Ayşegül Özkonak

Sosyolog ve Aile Danışmanı

Category: makale (Page 2 of 2)

ŞAL SATICISI ve BİZ OLMAK

ŞAL SATICISI ve BİZ OLMAK
#Corona vakası olmadan 3 hafta önceydi.
Genelde yürürken, ya da bir cafede otururken insan davranışlarını gözlemlerim.
Kızılay’da çarşı içinde ofise doğru giderken yine yol üzerinde bir köşede bir şal tezgahı; tezgahın başında da, görme engelli ve o tezgahın satıcısı olduğunu tahmin ettiğim orta yaşlı bir bey dikkatimi çekti.
Nasıl satacağını bilmeyen bir tavırla, sadece sessiz sessiz öylece bekliyordu.
İnsanlar gelip geçiyor ama onun tezgahına hiç kimse uğramıyordu.
İçimden bir ses ” ona katkı sağlamam gerektiğini” söyledi.
Tezgaha doğru yöneldim.
Yüksek sesle ve gülümseyerek; “hayırlı işler” dedim. Ve sesimin geldiği yöne doğru başını çevirip;
” Sağolun. Allah razı olsun.” Diye cevapladı beyefendi tavırlarıyla. Gözündeki gözlükler; âmâ olduğunu gizlemek içindi, belliydi.
Bir yandan da şalları inceliyordum.
Yine yüksek sesle, ” Bunlar ne kadar güzel şallar?! Kaç lira? ” diye devam ettim.
“10 TL” diye cevapladı.
Yanımızdan geçen bayanlara bakarak tekrar yüksek sesle seslendim. ” Bakın bu kalitedeki bu şalları; bu fiyata hiçbir yerde bulamazsınız. Ben bir tane kendime, iki tanesini de hediye olarak alacağım” Dedim. Ben öyle söyleyince, kadınlar bana döndüler ve merakla tezgahın başına yöneldiler. Şallara dokunmaya ve incelemeye başladılar.
” Dokularını hissedin. Ne kadar güzel değil mi?”
Diye sordum.
Onlar da daha dikkat edip,
” evet, çok güzel ” diyerek şal seçmeye koyuldular.
Biz üç kişi olunca, bizi fark eden üç kişi daha tezgaha yöneldi. Aynı şeyi onlara da söyledim. ” Düşünsenize, siz kullanmazsanız bile, alır birilerine hediye edersiniz, onları da mutlu edersiniz” diye devam ettim.
Bizden sonra üç kişi daha tezgahın başına geldi ve adamcağız, herkese yetişemeyecek durumda kaldı.
Çünkü kimi fiyat soruyor, kimi ödeme yapıyordu.
Bu arada, üç şalın ücretini ödedim.
Ödeme yaparken ona teşekkür etmem ve; ” İyi işler.” demem arada kaynadı, çünkü yoğunluktan duymadı bile…
Tam tezgahın başından ayrılırken, arkama dönüp onun yüzüne baktım.
Yüzü satış yapabilmenin mutluluğu ile ve tebessümle doluydu.
Kimdi?
Çocuğu, çoluğu var mıydı, yok muydu?
Hiç bilmiyorum.
Tek bildiğim, onun mutlu olduğuydu.

Tanısak da, tanımasak da birilerinin ruhuna dokunsak, onun hayatına olumlu bir katkıda bulunsak bu nasıl olurdu?

Rabbim herkesin yolunu açık etsin. Bolluk bereketini arttırsın.
Biz birilerine katkı olursak, ben değil, biz dersek; sadece biz değil, çevremizdeki başkaları da bolluk bereket içinde olursa, mutlu olursa; hepimiz mutlu oluruz.
Neden?
Çünkü onların duyguları dalga dalga hepimize yansır da ondan.
Çünkü biz biriz.
Çünkü görünmez ağlarla birbirimize bağlıyız.
Çünkü birbirimize destek olursak güçleniriz de ondan canlarım.

Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com

KENDİ KENDİMİZE NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ?

KENDİ KENDİMİZE NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ?

Ülkemizde ve tüm Dünya’da meydana gelen, yaşadığımız bu olumsuz gelişmelerden kaynaklı;

“Ya hastalanırsam,
Ya sevdiklerimi kaybedersem?
Dünya daha kötüye gidiyor.
Ne olacak halimiz?’
Ya…? Ya…? Ya…?
Zihnimize böyle sorular geliyor mu?

Amacım, bu süreci kolayca atlatabilmenize yardımcı olabilmek.

Bununla birlikte, bazı sorular sorarak da, farkındalığımızı artırmayı, olaya ve duruma farklı bir açıdan bakmanızı istiyorum.

Sizce tüm dünyadaki bu durum bize neyi hatırlatıyor?

Neye sımsıkı bağlanırsak, imtihanımız da onunla olmuyor mu?

Peki ya uzaklaştıklarımız neler…?
Hadi bir düşünelim.

Kendi özümüzden uzaklaşmış ya da uzaklaştırılmış olabilir miyiz?

Düşünün. Atalarımızın yaşadıklarını düşündüğümüzde, onların durumuna göre bizler çok daha şanslıyız.
Elimizde her şey var.
Bilim ve teknoloji çok ilerledi.
Bilgisayarlar, akıllı telefonlar var, bilgiye hemen anında ulaşabiliyoruz.
Her şeyi alma, yapma gücüne ve yeterliliğine sahibiz.
Atalarımızın yokluğunu, kıtlığını düşündüğümüzde, onlara göre maddi doyuma çok daha fazla ulaşmış değil miyiz?

Peki ya maneviyatımız ne durumda…?

Tekrar bir şeylerin bize hatırlatılması olabilir mi, bu salgın ve yaşadığımız bu zoraki durum?

Cevapları size bırakıyorum.

Bu detaylara fazla girmek istemiyorum.
Asıl amacım; hepimizin bu olumsuz süreci kolaylıkla atlatmasına yardımcı olabilmek. 😊

Ben de dahil, hepimiz evdeyiz. Peki, bu krizi fırsata dönüştürebilir miyiz?

Evet.

Bunun için şunları yapabilirsiniz:

1. Her sabah gülümseyerek kalkın. Gülümsediğinde serotonin yani mutluluk hormonu salgılanacak.

2. Size nefes tekniği öğreteceğim.

Mutlaka her gün 5 dk. Nefes egzersizi yapın.
Nefes egzersizini günde 5 kere, 5′ er defa olacak şekilde uygulayın.
Mümkünse bir relaks müzikle beraber yapın. Hatta evliyseniz, çocukları da eşinizi de işin içine alın. Oyun yapar gibi yapın.
Her gün, sakin ve dinginliğe ulaşarak, kendinizle, iç sesinizle konuşarak derin derin nefesler alıp vermeye, iç sesinize kulak vermeye çalışın.

UYGULAMA:
NEFES EGZERSİZİ (Canlı yayında öğreteceğim.)

3. Akla olumsuz bir şey geldiğinde, düşünce geldiğinde ” düşüncemi sevgiyle kabul ediyor, sevgiyle UĞURLUYORUM. Düşündüğümü düşündüm. İptal, iptal, iptal ” deyip; düşünceyi değiştirin.
Olumlu başka bir düşünceye geçin. Başlarda zorlansan da buna alışacaksınız.

4. Kendinizin olumlu yönlerinin olduğu bir liste yapın. Bunu nefes çalışmasından sonra sakin ve dinginliğe yaklaştığınızda yapın

5. Şimdiye kadar yapmak istediğiniz ama yapamadığınız neler var? Bunu düşünün.
Neleri ertelediniz şimdiye kadar?
Şu sıralar bunlardan hangilerini yapabilirsiniz?

6. Belki çoktandır ötelediğiniz sağlığınıza, daha çok dikkat etmeniz gerekiyordur?

7. Eksik bıraktığınız işleri, yarım kalan uğraşları tamamlasanız nasıl olur?

8. Belki uzun zamandır temizlik yapmak istiyor, yapamıyordunuz? İşte size bir fırsat.
Ayrıca, zihinsel, bedensel, ruhsal
temizliğe başlamak için de muhteşem bir fırsat olabilir mi?
Mesela; Yoga ve meditasyon ne dersiniz?

9. Kendinize özel zaman ayırın. Nasıl Daha üretken olabilirsiniz?
Hayat amacınızı belirleyin.
Ne yaparken kendinizi mutlu hissediyorsunuz?
Gözleriniz ne yaparken ışıldıyorsa, gözlerinizin içi gülüyorsa, bu sizin hayat amacınızdır. O amacı bulun.

10. Hayat amacınız yok, yeteneğiniz yok diyelim.

11. Kendiniz için, hoşunuza giden, eskiden yapmaktan haz aldığınız ama şimdi ötelediğiniz aktivitelerin bir listesini yapın.
Ve uygulamaya başlayın.

12. Yeteneğiniz olmasa bile, kara kalem çiziktirseniz, resim yapsanız nasıl olur?

13. Bir defter tutabilirsiniz mesela, o deftere duygularınızı yazabilirsiniz.

14. Hep okumak isteyip de, zaman bulamamaktan şikayet edip, okumadığınız o kitapları okusanız nasıl olur?

15. Şiir yazsanız? Ya da,
Anılarınızı yazmaya çalışsanız?

16. Yeteneğiniz ve yaşınız her ne ise, mesela bir enstrüman çalmaya çabalasanız nasıl olur?

17. Belki de en önemlisi, bekarsanız sevdiklerinize; evliyseniz eşinize, varsa çocuklarınıza karşı gösteremediğiniz o ilgiyi, sevgiyi, şefkati gösterseniz; daha fazla gülümseseniz, tatlı sözlerle onaylayıp, daha anlamlı bir şekilde takdir etseniz, onları olduğu gibi kabul etseniz, çoktandır esirgediğiniz o sohbeti onlarla
yapsanız?
Küçük çocuğunuz varsa;
– Anne/ baba azıcık oynayalım n’olur?
Dediklerinde;
– İşim var, şimdi olmaz, yorgunum. Bahanesi yerine, onlarla oynasanız, hatta ailece körebe, saklambaç vb. oynasanız nasıl olur?

18. Ama onlara verdiklerinizi, herkesten önce kendinize verseniz, nasıl olur?

19. Evin içinde, hareketli, neşeli müzikler açıp, şarkı söyleseniz; bir oyun havasıyla hep beraber oynasanız nasıl olur? Mutluluk hormonunuzun salgılandığını fark edeceksiniz.

20. İnancınız her ne olursa olsun.
Şükür bilinci bir ilaç gibidir.
Şükürlerinizi artırmaya ne dersiniz?
Ya ibadetlerinizi artırmaya…?

21. Kendinizi üzgün, moralsiz hissettiğinizde, bedeninizi dikleştirip, başınızı yukarı kaldırarak, (içinizden gelmese de )gülümseyerek, içinizden 30′ a kadar sayın. (Mutluluk hormonun salgılanacak. )

22. Bu süreçte ve her zaman, depresif müzikler dinlemekten uzak durun, daha çok neşeli enerjik size coşku ve enerji verecek müzikler dinleyin.

23. Renkli giyinin. Siyah, gri, kahve renginden uzak durun.

24. Her gün, duş almaya özen gösterin.

25. Mutlaka yarım saat egzersiz yapın.

26. UYGULAMA: MEDİTASYON
Kendinizi çok muhteşem çiçeklerle, yeşilliklerle dolu bir akarsu kıyısında hayal edin.

Tepenizden kar beyazı bir enerjinin bedeninize yerleştiğini imgeleyin.
Kar beyazı bu ışık, tüm bedeninizi, hücrelerinizi yıkasın.

Bu ışıkla, bulunduğunuz ev, mahalle, şehir, ülke ve Dünya yıkansın. Herkes sağlıklı, mutlu, huzurlu, neşeli, enerjik, coşkulu, başarılı, maddi manevi bolluk bereket içinde. Herkesin yüzü gülüyor. Ailenizle, sevenlerinizle, sevdiklerinizle sevdiklerinizlesiniz.
Herkes birbiriyle dost.
Hissedin. Hissedin. Hissedin.
Gülümseyin, gülümseyin, gülümseyin…

Not: Korkunun azı iyidir. Bizi dikkatli ve tedbirli olmaya iter. Ama kaygı, korku, endişe; takıntı geliştirmenize, sizi toplumdan soyutlanmanıza neden oluyorsa, bir uzmandan destek almak en doğrusudur.

Kocaman sevgiler her birinize.

Aklınızda olsun.
Her sorunun bir çözümü var.
Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

Cep Telefonu: 0 505 250 9633

E-posta Adres: aysegulozkonak@gmail.com

Kişisel web adresi: www.aysegulozkonak.com

Sosyal Medya:

https://www.instagram.com/kisiselgelisimdansman/

https://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://www.linkedin.com/in/ayşegül-özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

DEĞİŞİM

HADİ
Bugün Pazar.
Evliyseniz alın eşinizi çocuklarınızı; çıkın gezmeye, onları da mutlu edin, kendinizi de.
Yalnız mısınız…?
Bu defa kendinizi alın yanınıza. İnsanın en iyi arkadaşı kendisidir.
Çıkın dışarı şöyle bir; güneş ışınlarını çekin içinize gülümseyerek…
Yürüyün sizi ayaklarınız nereye götürürse.
Ayaklarınızın varlığına şükredin sizi taşıdıkları için. Yürürken de seyredin etrafı.
Renksiz binaların arasındaki yeşillikleri görmeye çalışın. Gözlerinizle görebildiğiniz için şükredin.
Caddeden geçen arabaların gürültüsünü değil, ağaçların üzerinde birbirine cıvıldaşan serçeleri işitin. Ve şükredin işitebildiğiniz için kulaklarınızla.
Oturun bir cafeye; izleyin etrafınızda doğa ya da park varsa.
O güzellikleri gözlemleyin.
Ama ayırdına vararak. Öylesine değil…
Her birinden keyif alarak.
İçtiğiniz çay / kahvenin her yudumunun tadına vararak…
Etrafta doğa yoksa çevredeki insanları gözlemleyin.
Sadece seyredin…
Koşuşturmaları, o hengameyi.
Sonra içinize dönün.
Kendinize MERHABA deyin.
Kendiniz nasılsınız…?
Ne hissediyorsunuz?
Bulunduğunuz durumdan memnun musunuz?
Hangi olumlu şartlara sahipsiniz?
Nelerden kurtulmak istiyorsunuz?
Aklınıza takılı kalan neler var, içinizden atmak istediğiniz ama atamadığınız.
Hangi önemli kararları almak istiyorsunuz?.
Neleri bırakmak istiyorsunuz?
Neleri değiştirmek istiyorsunuz hayatınızda?
Neler yapmak istiyorsunuz?
Şimdiye kadar neleri başardınız?
Daha neleri başarmak istiyorsunuz?
Kendinizle ne zamandır sohbet etmediniz?
Hadi başlayın sohbete.
Kendimizden kaçarız, kalabalığa sığınırız hep.
Oysa en güzel sohbet, kendimizle başbaşa yaptığımız sohbettir.
En doğru kararlar da onunla yaptığımız sohbetler sonrası alınır.
Hadi çıkın…
Güneşe merhaba deyin, ışınlarını içinize çekin.
Hadi…
Ve Sevgiyle Kalın…

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
Ayşegül Özkonak

BAŞARILARINIZ KONUSUNDA SORUN MU YAŞIYORSUNUZ?

BAŞARILARINIZ KONUSUNDA SORUN MU YAŞIYORSUNUZ?

Bugün başaramamak konusunda; gayret etmek, motivasyon, azim, sabır, sebat, ilgi odakları, ne kadar kaygı düzeyine ve hangi çoklu zekaya sahip olduğunuzdan bahsetmeyeceğim.

Bugün farklı bir bakış açısından söz edeceğim. Çerçeveyi değiştireceğim.

Hiçbir olumsuz şartlar yok ve siz çok çalışmanıza rağmen, başarılı olamıyor musunuz?

Cevap: “Evet” ise okumaya devam edin.

Hiç şimdiye kadar aşırı egosal davrandınız mı?

Şimdiye kadar kimi/ kimleri küçümsediniz? ( düşünce ya da sözel, davranış olarak)

Kimi/ kimleri hor gördünüz?

Hangi arkadaşınız için burun kıvırıp;
” Bu başaramaz, bi defa O’nun kafası benim kadar basmaz!”

Kim hakkında; “O benim kadar başarılı değil, benim kadar çalışmadı, benim kadar zeki değil.”
Dediniz?

“Bununla ne ilgisi var?” demeyin.

Çok ilgisi var.

Rekabet ettiğiniz, ederken de eleştirdiğiniz, küçümsediğiniz O kişi başardığı; sizin de başaramadığınız oldu mu hiç?
Peki ya bu duruma hayretler içinde kaldığınız…?

Enerjisel anlamda bu düşüncelerde olup; başkalarını yetersiz, kendimizi çok daha başarılı, (onlara göre daha zeki)ya da daha yeterli görüp, egosal davranıp, kıskançlıkla, gizli bir yarış içinde olursak, hırs yaparsak; aslında kendi alanımız daraltır, önümüze başka başka engellerin çıkmasına neden olabiliriz. Bununla da kalmaz hatta belki farkında olmadan içinde bulunduğumuz sistem (okul, arkadaşlar, iş yeri, gruplar)
tarafından dışlanabiliriz de (Etki tepki mekanizması). Ama dışlanmamızın nedenini de bir türlü anlamlandıramayız.

Ayrıca başkalarına göre daha çok çalışmamıza, çok çeşitli eğitimler, kurslar almamıza rağmen; alanımızda ya da girdiğimiz sınavlarda başarısız olma ihtimalimiz de artabilir. Çünkü
” Ben diğerlerine göre daha çok başarmalıyım/ ben onlardan daha zekiyim, Allahın aptalı kazanıyor/ yapıyor, ben mi kazanamayacağım/ ben mi yapamayacağım” dedikçe, başarı hırsı arttıkça (başarı azmi demiyorum), mükemmel olmaya çalıştıkça beraberinde kaygı da artabilir. Kaygı da başarıya ket vurur.

( Not: İşin diğer boyutu da şu: Küçümsediğimiz kişilerin, bizim aynamız olduğunu bilin. O halde, küçümsediğimiz, eleştirdiğimiz kişi karşımızdaki değil, aslında kendimiziz. Biz de diğerlerine göre kendimizi değersiz ve yetersiz görüyor olabiliriz. İyi düşünün.  )

Bununla birlikte eğer; motivasyonumuza ve ilgi odaklarımıza uygun, azim, sabır, sebat ile gayret eder, çalışır,
yaptığımız her işi bütünün hayrına olsun der ve öyle yaparsak, “başkaları da kazansın, ben de” dersek; kendimizi diğerleriyle eşit seviyede kabul eder, bizi sisteme dahil edenlere (öğretmenlere, eğitmenlere) yürekten sevgi ve saygı gönderirsek, sistem öyle muhteşem çalışır ki, bize desteklerin nereden geldiğine hayret edebiliriz.

Not : Eğer şimdiye kadar küçümsediğiniz insanlar olduysa, size tüm hayat boyu işinize yarayacak bir teknik öğreteyim izninizle.

Hayalinizde o kişileri tek tek karşınıza alın ve gönlünüz yumuşayana kadar;
Seni seviyorum
Özür dilerim
Lütfen beni affet
Teşekkür ederim. Deyin.

Hayatınızda çok şeylerin değiştiğine tanık olacaksınız.

UBUNTU
“Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir, ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü o meyveleri yemek olacaktır.

Onlara, “ Birinci olan meyveleri alacak! Haydi, şimdi başla!” der.

O an bütün çocuklar elele tutuşur, koşarlar ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.

Antropolog olan bitene şaşırır ve neden böyle yaptıklarını sorar.

Şu cevabı verirler:
“Biz “ubuntu” yaptık: Yarışsa idik, yarışı kazanan bir kişi olacaktı.

Nasıl olur da diğerleri mutsuzken; yarışı kazanan bir kişi ödül olan meyveyi yiyebilir?
Oysa biz ubuntu yaparak hepimiz yedik.”

Ubuntu’nun anlamını açıklarlar;
UBUNTU: “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM” demektir.

Hadi başarıya, hayata bir de bu yönden bakalım.
Hep beraber; BİZ = BEN diyelim.

VE HEP BERABER BAŞARALIM.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman/

ÖFKE YÖNETİMİ KİMLER İÇİN GEREKLİ?

ÖFKE YÖNETİMİ KİMLER İÇİN GEREKLİ?

Bağırıp çağıran insanın öfkesini kontrol edemediği zannedilir.
Aslında gözden kaçırılan bir şey daha var… Öfkeyi içe atmak da öfkeyi kontrol edememek demektir.

Kısaca öfkeyi kontrol edememenin iki şekli var:
1. Ya hiçbir şey yok gibi davranır, içe atarsınz. Kendinize zarar verir, organik hiçbir sorununuz olmamasına rağmen hastalıklarla mücadele etmeye devam edersiniz.

2. Ya da her şeye , herkese öfkeli yaklaşırsınız.Çarpma, vurma kırma davranışı gösterir, kendinize ve çevrenize zarar verirsiniz. Sakinleşmek için sigara, alkol, ilaca başvurursunuz.
Dikkatsizlik, konsantrasyon bozukluğu, uykusuzluk, acele yemek yeme davranışları gösterirsiniz.

Doğan Cüceloğlu der ki” Şikayet etmek, küskünlük, umutsuzluk, tembellik, intikam duygusu, hüzün, keder, acizlik, yılgınlık, soğukluk, herşey de kendine pay çıkarmaya çalışmak, iğneleyici konuşmak; kılık değiştirmiş öfkedir.”

Bunlardan biri size uyuyorsa; bu döngüden kurtulmak istiyorsanız, öfkeyi en aza indiren uygulama ve tekniklerle öfke kontrolü sarışınımıza davetlisiniz.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Danışmanı

ANILAR

ANILAR
Evimizin bahçesinde; bölmelerinde tavuk, hindi, kaz ve koyunlarımızın olduğu iki odalı uzun bir dam vardı.Damın duvarına yaslanmış bir şekilde duran 1,5 – 2 metrelik uzunluğunda, babamın el emeği tahta merdivene tırmanır, damın çatısına çıkar, düşme korkusu duymadan kiremitlerinde seyirtir, o yüksekten Eskişehir’e uzanan asfalt yolu izlerdim. ( Kırılan kiremitleri tamir etmek de canım babama düşerdi).Damın dibindeki elma ağacının, çatıya sarkan dallarındaki en tatlı elmaları koparır yer; tam rüzgar eserken, iki kolumu yanlara açar, rüzgarın yüzümü tenimi yalayarak geçtiği anda, gözlerimi kapar hayaller kurardım.İnerken merdivenden inmez; ağacın, damın duvarına en yakın ve güçlü dalını yakalar, bir daldan diğerine tutunarak aşağı atlardım. Kardeşlerimle; bahçemizin etrafındaki boyumuzu 1,5 kat aşan duvara tırmanır, iki kolumu açarak dengeye gelir, üzerinde yürürdüm. Sakin görünen bir kız çocuğuna göre bayağı hareketliydim. Mahalle arkadaşlarımızla akşama kadar, beş taş, üç taş, met( çelik- çomak) oynardık. Şimdi hayal ediyorum o iki ucu sivri met çubuğunu oynarken birimizin kafasına gözüne nasıl gelmezmiş. Annem: -Akşam oldu, yeter artık eve girin. Akşam akşam başınıza gözünüze gelir, yeterin artık! Diye seslenir;
– Anne nolur çok az kaldı diye yalvarırdık.
Bazen yakan top oynardık.
Kızlı erkekli oynadığımız oyunlarda, hiçbirimizin aklına kötü, en ufak birşey de gelmezdi.
Bahçemizde hemen her çeşit meyve ağaçları vardı. Kayısı, erik. vişne , elma, armut, dut, iğde, fındık, böğürtlen, ayva, kiraz. En sevdiğim an da; ; ” Bu benim ağacım dediğim” kayısının dalına minder atıp , çıkıp kitap okuduğum, kendimle başbaşa kaldığım andı.
Bahçemizde ilkbaharda ilk açan çiçekler , duvar dibindeki güllerin altındaki nergis ve sümbüllerdi. Onları koklamadan okula gitmezdim .Sanırım o yüzden bu çiçekleri diğerlerine göre daha fazla seviyorum…

Zihnimiz hep acı olayları kaydeder. Nedeni de bizi benzeri olumsuzluklardan korumak içindir. Oysa sadece acı değil, çok güzel anlarda yaşarız…Eğer o algımızı açarsak, o güzelliklere de daha çabuk ulaşırız.
Gözlerinizi kapatıp geçmişteki o güzel zamanlarınızı hayal etmeye çalışın.Tekrarladıkça o anıların arttığını da farkedeceksiniz. Derin nefesler alıp vererek, odaklanarak bu duyguyu hissedin.
Yaşadığımız küçük anlar, bizi yıllar geçse bile nasıl da mutlu ediyor öyle değil mi?
Çocuklarımıza küçük ama güzel anlar, anılar bırakalım.
Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak

Page 2 of 2

Ayşegül Özkonak