Ayşegül Özkonak

Sosyolog ve Aile Danışmanı

Category: Anne-Baba-Çocuk (Page 3 of 4)

BİZ NASIL BiR EBEVEYNİZ?

BİZ NASIL BiR EBEVEYNİZ?

Bu sabah, evimizdeki elektrik tesisatındaki bir ihtiyaç nedeniyle mahallemizdeki tanıdık elektrikçiye uğradım.
Kendisinde malzeme olmadığı için bana bir tabure göstererek kısa bir süre beklememi rica etti.
Ben beklerken; bir anne ve 12 yaşlarında kızı içeri girdi.
Esnafı göremeyip, sorgulu gözlerle bana bakınca;
– Birazdan gelir, ben de bekliyorum, isterseniz siz de bekleyin diyerek, yanımdaki tabureleri gösterdim.

İkisi de yanımdaki tabureye oturunca; karnelerin alındığının ertesi günü olduğu için, küçük kızla sohbet konusu açmayı denedim.

– Karneleri aldınız. Hayırlı olsun canım. Der demez. Daha kızının konuşmasına fırsat vermeden annesi atıldı;
– Teşekkür aldı. Ama takdir alabilirdi. Dedi.

Ben kızı gözlemliyordum.
Küçük kızın elleri sıkılganlıkla beraber çapraz oldu. Dizlerinin arasına çapraz vaziyette ellerini sürtmeye başladı. (sıkıntılı ruh hali.)

– Ama anne?
Demeye kalmadı.
Annesi sert, soğuk ve içinde gizli azarla karışık ses tonuyla;

– Daha iyisi olabilirdi kabul et. Takdir alabilecek kapasiteye sahiptin. Derken ben; yine çocuğun yüzüne baktım. Çocuktaki o bıkkınlığı, çaresizliği, umutsuzluğu, içsel sıkıntı ve isyanı fark ettim. Ama anne bunu fark etmeyi bırak, hâlâ konuşmaya devam ediyordu.

Çocuğun bu haline içim acıdı.
Anneye dedim ki;
– Teşekkür alsa en kötü ne olur?

– Ama takdir alabilecek kapasitede. Neden daha düşük alsın ki? Bu kapasiteye göre daha başarılı olması gerekmiyor mu?

– Siz mükemmeliyetçi, kuralları olan, yaptığı işin en iyisini yapan ve herkesin yaptığı işin en iyisini yapmasına inanan, düzenli, temiz bir anne misiniz?
Diye sordum.

– A evet. Nasıl anladınız?
Diye gözleri parladı.

– Bu da benim mesleğim. Ben Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı Ayşegül Özkonak.
Diye kendimi tanıttım.

– O zaman size sormam gereken çok şey var. Dedi.

– Buyurun. Tabii deyince.

– Bir çocuk; kapasitesi çok yüksekken, neden daha iyisini yapmaz.

( Çocuğunun başarısının yetersizliğine inanmış. )

– Siz mavi kişilikli bir annesiniz. Her şeyde mükemmeliyetçilik arıyorsunuz. Kızınızın başarısına değil, başarısızlığına odaklanmışsınız. Olana değil, olmayana odaklısınız. Kızınız yeşil kişilikli. Sizin çıtanız yüksek olduğu için, o çıtaya ulaşmaya çabalıyor. Ulaşamayınca stres yapıyor.
Sizin ebeveynlerinizden kim mükemmeliyetçiydi?

– Annem…Annem yaptığım hiç bir işi beğenmezdi.

Kadının içindeki küçük çocuk ortaya çıktı.

Bir süre böyle konuşmaya devam ettik.
Gözleri doldu.

Küçük kız, annesiyle benim konuşmalarından memnun.

Biraz daha konuştuk.

Anne rahatlamış bir şekilde;

– Hocam doğru bildiğim yanlışlar varmış. Yani ben çocuğumda kendimi tamamlıyormuşum, şimdi çok daha iyi anladım. Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim, sizi takip edeceğim,
dedi.

Konuşmamız biterken, esnaf geldi.


Hepimiz anne ve babamızdan öğrendiğimiz şekilde, çocuklarımızı yetiştiriyor ve onları yine öğrendiğimiz şekilde eğitiyoruz.

Bazı ebeveynler, sanki o karneleri kendisi alıyor ve mantıklı davranmaya çalışsa da çocuğuna karşı tepkili davranabiliyor.

Eğer bir ebeveyn; çocuğunun karnesinde hiç bir zayıf olmadığı ve başarılı olduğu halde; tüm derslerinin neden 100 olmadığını soruyorsa; önce kendini sorgulamasında yarar var.

Bu anne / babayı incelediğimizde; mükemmeliyetçidir ve kendisi de mükemmeliyetçi bir ebeveyne sahiptir.

Mükemmeliyetçiliği kendisine de çocuğuna da, çevresine de çoğu zaman sıkıntı yaratır. Aile içinde her şey istediği gibi olmayınca da streslenir, öfkelenir ve bu haliyle de çocuğunu mengeneye sıkıştırmış olur. Olayı öylesine abartır ki, çocuğunun tatilde bile ders çalışmasını ister. Ve çocuğunu; başarı, davranış, kişilik konusunda arkadaşlarıyla kıyaslar. Bu kıyaslama ise çocuğun ruh sağlığına zarar verir. Çocuk istediği gibi hareket edemeyen, el kol hareketlerini dahi rahat kullanamayan, mutsuz, umutsuz, karamsar, hep başkalarına kendini sevdirme, beğendirme çabasında, kendi kararlarını veremeyen, isteklerini ifade edemeyen, kendini ve yaptıklarını ömür boyu eleştiren, beğenmeyen, keyifsiz bir birey olur. (Çocuk yetişkin olsa, anne babayı kaybetse de kendisiyle özdeşleşmiş o içindeki eleştirel ebeveyn sesi, sürekli konuşur durur, bu da kısır döngüye neden olur, yapması gereken işlerde adım atmakta sıkıntı yaşar ).

Ya da tam tersi annenin ve babanın her isteğine tepki gösteren bir birey olurlar.
Böyle bir anne ya da baba aslında kendisiyle yarışmaktadır. “İyisi olsun, daha iyisi olsun” derken; gerçekte kendisini eleştirmekte, yargılamakta, kıyaslamaktadır. “Başarılı çocuğun annesi, başarılı ve iyi annedir” ona göre. Çocuğu kendisinin bir uzantısıdır sanki. Ve aslında sevilmek istenen, olduğu gibi kabul görmek istenen, var olmak istenen kendi içindeki çocuktur.

Böyle ebeveynlerin; çocuklarının ileride sorunlu bireyler olmaması adına, bu davranışlarını değiştirmeleri, değiştiremiyor ve tek başlarına çözemiyorlarsa bu konuda bir destek almalarında yarar var.

Ebeveyn çocuğuna güvendiği sürece, çocuğunun özel olduğunu, ayrı bir kişilik olduğunu ve yine çocuğunun yaradılışındaki gibi olması gerektiğine inandığı ve buna izin verdiği sürece hiçbir sorun kalmaz.

Çocuklarımızın ruhuna zincir vurmaktan kurtulalım. Tabi kendimize de…
Sevgiyle kalın …

Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633

www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

EŞ İLİŞKİLERİNDE ÇÖZÜM

EŞ İLİŞKİLERİNDE ÇÖZÜM
Eşlerin birbirlerine tavır ve davranışları; evliliğin akışını olumlu ya da olumsuz etkiler.
Bizler evliliğimizin mutluluk ve huzur içinde devamını istiyorsak nelere dikkat etmeliyiz?
Diyelim ki, eşiniz hastalandı.
‘Geçmiş olsun neyin var? Sen iyileş yeter. Benim için önemli olan sensin’ der misiniz?
Yoksa ‘Olabilir, hastasındır, doğrudur.’ mu dersiniz?
Peki birincisini söylemek çok mu zor?…
Erkeğiniz /kadınınıza ‘GEÇMİŞ OLSUN’ deseniz, ilgi gösterseniz inanın daha çabuk iyileşecek. Hatta hastalanmayacak bile. Çünkü sevgidir insanları iyileştiren. Sevgisizliktir kişiyi yatağa düşüren…

Erkeklerin çoğu arabalarına inanılmaz özen gösterir. Peki sayın beyler; eşiniz kaza yaptı ve korku dolu bir sesle sizi aradı…İlk sözünüz ne olur?
‘Sen nasılsın? Onu söyle. Araba önemli değil.’ mi?
Yoksa “Araba ne durumda? Dikkat etseydin ya nasıl dikkat etmezsin! Koskoca direği gözün nasıl görmedi? ” mi dersiniz?…
Bozulan arabalar tamir edilebilir ama kırılan kalpler, incinen duygular tamir edilemez.

Diyelim ki, eşinizin çok sevdiği, sizin de sevmediğiniz onun bir yakını hastalandı ya da vefat etti. Sevdiği insanı kaybettiğinden dolayı yaşadığı üzüntüsü, belki size basit gibi gelebilir. Hatta o kaybı sizi memnun bile edebilir. Sevmiyordunuz ya!…
Eşinizin üzüntüsüyle, hastalığıyla, başına gelen bir olayla üzülemiyorsanız, ona değer veremiyorsanız, moral olamıyorsanız soğuk ve ilgisizseniz sokaktaki teğet geçen bir insandan hiçbir farkınız yok demektir. Hatta bazen sokaktaki insan bile daha yakındır. Böyle süregelen her bir olay ya da durum, domino taşı gibi duygu birikimine neden olur. Öyle bir gün gelir ki bu değersizlik, önemsenmeme, ikinci hatta belki de beşinci plana konulma hissi kişide önemli kararlar almaya neden olur. Ve ilişki hiç beklemediğiniz bir anda ayrılıkla sonuçlanır.
Eşinizle eski sevginizi yitirdiyseniz ‘Neden böyle olduk?’ sorusu yerine, ‘İlişkimizi nasıl daha iyi hale getirebiliriz? Bunun için neler yapabilirim, neler mümkün? Kimler evliliğimin düzelmesine katkıda bulunabilir? Profesyonel anlamda kimlerden destek almalıyım? ” diye sorun kendinize. Çünkü ‘NEDEN’ sorusu mazeret ürettirir zihninizde. ‘Nasıl’ sorusu ise çözüm.
Çözümü bulmanız ve yuvanızda mutlu olmanız dileklerimle sevgiyle kalın…:)
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Danışmanı

BAĞIMLI ÇOCUĞA MI SAHİPSİNİZ?

BAĞIMLI ÇOCUĞA MI SAHİPSİNİZ?

Bağımlı olan bireylerin ebeveynlerinin davranışları inceleniyor. Çocuklarına şu şekilde davrandıkları tesbit ediliyor:
1. Sınırsız özgürlük tanımak.
2. Çocuğun her istediğini yapmak.
3. Çocuğunu suçlu hissettirmek. Ceza vermek.
4. Çocuğun değil, ebeveyn olarak kendi seçimlerini dayatmak.
5. Çocuğunun öfkesini ifade etmesine fırsat tanımamak.
6. Çocuğun olur olmaz her işine karışmak.
7. Onu sürekli kontrol etmek.Baskıcı davranmak. Aşırı disiplinli olmak.
8. Sürekli dırdır etmek.
9. Sürekli eleştirmek, yargılamak, kınamak.
10. Reddetmek, varlığına tahammül edememek. (sevilmediğini, istenmediğini hissettirmek)
11. Çocuğu umursamamak.
12. Onunla diyalog kurmamak. Sohbet etmemek, paylaşmamak.
13. Değersiz, yetersiz, beceriksiz hissettirmek.
14. Sorumluluk vermemek.
15. Güvenmemek.
16.Tutarsız davranmak. Anne baba arasında tutarsızlık olması.

Şimdi kendi davranışlarımızı uzaktan inceleyelim. Bizler çocuklarımıza nasıl davranıyoruz?
Sevgiyle kalın. 😊
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Danışmanı

KADIN TAVRI

KADIN TAVRI
Her işi dört dörtlük yapan, eşinin yapacağı görevleri de üstlenen, her işi kotaran kadının da;
yaradılışının aksine, erkeksi görünmeye çalışan; eşine:
“Sen dahil, benim hiç kimseye ihtiyacım yok, eyvallahım yok” mesajı veren kadının da; eşinin gözünde değeri yoktur ve erkeğini uzaklaştırır.

Çünkü erkeğinin kendisini ispat etmesine izin vermiyordur. Başlangıçta bu durum erkeğe hoş gelse de, sonrasında sıkıcı olmaya başlar.

Erkeğini kahramanı olarak gören ve onu güçlü hissettiren; ona muhtaç değil ama ihtiyacı olduğunu belli eden kadına ise o erkek; kendisini adar.

Çünkü yapabileceklerini yaparak, kadınının kahramanı olmak kendisini iyi hissettirecektir. 🙂
Ayşegül Özkonak

BİR BABA TAVRI

BİR BABA TAVRI
Bir baba; kendini savunmaya, durumu izah etmeye çalışan oğluna diyor ki;
” Bana sesini yükseltme dedim! Efendi ol. Kapa çeneni! ”

Aynı çocuk, arkadaşlarının bir davranışına tepki vermediğinde ise aynı baba oğlunu şöyle suçluyor;
” Pısırık herif! Kendi hakkını arasana, ne zaman adam olmayı öğreneceksin! Ben olsam… yapardım. ”

Çocuk bu durumda çelişkide kalır.
Ailesini memnun edemez. İsyan eder ya da iyice siner.
Davranış bozukluğu ile tepkisellik arasında gider gelir.

Ayşegül Özkonak
www.aysegulozkonak.com
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Danışmanı

EVLİLİKTE ETKİLİ İLETİŞİMDE BİLİNMESİ GEREKENLER

Pek çok insan evliliğinde sorun yaşıyor ve bunu nasıl çözeceğini de bilmiyor. Ya eşi danışmanlık istemiyor ya “Aman başkaları bizi mutsuz sanmasın, el alem ne der?” Ya da ” böyle gelmiş böyle gider” diye sineye çekiyor.
Bir danışmana gitme şansı da olmadığı durumda; evlilikte etkili iletişim eğitim seminerleri evlilikteki sorunların düzelmesinde büyük fayda sağlıyor.

EVLİLİKTE ETKİLİ İLETİŞİMDE BİLİNMESİ GEREKENLER
Evlilikte Etkili İletişim Seminer Konu İçeriği

1.Kendimizi tanıma:

Evlilikte olsun, iş ve özel yaşamda olsun; başkalarının değişmesini beklersek, bin yıl da geçse değişmezler. Değişim içimizde başlar. Biz değişirsek, dünya da değişir. Değişmek için de önce kendimizi tanımalıyız, kendini tanıyan dünyayı tanır.
Kendimizi tanıyınca, eşimizi de, başkalarını da tanır ve onlara nasıl davranmamız gerektiğini de fark ederiz.

2 Evlenirken Nelere Dikkat Etmeliyiz? :

Hayatımıza yeni bir sayfa açarken, nelere dikkat etmesi gerektiğini bilmek, doğru seçimler yapmamızı sağlar.

3. Mutluluğa Engel Olan Davranışlar:

Eşlerden birinin, yanlış davranış ve sözü diğerinin tepkisine neden olur . Evliliğimizde yaptığımız hatalı davranış ve kullandığımız yanlış sözleri fark edersek, doğrusunu kullanmaya çabalarız. Farkındalık, değişimde ilk adımı sağlar.

4.Kadın Erkek Arasındaki Farklar:

Kadın erkek arasındaki farkları bilmek, bizim gereksiz yere üzülmemizi önler. Eşimizle doğru iletişim için, nelere dikkat etmemiz gerektiğini fark ettirir.

5.Kadınların Erkeklerden; Erkeklerin Kadınlardan Bekledikleri :

Eşimizin beklentilerinin farkına varmak, kendi beklentilerimizi ifade etme şeklini bilmek, mutluluğa yeni bir kapı açar.

6.Evlilikte Öfke İle Yönetimi:

Eşimiz öfkelendiğinde nasıl tepki vereceğimiz gerektiğini ve öfke kontrolünü sağlama yöntemini bildiğimizde, öfkenin yıkıcı etkisinden korunur, sorunlar yaşamayız.

7.Gelin-Kayınvalide Sorunları ve
Eşlerin Birbirlerinin Aileleriyle Olan İletişimi:

Kayınvalide – gelin ilişkisi ve ailelerle iletişim sorunu mutsuzlukta çok etkilidir.
Bu ilişkiyi iyi hale getirme yollarını bilebilirsek ,mutluluğumuzu da artırabiliriz.

8.Eşimizi Dinlemenin Yolları:

Birbirimizi dinlediğimizi sanıyoruz ama dinlemiyoruz. Dinleyebilmeyi ve kendimizi dinletme yöntemini bilebilirsek, mutluluk yolunda ilerleyebiliriz.

9. Mutlu Olmak İçin Dikkat Etmemiz Gereken Söz ve Davranışlar:

Değiştirmemiz gereken söz ve davranışların neler olduğunu fark eder ve değiştirirsek, tüm bu sorunların esas çözümlerini bilebilir, teknikleri, örnekleri uygulayabilirsek, mutluluğumuz da artar.

Hayatımızda ve evliliğimizde mutluluk istiyorsak; kendimizi değiştirmeli ve değişim için de bir adım atmalıyız .

Seminerlerimde bu konular üzerinde durarak; insanlarımızın ailevi sorunlarında kendi çözümlerini bulmalarını sağlamak; benim için tarif edilmez bir mutluluk kaynağı….
Sevgiyle kalın. 🙂

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Danışmanı, Eğitimci Ayşegül Özkonak
05052509633
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
https://instagram.com/aysegulkisiselgelisim/
aysegulozkonak@gmail.com

ÇOCUĞUNUZ / TORUNUNUZ NEDENSİZ ÖFKELİ Mİ?

ÇOCUĞUNUZ / TORUNUNUZ NEDENSİZ ÖFKELİ Mİ?
1. Ebeveynlerden biri öfke şemasına sahiptir( Yani öfkesini kontrol edemiyor ve ona öfke konusuna rol model olmuştur)
2. Siz onun her davranışını kontrol ediyor, yönetmeye çalışıyorsunuzdur. O da size tepkisel davranıyordur. Dediğinizin tersini yaparak, birey olduğunu ispata çalışıyordur.
3. Aranızda iletişim sağlanmıyor, duygu ve düşüncelerine önem vermiyorsunuzdur.
4. Her istediğini şimdiye kadar anında yapmışsınızdır. Şimdi ise sizi aşan isteklerde bulunuyordur.
Sınır koymaya çalıştığınızda ise öfke krizine giriyordur.
Not: Kişi istenmeyen bebekse de öfke duygusuna sahiptir. ( İstendiği inancı yüklenmelidir. )
Ayşegül Özkonak

BEBEĞİM ERKEK (/ KIZ) OLMALI (MI?)

BEBEĞİM ERKEK (/ KIZ) OLMALI (MI?)

Bir genç kızın sözleri;
“Babam benim erkek olmamı çok istemiş. Ben doğunca ( annem kız doğurdu diye) birkaç gün, annemin yanına gelmemiş. Babaannemlerde kalmış. Biz beş kız kardeşiz. Annemin hiç erkek çocuğu olmamış.
Şu an, aileden ayrı bir ilde okuyorum.Ve çok mutsuzum.Erkeklere gıcık oluyorum. Şimdiye kadar hiç flörtüm olmadı. Anlaşabildiğim arkadaşım yok. Babamla futbol maçlarına giderdim. Hep erkek oyunları oynardım. Ama artık kendimi boşlukta hissediyorum. Ben kendimi sorguluyorum. Öyle de , böyle de mutsuzum. Ne tam öyle ne tam böyleyim. Bana evde ve okulda ” ERKEK FATMA” derlerdi. Başlarda sorun etmiyordum ama şimdi kendimi kötü hissediyorum
Ayrıca adet döngüsü sorunu yaşıyorum.Adet olamıyorum ”

Kök inancına bakıyoruz;
Babam beni daha çok sevsin diye erkek olmalıyım.
Dişi olmaktan nefret ediyorum.
Kadın olmak kötüdür.
Kadın olmak zordur.
Kadın olmak aşağılayıcıdır.
Kadın olursam babam beni sevmez.
Kadın olmaktan nefret ediyorum.
İnançları çıkıyor.

Bir erkeğin itirafları ;
” Üç kardeşiz. İlk çocuk benim. Annem benim kız olmamı çok istemiş. Kız çocuklarını da çok severmiş. Hatta küçükken bana kız elbiseleri giydirip, saçımı uzatıp tokalar takarmış. ” Benim oğlum kız gibidir, hiçbir kıza değişmem” deyişlerini hatırlarım.
Babam çok pasif bir adamdı. Sessiz, pek konuşmazdı. Annem güçlüydü, kuvvetliydi, dirayetliydi, evi, çarşı , pazarı hallederdi. Babam beceriksizdi, annem babamı bize hep kötülerdi, bizim yanımızda onu azarlardı.. Beni
de kız gibi yetiştirdi. Hep kızlarla oynardım. Erkeklerden uzak dururdum. Sonra kızlar beni benimsedi ama erkeklerle konuşamaz oldum. Şimdi de karşı cinsle ilişkim sıfır. İki cinsiyete de kendimi uzak hissediyorum. Çıkmaz içindeyim.”

İnançlarına bakıyoruz;
Annem beni sevsin diye kız gibi olmalıyım.
Erkek olmak kötüdür.
Babamdan nefret ediyorum.
Baba olmak güçsüzlüktür.
Erkek olmak ezilmektir.

Sevgili anneler; çocuklarınıza hamileyken, onun erkek ya da kız bebek olması konusunda lütfen ısrardan vazgeçin. Bununla ilgili bir takıntınız varsa lütfen kendiniz bir yardım alın. Sonra hamile olmaya niyet edin. Annenin düşünceleri, duyguları ( ki bunlar bir enerjidir) karnındaki bebeği her şartta etkiliyor.
Doğduğunda da,
“-Seni kız istiyorduk/ oğlan bekliyorduk. “gibi, onun cinsiyetini reddeden cümle kurmaktan, farklı beklentilerden uzak durun. Eşinizi çocuklarınıza kötülemeden vazgeçin.
Çocuk sırf anne-babası daha çok sevsin diye, cinsel kimliğinde sarsıcı değişikliklere kapı aralayabiliyor.
O da kendisinde ve çevresindekilerle ilişkilerde onulmaz yaralar açıyor. Bütün hayatını etkiliyor.

Ayşegül Özkonak

ÇOCUKLARINA DÜŞKÜN OLMANIN NESİ KÖTÜ?

ÇOCUKLARINA DÜŞKÜN OLMANIN NESİ KÖTÜ?

Bir anne 28 yaşındaki oğlunun sorunlu olduğundan yakınıyor. Evi terk ettiğinden başka evde kalmak istediğinden dem vuruyor. Anneyle biraz konuşuyoruz. Kontrolcü, oğlunun her işini yapmaya çalışan, özverili bir anne olduğu ortaya çıkıyor. Biraz daha konuştuğumuzda, oğluna nefes aldırmadığı da…Oğluyla konuşuyoruz. Anneden tek kurtuluşun evden uzaklaşmak olduğunu, kendisini bir ilkokul çocuğu sandığını, onu kırmak istemediğini, tek çıkar yolunun ayrı eve taşınmak olduğunu ifade ediyor. ” Çünkü ne dediysem, annemi değiştiremedim, değişmeyeceğine göre az görüşelim daha iyi.”

ÇOCUKLARINA DÜŞKÜN OLMANIN NESİ KÖTÜ?
Çocuklarına aşırı düşkün bir anne;
yetişkin olsalar da onların yemekleriyle, çamaşırlarıyla, temizlikleriyle uğraşıp, peşlerinde koşarken; hem söylenir, hem de gizli bir mutluluk duyar. Büyük ihtimalle kendini feda etmiştir. Bedenen de yıpranmıştır.
Ancak böyle davranarak, vazgeçilmez olduğunu ispat etmek ister. İyi bir annedir. İyi bir eştir. Çocuklarının da kendisiyle o ölçüde ilgilenmelerini ister. Çünkü çok emek vermiştir. Böylece onların gözünde yeterli ve değerli olduğunu hisseder.
“Mükemmel anne olursam sevilirim.”
” Mükemmel anne olursam, iyi anne olurum”
” İyi anne olursam, takdir görürüm”
“İyi anne olursam, değerli ve yeterli olurum.”
İnançlarına sahiptir.
Aslında çocuklarının ilgisini, kendisini önemsemelerini, sevgisini kaybetmekten korkar. Aşırı düşkün olmak, onları sürekli kontrol etmek, her sorunlarında (istemeseler de ) fikrini beyan etmek, fikrini kabul ettiremediğinde hep haklı olduğunu belirtmek; çocukları sıkboğaz eder. Çocuklar eğitim ya da iş bahanesiyle ondan uzaklaşmak istediklerinde, bir sorun olduğunu fark eder. Ama bu sorunun yine kendisiyle alakalı olduğunu anlamaz. Çocuklarını suçlar. ” Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim. Ne istiyorlarsa yaptım. Karşılığı bu mu olacaktı? Onlar için saçımı süpürge ettim, onlar için il değiştirdim. Evi terk ederek bana teşekkür ediyorlar. Ben bunu mu hak ediyorum? Bu çocukta var bir sorun.”
Diye düşünür.
Evladı evlenip, karısıyla/ kocasıyla, çocuklarıyla meşgulken telefonla aramayı bir gün aksatsa; kendini bir kenara itilmiş, terkedilmiş hisseder, gereğinden fazla tepki gösterir. Kayınvalide olunca gelinini kendisine rakip görür. Gizli ya da aşikâr çatışır. Davranışının yanlışlığından bahsedilirse, bazen abartarak hiç bir neden yokken duygu sömürüsü yapar. Evladına serzenişte bulunur. Onun vicdanına dokunur. Evladı üzüldüğündeyse, garip bir mutluluk duyar. Hedefine ulaşmıştır.
Artık çocuğu kendisini hiç bırakmayacaktır…
Böyle annelerin çocukluklarında yaşadıkları terk edilmişlik, sevilmeme, istenmeme, reddedilme, kabul görmeme, değersizlik, yetersizlik duyguları tatmin olmamıştır. Ya da eşlerinden bekledikleri gereken ilgiyi, alakayı bulamamışlardır. Bu yüzden eksik ilgiyi çocuklarına yöneltmiştir. Çocukları ise bu aşırı ilgiden rahatsızdırlar. Boğulmuş ve bunalmıştırlar. Ama ” hayır” diyemedikleri için bu sorun devam eder gider. Taa ki, kayınvalide-gelin, anne- kız, anne -oğul çatışması çıkıncaya, evlat evi terk etmek isteyince kadar. Böyleyken de bitmez. Kırılma, incinme. darılma, küsme, öfkelenme, affetme, reddetme, kabul etmeme, isyan etme, kin duyma, nefret etme, suçlama, kötüleme, yargılama, eleştirme, kınama davranışları da beraberinde gelir.
Peki ne yapmalı?
Bu annenin önce kendini olduğu gibi sevmesini, hem kendi değerini bilmenin, yeterli olduğunu bilmenin, kabul edildiğini, var olduğunu, takdir gördüğünü, hem de olduğu gibi sevilip, sayılıp, değer gördüğü inancının anlam ve tanımının yüklenmesi gerekir.
Böylece kendine ve başkalarına aşırı yüklenmekten, olanın olması gerektiği kadar olduğunu bilerek, gerektiğinde esnek olabilmenin, mümkün , güvenilir olduğu inancıyla birlikte, hem kendine , hem çevresindekilere eziyet etmekten vazgeçecektir. Evlatların da anneleriyle ruhsal anlamda kontrat bitirmeleri gerekir. Kontrat bitirme ile ilişkiler dengeye girer.

Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak

ÇOCUĞUNUZU NE KADAR TANIYORSUNUZ?

ÇOCUĞUNUZU NE KADAR TANIYORSUNUZ?
Boş zamanlarımda çok sevdiğim sanat müziği korolarına katılırım. Korolarımın birinde benim yaşam koçluğu yaptığımı öğrenen bir arkadaş :
– Hocam bir yeğenim var. Üniversite sınavına girecek, çok başarısız. Yardımcı olur musunuz? Dedi. (Sınava da 3 ay kalmış).
-Kaygısı varsa olur da, sınava üç ay kala yardımcı olamam. Sene başında çalışmamız gerekirdi . Dedim.
– Hocam n’olur, size çok ihtiyacımız var. Bildiğiniz gibi değil. Diye ısrar edince, koro arkadaşım olduğu için de kendisini kıramadım.
– Yalnız hocam şöyle bir şey var. Babası çocuğun başaracağına inanmıyor. Annesiyle beraber,
‘’ sorunu çözmek için bir yaşam koçu arayalım ‘ dedik.
– Ben yaşam koçu falan anlamam. Para falan da vermem. Ne haliniz varsa görün. Bu oğlandan adam olmaz. Diyor. Ama biz sizden yardım istiyoruz. Son çaremiz sizsiniz.
Kabul ettim. Birlikte yeğeninin evlerine gittik. Anne ve baba beni karşıladı ama, baba alı al moru mor. Kıpkırmızı surat. Öfkeli. Kuralcı ve baskıcı, mavi ve kırmızı kişilikli. Tokalaşırken; gelişimden memnuniyetsiz tarzda tokalaşıyor benimle.
Koro arkadaşım olan bayan, çocuğun halası. Daha önce durumu anlattığı için bu davranışa hazırlıklıydım. Yaşam koçluğu konusunda , benimle görüşmeden önce babayı ikna etmek için çok uğraşmışlar.
Anne, yumuşak başlı, arabulucu, ama eşinin gerginliğinden dolayı tedirgin..
Delikanlı sarı kişilikli. Rahat, sorumluluk alma ,zaman yönetimi konusunda başarısız. Okula geç gittiği için, devamsızlıktan atılma durumunda. Biraz sohbet ettik.
Sorunun sınavdan başka, baba-oğul çatışması olduğunu fark ettim. Özel konuşma sırasında, babanın oğluna hakaret ettiğini öğreniyorum.
Baba:
– Çalışsın hakaret etmem . Diyor.
Delikanlı da diyor ki:
– Ben çalışıyorum. Okulda, etütde çalışıyorum. Ben de ona hakaret edeceğim ama hakaretlerin en büyüğünü edeceğim. Hakaret etmesin çalışırım.
Babaya dedim ki :
– Önce sizinle çalışmalıyız. Öfke yönetimini sağlamalıyız. Nefes ve gevşeme terapisi uygulayıp, bir başınıza nasıl yapacağınızı öğreteceğim.
Babayla konuşuyoruz. Gergin ve oğlu çalışmıyor diye öfkeli. Ona dedim ki:
-Trafikte kırmızı ışıkta ne yaparsınız?
-Dururum.
-O sürenin biteceğini, kırmızı ışığın yeşile döneceğini bilirsiniz değil mi? Bu bir süreçtir.
– Evet.
– Çocuğunuz da bir sınava girecek. Şu anda da ailece bir süreçtesiniz. Ama bitecek. Bu süreci nasıl geçirmek istersiniz? Öfkeli, gergin, tedirgin, kaygılı mı? Yoksa daha sakin, güvenli mi? Hayat seçimlerden ibaret. Onu nasıl yaşayacağınız da sizin seçiminiz.
– Hocam hiç böyle düşünmemiştim. Dedi.
Daha sonraki teknik çalışmalarımızda, çocuğunun sarı- yeşil kişilikte olduğunu, yakınlaşmacı bir motivasyona sahip olduğunu, hangi sözleri kullanırsa oğluna nasıl etki edeceğini, işitsel ve dokunsal temsil sistem ağırlıkta olduğu için ona nasıl davranması gerektiğini, hangi zeka çeşidine , hangi davranış kalıplarına sahip olduğunu anlattım. Kendisinin ve eşinin kişiliklerinden, çocuklarına karşı nasıl tavır sergilemelerinden bahsettim.
Delikanlıyla çalışmalarımız sonrası olumsuz davranışlar düzeldi. Motivasyonu arttı. Evdeki gergin, patlamaya hazır hava gitti. Sakinlik ve huzur geldi.
Babayla bir ara telofonda görüşürken bana şunları söyledi:
– Hocam, oğlum 18 yaşında. Ve ben oğlumu şimdiye kadar hiç tanımamışım. Sayenizde oğlumu tanıdım. Sağ olun. Artık sohbet edebiliyoruz.
İlk karşılaşmamızda oğluna öfkeden kızarmış bir suratla ,‘’bu yaşam koçu da kimmiş?’’ diye yargılayan, güvensiz bakışlarla bakan baba; bir dahaki görüşmelerimizde ; artık gülümseyerek, daha sakin, güvencini, minnet, sevgi ve saygı dolu bakışlarını hissettirerek tokalaşıyordu benimle.
O delikanlı ne mi oldu ? İstediği makine mühendisliğini kazandı.
Eğer çocuğumuzu tanır, kişiliğini, hangi motivasyona sahip olduğunu, davranış kalıplarını, hangi zeka çeşidini kullandığını bilirsek; davranışı düzelir, iletişimimiz kolaylaşır, başarısı da artar. Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Danışmanı
05052509633

Page 3 of 4

Ayşegül Özkonak