Ayşegül Özkonak

Sosyolog ve Aile Danışmanı

Category: Uncategorized (Page 6 of 13)

ANNELERİMİZ

ANNELERİMİZ

Bugün annemi ve benim hayatımdaki rolünü, katkısını düşündüm. Hayatım ve onunla yaşadıklarım, film şeridi gibi gözümün önünden geçti.
Aklıma ilk gelenleri yazdım.
Belki sizin de anneniz; size fark etmeseniz bile kimbilir neler öğretti, hayatınıza neler kazandırdı?
“Hiç kazandırmadı”Deseniz bile mutlaka hayatınıza bir şekilde dokundu. Çünkü ilk öğretmenlerimiz ana babalarımız.
Annelerinizin hayatınıza neler inşa ettiklerini düşünün ve yazın. Daha fazlasını görüp şaşıracaksınız.

Sevgiyle kalın.

ANNEME
İlk sevgiyi sende buldum, senden öğrendim.
Çocukları dövmeden sevgiyle eğitmeyi, senden öğrendim.
Çocukken fark etmedim ama; anne ve ve öğretmen olduğumda bunun daha fazla farkına vardım…
Babama ve bizlere yaptığın tüm özverili davranışlarını gördükçe;
aile kavramını ve nasıl mutlu etmem gerektiğini öğrendim.
Sevgiyi, saygıyı, dürüstlüğü…
Şefkati, merhameti, hoşgörüyü, vicdanı senden öğrendim.
Duyguyla değil mantıkla davranmayı,
Haksızlığa karşı gelmeyi ama tamah etmemeyi yine senden öğrendim.
Doğayı, tüm canlıları sevmeyi ve korumayı,
Bilgili- bilgisiz, fakir- zengin, güzel-çirkin ayrımı yapmadan insanı insan olarak görmeyi…
Onları dinlemeyi, anlamayı, anlayabilmeyi…
Yapılan herşeye rağmen affetmeyi, kin tutmamayı, küsmemeyi, senden öğrendim.
Sabrı, azmi, cesareti,
Çalışmayı, paylaşmayı, yardımlaşmayı, üretmeyi, öğrenme merakımı, okumayı, kendimi geliştirmeyi…
Öfkelendirecek bir durumda, öfkeye yenik düşmeden, mantıklı davranmayı.
Ortamı sakinleştirmeyi ve sakin kalabilmeyi.
Olayların iyi yanını görebilmeyi,
Zorluklarda soruna değil, çözüme odaklanmaya senden öğrendim.
Ahde vefayı, senden öğrendim.
Empati yapabilmeyi.
Duygusal değil, mantıklı davranabilmeyi.
Yardımseverliği, verici olmayı, iyi niyeti senden öğrendim.
Kimseye kusur ya da kulp bulmamayı senden öğrendim.
Doğru bildiğim şeylerde gerektiğinde mücadele etmeyi, kendimi ve başkalarının hakkını da savunmayı senden öğrendim.
Görgü kurallarını, topluma saygıyı senden öğrendim.
Gerektiğinde “hayır” demeyi, senden öğrendim.
Yaptığım her işin en iyi olması için elimden gelenin en iyisini yapmayı, yine senden öğrendim. Çünkü hep mükemmel olsun isterdin.
Doğru bildiğim konuda cesaretli olmayı ve insanlara o doğruyu kırmadan, incitmeden nasıl aktarmam gerektiğini senden öğrendim.
Güçsüzü koruyup kollayıp kanat germeyi,
Mutlu etmeyi, mutlu olmayı senden öğrendim.

Canım annem; şimdi düşünüyorum da, “beni okutmadılar” desen bile, çocukluğumdan bu zamana kadar benim “yaşam koçum” “öğretmenim”, “yol göstericim” olmuşsun.
Hayatımın en büyük armağanısın.
Annem olduğun için, Rabbime sonsuz şükürler olsun.
Sevgiyle ellerinden öpüyorum.
Rabbime emanetsin.

Ayşegül Özkonak

ESKİ RAMAZANLAR VE ÇOCUKLUĞUM

ESKİ RAMAZANLAR VE ÇOCUKLUĞUM Çocukluğumun Ramazan günleri aklıma geldiğinde içimde anlatılmaz bir özlem duyuyorum. Hiç unutmam 1970′ li yıllar; yedi yaşlarındayım. Bir gece, mis gibi bir börek kokusuyla uyandım. Kokunun geldiği ve ışığın yandığı ocaklı odaya yöneldim. Baktım annem ve babam sessiz sessiz konuşuyorlar. Beni görünce annem;”Kızım sen niye kalktın?” “Anne, ben de oruç tutacağım” “Çocuklar oruç tutmaz.” Babam;”Tamam. Benim kızım tekne orucu tutsun. Direk vursun.” “Direk mi?” Annem;”Yani şimdi sahur yapacağız. Sabah kahvaltı yapmayacaksın ama öğlen yemek yiyeceksin. Sonra hep beraber iftar yapacağız, orucumuzu açacağız.” Ben sevinçle; “tamam o zaman” dedim. Her Ramazan ayı geldiğinde, annem ve babam daha gündüzden sahura kalkacaklarını heyecanla konuşurlardı; o yüzden mi, uyanırdım, onların heyecanından mı bilmiyorum. Annemin sahur vakti; (sırf babam istiyor diye) yaptığı o böreğin tadı ve kokusunu şu an bile hala duyumsarım. Nasıl da mis gibi kokardı. (Şimdi düşünüyorum da, sahur vakti börek yapmak… Ne büyük bir özveri.)O günden sonra ablam ve ben, zorlansak da yine de tutabildiğimiz kadar, yaşımıza göre orucumuzu tutar, akşam olduğunda “Ezan ne zaman okunacak?” diye dakika başı sorardık.Babam bu sorularımızdan bıkmış olmalı ki bir gün; “Şu yokuşu çıkın, ezanı dinleyin. Bize de haber verin.” dedi. (Ben köyde, bahçeli evde büyüdüm. Köyde tek cami vardı ve ezan sesi bizim evden duyulmazdı.) Bu söz üzerine, mahalle arkadaşlarımızı da topladık, sesi duymak için evimizin üst tarafındaki küçük yokuşa çıktık. Çocukluk bu ya; o günden sonra, hepimiz oruç açacak bir yiyecek aldık yanımıza. Ben annemin dokuduğu minik halı çantama evde koyabileceğim ne varsa koyardım. Arkadaşlarla o yokuşa çıkar, ezan sesini işittiğimizde ise; hep bir ağızdan ” e- zan o – kun- duuu, o- ruç bo -zul -duuu ! “diye bağırarak evlerimize koşardık. Tabii koşmaktan, çantandakileri yemeye fırsat olmazdı. Şaşırdığım şey, oruçluyken halsiz çıktığımız o yokuşu nasıl da heyecanla koşarak inerdik… Çocukluk güzel şey. 😊 İftar vakti oruç açarken tüm aile bir arada açılan orucun, yenen yemeğin tadı, yapılan duanın hazzı bambaşkaydı.Küçücük yaşımızda görevini yapmanın rahatlığını, huzurunu duyar, mutluluğunu yaşardık.Arefe günleri konu komşu herkes birbirine yaptığı pişi, lokum, gözleme, (artık ne pişirdilerse) birbirine tadımlık verir, selamlaşır, ayak üstü sohbet eder. Annem gelenlere ” İçeri geç, bir soluklan, azıcık dinlen” dese; ya oturur, ya da “Sofra meydanda, toplanacak; bayramlık ekmek yaptım valla pek yoruldum, Muzaffer abla, artık bayrama geliriz ” der, helallaşmalarla ayrılırdı.Bazı zamanlar, biraraya gelir, imece usulü bayramlık yufka, börek, baklava yaparlardı. Hem de güzel sohbetler eşliğinde…Kapılar hiç kilitlenmezdi.Gelen kişi önce ” Muzaffer ablaaa ben geldim” diye seslenir;” Gel içeri, buyur” sesini duyduğu gibi, kapı kulpunu çevirir, girerdi. Şimdi ise; kilit üstüne kilit vuruluyor kapılara. Bayram öncesi yaşlıların evinde ne ihtiyacı varsa karşılanmaya çalışılırdı. Bayramlarda küçüklere mendil, şeker, fıstık ikram edilir; eğer akraba ya da dost çocuğuysanız ve mahalle arkadaşlarıyla el öpmeye gittiyseniz; diğerleri görmeden gizliden size para verilirdi. Herkes birbirini ziyaret eder, hal hatır sorulurdu. Düşünüyorum da çok güzel komşuluklar yaşamışız. Büyük şehirlerde nadir de olsa, hala o güzel komşulukları yaşadığımız apartmanlar var. N’olur bu dostlukları, bu vefayı sürdürelim. Yeni nesle bir miras bırakalım. İyi niyeti, (tedbirli olarak da olsa ) sürdürelim.Hani hep denir ya, ” Nerde o eski Ramazanlar?” diye.

SU VE HAYATIMIZ

SU VE HAYATIMIZ

Duş alacaksınız, şofbeni açtınız.
Tabii ki suyu da; ama sular akmıyor.
Ne yaparsınız?
Ne hissedersiniz?

Hiç istemediğimiz bir durum değil mi?

İçme ve kullanma suları azalıyor ve azalmasına bizler de farkında olmadan destek veriyor olabilir miyiz?

Nasıl mı?

Şöyle; küçük bir örnek vereyim. Şofbeni yakınca suyu da açarız doğru mu?…
Musluğa sıcak su gelene kadar da soğuk su boşa akar. Milyonlarca insan bu şekilde davransa, (ki davranıyor) tonlarca içme ve kullanma suyumuz bu şekilde kanalizasyona akmış olmuyor mu?

Düşünün… Sabah kalktınız. El yüz yıkıyorsunuz ya da abdest alıyorsunuz, diş fırçalıyorsunuz ya da traş oluyorsunuz. Tüm bu işlemler bitene kadar suyu açık bırakıyor olabilir misiniz?…
Bu şekilde her gün su; musluktan boş yere akıyor olabilir mi?…
“Ne olacak canım, 3 -5 dk. su aksa ne olur? Parasını ben veriyorum. ” düşüncesindeyseniz yanılıyorsunuz.
Bir kez deneme yapın. Musluğu açın ve altına bir kap koyup bekleyin 3-5 dk.
Ne oldu?
Kap doldu mu?
Ben size söyleyeyim. Çünkü denedim. 5 litrelik kap doldu.
Düşünün…
Ayda kaç kez banyo yaparsınız?
Evde kaç kişisiniz?
Kişi sayısını da ekleyin.
Şimdi hesaplayın ülkemizdeki o kadar insanın suyu bu şekilde harcadığını ve kaç ton temiz suyun kanalizasyona boş yere aktığını…Coronadan dolayı günlük su tüketimimiz daha da arttı biliyorsunuz.

Şimdi düşünün; siz evinizde ve iş yerinizde ne kadar suyu boşa akıtıyorsunuz?

Ayrıca genel tuvaletlerde bazılarımız, sifonu dikkatsiz çekiyor, ya da vanayı tamamen kapatmıyor ve tonlarca su bu şekilde de kanalizasyona akıyor.
Tekrar düşünün. Siz de bu şekilde davranmış olabilir misiniz?…

Hepimizin bildiği gibi yağışlar fazla olmadığı için, baraj doluluğu da azalmış durumda.

Ülkemiz açısından gereksiz su tüketiminin önüne geçmek için, bizler de bir nebze olsun katkıda bulunabilir miyiz?

Mesela, şofben yaktığımız ve suyu açtığımız aşamada musluğun altına bir kova yerleştirsek; su boşa akmasa ve o kovadaki suyla ister, balkonumuzu yıkasak, istersek yerlerimizi silsek, istersek, çiçeklerimizi sulasak nasıl olur?

Ayrıca musluklarımıza aşırı su tüketimini engelleyen aparatlardan taksak nasıl olur?

Boş yere akıttığımız her suda; başka insanların da hakkı olduğunu düşünerek sularımızı dikkatli kullansak; hem kendi ekonomimize, hem ülkemize, hem Dünya’mıza bir katkı sunsak nasıl olur?

Sevgiyle kalın….

lütfen paylaşalım ve çok fazla insana ulaşalım.

Ayşegül Özkonak

BİR ÇOCUK NASIL MOTİVE EDİLİR?

BİR ÇOCUK NASIL MOTİVE EDİLİR?

Biz daha çocukken babam birgün; annemi hastalandığı için doktora götürmüştü. (Ben o günlerde yaklaşık 9, ablam 12 yaşlarında ve ikimiz de küçük kardeşimize bakalım diye, türlü tembihlerle evde bırakılmıştık.)Annemi ilk defa rahatsız görüyorduk ve tabii çok üzüldük.Çocuk aklımızla; o eve gelsin ve mutlu olsun diye ona sürpriz yapmayı istedik. Ne yapalım diye düşünürken, (o zamanlar çamaşır makinemiz yok) ablam çamaşır yıkamayı önerdi; çamaşır sepetindeki çarşafları, teneke leğene koyduk, başladık yıkamaya ama o güne kadar hiç çamaşır yıkamamışız. Annemden gördüğümüz kadarıyla yıkadık, yıkadık; temiz olduğuna kanaat getirince, güya duruladık. Sıra sıkmaya geldi tabii, ama sıkamıyoruz; çünkü gücümüz sıkmaya yetmiyordu. Olsun… Bahçemizde duvardan duvara gerilmiş çamaşır telimize, sulu sulu da olsa sermeye uğraştık; ancak bu defa da seremiyoruz çünkü boyumuz kısa kalıyor, ipe yetişemiyorduk. Doğrusu bunu hiç hesaba katmamıştık. Yıkadığımızı sandığımız beyaz çarşafların uçları, yerlerde sürünüyordu. Attıra attıra sonunda çarşafın bir ucunu tele tutturduk. Yamuk yumuk da olsa sonunda tele yerleştirdik. Çamurlanan kısımlarına su dökerek temizlemeyi de akıl ettik. Uzaktan bakıp yaptığımız işle gurur duyduk. Biz işimizi bitirdikten bir süre sonra annemler çıkıp geldiler, eve girmeden önce; – Anne bak sana bir sürprizimiz var. Diyerek neşe içinde annemin elinden tutup onu bahçe tarafına doğru çektik. Bir yandan da çok heyecanlıyız. Annem yaptığımız işi beğenecek ve mutlu olacak hevesiyle, onun ne diyeceğini bekliyoruz. Annem bir ucu yerde, bir ucu telde rengi griye dönmüş çarşafı görünce bir çığlık attı;

– Uuuyyyy, bu ne?! Ben ne yapacağım şimdi? Ak ak yıkadınız, kara kara mı serdiniz?! Durduk yerde bana iş çıkardınız diye söylenmeye başladı. Ablamla ikimiz kalakaldık. O şaşkınlıkla ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı bilemedik. Suçlandık… Ezildik, mahçup olduk ve öncekinden daha fazla üzüldük. Amacımız sadece annemize destek olmaktı, onu memnun ve mutlu etmekti ama herşey şimdi tam tersiydi. Öylece kalakaldık; çünkü annemizin başardığımız işe tepkisini biz, başka şekilde hayal etmiştik. Ağzımızda bir şeyler geveledik… Durumumuzu fark eden babam hemen araya girdi ve anneme döndü; parmağıyla “sus” işareti yaptı. Çarşafın yanına gitti. Islak ıslak eline aldı. Kokladı.- Oooohhh. Mis… Mis gibi olmuş. Ellerinize sağlık. Aferin. Aferin benim kızlarıma dedi. Babamın bu tavrı beni çok mutlu etti. “Yaptığım işi başardım, iyi ki yaptım” inancını hissetirdi. O çarşafları sonra ne yaptıklarını hatırlamıyorum; ama o günden sonra makine alınana kadar, bir daha annemden izinsiz çamaşır yıkamadık. … Annem mavi kişiliklidir. Mükemmeliyetçidir. Hâlâ öyle. Yapılan hiçbir şeyi kolay kolay beğenmez. Çocukluğumdan bu yana annemden; (onu memnun edebilmek için), yaptığım her işin en iyisini yapmayı öğrendim. Babam, sarı kişilikli. Herşeyin iyi tarafını görür. Bizi motive eder, olduğu gibi kabul eder ve onaylardı. Hep babamdan motive olurdum. Ondan da; yapacağım bir işe, sevinç içinde ve hemen koyulmayı öğrendim. Hâlâ öyleyim. Bir işe başlarken, babamın o gür ve motive edici sesini duyar gibi olurum. Anne ve babamın bu kişilikte olmaları belki de benim kazancım olmuş. Çünkü birbirlerini dengelemişler. Buna benzer bir anıyı yaşayan bir çocuk; tamamen girişimciliği, çabayı, gayreti, azmi, karşısındakini mutlu etmeyi bırakabilir. Duygusal zekası gelişmeyebilir. Benim şansım babamdı. Bu anımla sizlere şunu belirtmek istiyorum. Eğer siz de mükemmeliyetçiyseniz; çocuklarınızın (varsa torunlarınızın) hatta eşinizin, yapmak istedikleri o işleri durdurmaktan; kurmaya çalıştıkları hayal dünyalarını yıkmaktan uzak durun. Onları özgür bırakın. Hatta yapacağınız işleri, onlarla birlikte ve o işi eğlenceli hale getirerek, beraberce yapın. Görev verin. Sorumluluk verin, verdiğiniz sorumluluğun takibini yapın. Sizleri mutlu etmek için yapacakları şeyleri hatalı bile yapsalar, (iyi niyetlerini fark ederek) onları motive edin. Edin ki, çocuklarınız hayat başarısına; eşiniz de “başardım, eşimi mutlu ettim ” inancına sahip olsunlar.

KÜSMEK; SESSİZ ÇIĞLIK

KÜSMEK; SESSİZ ÇIĞLIK
Kendisini, duygularını, düşüncelerini, fikirlerini; karşısındakine doğru ifade edemeyen, anlaşılamadığını hisseden bazı insanlar; iletişimi küserek sağlamaya çalışır.
Küsmek; ‘beni duy'” diyen sessiz çığlıktır.
Küsmek; konuşmayarak karşıdakini cezalandırmak ve anlamasını beklemektir ama aynı zamanda iletişimi de kesmek demektir.

Eğer küstüyseniz, karşınızdaki kişi sizin ne amaçla ve neden küstüğünüzü anlamayabilir. Anlamadığı gibi hatta sizin önceki tavrınızla şimdiki tavrınızı birleştirerek, duruma ya da size daha da fazla içerleyerek öfke duyabilir.
Konuşulmayan sözler, içsel (monolog) olarak konuşulduğu için kırgınlıklar daha da artar.
Hatta bazen kırgınlık o kadar artar ki; küçük bir dokunuşla olay çığırından çıkabilir. Kavga boyutuna geçebilirsiniz.

Siz de küsenlerdenseniz, ebeveynlerinizden birisi muhtemelen bu davranışı yapıyordur.

Eğer iletişim istiyorsanız, şimdi kendi kendinize şu soruları sorun ve bir karar alın:

  1. Küsmesem en kötü ne olur?
  2. Duygularımı onun anladığı dilde ona aktarsam ne kaybederim?
  3. Hem saygı çerçevesinde konuşup, içimdeki gerçek duyguları ona söylesem, hem de onu anlamaya çalışsam en kötü ne olur?
  4. Küserek onu cezalandırmak istiyor olabilir miyim?

Eğer sürekli küsüyorsanız;

  1. Kendinizi doğru ifade edemiyorsunuzdur. Karşınızdaki ile iletişim dilini bilmiyorsunuzdur.
    Kendinizin ve onun kişiliğini öğrenip o kişiliğe uygun davranmayı deneyin.
  2. Karşınızdaki birey sizin eşiniz değilse ve beklenti içine girerek küstüyseniz; beklentiden uzak durun. Kimse sizin istediğiniz gibi davranmaz. Davranamaz ve buna mecbur da değil.
    Anne baba, kardeş, eş, evlat, gelin, damat da olsa kimse sizin beklentilerinizi yapmak zorunda değil.
    Başkalarının sizin isteklerinizi yapma zorunluluğunuz varsa bundan vazgeçmeyi deneyin.
  3. Küstüğünüz kişi eşiniz olsun olmasın, küsmeden de iletişim kurmanın yollarını araştırın.
  4. Düşünün. Ona eleştirel ebeveynlik yapıyor olabilir misiniz?
    Sizin aldığınız eğitimle, onun aldığı eğitim, aile, kültür, görgü kuralları vb. arasındaki fark; gündem ve eleştiri konusu oluyor mu?
    Karşınızdakini eleştirmeden konuşmaya ve davranmaya çalışın. Eşinize ya da sevdiklerinize karşı ELEŞTİREL EBEVEYN olmaktan uzak durun.
    Eleştirmiyor ama eleştiriliyorsanız, siz de onu ve kendinizi (dıştan olmasa bile içten) eleştiriyorsunuzdur.
  5. Onu değiştirmeye çalışıyor olabilir misiniz?
    Çevrenizdekileri değiştirmeye çalışmak istiyorsanız bu tutumdan uzak durmayı deneyin. Eğer siz değiştirilmeye çalışıyorsanız, tepkinizi uygun bir dille ifade edin.
  6. Küsmek yerine, duygunuzu bağırıp çağırmadan da, sakince karşıdakine ifade etmeyi deneyin. İlk denemeler başarısız da olsa yılmadan devam edin, başardığınızı fark edeceksiniz.
  7. Çok sık küsüyorsanız, ÇOCUK EGOSUYLA hayatın merkezinde olmaya çalışıyor, ilgi ve sevgiyi küserek elde etmeye çalışıyor olabilirsiniz. Toplumsal ilişkilerde küsmek, uygunsuz ve doğru da değil. YETİŞKİN EGOSUNDA olmaya çalışın.
  8. Herkesi, herşeyi olduğu gibi kabul etmeyi deneyin. Kabule geçmek, sizi özgürleştirir.
  9. Duygu ve düşüncelerinizi rahatlıkla ifade ettiğinizde siz de rahatlayacaksınız. Belki karşınızdaki kişi sizin kırılma nedeninizin bile farkında olmadan o davranışı yaptı.
    Bilemezsiniz. Bunu ancak karşılıklı konuşarak anlayabilirsiniz.
  10. Kendinizi ve insanları özgür bırakmayı, esnek olmayı ve akışa bırakmayı deneyin.
  11. İnsanları yönetme isteğiniz ve kontrolcülüğünüz varsa bundan vazgeçmeyi deneyin. Kendinize şunu sorun :
    ” İnsanları kontrol etmesem, yönetmesem en kötü ne olur? “
    Yönetiliyorsanız, uygun bir şekilde tepkinizi ortaya koyun.
  12. Aklınızda olsun. Karşınızdaki insana, onun fikirlerine, düşüncelerine, konuşmalarına saygılı davranmanız iletişiminizde büyük fayda sağlar.
  13. Agresif, her tavrınız, aranızda kin, nefret duygunuzu artırır. Yakınlaşmak isteyen insanı kendinizden uzaklaştırır ve yalnızlığa itilirsiniz.

O sizden nasıl bir davranış bekliyor? Düşünün. Onun konuşmalarına ve kendi konuşmalarınıza odaklanın. Olay ya da esas durum ne?
Bu sorunu nasıl çözebilirsiniz?

  1. Empati yapmayı deneyin.
    Hiç güleryüzlü tatlı dilli olduğunuz bir anınız oldu mu?
    “Hiç olmadı” diyemezsiniz doğru mu?
    Kendinize şunu sorun: “O kişiye karşı güleryüz ve tatlı dilli olsam en kötü ne olur?”
  2. Siz küsmüyorsunuz ama eşiniz ya da sevdiklerinizden biri küsüyorsa; aranızda bir iletişim sorunu var demektir. Önce onu doğru dinlediğinizden, doğru anladığınızdan, doğru davrandığınızdan, konuşurken doğru dil kullandığınızdan emin olmaya çalışın. Yukarıdakilere sizin de dikkat etmenizi öneririm.

Bu yazımı okuduktan sonra davranış değiştirmenize rağmen kendinizde ya da sevdiğiniz insanda küsme davranışı devam ediyorsa, alışkanlığınızdan nasıl vazgeçeceğinizi bilemiyor ve iletişimde sorunlar yaşıyorsanız; bir uzmandan destek alabilirsiniz.

Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak

TARTIŞMA SIRASINDA DİKKAT EDECEKLERİMİZ

TARTIŞMA SIRASINDA DİKKAT EDECEKLERİMİZ

  1. Tartışırken kullandığınız kelimeleri doğru seçin. Küfürden, hakaretten, şiddetten uzak durarak, hislerinizi söyleyin.
  2. Evliyseniz ve çocuklarınız varsa; çocuklarınız tartışmanızdan sonra, eşinizle tekrar nasıl barıştığınızı görsünler. Anlaşmazlık yaşayan her insanın tartışabileceğini ve sonrasında barışabileceklerini bilmek; onlarda güven duygusu oluşturur.
  3. Onların yanında birbirinizi suçlamaktan;
    “Annenizin yaptıklarına bakın! Anneniz her seferinde işte bana bunu yapıyor. “
    “Babanızın bana yaptıklarını gördünüz mü? Herşey babanız yüzünden!” Şikayet ve suçlamalarından; onları hakim, savcı konumuna getirmekten uzak durun.
    Aksi halde çocuk, size ve hayata güvenini yitirir.
  4. “Boşanalım” kelimesini söylemekten uzak durun. Aksi halde çocuklarınızın yüreğinde onulmaz yaralar açmış olursunuz. İstemeden de olsa; hissettikleri o kaybetme korkusunu yıllarca taşımalarına neden olursunuz.
  5. Tartışırken eski konuları değil; sorun oluşturan şu anki konuları gündeme getirin. Eski konular, geçmişe dönülemeyeceği ve düzeltilemeyeceği için çözümsüz kalır. Daha çok öfkelenmenize neden olur.
  6. Tartışma yaşanırken;
    “Sen ne ahlaksız erkeğin/kadının tekisin. Sen ne salaksın!” gibi hakaret içerikli sözler kullanarak karşınızdaki insanın kişiliğiyle değil;
    Onun yaptığı davranışlar ve kullandığı sözler üzerine konuşun.
  7. Tartışma öncesi ve sırasında kendi duygularınıza odaklanın. “Ben sana şunun için kırıldım. Şu sözün, şu davranışın beni incitti, üzdü.” diyerek, sadece duygularınızı ifade edin.
  8. Tartışma sırasında, onu eleştirmekten, yargılamaktan, kınamaktan, suçlamaktan uzak durun; gerçek duygularınız odaklanın. “Şimdi, bu durum bana ne hissettiriyor? “diye düşünün ve o anki duygunuzu söyleyin.
  9. Her evde illa ki tartışma olur bununla birlikte; ne kadar öfkelenseniz de; evdeki çocukların sizi rol model aldıklarını hatırlayın. Ona göre söz ve davranışlarınıza dikkat edin.
  10. Eğer hâlâ geçmişe takılı kalıyorsanız; size yapılan olumsuz davranışları, sarf edilen olumsuz sözleri unutamıyorsanız bu konuda bir destek alın.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

KADIN OLMAK ve KADINLAR GÜNÜ

KADIN OLMAK ve KADINLAR GÜNÜ

Bir çocuğun babası annesine şiddet uyguluyor. Çocuk çare arıyor. Kurtarmaları için babaanne ve dedesine durumu anlatıyor.
Babaannenin cevabı:
“Babanız sizi seviyor da ondan. Erkektir. Sever de döverde.

Çocuk bu cevaba şaşırıyor ve sevgi kavramı onun zihninde;
” sevgi = şiddet” olarak yerleşiyor.

Bu çocuk büyüyor. Aynı çocuk bir erkekse eğer; evlendiğinde karısına ve çocuklarına şiddet uyguluyor.
O çocuk eğer bir kız çocuğu ise, büyüdüğünde; tıpkı annesi gibi kendisine şiddet uygulayan bir erkeği, eş olarak seçiyor. Niye? Çünkü zihnindeki eş kayıtları böyle çalışıyor.

Kadın şiddete maruz kalıyor. Bazen fiziksel, bazen psikolojik, bazen duygusal, bazen cinsel, bazen ekonomik…
Şiddet gören kadın, eşinden aynı şiddeti bir daha bir daha yaşamamak için boşanmayı tercih ediyor ama içindeki bir ses, “acaba eşim iyi bir eş ve baba olur muydu? Boşanmakla yanlış mı yaptım? Çocukları babasız mı bıraktım? Çabuk mu pes ettim?
Aslında özünde iyi bir insandı. Öfkelenince gözü bir şey görmüyordu. Az daha suyuna mı gitseydim? ” Diye düşünüyor ve kendini suçluyor.
Kadın ya geri dönüyor, değişen bir şey olmuyor, şiddet devam ediyor; ya da daha kötüsü oluyor… Kısır döngü devam ediyor.

Bu şiddeti durdurmak için ne yapmalı?

  1. Ağır cezalar getirilmeli.
  2. Ağır cezalar yetmiyor. Toplumsal bir eğitim gerekli.
  3. Evlilik ve aile olabilmek için evlilik çağında herkes, eğitimden geçirilmeli.
  4. Erkek; öfkeyi yönetebilmeyi öğrenebilmek için,
    “Öfke Yönetimi Eğitimleri” ve bireysel terapiler almalı.
  5. Önce ailede sonra okullarda kadına, insana, hayvana, doğaya saygı öğretilmeli.
  6. Sorun yaşayan çiftler mutlaka Aile Danışmanlığından destek almalı. Çünkü tek başlarına bu sorunu çözemezler. Çözebilselerdi zaten sorun diye bir şey olmazdı.
  7. Toplum olarak bizler de, gerçekleşen bu olumsuz vakalara sesimizi çıkarmalıyız. Bununla birlikte, kullandığımız her kelimeye de dikkat etmeliyiz.
    Vurgu yapmak istediğim şu;
    olmasını istediğimiz şeyi söyleyeceğiz. Olmasını istemediğimizi değil.
    “Aklıma gelen başıma geldi deriz” ya.
    İnsanlarımız psikolojiyi ve NLP ‘yi bilmediği sürece ortak bilinçten gelen olumsuzluklar da ne yazık ki devam ediyor.
    “Kadına şiddete hayır!”
    Değinizde, bilinçaltı, “kadına şiddeti” alabiliyor.
    Bu cümlenin yerine, “Kadına saygıya evet.” Cümlesini yazdığımızda, konuştuğumuzda, okuduğumuzda; “kadına saygıyı” alıyor.
    Kişi “Öldürülmek istemiyorum, tacize uğramaktan korkuyorum” diyor.
    Gerçekten de bunu yaşıyor. Çünkü bilinçaltı kayıtları bu şekilde çalışıyor.

Bu cümlelerin yerine;
“Sağlıklı yaşamayı seçiyorum”
“Güvende yaşamayı seçiyorum” dese, size de rahatlatıcı gelmiyor mu?
Hem bilinçaltı kayıtları doğru çalışsa, hem nesilden nesile bu şekilde aktarılsa daha iyi olmaz mı?

  1. Başına düşen görev ise şu; verdiği bu tarz haberlerde, en ince ayrıntıya kadar vermekten uzak durmalı.
    Aksi halde, insanlarımız duyarsızlaşabiliyor ve olayları kanıksayabiliyor…
  2. Bir diğeri, şiddet ve cinsellik içerikli bilgisayar oyunları. Hem de tahmin edemeyeceğiniz kadar çok tehlikeli…
    Elinde silah, zorba suratlı aktörlerin olduğu, kadına şiddeti, öldürmeyi sergileyen diziler, filmler yasaklanmalı.
    Bunun yerine, aile kavramı, dostluk, komşuluk ilişkilerine, doğa ve insan sevgisine önem veren diziler, filmler yapılmalı.

Sonuç: Kadına güzel bir çiçeğe bakar gibi sevgiyle bakıldığı, değer verildiği, saygı gördüğü, önemsendiği, takdir edildiği, emeğinin karşılığının verildiği günler olsun.

Bir gün değil; hergün
Kadınlar günü kutlu olsun.

EVLİLİĞİMİZDEKİ SORUNLARI ÇOCUKLARIMIZLA PAYLAŞALIM MI?

EVLİLİĞİMİZDEKİ SORUNLARI ÇOCUKLARIMIZLA PAYLAŞALIM MI?

Bir danışanım demişti ki, “Ben babamı çok severdim. Bizi küçükken çok şımartırdı. Ama annem babamızı bize hep kötülerdi. Zamanla babama sanki düşman oldum. Her sözü, her tavrı bana batar oldu. Hatta tartışırdım. Annemi savunurumdum. Annem, ben onu savunduğum için konuşmaz, susardı. İçi rahatlardı. Zamanla anladım aralarındaki farkı. Yaptığım yanlışlığı. Ama çok geçti. Babamla aramıza sanki bir duvar örülmüştü. Yıkamadığımız bir duvar… Onu kaybedince bunun daha çok farkına vardım. Bu defa da anneme öfkem iyiden iyiye arttı. Artık mutsuz, asabi bir insan olmuştum. Eskiyi getiremiyordum . Annemden de tamamen uzaklaştım. Annem beni babama karşı kalkan olarak kullanmıştı. Küçükken anlamamıştım. Şimdi büyüdüm ve herşeyin farkındayım.Herşeyi çok daha iyi anlıyorum ama yapabileceğim hiç bir şey yok. Çok geç.” Bu sözler size de tanıdık geldi mi?
…

Diyelim ki evlisiniz, eşiniz ya da kayınvalidenizle aranızda ne geçerse geçsin çocuklarınızla paylaşma isteği duyuyor musunuz?

Kendinizi haklı gösterme, haklılığınızı ispat etme çabasında mısınız?

O halde okumaya devam edin.

Evlilik sorunlarınızı çocuklarınıza yansıtıyorsanız, eşinizi, onun ailesini suçlayıp, kötülerseniz, babaannesini, halasını, amcasını ( erkekseniz; eşinizi ve onun kök ailesini) kötülerseniz; ayrıca çocuğunuza onların size yaptıkları davranışları gözyaşlarıyla anlatırsanız; çocuğunuzun ruhunda açtığınız yara kapanmaz.
Çünkü duygularınızı boşalttığınız çocuğunuz; kötülediğiniz o kişilerin devamı…
Kökleri…
Bir çiçeği, bir ağacı köksüz düşünebilir misiniz?…
Köksüz bir ağaç nasıl canlı kalamazsa, köklerini sevmeyen inkar eden çocuklar da hayata güvenle bakamazlar.
Yetişkin olduklarında, sorunlu giden evliliklerinin ya da evlenememelerinin kökeni; küçükken anne babasıyla olan ya da olması gerektiği gibi olamayan iletişime dayanmaktadır.
Babası/ annesi kötülenen çocukların yetişkin olduklarında karşı cinsle ilişkileri bozulabilir, evlenmekten korkabilir; evlenemeyebilir, evlense bile sorunlu bir evlilik yaşayabilir.

Çocuk; kötülenen anne / babasından nefret edebilir. Nefret etmesinin nedenini de bir türlü anlamlandıramaz.
Bununla da kalmaz. Biraz daha büyüdüğünde, kötüleyen kişiden de nefret edebilir. Çünkü söz bumerang etkisi yapar. Yani ne söylersek bize geri döner. Babasını kötülediğimizde, çocuğumuz; kendisini babasından ruhsal anlamda uzaklaştırdığımız için bize de öfke duyabilir.

“Peki bu sorunlarımızı kime anlatalım?” Diyorsanız, objektif konuşan, duygularını olayın içine katmayan bir yakınınıza ya da arkadaşınıza anlatabilirsiniz ancak bu da bir terapi anlamına gelmez.
Sizin ve o kişinin dertleşmek amaçlı sarf ettiği her bir söz, ister istemez sizde olumsuz bir çapa oluşturabilir.

Eğer evliliğinizdeki var olan sorununuza kesin çözüm istiyorsanız; güvendiğiniz inandığınız bir danışmandan yardım alarak, hayatınıza farklı bir bakış açısıyla bakabilir, olumsuzlukların bertaraf edilmesini kolaylaştırabilirsiniz.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

ERKEKLERE ÖNERİLER: KADINLARIN DİLİNİ ANLAYABİLMEK

ERKEKLERE ÖNERİLER: KADINLARIN DİLİNİ ANLAYABİLMEK
Kadınların dilini anlayabilmek için birazcık dikkat gerekir.
Bir şey söylüyorlarsa eğer, söylenen şeyin sizdeki gibi tek bir anlam yoktur. O sözün altında söylenmemiş başka bir anlam daha vardır.

  1. İlk tanışma:
    Yeni tanıştığınızda cinselliği çağrıştıracak söz ve davanışlardan kaçının.
    Kadınlar cinsel bir nesne olmaktan rahatsızlık duyarlar.
    Arkadaşlık ilerleyince, (o da ancak izin verirse) elini tutabilir, yanaklarına dokunabilir, omzuna sarılabilirsiniz. Bu davranışlarla kendini güvende hisseder. Kendine değer verildiğini, önemsendiğini, saygı duyulduğunu hisseder.
  2. Özen göstermek:
    Kadınlar fazla bakımlı erkeği sevmezler. Aşırı parfüm, jöle, törpülü tırnaklar vb. uygulamalar onlara itici gelir. Kadınlara göre erkekler, özenli ama doğal olmalı. Doğal olmalı derken de saç sakal birbirine karışmış, yağlı saçlar, tüm gün pijamalarla ya da ter kokusu sinmiş kıyafetle dolaşmaktan bahsetmiyorum.

3.Gözlere bakın:
Kadın konuşurken gözlerine bakılsın ister. (Kadınlar, bebekken bile annesinin yüzüne; erkek bebekten 16 kat fazla bakarlar.)
Kadınlar, dinlenilmek isterler. Dırdır ediyorsa, biraz da dinlenilmediği, kendini anlatamadığı, anlaşılamadığını hissettiği içindir. Patronunuz, iş arkadaşınızla, erkek arkadaşlarınızla sohbet edebiliyorsunuz öyle değil mi? Kadınınızla da konuşabilir, onun isteklerine önem verebilirsiniz. Başkalarına verdiğimiz özenin daha fazlasını, eşlerimize vermeliyiz ki, mutluluğumuz bir o kadar artsın.

3.Konuştuklarını anlamaya çalışıyorsanız, anlayamıyorsanız:
Cümle kurarken en çok neyi tekrar ediyorsa ona dikkat edin. Çünkü ya onu sorun ediyordur kendine ya da sizinle o sorun ettiği şey hakkında konuşmak istiyordur.
-Annem bize gelecekmiş. Annem dedi ki…
-Arkadaşım dedi ki…
Kesinlikle, bu cümlenin altında bir duygu, his, inanç ve istek vardır.

  1. Özel günler:
    Doğum günü, evlilik yıl dönümü gibi özel günleri, cep telefonuna kaydedip onu mutlaka kutlayın. Kadınlar detay sever. Önemsenmek ister.
    Hatırlanmak ister.

5.Hediye vermek:
Hediye almak sevgi dili sıralamasında onun birinci dili ise, ona zaman zaman hediye alın. Verirken de sunuma dikkat edin. Kadınlar sunuma önem verir. Verirken gözlerine sevgi dolu bakın.
Çikolata isteği artmışsa, ki bu istek; muayyen günlerinin ortasına gelen günlerdedir ve bu günlerde östrojen miktarı artmış demektir. Hediye alacağınız zamanları bu günlere denk getirirseniz, hediyeyi beğenme olasılığı artar.

6.Seni seviyorum hangi sıklıkla söylenmeli:
Sık sık ‘’Seni seviyorum ‘’demenize gerek yok. Çünkü o söz; içten gelerek, yüzeysel olmadan samimi olarak söylendiğinde anlam kazanır.
Ancak, kadınınız ‘’Seni seviyorum’’ diyorsa, yankısını bekler. Yani siz de ona;
‘’Ben de seni seviyorum’’ demelisiniz.
‘’Sen beni eskisi kadar sevmiyorsun’’ diyorsa, aslında eskisi gibi ilgi bekliyordur sizden. İltifat etmenizi, onaylamanızı, takdir etmenizi bekliyordur.

7.İstemediğiniz kıyafette ısrar mı ediyor?:
Asla ‘’Çıkar şunu!’’ demeyin.Ters tepebilir. Özellikle de güçsüzlük korkusu varsa, daha çok inat eder.Tartışmaya başlarsınız. Gününüz rezil olur.
-Canım bu seni biraz kilolu mu gösterdi ne? demek daha etkili olur.
Kadınınızın zayıf noktası kilo ise, vücudunun herhangi bir bölümüne tepkiliyse mesela kendi belini kalın buluyorsa o bölgeyi farkettirerek, hafif yüzünüzü de ekşiterek;
‘’Sanki senin bel kısmını daha geniş göstermiş’’ demeniz, ’’ Hiç yakışmadı’’ demenizden daha etkilidir.

  1. Onayladığınız kıyafeti giymesini isterseniz:
    Tezgahtar tavrı sergileyin.
    -Bu kıyafet sana çok yakıştı. Harika, bedenine ve tenine tam uydu.
    ‘’Seni çok fit göstermiş. Harika durmuş üzerinde’’ diyebilirsiniz.(Harika durması da önemli.Yoksa yalan söylediğinizi farkeder. Aman dikkat! Durum daha da kötüleşmesin. 🙂 )

8.Övgü kime yapılmalı:
Başka kadını, kendi annesi bile olsa övmeyin. Kıyaslamayın. Sadece onu övün.

9.Eski sevgili ya da eski eş konusu:
Eski sevgiliniz ya da varsa eski eşinizi asla ona kötülemeyin, övmeyin ve asla kıyaslamayın.
“Hepsi geçmişte kaldı. Benim için sen önemlisin. Benim için biz önemliyiz.”deyin.
Onun geçmişindeki kişilerin ayrıntısını sormaktan da vazgeçin. Doğrusu olan da bu. Herşey geçmişte kaldı. O ve siz önemlisiniz. Bunu da her şekilde vurgulayın.

10.Kendinize aşık etmek istiyorsanız:
Yardımsever olun.Yardım kuruluşlarına beraber katılın. Gezi turlarına birlikte katılın. Başbaşa geçireceğiniz zamanlar ayırın. Beraber yapacağınız etkinlikler, sizi birbirinize yakınlaştırır.

11.Sahiplenme:
A kişisi, B kişisi adına herhangi bir katkıda bulunursa, ona bir şekilde yardımcı olursa, emek verirse; B kişisini sahiplenir.
Eşinizin ya da sevdiğiniz kadının sizin için birşeyler yapmasına izin verin. Kıyafet seçimi ve alımı, pasta -börek yapımı, fikir danışma vb.davranışlar, onun sizi sahiplenmesine neden olur.

12.Özeli Paylaşma:
En özelinizi, projelerinizi, eviniz, aileniz ve kendinizle ilgili hayalleri ilk önce eşinizle paylaşın. Üçüncü kişiden duyarsa öfkesi kabarır. Kendini ikici plana itilmiş, önemsiz, hiç gibi hisseder. Değersizlik duygusuna kapılır. Size güveni kalmaz.

13.Öfkeliyse:
Omuzlarına sarılın, ellerini tutun. Gözlerine bakın.
-Haklısın. Çok özür dilerim. Seni anlıyorum. Hatalıydım. Çok haklısın.
Biraz sakinleş, bunu ikimiz de sakinken konuşalım. deyin. Dikkatini dağıtacak sözler söyleyin. Ertelemesini sağlayın. Ertelemek öfkenin geçmesini sağlar. İkiniz de sakinken konuyu mutlaka konuşup çözüme bağlayın.

14.Cep telefonu sorunu:
Siz cep telefonuyla, bilgisayarla ilgilenirken sık sık sorular sorup, öfleyip püflüyorsa, odadan odaya girip çıkıyor, yüksek sesle konuşarak hızlı hızlı dolaşıyorsa; ’Onu bırak benle ilgilen’ demek istiyordur. Değerli zamanınızı, değerli eşinize ayırın.

15.Şikayetleniyorsa: ’
’Bugün tüm gün koşturdum, yoruldum.Tabanlarım ağrıdı.’’ diyorsa, ilgi şefkat istiyordur. Ayaklarına, bacaklarına, omuzlarına, sırtına masaj yapıverin. Bu sizin birbirinize olan şefkat, güven ve sevgi duygularınızı artırır.

16.Yardım Konusunda: Mutfakta iş yaparken;
-Yardım edeyim mi? diye sorun.
-Yok yok ben yaparım. diyor, iki kere tekrarlıyorsa, sizden yardım istiyordur. Kadınlar ısrarı severler. Yardım konusunda ısrar edin.

  1. Suratı Asıksa:
    Eve geldiniz. Suratı asık.
    -Ne oldu? diye sordunuz.
    -Yok bişey.
    Tekrar sordunuz.
    -Yok bir şey.
    -Hayatım söyle ne oldu? Var Bir şey. Belli…
    -Öf hep ben mi söyleyeceğim. Biraz da sen anla.
    (O sırada sizin annenize kızmıştır ya da sizin bir davranışınıza.)
    Anlaşılmak, haklı görülmek istiyordur. Dinleyip, haklı olduğunu vurgulayın.

18.Fikrini alacaksanız:
Bir şey sordunuz. Yüzünü inceleyin. Suratı asık;
-Bilmem. kendin bilirsin diyorsa, dikkat! Orada sorun var demektir. Durumu onaylamıyordur.

19.Dır dır ediyorsa:
-İş, iş; hep iş. Senin işin hiç bitmez ki zaten. diyorsa; ilgi bekliyordur. İlgilenin.
-Senin için ne yapmamı istersin? diye sorun.
Kadınlar kendileri için yapılan şeylerden mutlu olurlar. Ne yaptığınız önemli değil. Çaba sarfedin yeter.

20.Kadınınız için başka ne yapmalısınız?:
Onu sevin, sayın, ilgi gösterin. Beğendiğinizi zaman zaman vurgulayın.
Sanılanın aksine güldüren değil, yanında kendini güvende hissettiği erkeği sever kadın.
Kadınlar anlayış beklerler eşlerinden. Anlayışlı olun.
Cinsellikten ziyade dokunulmak, şefkat onlarda daha etkilidir.
Haklı görülmek, anlaşılmak ister kadın. Değer görmek ister.
Eşiyle sohbet, onaylanmak, takdir ister. Ev işlerinin paylaşılmasını ister.
Kadının dilini anlamak aslında kolaydır. O dili anladığınızda ise; iletişiminiz kolaylaşır, mutluluğunuz artar. Kadınınızı anlamanız ve mutlu olmanız dileğiyle…
Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

KÖK AİLEYE BAĞIMLILIK

KÖK AİLEYE BAĞIMLILIK
Ailede sorunlardan birisi de eşlerden birinin ya da ikisinin de anne -baba bağımlısı olmalarıdır.
Bu durumdaki bireyler, kendileri de bir aile kurduklarının farkında değillerdir.
Bağımlı olmayan taraf; kendini eşi tarafından ikinci plana itilmiş, kabul edilmemiş, yeterince sevilmemiş, ötelenmiş, mutsuz, üzgün, öfkeli, değersiz hisseder. Bu hislerle birlikte, eşine ve onun ailesine tepki gösterir.
Ailesine gösterilen tepki ise, bağımlı olan tarafı öfkelendirir.
Eşinin kendi ailesinden tamamen uzaklaşacağından, ya da sorunların daha da büyüyeceğinden korkarak o da tepkisel davranış gösterir. Tartışmalar ve sorunlar giderek büyür. Olay, “senin ailen- benim ailem’e” döner.

Kök aileye bağımlılık, çiftin mutluluklarını olumsuz etkiler.

Akılda tutulması gereken şu ki; bağlı olmak başka, bağımlı olmak başkadır.

Çiftler anne-babanın ve eşin yerinin ayrı olduğunu bilmelidirler.

Not: Kök aileye bağımlı olmak; bağımlı bireyin, bebeklikte kaçıngan ya da kaygılı bağlanmasıyla alakalı olabilir ya da daha başka unsurlardan kaynaklanabilir.

Her ne faktör etkili olsa da bu durum çiftleri olumsuz etkilediğinden destek alınması doğru olur.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

Page 6 of 13

Ayşegül Özkonak