Ayşegül Özkonak

Sosyolog ve Aile Danışmanı

Category: Uncategorized (Page 8 of 13)

KENDİN OL

KENDİN OL

Başkasına kendini sevdirmek için kendinden ödün vermekten uzak dur.
Olduğun gibi ol.
Olduğun gibi olduğunda, kendin olduğunda sevilirsin.
Bir başkası gibi olduğunda değil.
Başkası için fiziki yapını, karakterini, kimliğini değiştirdiğinde, senden sana hiçbir şey kalmayacağı için; kendini sevdirmeye çalıştığın kişi de senden uzaklaşacak, ortadan kaybolacak.
En önemlisi de, sen; senden  uzaklaşacaksın. Kendini sevmeyecek, kendine saygı duymayacaksın.

Eğer kendin gibi olursan, en doğal halinle, yaradılışındaki gibi olursan; hem kendine saygın artar; hem de başkaları sana saygı gösterir.

Kendin gibi ol derken;
“Ben buyum. Kabul edersen et, etmezsen güle güle.” demekten bahsetmiyorum.
Eğer düşünce, söz ve davranış, hataların, yanlışların varsa,  değiştirmen gerekiyorsa ve bunu istiyorsan; kendinin iyiliği için, iletişiminde uyum ve dengeyi sağlamak için düşünceni, sözünü, davranışını değiştir.
Kendi kişiliğinden ödün vermeden.
Neysen o olarak.

Önce kendini tanı.
Kendindeki eksikliği tamamla.
Kendini bütünleştir.
Kendini geliştirirken bile kendin gibi ol.
Kendin ol.
Işığınla çevreni aydınlat.
Kendinin en iyisi ol.
Çünkü sen teksin.
Çünkü sen özelsin.
Çünkü sen önemlisin… 😊

Sevgiyle kal… 😊 ❤ 💐

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

MUTSUZLUĞUN NEDENLERİ

MUTSUZLUĞUN NEDENLERİ

1. İnsanların ne dediği ve düşündüğüne önem verirsen ve sırf onlar için, normal sayılan kendi davranışlarını kısıtlarsan; mutsuz olursun.

2. Çocuğun, anne-baban, eşin, arkadaşın, her kim olursa olsun; onlara karşı kendini hiçe sayarsan, kendi doğal isteklerini öteleyip, onların isteklerine fazlasıyla önem vermeye çalışırsan; mutsuz olursun.

3. Geçmişte yaşarsan, sürekli keşkeler yaşarsan; mutsuz olursun.

4. Devamlı gelecek kaygısı, endişesi, korkusu yaşarsan; mutsuz olursun.

5. Kendini sevmez, değer vermez, önemsemezsen;(büuüklenmekten bahsetmiyorum) hep başkaları için yaşar, onları mutlu etmeye çalışırsan; mutsuz olursun.

6.Geçmişte yaşanılanların bedeninde bıraktıklarından özgürleşmezsen, affetmezsen; mutsuz olursun.

7. Elindekilerin değerini bilmez, yaşamını başkalarınkiyle kıyaslar ve şükür bilinci geliştirmezsen; mutsuz olursun.

8. Geçmişte yaşanmış ve bitmiş bir olay, durum, kişi hakkında hâlâ kendini suçlamaya devam edersen; mutsuz olursun.

Not: Önce “ben ne istiyorum?”
“kendim için neler yapıyorum?”
“kendimle ne kadar yakınım?”
“kendim için neler yapabilirim?”
“hedeflerim ne, hayat amacım ne?”
“başta kendim olmak üzere, kimlerin hayatına katkı sağlayabilirim?”
diye sor kendine.

Not: Eğer paylaşımlarımdan ve yazılarımdan memnunsanız,
sevdiklerinizi, ailenizi, akrabalarınızı, dostlarınızı  etiketleyebilirsiniz. Güzellikler, paylaştıkça çoğalır. Çok teşekkür ederim.

Sevgiyle kal… 😊 ❤️

Ayşegül Özkonak

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer  #iletişimdeçözüm #kadın #erkek #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile  #kişiselgelişim  #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam
#bütünseldönüşümkoçluğu

BOŞANMADANÖNCE

EŞİNİZİN OLUMSUZ ÖZELLİKLERİ GÖZÜNÜZE Mİ BATIYOR?

Boşanmaların nedenleri;

Zina yapmak
Hayata kast etmek
Suç işlemek
Terk etmek
Akıl hastalığı
Evlilik birliğinin sarsılması (güven sarsılması, sadakatsizlik, evin ekonomisini sarsacak davranışlar)
Çok kötü ve onur kırıcı davranışlar
Şiddet
Eşin sağlığını ihmal etmek İşkence etmek
Özgürlüğünü kısıtlamak gibi
pek çok nedeni var elbette.

Aşağıdaki örnek; boşanmak isteyen bir çifte ait ve farklı bir örnek.

Kadın diyor ki;

  • Severek evlendik ama artık sevgim bitti. Çok ilgisiz ve sevgisiz. Ondan sevgi dilenmekten bıktım. Yoruldum. Boşanmak istiyorum.
    (Ailesinde yeterince sevgi görmemiş. Duygusal bir açlık çekiyor)

Erkek diyor ki;

  • Severek evlendik ama çok dağınık. Kadınlık görevini istediğim ölçüde yerine getirmiyor. Bana yeterince değer vermiyor.
    Onun da bu evlilikte gözü yok.
    Ben de boşanmak istiyorum. Boşanırsak daha iyi. Ben de kendi yoluma bakarım.
    (Ailesinden değer görememiş, bu eksikliği evlendiği kişide arıyor ve duygusal, cinsel tatminsizlik yaşıyor. )
  • Evlenmedeki amacınız neydi?
    Kadının cevabı;
  • Aile baskısından kurtulmak için. Ailem bana çok baskı yapıyordu. Bu baskıdan kurtulup, kendi evimin kadını olmak istedim.

Erkeğin cevabı;

  • Bana ilk başlarda kendimi değerli hissettirmişti, kendimi özel hissetmiştim ama artık o değeri göremiyorum.

Boşanmak istiyorlar, çocukları var ve sorun çözmek için çaba da sarf etmiyorlar.
…

Ülkemizde boşanma sayısına bakalım. 2009 yılında 114.162 iken;
2019 yılında 155.047′ ye yükselmiş.
Bu sayıyla beraber; dağılan yuvalar ve anasız/babasız kalmış boynu bükük kalmış nice çocuklar var.

Bu yazıyı okuduktan sonra, siz de boşanmayı istiyorsanız tekrar düşünün.

  1. Eşinizin olumsuz özellikleri gözünüze mi batıyor?
  2. Evlenmeden önce, kök ailenizle geçmişte yaşadığınız ama görmezden geldiğiniz, üzerini örttüğünüz sıkıntılarınız var mıydı?
  3. Çekirdek ailenizdeki sıkıntılar, kök ailenizdekileri andırıyor mu; ya da onun bir benzerini yaşıyor musunuz?

Sırf bunun için boşanmayı mı düşünüyorsunuz?

Şunu bilin ki, bireyin çekirdek ailesinde sorun varsa; geriye bakıldığında kesinlikle kök ailesinde de sorun vardır. Kişi “Karşıma iyi bir insan çıkmadı” der, boşanır. Başkasıyla evlenir. O da diğerine benzer. Ondan da boşanır. Başka biriyle evlenir. O da benzeri çıkar. “Kaderim niye böyle. Ben ne kadersizim.” demeye başlar.
Kök ailenizle ve kendinizle çözemediğiniz sorunlar; nereye giderseniz gidin; boşansanız da, başkasıyla evlenseniz de, sizi bir şekilde bulur.
Kendi içinizdeki, zihninizdeki sorunlardan kurtulmadığınız sürece bu böyle devam eder.

Önce kendinizdeki içsel çatışmalarını bitirin. Algılarınızı, düşüncelerinizi, bakış açılarınızı değiştirin.
Boşanmaya ya da evliliğinize devam etmeye daha sonra net bir şekilde karar verin.
Çünkü boşanmak istediğinizde evliliğinizi; sadece bir imzayla hem de bir saniyede, sonlayabilirsiniz. Sadece bir imzaya bakar. Yani boşanmak basit ama; boşanma sırası ve sonrası zorlu bir süreçtir.

Mutlu evliliğe ise; ikinizin de beraberce emek ve çaba sarf etmesiyle kolayca kavuşabilirsiniz ve sonrası da muhteşem olur.

Tekrar düşünün;
Emek ve çaba sarf etmekten mi kaçıyorsunuz?

Evlilik sorumluluk alabilmektir.
Sorumluluk almak mı size ağır geliyor?

Hangisi?…

Çocuklarınız büyüyüp size; “baba/ anne, hiç çaba sarf etmediniz mi, bir yardım almadınız mı?” dediğinde ne cevap vereceksiniz?…

Soru: İkiniz de boşansanız, başkasıyla evlenseniz; yeni eşinize daha önce yaptığınız olumsuz davranışları yapmamaya çabalarsınız öyle değil mi?

Yeni sorunlar, yeni sorumluluklar, araya başka insanlar girmeden, yeni sıkıntılar oluşmadan önce; bu çabayı şimdi, şu an seçmiş olduğunuz eşinize yapsanız; “önce o adım atsın, sonra ben atarım” inancını ve inatçılığını bıraksanız nasıl olur?

Evliliğiniz size işkence geliyorsa tabii ki boşanın. Ama küçücük sorunları zihninizde büyütüyorsanız, boşananlar kervanına katılmadan önce tekrar düşünün. Gerekiyorsa bireysel bir yardım alın.

Hem çocuklarınız, hem de siz; bunu hak etmiyor musunuz?

Seçim sizin.

Not: Boşanmak isteyen
sevdiklerinizi, ailenizi, akrabalarınızı, dostlarınızı etiketleyebilirsiniz.

Sevgiyle kalın… 😊

AyşegülÖzkonak

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

ÇOCUĞUMUZU YA DA TORUNUMUZU EĞİTMENİN İNCE AYARI

ÇOCUĞUMUZU/TORUNUMUZU EĞİTMENİN İNCE AYARI

Bir yazıda okumuştum. Yüreği güzel bir annenin sevgi dolu çocuğu, dışarıda oynarken annesinin yanına geliyor, onun gözlerini kapattırıyor ve annesinin saçına bir şey takıyor. Anneye gözlerini açmasını söylüyor. Gözlerini açan anne; ilk önce çocuğunun çamurlu topraklı ellerini, sonra o ellerle yerde bulduğu bir saç tokasını saçına takmış olduğunu ve aynı zamanda da çocuğunun gözlerindeki o ışıltıyı fark ediyor. Çocuğuna sımsıcak sarılıp teşekkür ediyor. Tokayı kabul ediyor. Çünkü onun mutluluğunu, sevinç içindeki o duygusunu yok etmek istemiyor.

Hikaye burada bitiyor.

Anneye hak veriyorum.
Çocuğun anneye bir şeyler vermesindeki o mutluluğu, sevinci, gözlerdeki ışıltıyı elbetteki söndürmemeliyiz.
Çocuğun hevesi, kalbi kırılmamalı.
Sırf bu yüzden annenin saçı da kirlenebilmeli. O da tamam.
Herşey buraya kadar çok güzel.

Olay çok küçük ve basit gibi duruyor değil mi?

Bununla birlikte bir şeyi de unutuyor olabilir miyiz?
…
Benim annem biz küçükken (eğitmek amacıyla) doğrudan bize; “şöyle yapın, böyle yapın” demezdi. Genellikle hikaye ya da birinin başına gelen bir olayı anlatırdı. Bir filmi beraberce izlerken, oradan dikkatimizi çekebilecek yorumlar yapardı.
Bu yazıyı okuyunca, anlattığı hikayelerden biri geldi aklıma.

“Üç beş yaşına gelen bir çocuk komşunun yumurtasını çalıp annesine getirir. Anne yumurtayı alır ve:

  • Akıllı oğlum, aferin. diyerek çocuğunun başını okşar. Çocuk artık sık sık komşuların yumurtalarını eve getirmeye başlar. Zamanla, yaşına göre hırsızlığı da ilerletir. Yumurtadan horoza, horozdan kuzuya, koyuna derken bir çevresinde azılı bir eşkiya olur. Hırsızlıklar, eşkiyalıklar derken, bir gün büyük bir cinayet işler. Kanun bunu idama mahkum eder.

Oğlunun idam haberini dinleyen anne, mahkeme salonunda feryadı basar. Saçını, başını yolar.

  • Aman hakim bey, biricik oğlumu bağışla, benim hayatta ondan başka kimsem yok diye yalvarır.

İdam mahkumu eşkiya evlada sorarlar, son bir arzun var mı? Eskiden beri idam mahkumlarının son arzularını yerine getirmek adet olduğu için bunun da son arzusu sorulur. İdam mahkumu genç:

-Bir tek dileğim var. Sevgili anacığımın o mübarek dilini öpmek isterim, izniniz olursa diye rica eder.

Mahkumun isteği yerine getirilmek üzere annesi getirilir.

Eşkiya, öpmesi için uzattığı annesinin dilini; dişlerinin arasına alır ve koparır.

Etraftakiler bu yaptığına tepki gösterince der ki;

-Benim burada idama mahkum oluşum o kopasıca dildendir. Koptu ya.

Herkes hayretle sonunu dinlerken devam eder;

-Ben, çocukluğumda komşumun yumurtasını çalıp getirdiğimde anam bana aferin çekti, yumurtayı alıp başımı okşadı. Eğer, o zaman beni terbiye edip men etseydi, bugün bu ölüm cezası bana gelmeyecekti, der.

Kıssadan hisse.

Çocuklarda 7-8 yaşa kadar hırsızlığın ne olduğunu bilmez.
Özellikle de; değersiz, özgüvensiz, sevgisiz, ilgisizse; bu duygularını tatmin edebilmek için beğendiği bir şeyi sahibinden izinsiz alma davranışı gösterebilir.
Çocuğunuz eğer başkasına ait bir şeyi eve getirirse; tepkisiz kalarak onu kabul etmeniz de, “hırsızlıkla” suçlayarak aşırı tepki vermeniz de, onda davranış bozukluğuna (çalma davranışına) neden olabilir.

Onun bu davranışının altındaki nedeni fark etmeliyiz. İhtiyaçtan mı, duygusal açlıktan mı aldı?

Çocuğa dışarıda bulduğu ya da bilerek başkasına ait olan bir şeyi almanın yanlış olduğunu öğretmemiz gerekir. Onun bize ait olmadığını bir sahibi olduğunu, düşürülmüş unutulmuş ya da kaybedilmiş olabileceğini, onu rahatça alıp kullanma hakkına sahip olmadığımızı sakince suçlamadan, kınamadan, yargılamadan, ayıplamadan, eleştirmeden, aşağılamadan konuşmalıyız.

Başkalarına ait olan herhangi bir nesneyi getirdiğinde, çocuğumuza şunu söyleyebiliriz “yavrum beni düşündüğün için çok teşekkür ederim. BUNUNLA BİRLİKTE bu bize ait bir şey değil.
Sahibi onu kaybettiği yerde arıyor olabilir. Düşünsene senin bir oyuncağını bir eşyanı kaybetsek, başkası da alsa üzülmez misin?
Üzülürsün değil mi?”
(“Bununla birlikte” kelimesi kullanmanız önemli. İki cümle arasına koyunca, iki cümleyi de kabul ettirmiş oluruz.)

Eğer onun kime ait olduğunu biliyorsa ve çocuğunuz 3-4 yaşlarındaysa
“hadi gel onu sahibine beraberce verelim. O da mutlu olsun.” Deyip, onu kendisinin vermesini sağlayın.

Eğer kime ait olduğunu bilmiyorsa;
“bulunduğu yere bırakalım ki düşüren kişi, kaybeden kişi bunu gelsin alsın” Diyebilirsiniz.

Çocuğunuzun yaşı büyükse,
“Eğer geri verirsen seninle onur duyacağım” diyerek, o eşyayı sahibine kendisinin vermesini sağlamalısınız; verdiğinde de onur duymalısınız.

Ayrıca çocuğumuza ilgi ve sevgi vererek, ihtiyacı neyse ekonomik durumumuza göre gidererek; “Senin varlığın bir hediye, öpücüğün bir hediye, sevgin bir hediye” diyerek; hem şevkini kırmamış, hem de dürüst, ahlaklı, başkasının hakkına saygı duyan, sorumluluk sahibi, güvenilir bir insan olmasını sağlamış oluruz.

Not: Eğer paylaşımlarımdan ve yazılarımdan memnunsanız,
sevdiklerinizi, ailenizi, akrabalarınızı, dostlarınızı etiketleyebilirsiniz. Güzellikler, paylaştıkça çoğalır. Çok teşekkür ederim.
Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

ÇATIŞMALAR NE ZAMAN BÜYÜR?

ÇATIŞMALAR NE ZAMAN BÜYÜR?

Bir erkek diyor ki;
“Hocam biz eşimle ne zaman tartışmaya kalksak; oğlum hemen araya giriyor, annesini destekliyor ve bana karşı savunuyor. Bu defa oğlumla tartışıyoruz. Söylemek istediklerimi sırf bu yüzden eşime söyleyemiyorum. O yokken tartışalım diyorum. Yok olmuyor. İkisi bir oluyorlar, evde beni dışlıyorlar. İkisine de çok öfkeleniyorum. Sonra da “Sen çok öfkelisin” diyorlar. “
…
Ailede sorunlardan biri gruplaşmadır.
Yani ailedeki bazı bireylerin diğerlerine; beden dilini kullanarak, sözel, davranışsal, sessiz kalarak (küserek), kurallarla, kuralsızlıklarla, tepkisel olarak diğer aile bireyi ne ya da bireylerine cephe almasıdır.

Özellikle de çocuğun ebeveynin birinin yanında olup, onu desteklemesi; eşler arasındaki küçük bir sorunun daha başka ve daha büyük bir boyuta taşımasına neden olur.
Diğer ebeveyn, bu gruplaşmada; kendisinin dışlandığını, ötelendiğini, reddedildiğini, kabul edilmediğini, hatta diğerleri tarafından saldırıya ve ihanete uğradığını hissedebilir.
Bu tutum devam ettikçe, öfke duygusu da giderek artar. Çatışmalar büyür.

İşte bu yüzden, eğer eşinizle bir sorununuz varsa; çocuğunuzun olmadığı ortamda bu sorunu çözmeye uğraşın. Sorununuzu çocuğunuzla değil; eşinizle paylaşın.
Kendisiyle konuşmanıza rağmen çözüm bulamıyorsanız, bir danışmandan destek almak en doğrusudur.

Not: Eğer paylaşımlarımdan ve yazılarımdan memnunsanız,
sevdiklerinizi, ailenizi, akrabalarınızı, dostlarınızı  etiketleyebilirsiniz. Güzellikler, paylaştıkça çoğalır. Çok teşekkür ederim.
Sevgiyle kalın… 😊 ❤️

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer  #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile  #kişiselgelişim  #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam#bütünseldönüşümkoçluğu

DOSTLARIMIZ VE KARŞIMIZDAKİNİ ANLAYABİLMEK

DOSTLARIMIZ VE KARŞIMIZDAKİNİ ANLAYABİLMEK

Öncelikle hayatımız boyunca edindiğimiz dostlarımızı düşünelim.
Dost sayısı, bir elin parmaklarını geçmez öyle değil mi?
Arkadaş çoktur da, gerçek dostumuz azdır.

Sizin kaç dostunuz var düşünün. Bu kişi aileden biri olabilir. Dışarıdan biri de. Ama illa dışarıdan biri olmasına da gerek yok. Kardeş olabilir, eşiniz olabilir, çocuğunuz bile olabilir.

Hiç dostum yok diyorsanız, kendinize odaklanın.

Acaba neden dostumuz yok?
Nedeni yine kendimiz olabilir miyiz?
Dost olarak kabul ettiklerimizle karşılıklı konuşurken; beden dilimiz, yüz ifademizle dışarıdan nasıl görünüyoruz?
Hiç düşündük mü?…
Meselâ, dostum dediğimiz kişi bize derdini anlatıyorken, onu doğru anlamamışsak, onun duygularını fark edememişsek; konuşmalarımızla beden dilimiz uyumsuzsa; o kişi bir daha bize derdini de, sevincini de anlatır mı? Tabii ki anlatmaz. Çünkü bizi kendine yakın hissetmez. Biz de onun acısını, sevincini başkasından duyduğumuzda; hayıflanırız.
“Neden benden saklıyor. Neden başkalarına anlatıyorsun?
” Neden en sonra ben duyuyorum? “
Deriz.

Eğer böyle bir duygu içindeyseniz;
Nedeni şu olabilir;

  1. Önce kendinizin, sonra başkalarının ne hissettiğine odaklanamıyor, empati yapamıyor olabilirsiniz.
  2. Belki onun ne hissettiğini anlıyor ama karşıdaki kişiye onu anladığınız şekliyle ifade edemiyorsunuzdur.
  3. Anlıyor ama onu anladığınızı ifade etmek, sizin işinize gelmiyordur.
  4. Onu anlıyor gibi görünüyor ama suçlayıcı, yargılayıcı, kınayıcı konuşuyorsunuzdur.
  5. O kendi üzüntüsünden bahsederken; siz de ona benzer bir konuyla ilgili kendi yaşadıklarınızdan dem vuruyorsunuzdur.
  6. Gerçekten de onun duygularını anlayamıyorsunuzdur.

Her şekilde bilin ki, karşınızdaki kişi sizi; kendine dost olarak görmeyecektir.

Duyguları anlayamıyorsanız, yaşamınızda daha gerilere gidersek, belki çocukluğunuzda duygularınızı göstermeyen ebeveynleriniz vardı ya da sizin duygularınızı ifade etmeniz bir şekilde engellendi.
Ağlamanız gerekiyordu. “Ağlama!” dediler.
Belki gülmek istediniz; ” pişmiş kelle gibi ne sırıtıyorsun!? “dediler.
Belki öfkelendiniz;” sesini çıkarma!? “denildi?
Hatırladınız mı?…

Her ne yaşadıysanız yaşadınız. Her şeye rağmen, bu olumsuz döngüyü değiştirebilirsiniz.
Duygusal zekanızı geliştirebilirsiniz.
Bunun için kişilerin beden dillerini, yazışmalarını, mesajlaşırken size gönderdikleri emojileri, konuşurkenki yüz ifadelerini, ses tonlarını iyi incelenmelisiniz. Hele de size söylemediklerini hissedebilmelisiniz. Onun yerine kendinizi koyabilmeli,
yani empati yapabilmelisiniz. Böylece hem iletişiminizi artırabilir, hem de dost kazanabilirsiniz.

Sevgiyle kalın

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

BEDENİNDEKİ DUYGUN NE?

BEDENİNDEKİ DUYGUN NE?

Eğer bir kişi ile herhangi bir olay yaşadıysanız; her şeyden önce bedeninize odaklanın. Duygularınız nerede? Size ne hissettiriyor?
Kandırılmışlık, alanına tecavüz edilmesi, istemediğin bir şeye zorlanmak/mecbur bırakılmak, üzüntü, acı, keder, öfke, kızgınlık, kırgınlık, aldatılmışlık, kabul edilmemişlik, ötelenmek, reddedilmek, istenmemişlik, kayıp vb. duygularınız var mı?

  1. Eğer bu olay, durum veya kişi ile ilgili olarak, bedeninizde olumsuz bir duygu hissediyorsanız; geçmişinizde mutlaka buna benzer yaşamış olduğunuz bir olay ya da durum vardır. Aslında kızdığınız, öfkelendiğiniz, kırıldığınız, incindiğiniz, yaralandığınız kişi şimdiki kişi değildir. Bu duygular, size daha önce bunları size yaşatanlaradır. Şimdiki kişi, size bu duygularınızı tetiklemekle görevlidir.
    Sizin öğretinizi size hatırlatan kişidir.
    Geçmişteki sizi üzen, yaralayan zihninizdeki anınız neyse; o anınıza ve duygunuza çalışma yapın. Daha sonra şimdiki olaya çalışma yapın. En son olarak Af çalışması yapın ve bağ koparın. Öğretinizi tamamlayın.
  2. Karşınızdaki kişi ile aynı olayı yaşamanıza rağmen sizin bedeninizde bir duygu yok ama karşıdaki kişide bir duygu varsa (alınganlık, küsme, incinme vb.) olay sizle alakalı değildir, karşınızdaki kişi ile alakalıdır. Siz sadece onun öğretisinde rol almışsınızdır. Öğretici olma görevi üstlenmişsizsinizdir.
    Yaşanmışlıklardan dolayı gerektiğinde özür dileyin.
    Not: Gerçek duyguyu gözlerinizi kapatıp, bedeninize odaklanarak bulabilirsiniz. Ancak o zaman; “bende duygu yok” Diyebilirsiniz. Aksi halde sizde de duygu vardır, siz odaklanamamışsınızdır.
  3. Yaşadıklarınız olay yüzünden, karşıdaki kişiye küsmekten ve alınganlıktan uzak durun. Küsmek; iletişimi kesmek demektir. Duygu düşüncelerinizi saygı çerçevesinde söyleyin. Siz ona duygularınızı söylemeden, karşınızdaki kişi olayın sizdeki etkisini bilemez.

Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

ZİHİN GÜCÜYLE BAŞARABİLİR MİYİZ?

ZİHİN GÜCÜYLE BAŞARABİLİR MİYİZ?

Zihin gücüyle, başarmak istediğimiz şeyleri başarabilir miyiz?
Evet. Başarabiliriz.
Nasıl mı? Size anlatayım.

Eşim bisiklete binmeyi çok sever. 2- 3 haftadır;

  • Eymir Gölüne gidelim, hem orda bisiklete bineriz. Diyordu. Ben de çok istememe rağmen, tedirgin olmuştum. Çünkü bu yaşıma kadar benim hiç bisikletim olmamıştı. Dengede durmayı da, binmeyi de bilmiyordum.
    Ayrıca bisikletle ilgili, onun da bildiği kötü sayılabilecek bir anım vardı.
    Yıllar önce ben 12 yaşlarındayken; kuzenimin bisikletini (kuzenimin ısrarı üzerine) bir kez denemek istemiştim. Bisiklet üzerinde dengede durmaya ve bir yandan da ilerlemeye çalışırken, hızla çöp bidonuna toslamıştım. Bisiklet maceram da, korku ve panikle ancak 2 dk. sürebilmişti. Bir daha da asla binmek istemedim, zaten hiç şansım da olmamıştı.

Eşim bu anımı bildiği için,

  • Sen binmeyi bilmiyorsun. Oraya gittiğimizde binebilecek misin? İstersen öğren, sana öğreteyim, sonra bisiklet kiralayalım. Diyor.
    Ben de;
  • Ben çocukken bir kez bindim, çöpe toslamış olabilirim ama yine de binebilirim, başarabilirim. Diyorum.

Bu konu aramızda nükte konusu oldu. Konuşup gülüşüyoruz ama, ben bu arada boş durmuyorum. Kendime korku giderme çalışması yaptım. Geceleri uyumadan önce, bisiklette dengede durma, binme, sevinçle bisikleti sürme imgelemeleri yapıyorum. (Tabii bundan eşimin haberi yok. )

Dün konuştuğumuz gibi, göle gittik, eşim yine bana soruyor. Ben her seferinde

  • Binebilirim, başarabilirim. Diyorum.
    Bisiklet kiralama yerine vardık.
    Bisikletçiden deneme turu rica ettik. Eşim içinden demiş ki;
  • Göletin civarını dolaşacağız. Binerim diyor ama binemezse, ikinci bisikletle 11 km. lik o kadar yolu nasıl geri döneceğiz?

Ben gayet sakin.
Toplam 5 dakika kendisi yanımda bana destek oldu. 10 dk. kadar kendi başıma sanki daha öncesi kullanmış gibi turlar attım.
Eşim;

  • Yapabileceğine inanmamıştım Gül. Başardın. Dedi durumdan son derece memnun bir halde.
    Sonra;
  • Hadi gidelim. Dedim.
    Yola koyulduk. Eşim bu başarıma şaşkın ve sevinçli.
    Onun önünde neşeyle ilerlerken diyorum ki,
  • Sen başaramayacağımı düşünürken, ben her gece imgeleme yaptım.
    Hayalimde hep bu bisiklete binmiştim.

Yanımdan araçlar geçerken, tedirgin olup frene ara ara bastığım oldu. Hatta bir kere de düşme tehlikesi atlattım. Ama olsun. 11 km. Bisiklet sürdüm. Hem de sevinç içinde. Hatta şarkı söyleyip, sevinçle ıslık bile çaldım. Benim için muhteşem bir deneyim oldu. Tabii ki eşimin motivasyon sözcüklerini inkar edemem.

Başarmak ya da başaramamak bizim zihnimizle alakalı. Aşağıdaki araştırma da bunun kanıtı.

1990’da beyin üzerine bir araştırma yapılıyor ve sonucu, bir bilim dergisi olan Research Qarterly’de yayınlanıyor.

Araştırma şöyle;

Basketbol oynayan öğrenciler üç gruba ayrılıyorlar. 

  1. İlk grup 20 gün boyunca normal fiziksel antremanlarını yapıyor.
  2. İkinci grup, 20 gün boyunca hiçbir antreman yapmadan, her gün sanki antreman yapıyor gibi zihinlerinde maçı yapıyor, hayallerinde topu paslaşıyor, muhteşem atışlar yaptıklarını, terlediklerine kadar, hatta muhteşem bir maç çıkararak seyircinin alkış seslerini duyarak, maçın sonunda gelen tebrikleri bile nasıl kabul ettiklerini hayal ediyorlar.
  3. Üçüncü grup kontrol grubu olarak 20 gün boyunca hiçbir şey yapmıyor. Antreman ve zihinsel çalışma yapmıyor.

20 Gün sonra sonuçlara bakılıyor:

  1. 20 günün sonunda her gün antreman yapan grubun performansında % 24‘lük bir artış oluyor.
  2. Zihinsel antreman yapan üçüncü grubun performansında da % 23’lük bir artış oluyor.
  3. Hiçbir şey yapmayan grupta, hiçbir değişiklik olmuyor. Yani başarı artışı göstermiyorlar.

Bu araştırmanın sonunda, sadece zihin gücüyle başarının nasıl arttığı gözlemleniyor.
…

Ben işte bu uygulamayı 3 hafta ara ara kendimde uyguladım. Dün ise, o bisiklete binerek kendi yaşamımda kanıtladım.

“Başaramam” demekten uzak duralım. İstediğinizde her şeyi zihin gücüyle başarabilirsiniz.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

AMA BEN BİR KİŞİYE SÖYLEDİM.

AMA BEN BİR KİŞİYE SÖYLEDİM.
Bir kaç gün önce bir genç kız; üzgün, canı sıkılmış ve biraz da öfkeli bir şekilde beni aradı.

  • Hocam moralim çok bozuk.
  • Hayırdır, ne oldu? dedim.
  • Bizim şirkette başka birimde çalışan bir genç kız vardı. Geçen hafta onun tutarsız davranışları hakkında, uyarı mahiyetinde patronumu uyarmak istedim. “O bir….. dır. Ona dikkat edin.” Dedim.
    Patronum da gitmiş; benim bu sözümü, kızın patronuna söylemiş. Şirketteki herkes duymuş. Bugün de, onun patronu gelmiş, herkesin içinde bana;
    “Sen de, geçmişte şöyle şöyleymişsin” Diyerek, geçmişte yaşadığım ve herkesten sakladığım bir sırrımı herkes duya duya söyledi.
  • Bu duruma çok üzülmüş ve öfkelenmiş görünüyorsun. Başka neler hissettin?
  • Evet. Hem de çok öfkelendim ve çok kırıldım. Rencide oldum. Utandım. Mahcup düştüm.
  • Sence hakkında uyarıda bulunduğun kız da bunları hissetmiş midir?
  • Şey, belki hissetmiştir. Ama ben herkesin içinde söylemedim ki. Onun patronu, bizim birime gelip, herkes duya duya bana söyledi. Hem ben patronumu uyarı mahiyetinde söylemiştim.
  • Olaya uzaktan bakalım mı? Sen tek kişiye söyledin. Uyarı mahiyetinde söyledin.
    Bununla birlikte, herkes duydu. Onun patronu da senin birimine geldi. Herkesin içinde senin herkesten sakladığın, duymalarından korktuğun bir sırrı, eski bir problemi; yüksek sesle söyleyerek seni rencide etti. Buradan ne öğrendin?
  • Ne gibi?
  • Başkasının iyiliği için, yani iyi niyetle bile olsa, birinin arkasından konuştun. Hakkında konuştuğun kişi bu durumda ne yaşadıysa; sen de benzerini yaşamış olabilir misin? Yani senin sözünle onun canı yandı. Başkasının sözüyle de senin canın…
  • Evet tabii ki yaşadım?! Tabii ki canım yandı.
  • Peki onun hakkında mutlu olacağı bir söz söyleseydin ve o da bunu duysaydı; yine üzülür müydü?
  • Hayır. Niye üzülsün, mutlu olurdu.
  • Yani iyi niyetle bile olsa; birisinin hakkında konuştuğumuz cümleye dikkat etmeliyiz diyebilir miyiz?
    Eğer biz birisi hakkında onun mutlu olmayacağı, memnun olmayacağı bir şey söylersek; işte bu, dedikoduya girer. Dolayısıyla onun üzüldüğü kadar biz de üzülürüz.
    Yani onun karmasına (kaderine) girdiğimiz için, biz de onunkine benzer bir durum yaşar, en az onun kadar acı çekeriz.
    Şu an senin yaşadığın durum gibi.

Peygamberimiz (S. A. V.) der ki;

“Gıybet (dedikodu), din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır. Eğer söylediğin şey o kardeşinde varsa gıybet(dedikodu) ettin; yoksa, o zaman ona iftira ettin demektir. “

  • Hocam ben hiç böyle düşünmemiştim.
    …
    KISSADAN HİSSE; DEDİKODUSivri dilli ve nezaketten yoksun bir kadın bir dedikodu yaymakla suçlanıyordu. Köyün bilgesinin huzuruna getirilen kadın “Söylediklerim bir şakaydı, sadece şaka” diyerek itiraz etti.“ Sözlerim başkaları tarafından yanlış anlaşıldı, ben suçlu değilim” diye bağırdı. Ancak dedikoduya maruz kalan mağdur “Temiz adımı kirlettin” diyerek adalet istiyordu. “Bunu düzeltebilirim” dedi suçlanan kadın. “Bütün sözlerimi geri alıyorum ve affedildiğimi varsayıyorum”. Bilge bu sözler karşısında başını salladı ve “Bu kadın yaptığı suçu anlamıyor. Zaman içinde aynısını yine tekrarlayacak” diye düşündü. Bunun üzerine, kadına şöyle dedi: “Kuş tüyü yastığımı tepeye getir. Yastığı kes ve içindeki tüylerin rüzgarda her yana dağılmasını sağla. Sonra da bana kuş tüylerini geri getir, her birini. Bunu yapmazsan, düşüncesizce söylediklerin bağışlanmayacak”. Kadın bu isteği gönülsüzce kabul etti ve yaşlı bilgenin gerçekten delirdiğini düşündü. Yine de onu gülünç duruma düşürmek için tepeye çıktı, yastığı kesti ve kuş tüyleri her yanı kapladı. Kadın onları yakalamaya, kapmaya uğraştı. Her birini tek tek toplamaya çalıştı. Harcadığı güçten bitkin düşerken, bu işin mümkün olmadığını anlayıverdi. Elinde çok az miktarda kuş tüyü ile geri dönerek “Onları toplayamadım, her yere dağıldılar” dedi içini çekip başını öne eğerek ve ekledi: “Tıpkı yaydığım dedikodunun sözlerini geri alamayacağım gibi.…Bundan böyle birinin karmasına girmemek için; sadece söylediğimiz her söze değil, her düşünceye bir kez daha dikkat edelim. Ne dersiniz?Sevgiyle kalın… 😊

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

CİNSEL TACİZ YAŞAYAN ERGENE NASIL DAVRANMALIYIZ?

CİNSEL TACİZ YAŞAYAN ERGENE NASIL DAVRANMALIYIZ?

Geçen gün bir anne ağlayarak beni aradı. Kız 12 yaşında. Anne kızına bir cep telefonu almış. Kızıyla iletişimi çok güzelken, belli bir süre sonra kızında bazı değişiklikler olduğunu fark etmiş. Daha içe kapanık, daha sessiz, zaman zaman daha bir agresif olduğunu gözlemlemiş. Bir ara kızının telefonuna göz ucuyla baktığında ona aşk içerikli bir mesaj geldiğini görmüş.
Kızına “Bir erkek arkadaşın olabilir, benden saklama. Bana anlatabilirsin. Kim bu çocuk?” demiş ve kız, hiddetlenerek telefonu almış, ağız dalaşına girmişler. Aralarında şiddetli bir tartışma çıkmış ve anne kızına kendini tutamayıp bir tokat atmış.
1 aydır da konuşmuyorlarmış. Kız anneye görünmez bir duvar örmüş.
Anne bu kadar saklamasında bir sebep var diyerek savcılığa gitmiş. Telefonun dökümanını aldığında gözlerine inanamamış. Karşıdaki şahıs, kızının çıplak fotoğraflarını talep etmiş ve emeline ulaşmış.

Kız anne ile konuşmuyor annede kızla.

  • Konuşmak istememenin nedeni ne?
  • Bana yalan söyledi.
  • İnsanlar neden yalan söylerler sence?
  • Neden söylerler? Bunun babası da böyleydi. Gözüme baka baka yalan söylerdi.
  • İnsanlar sürekli kontrol edildiklerinde, baskı uygulandığında, suçlanacakları korkusuyla yalan söylerler.
  • Ona çok öfkeliyim hocam. Kızımdan soğudum. Çünkü bana yalan söyledi.
  • Yani yalan söylediği için onu cezalandırıyorsun. Çünkü eski kocana benzetiyorsun. O senin canını yakmıştı. Şimdi de kızın, yalanıyla canını yaktı.
    Onu reddediyorsun, öteliyorsun.
    Bu tavırlarınla, onu kadın pazarlayan kurtlar sofrasına atabileceğinin de farkında mısın?
    Kişi sahipsizse, reddediliyorsa, kendisine güvenilmiyorsa; kendisine sahiplenilecek kişiye yönelir.
    Kızın ne yaparsa yapsın, hangi hatayı işlerse işlesin. O senin kızın. Ona sahip çık. Tavır yaptın ama küsmekten uzak dur.
    Bir de onun açısından bak olaya.
    Baba, anne ayrı. Babayı hiç göremiyor. Baba tamamen reddedilmiş. Kendisi babaya benzetiliyor. Baba figürü yok.
    Tam da ergenlik çağında. Babaya benzer yaşça büyük bir erkek onla ilgileniyor. Bu onu mutlu ediyor. Çünkü bulamadığı baba eksikliğini belki onda bulmak istedi. Anne sürekli kontrolde. Baba, annenin ailesi tarafından kötüleniyor. Yaptığı hatadan dolayı kız da, babasına benzerlikle suçlanıyor. Kız, anne tarafından reddediliyor.
    Sence bu kız ne yapar?…

…

NOT:

  1. Sevgili okurlarım, çocuklarımız hangi hatayı yaparsa yapsın, onlar bizim çocuklarımız.
    Çocuğunuza karşı hissettiğiniz duygular, geçmişten gelen hangi duygularınızı tetikliyor? Önce o duygularınızı çözümleyin. Çözümleyemiyorsanız bir yardım alın. Alın ki, sizi temsil edecek olan evlatlarınızla bağınız güçlensin.
  2. Böyle bir vakada; çocuklarımızı, gençlerimizi cinsel yönden istismar eden bu
    insanlıktan uzak kişiler, mutlaka savcılığa şikayet edilmeli. Edilmeli ki, bir daha başka masum canları yakamasınlar.
  3. Anne haklı olarak, kızının başına birşey gelmemesi için elinden geleni yapıyor. Bununla birlikte, annenin yöntemi yanlış.
    Gence küsmek yerine, önce kendi hatası için özür dilemeli.
    “Senin başına birşey gelmesinden korktum. Yalan söylediğin için, benden gizlediğin için kızdım. Kendimi tutamadım. Beni affet. Çok yanlış davrandım. Biz yine dost olabiliriz. Böyle bir şey yaşaman senin suçun değildi. Bu zorluğu da beraberce aşabiliriz.Yeter ki, birbirimize inananalım. Güvenelim.” Vb. Konuşmalı. Güvenini tekrar kazanmalı. Psikolojik destek de sağlanmalı.
  4. Cep telefonları onların özelidir. Onu inceleminiz, kendi alanlarına saldırıdır.
    Önce çocuklarınızla olan iletişiminizi güçlendirin.
    Eleştirel ve kontrolcü ebeveyn olarak da, arkadaş olmaya çalışarak da bunu sağlayamazsınız.
    Hep söylediğim birşey var. Çocuğunuzla dost ebeveyn olun. Olun ki, sizinle rahatlıkla dertleşebilsin. O zaman onu kontrol etmek zorunda kalmazsınız. Zaten O, size gerek kalmadan; kendisinin kontrolünü sağlar.

Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

Page 8 of 13

Ayşegül Özkonak