuz varsa;
– Anne/ baba azıcık oynayalım n’olur?
Dediklerinde;
– İşim var, şimdi olmaz, yorgunum. Bahanesi yerine, onlarla oynasanız, hatta ailece körebe, saklambaç vb. oynasanız nasıl olur?

18. Ama onlara verdiklerinizi, herkesten önce kendinize verseniz, nasıl olur?

19. Evin içinde, hareketli, neşeli müzikler açıp, şarkı söyleseniz; bir oyun havasıyla hep beraber oynasanız nasıl olur? Mutluluk hormonunuzun salgılandığını fark edeceksiniz.

20. İnancınız her ne olursa olsun.
Şükür bilinci bir ilaç gibidir.
Şükürlerinizi artırmaya ne dersiniz?
Ya ibadetlerinizi artırmaya…?

21. Kendinizi üzgün, moralsiz hissettiğinizde, bedeninizi dikleştirip, başınızı yukarı kaldırarak, (içinizden gelmese de )gülümseyerek, içinizden 30′ a kadar sayın. (Mutluluk hormonun salgılanacak. )

22. Bu süreçte ve her zaman, depresif müzikler dinlemekten uzak durun, daha çok neşeli enerjik size coşku ve enerji verecek müzikler dinleyin.

23. Renkli giyinin. Siyah, gri, kahve renginden uzak durun.

24. Her gün, duş almaya özen gösterin.

25. Mutlaka yarım saat egzersiz yapın.

26. UYGULAMA: MEDİTASYON
Kendinizi çok muhteşem çiçeklerle, yeşilliklerle dolu bir akarsu kıyısında hayal edin.

Tepenizden kar beyazı bir enerjinin bedeninize yerleştiğini imgeleyin.
Kar beyazı bu ışık, tüm bedeninizi, hücrelerinizi yıkasın.

Bu ışıkla, bulunduğunuz ev, mahalle, şehir, ülke ve Dünya yıkansın. Herkes sağlıklı, mutlu, huzurlu, neşeli, enerjik, coşkulu, başarılı, maddi manevi bolluk bereket içinde. Herkesin yüzü gülüyor. Ailenizle, sevenlerinizle, sevdiklerinizle sevdiklerinizlesiniz.
Herkes birbiriyle dost.
Hissedin. Hissedin. Hissedin.
Gülümseyin, gülümseyin, gülümseyin…

Not: Korkunun azı iyidir. Bizi dikkatli ve tedbirli olmaya iter. Ama kaygı, korku, endişe; takıntı geliştirmenize, sizi toplumdan soyutlanmanıza neden oluyorsa, bir uzmandan destek almak en doğrusudur.

Kocaman sevgiler her birinize.

Aklınızda olsun.
Her sorunun bir çözümü var.
Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

Cep Telefonu: 0 505 250 9633

E-posta Adres: aysegulozkonak@gmail.com

Kişisel web adresi: www.aysegulozkonak.com

Sosyal Medya:

https://www.instagram.com/kisiselgelisimdansman/

https://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://www.linkedin.com/in/ayşegül-özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

DEĞİŞİM

HADİ
Bugün Pazar.
Evliyseniz alın eşinizi çocuklarınızı; çıkın gezmeye, onları da mutlu edin, kendinizi de.
Yalnız mısınız…?
Bu defa kendinizi alın yanınıza. İnsanın en iyi arkadaşı kendisidir.
Çıkın dışarı şöyle bir; güneş ışınlarını çekin içinize gülümseyerek…
Yürüyün sizi ayaklarınız nereye götürürse.
Ayaklarınızın varlığına şükredin sizi taşıdıkları için. Yürürken de seyredin etrafı.
Renksiz binaların arasındaki yeşillikleri görmeye çalışın. Gözlerinizle görebildiğiniz için şükredin.
Caddeden geçen arabaların gürültüsünü değil, ağaçların üzerinde birbirine cıvıldaşan serçeleri işitin. Ve şükredin işitebildiğiniz için kulaklarınızla.
Oturun bir cafeye; izleyin etrafınızda doğa ya da park varsa.
O güzellikleri gözlemleyin.
Ama ayırdına vararak. Öylesine değil…
Her birinden keyif alarak.
İçtiğiniz çay / kahvenin her yudumunun tadına vararak…
Etrafta doğa yoksa çevredeki insanları gözlemleyin.
Sadece seyredin…
Koşuşturmaları, o hengameyi.
Sonra içinize dönün.
Kendinize MERHABA deyin.
Kendiniz nasılsınız…?
Ne hissediyorsunuz?
Bulunduğunuz durumdan memnun musunuz?
Hangi olumlu şartlara sahipsiniz?
Nelerden kurtulmak istiyorsunuz?
Aklınıza takılı kalan neler var, içinizden atmak istediğiniz ama atamadığınız.
Hangi önemli kararları almak istiyorsunuz?.
Neleri bırakmak istiyorsunuz?
Neleri değiştirmek istiyorsunuz hayatınızda?
Neler yapmak istiyorsunuz?
Şimdiye kadar neleri başardınız?
Daha neleri başarmak istiyorsunuz?
Kendinizle ne zamandır sohbet etmediniz?
Hadi başlayın sohbete.
Kendimizden kaçarız, kalabalığa sığınırız hep.
Oysa en güzel sohbet, kendimizle başbaşa yaptığımız sohbettir.
En doğru kararlar da onunla yaptığımız sohbetler sonrası alınır.
Hadi çıkın…
Güneşe merhaba deyin, ışınlarını içinize çekin.
Hadi…
Ve Sevgiyle Kalın…

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
Ayşegül Özkonak

Page 11 of 36

Ayşegül Özkonak