Ayşegül Özkonak

Sosyolog ve Aile Danışmanı

Month: Şubat 2017 (Page 2 of 3)

BAKIMA MUHTAÇ EBEVEYNLERE NASIL BİR DUYGU HİSSEDİYORSUNUZ?

BAKIMA MUHTAÇ EBEVEYNLERE NASIL BİR DUYGU HİSSEDİYORSUNUZ?
Anne babanız yaşlandı. Bakıma muhtaç oldu diyelim.
Onlara bakarken hangi duygu içindesiniz?
1. Ailede bu görevi yalnızca siz üstlendiniz? Kardeşleriniz kılını kıpırdatmıyor. Onlara karşı bir öfke duyuyorsunuz.
2. Onlarla ilgilenme işini kardeşleriniz yapıyor. Sizin umrunuz değil. Çünkü ebeveynlerinizin size karşı haksızlık yaptıklarını düşünüyor, öfke duyuyorsunuz?

Bir ailede bakıma ihtiyacı olan ebeveynlerle alâkadar olma görevi, tek bir kardeş üzerinde ise; bir dengesizlik söz konusudur. Sorumluluğu tek başına sırtlanan kişi bunu isteyerek yapıyorsa ; bu tavrın esas nedeni; anne baba tarafından sevilme ihtiyacı, onay, değer ve kabul görme isteğinden, hayır diyememekten, vicdan, merhamet duygusu ile hareket etmesinden kaynaklanır. Kişi ailede tüm yükü üstlenmiştir ama bazen yine de kimseye yaranamıyordur. Bir süre sonra, kardeşlere ve (” vicdanım rahat” dese de zaman zaman )ana babaya karşı öfke, kırgınlık duyguları oluşmaya başlar. Eğer böyle bir durumdaysanız, kardeşleriniz size yardım teklif etmiyorsa, siz onlardan maddi manevi yardım talep etmelisiniz. Böylece öfke duygunuz oluşmaz. Ailede iş bölümü ile her anlamda rahatlamış olursunuz ve yaşamınız da dengeye girer.
Eğer tam tersi, anne babanın bakımını üstlenmek istemiyorsanız; ya bu konuda şimdiye kadar sorumluluk almamışsınızdır. Ya da küçüklüğünüzden bu yana sevgi dağılımında, miras paylaşımında dengesizlik yaşadığınız, bu sebeple ebeveynlerinize öfke duyduğunuz için onların bakımlarını da üstlenmek istemezsiniz.
Bilinçli halinizle,” Onlar benim atam. Tabii ki ilgilenmeliyim.” dersiniz. Bilinçaltından ise yanlarına dahi gitmek istemezsiniz. Çünkü altbilinç sizin davranışlarınızı belirler. Bu konuda onları affetme çalışması yapmalısınız. Kendi başınıza yapamıyorsanız, yardım almalısınız. Çünkü mantık ve vicdan arasında sıkışıp kalırsınız…Bu da iş ortamınızı, çekirdek ailenizi, sosyal yaşamınızı olumsuz etkiler.
Affetme çalışması sonrası, onlarla ilgilenme görevini isteyerek yapmaya başlarsınız. Böylece ruh, beden, zihniniz dengeye girer ve anne-baba hayır duası alıp, kendi evlatlarınıza da güzel bir rol model olabilirsiniz. Ne dersiniz?…

Hanenizde sağlık, mutluluk, huzur, maddi manevi bolluk bereketle ve sevgiyle kalın …

Ayşegül Özkonak

Gerçek bir yaşam

Gerçek bir yaşam

Bugün bir telefon aldım. Bir anne ağlayarak şunları söylüyor: ‘Hocam, oğlum 6 yaşında .Ayaklarında doğuştan bir bozukluk vardı. Yazın ameliyat ettirdik’
-Geçmiş olsun Allah şifalar versin ..
‘Daha da ameliyat olacak. Okula başladı. Geçici alçı yaptılar hamdolsun, yürüyebiliyor…
-Çok güzel, gözünüz aydın. Peki ama ağlamanızın nedeni ne?
‘Hocam asıl ağladığım, üzüldüğümün nedeni öğretmeninin sözleri…Yağ satarım bal satarım oynatıyormuş. Oğlum da oynamak istemiş…’-Sen sakatsın, olmaz. Sen otur. ‘Demiş. Çocuğum ağlıyor. Bu nasıl öğretmen…Benim çocuğum sakat değil. İyileşecek…Şimdi ben ne yapayım?Çocuğum okula gitmek istemiyor. Arkadaşları da ‘sen sakatsın’ diyormuş…
Sevgili öğretmenler, sizler pedagojik eğitim almış insanlarsınız. Bir küçücük çocuğun psikolojinden anlayabilecek kapasitedesiniz. Değerli tüm öğretmenlerimi tenzih ediyorum. Eğer mesleğinizi sevmiyorsanız, insan ve de çocuk psikolojisinden anlamıyorsanız, bu meslek ağır geliyorsa lütfen bırakın. Bırakın ki mesleğini seven, öğrencisinin( ister engelli, ister engelsiz olsun) psikolojini düşünen, onu geleceğe hazırlayan saygıdeğer, mesleğinin hakkını veren öğretmenler gelsin. Bir öğretmen kişiyi eğitmek/ öğretmekle kalmaz. Toplumu da eğitir ve öğretir. 25 yıllık tecrübem bana bunu öğretti.
O öğretmen şunu söyleyebilirdi: ‘Çocuklar, arkadaşınız ameliyat oldu. İyileşecek. Size göre biraz yavaş koşabilir. O da oyuna katılacak ama biz şimdi ne yapmalıyız? Ona yardımcı olmalıyız. Hadi bakalım. Çooook güzel. Harikasınız…İşte böyle…’Diyerek, onu da oyuna katarak, hem diğer öğrencilerde sevgi, birlik-beraberlik duygusu geliştirmeliydi. Hem de o çocuğa bunun bir eksiklik olmadığını fark ettirir, kendine güvenini artırırdı. O öğrencisi engelli de olabilirdi. Hiç fark etmez…Unutmayalım ki Helen Keller adında kör, sağır, dilsiz çocuğa inanan ve onun öğretmen olmasını sağlayan kişi annesi ve öğretmeniydi; ve bunun gibi daha niceleri…İşte öğretmenlik budur…
Sevgiyle kalın …:)
NOT: ‘Siz ya da sevdiğiniz engelli olmayabilirsiniz ama sağlam her insan adaydır. Bir kaza /hastalık engelli olmaya neden olabilir. Bu yazıyı herkes paylaşsın ki sadece bir öğretmen değil, tüm insanlarımız engelli bireylere nasıl davranması gerektiğini bilsin.
Ayşegül Özkonak

ANNELER BABALAR ; ÇOCUKLARINIZI SEVERKEN ADALETLİ OLUN.

ANNELER BABALAR; ÇOCUKLARINIZI SEVERKEN ADALETLİ OLUN.
Yıl 1994 İzmir, Buca’da (adını vermemin doğru olmadığı) bir ilköğretim okulunda fen bilgisi öğretmenliği yapmaktayım.7/B sınıfında dersim var. Sınıfa her girdiğimde burun direğini düşürecek kadar bir idrar kokusu duyuyorum…Tuvalet yaparken dikkatsiz olabileceklerini veya kişisel temizliği bilemediklerini düşünerek öğrencilere bu konularda bazen konuşmalar yapıyorum…Her ne hikmetse koku bir türlü geçmiyor…Bir gün veli toplantısı yapıyoruz.(Ben her veli toplantılarında sınıflarda ,öğrencilerin notlarını söylemeden önce; anne-baba- çocuk ilişkisi üzerine konuşmalar yapardım. Çocuklarımıza nasıl davranırsak ilişkilerimiz daha iyi olur ?Sorusu sorarak bu konularında bilgi aktarırdım. Çocukta görülen hırsızlık, agresif davranışlar, tırnak kemirme, altına ıslatma, başarısızlık, kıskançlık, başını duvara vurma, depresif ruh hali gibi olumsuz davranışların altında mutlaka başka sebeplerin olduğunu belirtirdim. Velilerime; Haluk Yavuzer, Doğan Cüceloğlu, Atalay Yörükoğlu gibi hocalarımın kitaplarını okumalarını tavsiye eder, isim belirtmeden, öğrenci davranışlarından örnekler verirdim. Bu konuşmalarım uzun sürdüğünden, sırada bekleyen öğretmen arkadaşlarımdan zaman zaman serzenişler alırdım. İyi ki de öyle yaparmışım)…Toplantıdan ayrılırken velilerime ‘Benimle özel görüşmek isteyen varsa dışarıda bekliyorum’ dedim ve çıktım. Arkamdan bir veli çıktı. Sınıfın en zeki, başarılı öğrencimin annesi…

-Hocam görüşebilir miyiz?

-Tabii …dedim. Buyurun, sizi dinliyorum…

-Hocam ;İsmet her akşam altına yapıyor…Kocaman oldu artık, kucağıma alamıyorum. Kar- kış olunca yıkayamıyorum; o şekilde okula geliyor. Ne yapacağımı bilemiyorum…

(Ben anneye belli etmesem de, idrar kokusunun nereden kaynaklandığını keşfetmiş olmanın sevincini ;ayrıca da böyle başarılı öğrencimin bu durumunun şaşkınlığını yaşıyorum.)

Anneye dedim ki:
-Organik, yani belli bir rahatsızlığı mı var?
-Hayır Hocam.
-Peki hiç doktora götürdünüz mü?
-Hocam nasıl götürelim. Babamız işsiz…Fuarda çalışıyor yazları. Kışın; akraba ,eş dost yardım ediyorlar sağ olsunlar, o şekilde geçinip gidiyoruz.
-Peki ne zamandır böyle altına yapıyor?
-10 yıldır…
-Yani altına yapması için bir sebep mi var; bir darbe mi aldı, düştü mü bir yerden?
-Yok hocam öyle bir şey yok.
-Peki on yıl önce farklı olan ne vardı?
-Kız kardeşi doğduğundan beri böyle.
-İlişkiniz nasıl? Kızınızla ve İsmet’le?..
-Hocam ben kızımı çok seviyorum. O da bunu çekemiyor, kıskanıyor…
İşin özü ortaya çıktı. İsmet kardeşini kıskanıyor ve annesinden sevgi istiyor. İsmet’in bedeni ‘Anne beni de gör ben de varım ‘diye haykırıyor…Anne ise görmezlikten geliyor…Anneye dedim ki:
-Bu sorunun bitmesini istiyor musunuz?
-Tabii ki hocam istemez miyim.? Bıktım artık…Koca çocuk; çişe kaldırmaktan belim tutmaz oldu…Döşekler çiş kokuyor…
-O zaman oğlunuzu da sevin.
-Hocam ama ben kızımı çok seviyorum.(Ben oğlunu sev diyorum ,o hala kızımı çok seviyorum diyor)
-Tamam, sevebilirsiniz…Kızınızı sevmeyin demiyorum…Bundan sonra İsmet’in yanındayken onu sevmeyin…İsmet’le daha fazla ilgilenin. Onu çok sevdiğinizi söz ve davranışlarınızla belli edin. Sevginizi, ilginizi eşit tutun…

Tek tek anneyle ne yapması gerektiğini konuştuk…

İsmet’i çağırdım. Ona da ne yapması gerektiğini, kaslarını nasıl egzersiz yaparak güçlendirebileceğini ; ne yiyip ne içmesi gerektiğini anlattım. Aslında çok zeki olduğunu sınavları kazanınca yatılı okula gidebileceğini ve oraya bu sorunu çözerek gittiğinde çok rahatlayacağını belirttim…

Belli bir süre geçti. Biz velimle kış sonu konuşmuştuk. Bahar geldi. Bir gün ders bitti
teneffüs zili çaldı, sınıftan çıkıyorum .Baktım o velim kapıda beni bekliyor. Elinde sarılı pembeli bir demet gül…Bahçeden toplandığı belli…Gülleri bana uzatırken dedi ki:

-Hocam Allah sizden razı olsun. Sayenizde oğlum artık altına yapmıyor. On yıldır çekiyordum. Çiş derdinden kurtulduk.

-Rica ederim. Sizden de razı olsun. Aranız şimdi nasıl? dedim.

-Çok iyi hocam. Sizin dediklerinizi uyguladım. Oğlum bana :’Anne ben seni çok seviyorum’ diyor. Ben de onu çok seviyorum. Ne dediyseniz yaptım.

-Çok sevindim. Sevgi ne kadar küçük bir kelime ;ancak etkisi işte bu kadar büyük .dedim anneye.

O sırada ,İsmet koşarak geldi yanıma :
-Hocam ben artık altıma yapmıyorum. dedi.

-Gel .dedim…Sana bir sarılayım…Sen harika bir çocuksun…Senin başaramayacağın hiç bir şey yok…

O günden sonra anne, on yıl süren bir yükten kurtuldu. İsmet , ruhunun, bedeninin isyan edip haykırdığı, bununla birlikte kimsenin fark etmediği o acı durumdan sevilmemekten, değersizlik duygusundan ve dolayısıyla altına yapmaktan; biz de o kokudan kurtulduk …Sonrasını bilmiyorum çünkü bizim tayinimiz Erzincan’a çıkmıştı… Ben umuyorum ki o zeki çocuk, bir yeri mutlaka kazandı….Her şeyden önemlisi de sevgi kazandı…
Az ya da hiç sevilmeyen çocuk kendine ve çevreye güvensiz ,başarısız,( buradaki çocuk altını ıslatarak kendini göstermeye çalışıyordu), gergin, gerginliğini olumsuz davranışlarla atmak isteyen, isyankar, suça meyilli, suçu başkasının üstüne atan, müzevir, şikayetçi, yalancı, gece altını ıslatan, saldırgan, öfkeli, kendi canına kıyma davranışı gösteren, evden, okuldan kaçan, bilgisayar bağımlısı, depresyona sahip bir çocuk olabilir.
Sevgili anneler babalar ,çocuklarınızı severken lütfen adaletli olun; adaletsiz olursanız , değersizlik duygusu onlar yaşlansalar bile yüreklerinden asla çıkmaz…
Hep şunu hatırlayın…Sevginin başaramayacağı hiçbir şey yoktur…Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
NOT:Anılarda gerçek isimler kullanılmamıştır.

BUGÜN FARKLI NE ÖĞRENDİN?

BUGÜN FARKLI NE ÖĞRENDİN?
Yıllar önce ben ortaokula, ablam liseye giderken; okuldan geldiğimizde annem bize ‘ Gününüz nasıl geçti? Bugün ne öğrendiniz yavrum?’ diye sorar, biz de heyecanla o gün dikkatimizi çeken bir dersin konusunu aklımızda kaldığınca anlatırdık ve farkında olmadan o öğrendiğimiz konuyu tekrar etmiş olurduk. Hatta annem İngilizce kelimeleri, cümleleri ablamla birlikte tekrar ederdi. Öğrenmeyi ve öğretmeyi sanırım bu yüzden ÇOK seviyorum…Annem ilkokul mezunu bir kadındır. Anneannem ,dayımın tüm ısrarlarına rağmen annemi okula göndermek istememiş ‘O benim tek kızım, körün bir değneği diyerek engel olmuş.(Herhalde kızından destek istemiş ).Annem üniversite okumamış ama ailede tam bir psikolog gibidir. Bir çocuğa nasıl davranılır, toplum içinde nasıl rencide edilmez. Hatası varsa, kızmadan bağırmadan, eleştirip dövmeden, küçük düşürmeden nasıl kenara çekip konuşulur? Bir çocuk nasıl eğitilir?…Fazla şımartmadan, fazla sıkmadan, baskı uygulamadan…Konuşarak…
Bir insan nasıl dinlenir?…Bir insanın gözüne bakarak gerçek anlamda dinlemeyi ben annemden öğrendim. Ben annemin bizi yetiştirirkenki davranışının öneminin farkında değildim. Ta ki Öğretmen olup, 1986’da Leo Buscaqlia’nın bir kitabını okuyana kadar. O da kitabının başında babasının kendisine ‘ Leo bugün farklı ne öğrendin? ‘diye sorduğunu yazmıştı…Ben de oğlumu yetiştirirken annemi taklit etmişim. Eğitimci olduğumda da öğrencilerime uygulamışım. Yani bende bu öğreti ,davranışa dönüşmüş. Eskiden velilerime şimdi de çocuklarına öğrenci koçluğu yaptığım anne babalara söylediğim bir şey var: Çocuklarınız okuldan eve geldiklerinde onlara ‘ Gününüz nasıl geçti? Bugün farklı neler öğrendiniz?’ diye sorun. Öğrenmek için can atacaklardır…
Sevgiyle kalın.:)
Ayşegül Özkonak

Aile Danışmanı

KENDİNİ DİNLE

Bu yazıyı okurken gerçek anlamda bedeninize, kendinize, nefesinize odaklanın. Her bir kelimeyi yavaş yavaş ,yaşayarak, hissederek okuyun. Huzuru yakaladığınızı fark edeceksiniz. Huzur sizinle olsun. Sevgiyle kalın. 🙂

KENDİNİ DİNLE
Deriin bir nefes al.
Bırak arınsın ruhun.
Akan suya bırak.
Esen rüzgâra kat dertlerini.
Verdiğin her nefesle,
bedeninden uzaklaşsın
tüm acıların…
Hadi kendini dinle.
Sessiz ol.
Sakin kal.
Sus…
Sus ve dinle.
Biraz yalnız kal.
Kal ve kendini dinle.
Sadece sessizliğe,
Nefesine odaklan.
Huzura odaklan.
Sustur zihnini.
Zihnindeki tüm düşünceleri.
Sus.
Sus…
Yüreğinin sesini dinle.
Deriinnn bir nefes al.
Nefesini dinle.
Kendini dinle.
Huzur seninle.
Huzuru dinle.
Sus.
Sus…
Kendini dinle…
Hadi,
şimdi,
şu an.
Yalnız ve yalnız bedenini,
Yalnız ve yalnız kendini dinle…

Ayşegül Özkonak

KİMİ…

KİMİ…

Kimi sevgi arar bulamaz; kimi de bulduğu sevgiyi bir çırpıda yok eder…
Kimi sevdiklerinden değer görmek ister; kimi verilen değerin kıymetini bilmez.
Kimi çevresindekilerden anlayış bekler; kimi yanı başındaki anlayışlı olanı eleştirir.
Kimi sevgisini karşılıksız verir; kimi hep karşılık bekler.
Kimi paylaşmak ister; kimi ketumdur.
Kimi sevdiğine dua eder; kimi hakaret.
Kimi bu bana yeter der; Kimi daha da ister.
Siz bunlardan hangisine giriyorsunuz?…

Elindekinin değerini bilmeyenler bir gün kaybetmeyi de yaşamaya mahkumdurlar…

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

HADİ ÇIK DIŞARI

HADİ ÇIK DIŞARI

Hadi çık dışarı,
Başını kaldır…
Şöyle bir bak etrafına.
Sırtını dikleştir.
Derinnn bir nefes al.
Kocaman gülümse.
Güneşe,’ merhaba ‘de.
Çek içine ışınlarını…
İnsanlara gülümse ‘günaydın’ de.
Enerjini yansıt onlara.
Yüreğinin götürdüğü yere doğru yürü…
Yürürken ayaklarının altındaki zemini hisset.
Yürüyebiliyorsun ne güzel.
Kollarını sallarken var olduğunu hisset.
Bak etrafına…
Binalara değil, ağaçlara, yeşilliğe odaklan.
Dokun ağaçlara ve ‘merhaba’ de.
Ağacın dalındaki serçelerin cıvıltısını işit.
Sohbetlerini dinle azıcık…
Yolda gördüğün yeni yürümeye çalışan bir küçük çocuğun neşesine katıl.
Yavru bir köpeğin coşkusuna ortak ol.
Okşa biraz.
Onun mutluluğunu paylaş.
Bir parkta gördüğün bir çiçeği kokla.
Muhteşemliğini seyret.
Ona da ‘merhaba’ de.
İçine çektiğin ve verdiğin nefesine odaklan.
Yavaş ve derinnn…
Gökyüzüne bak.
Gülümse, sonra gözlerini kapa.
Tüm bu güzellikler içinde kendi varlığını hisset.
Var olduğunu…
Tam olduğunu.
Sen olduğunu.
İyi ki olduğunu.
Sadece iç sesini dinle.
Sakince huzuru yakala.
Ohhh yaşamak ne güzel …
Huzur ne güzel…
Umut ne güzel …
Sevgi ne güzel .
Sevilmek ne güzel.:)

Ayşegül Özkonak

OLUMSUZ İNANÇLARINIZ NELER ?

OLUMSUZ İNANÇLARINIZ NELER ?

Bir birey para/aşk/ iş ve özel yaşamında sorunlar yaşayabilir. Örneğin :
1. Yeterince parasının olmaması, parayı kendine çekememe, borç ve sıkıntı içinde olma, istediği kadar kazanamama/harcayamama ( cimrilik yapma)
2. İşinde başarılı olamama, iş değiştirmede risk alamama, istediği işe girememe/ sorunlar yaşama,
3. Özel yaşamındaki sorunlar,
4. Sağlık sorunları
5. Aşkı kendine çekememe, aradığı kişiyi bulamama, karşısına hep kendisini üzen değersiz hissettiren partnerlerin çıkması,
(-Neden karşıma hep böyle insanlar çıkıyor?
)diye kendini sorgulaması ,evlilik teklifi edememe/yürütememe.
Bunun gibi sorunların kökeninde; Değersizlik,
Yetersizlik,
Hayata güvenmeme,
Hayatı hak etmediğini düşünme yatar.
Bunun temeli aileden öğretilere ya da çevreden öğretilere dayanır. Çözüm için öncelikle bunun kabul edilmesi , çözümün olduğuna inanılması ve üzerinde çalışılarak düzelebileceğinin bilinmesi gerekir. Tüm bu atalardan getirdiğimiz olumsuz inançlar olumlu hale getirilebilir.
Olumsuz inancı oluşturan atasözlerimiz ve cümlelerimiz de var. Bunlara birkaç örnek :
Ömür biter borç bitmez.
Borç yiğidin kamçısıdır .
Öde öde bitmiyor.
O kadar çalışıyor kazanamıyor.
Kaç yıldır çalışıyor ellerinde 5 kuruş para yok.
Besle kargayı oysun gözünü.
Ele güne rezil olma.
Kimseye muhtaç olma. vb.
Şimdi düşünün sizin dilinizdeki sözler ve inançlar neler.?
Uyguladığımız tekniklerle hayatınızdaki iş, aşk, özel yaşam, para sorunların çözüldüğünü ,olumsuzlukların bittiğini fark edeceksiniz. Sevgiyle kalın .:)
Ayşegül Özkonak

DEĞERSİZLİK, YETERSİZLİK, HAYATA GÜVENSİZLİK

DEĞERSİZLİK, YETERSİZLİK, HAYATA GÜVENSİZLİK

  1. Hemen kırılıyor musunuz, alıngan mısınız?
  2. 2.Kimseye hayır diyemiyor musunuz?
  3. Onları üzmemek, kırmamak, dostluklarını, sevgilerini kaybetmemek, yanlış anlaşılmamak için; içinizden gelmese bile, çoğunlukla onların her dediğini yapıyor musunuz?
  4. İnsanlar sizi hep üzüyor, kırıyor mu?
  5. Onlara hep iyilik yaptığınız, emek verdiğiniz halde değerinizin bilinmediğini mi düşünüyorsunuz?
  6. Başkaları ne der? diye mi düşünüyorsunuz?
  7. Hep birilerine bir şeyler ispatlama çabasında mısınız?
  8. “Hata yapmamalıyım.” mı diyorsunuz?
  9. Sizi inciten insanları affetmiyor musunuz?
  10. Bazı konularda kendinizi suçluyor musunuz?
  11. Kendinizi karşı , başkalarına karşı ya da her şeye karşı sürekli kontrolcülük mü yapıyorsunuz?
  12. Şansınızın olmadığını, yeterince kazanamadığınızı mı düşünüyorsunuz?
  13. Karşınıza istediğiniz özellikte birinin çıkmadığını, çıksa da aldatıldığınızı/ aldatılacağınızı / sorun yaşayacağınızı düşünüp evlilikten kaçıyor musunuz?
  14. Her şeyin mükemmel ya da en iyisi olmasını istiyor sonrasında da yorulduğunuzu mu hissediyorsunuz?
  15. Hep onaylanmak ihtiyacı hissediyor, onaylanmayınca kendinizi kötü mü hissediyorsunuz?
  16. Bağımlılıklarınız mı var?
    Bunlar hep değersizlik, yetersizlik duygusundan, hayata güvenmemekten, kendine güvenmemekten, akışa güvenmemekten, kendisi gibi olamamaktan kaynaklanır. Bunu fark ettiyseniz, kendinizi bulma zamanınız gelmiştir ve bunun çözümünün de var olduğunu bilin.. Sevgiyle kalın.
    Ayşegül Özkonak

DÜŞÜNCELERİMİZİN DUYGULARIMIZIN SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ NELER?

DÜŞÜNCELERİMİZİN DUYGULARIMIZIN SAĞLIĞIMIZA ETKİLERİ NELER?
Sizce biz nasıl varlıklarız.? Sadece etten, kemikten bir varlık mıyız? Yani sadece bir madde miyiz?…Fizik kanunlarına göre madde ; kütlesi ve hacmi olan her şeydir.
Hücreler de aslında yapısal olarak, atomlardan; dolayısıyla bizler de bu hücrelerin trilyonlarcasının bir araya gelmesinden oluşuyoruz.
Hücrelerimizdeki bu atomlar etkileşim halinde. Birbirleri arasında elektron alış verişleri gerçekleşiyor, enerji açığa çıkıyor ve ortaya çıkan bu enerjiyle; yürüyebiliyor, koşabiliyor, yemek yiyebiliyor, konuşabiliyor, yani yaşamımızı devam ettirebiliyoruz. Vücudumuzda muhteşem bir enerji var. Bu enerji olmasa insan ya felç olur ya da ölür. Demek ki aslında bizler, sadece et ve kemikten oluşmuş maddesel ya da bedensel bir varlık değiliz. Aynı zamanda zihinsel, ruhsal, enerji boyutu olan varlıklarız. Düşünceler ve duygular da bir enerji ve salgı bezlerimizi, dolayısıyla tüm hücrelerimizi; tüm bedenimizi etkiliyor. Olumsuz duygular, düşünceler enerji olduğuna ve tüm salgı bezlerimizi, hücrelerimizi etkilediğine göre, bu negatiflerin boşalamaması, vücutta birikmesi, blokaj oluşturması, hastalıkları da beraberinde getirmektedir. Yani olumsuz ve blokaj oluşturmuş düşüncelerimiz, duygularımız, sağlığımızı etkilemektedir. Örneğin: Bir insan düşünceyle kanser olabildiği gibi; aynı zamanda düşünce gücüyle o hastalığı iyileştirebilmektedir.

BİZ NEDEN HASTALANIRIZ?
Ya geçmişte veya çocuklukta yaşadığımız ve bilinçaltına yerleşen olaylar vardır,
Ya yakınlarımızdan ilgi, şefkat görmek istiyoruzdur…(Kişi bilinçli hastalanmaz. Bilinçaltı buna neden olur.)
Ya kuantum çekim yasasına göre olumsuz düşünce ve duygularımız blokaj yapmıştır. Vücutta hastalık olarak açığa çıkar.
Ya hayatın değerini anlamamız ,tekamüle ermemiz için…
Ya da içimizden atamadığımız, bizim bile unuttuğumuz bize karşı söylenen sözler, yapılan davranışlardır.
En büyük neden de affetmeme, endişe, kaygılar, korkular, sürekli stres ,öfke durumu…Bununla birlikte nedeni bulunup, Tıbbi Tedavi yanında Spirituel anlamda yapılan çalışmalarla rahatsızlıklar da ortadan kalkar.(Amerika’da hastaların şifalanması için Tıbbi Tedavi yanında tamamlayıcı veya bütünleyici tedavi olarak bazı hastaneler ve kliniklerde reiki, biyoenerji, spirituel uygulamalara geçilmiştir. Bunlar gerçek tedavi anlamına gelmez. Bununla birlikte yardımcı ve tamamlayıcı terapilerdir…)
Hastalıkların iyileşmesi, şifalanması için altta yatan duyguları, inançları tesbit etmek, düşünce ve duygu blokajlarını temizlemek gerekir.

HASTALIKLARIN NEDENLERİNE BİRKAÇ ÖRNEK :

BOYUN SORUNLARI
1. Bir konunun başka taraflarını görmeyi reddediyor, inatçılık yapıyor olabilirsiniz.
2. Ya da başkasının sizin bakış açınızı zorla değiştirmeye çalıştığını düşünüyor olabilirsiniz .
3. Duygularınızı ifade edememek de buna neden olabilir.
4. Kararsızlık yaşamanız,
5. Birilerinin size karşı yaptığı davranıştan sıkılıyor olabilirsiniz..

KOL KIRILMASI
1. Derin bir içsel çatışma yaşıyor olabilirsiniz.
2. Birilerine sarılmak ve sevgi göstermek istemiyorsunuzdur.
3. Ya da sevmediğiniz işe, öğrenciyseniz sevmediğiniz okula gitmek istemiyor olabilirsiniz.

DİRSEK SORUNLARI
1. Bakış açısının katı olabilir.
2. Sevginizi ifade edemiyor olabilirsiniz.
3. Gelecekten ya da karşılaşacağınız şeylerden korkuyor olabilirsiniz.
4. Tenisci dirseği:
Yaptığınız işe kızıyor, başkalarından fazla çalıştığınız için sinirleniyor olabilirsiniz. Örneğin ;Yatalak annenize hep siz bakıyor, ilgileniyorsunuz ve kardeşleriniz destek olmuyor diye sinirleniyorsunuzdur.

ELLERDEKİ SORUNLAR
1. Ellerdeki iltihap :
Yaptıklarınızı ya da size karşı yapılanları onaylamıyorsunuzdur.
2. Dokunmak ve dokunulmak ihtiyacı hissediyor olabilirsiniz.
3. Kendini gergin hissediyor, bir şeylerden korkuyor olabilirsiniz.
4. Soğuk eller:
Duygularını ifade edemeyen, yeterince sevgi gösteremeyen insanların elleri genelde soğuktur .
ELLERDE UYUŞMA:
Hayatın tadını yeterince alamamak, hissedememek, algılayamamaktan kaynaklanır.
EL BİLEK /KIRIK SORUNLARI
1. Yaptığınız işle ilgili zihinsel çelişki yaşıyorsunuzdur.
2. Baskı altında hissediyor;
3. Ya da yaptığınız iş konusunda engelleniyor olabilirsiniz.
4. Bileğiniz kırıldığında neler kazandınız ,neler kaybettiniz? Düşünün…

SIRT SORUNLARI
1. Dile getirilememiş öfkeler, kızgınlıklarınız vardır.
2. Korku, nefret, geçmişteki acılar, anılar, suçluluk, utanç, kafa karışıklığı da bunlara neden olabilir.
3. Hayal kırıklığı yaşamak,
4. Kendini terk edilmiş, yalnız bırakılmış hissetmek
5. Hayalindeki yaşamla, gerçekte yaşadığı hayat arasında uçurum bulunması neden olabilir .

DİZLERMİZDE AĞRI:
1. İnatçılık, ego ve gurur.
2. Korku, hayatın akışına teslim olmama.
3. Birileri ya da bir şeylere kızma.
4. Esnek davranmama, değişmeye direnme etkilidir.

AYAK SORUNLARI
1. Sevmediği bir işte çalışmaya devam etme, sevmediği kişinin bulunduğu yere gitmeye zorlanma.
( örn: Kocanız sizi kendi ailesine götürmek ister.
O zamana kadar sağlıklı olan siz ; anlaşamadığı ya da sevmediği kayınvalidenizin evine gitmeye yakın ; sadece ayak değil ,vücudunuzun herhangi bir yerinde sağlık sorunuyla karşılaşabilirsiniz ..Bunu bilinçli yapmazsınız. Bilinçaltından gelir. Kayınvalide ile ilişki düzeltme çalışması bu sorunun da ortadan kalkmasını sağlar.)

BİLEK BURKULMASI
1. İlerlediğiniz yön konusunda esnek değilsinizdir.
2. Birilerinden baskı hissediyorsunuzdur.

AYAK BİLEK KIRILMASI
1. İnançları, kabulleri sorgulama.
2. Gidilen yön ve destek konusunda içsel çatışma yaşama.
3. Kararsızlık etkilidir.

AKCİĞER SORUNLARI
1. Yaşamı içine alma yeteneğinin olmaması.
2. Depresyon, aşırı üzüntü.
3. Hayatı bütünüyle yaşamaya layık olmadığını hissetmek.
4. Yaşamaktan bıkmak.

ÖKSÜRME:
1. “Beni gör, beni duy. benimle ilgilen”
2. Söyleyemediği şeylerle dolu olma.
3. İçsel tepkide olma. Kendini, duygularını ifade edememekten kaynaklanabilir.

DİŞ RAHATSIZLIKLARI:
Karar verememe, verdiği kararın arkasında duramama, kolay pes etme.

SEDEF ve VERTİGO
Derin bir pişmanlık ve suçluluk duygusu ya da bir sır.

BAĞIRSAK SORUNLARI:
1. Geçmişte kendisini üzenlere öfke.
2. Kendisine yapılanları hazmedememe.
3. Kabızlık varsa eskiyi, olanları bırakamama ya da parasızlık korkusu vardır.
4. İshalde ise hayatın akışına güvenmeme duygusu bulunur. Hayatı kontrol edemediğini hissediyordur.
5. Basurda bir şeyleri yetiştirememe korkusu, yük altında olduğunu hissetme ya da geçmişi bırakamama.

ŞEKER HASTALIĞI
1. Hayattan zevk alamama,
2. “Yapacak bir şey kalmadı”. Pes etme.
3. Keşkeler yaşama.

ADETLE İLGİLİ SORUNLAR
1. Fiziksel olarak kendini beğenmeme, dişiliğini reddetme ;

2. Annesinin farkında olmadan ‘ seni erkek bekliyordum’ demesi. Bilinçaltında ‘Ben neden erkek olmadım?’ diye düşünmesi.
3. Cinsel organların kirli ya da günahkar olduğuna inanma.
Bu şikayetler ileri boyutta olursa; rahim kanseri veya cinsel organda sorunlar oluşabilir.

BOĞAZ BÖLGESİ (Farenjit, Tonsillit, Guatr)
1. Başkalarını kırmaktan çekinme.
2. Kendini ifade edememek
3. Öfkesini içine atma…
4. Değişmeyi kabul etmemek.

FITIK OMURGA SORUNLARI
1. Yaşanılan hayatın yükleri,
2. Hayatta zorlanma, kopmuş ya da kopmakta olan ilişkiler.
3. “Tüm yük benim omuzlarımda ,benim sırtımda” düşüncesi.
4. Korku ;” El alem ne der?” İçsel gevezelik.
5. Kararsızlık.
6. İçerlemek ve suçlamak ya da suçluluk duygusu
7. Bastırılmış öfke.
8. Kendini feda edememe.
9. Alay edilme, aşağılanma korkusu.
10. Taşıyabileceğinden fazla yük altında olma.
11. Başkalarının sorumluluğunu üstlenme.
12. Kendini çaresiz hissetme.
13. Kendini değersiz ya da güvensiz hissetme.
14. Sevgisiz hissetme,
15. İnat etme.

BÖBREK HASTALIKLARI:
Kendini üzen bir olay yaşama, bunu sindirememe, düş kırıklığına uğrama, başarısızlık yaşama, geçmişi affedememe. ‘Ben bunu hak etmedim’ düşüncesi.

FELÇ:
1. Aileyi bir sevgi ortamında bir araya getirmek isteği.
2. Duygularını ifade edememe.
3. Parkinsonda ise her şeyi ,herkesi kontrol altında tutmaya çalışma vardır.

MS VE ALZHEİMER:

1. Aşırı düşünce,
2. Aşırı kontrolcülük,
3. Aşırı “ben bilirim, ben doğruyum “düşüncesi,
4. Esnek olmayan bakış açısı, katı kurallar
5. Çok ağır iş disiplini,
6. Aşırı bastırılmış ve gizli kalmış aileye, akrabalara ve çevreye olan kendini ispatlama çabası.

GÖZDE ARPACIK SORUNU
1. Hayata öfkeyle bakma.

2. Affetmeme.

3. Kabullenemediği biriyle olma.

4. Kendi cinsiyetini ya da bedenini kabullenmeme.

5. Kendi kendisiyle çatışma yaşama.

İLTİHAP VE SİVİLCE:
İçe bastırılmış öfke, gerginlikler.

KALP KRİZİ VE KALP SORUNLARI
1. Para ya da mevki uğruna fazla çabalama.
2. Hayat sevincini kaybetme.
3. Duygusal sorunlar.
4. Kalbi sevgiye kapatma.
5. Aşırı gerilim ve stres.

CİNSEL SOĞUKLUK:
1. Babadan korkma.
2. Zevk almayı reddetme.
3. Cinsel ilişkinin kötü bir şey olduğu inancı,
4. Korkular,
5. Yanlış inanç kalıpları,
6. Taciz.
7.Duyarsız,sevgisiz,
İlgisiz ,anlayışsız bir eşe sahip olduğunu düşünme.

ALERJİ:
1. Kendi gücünü inkâr etmek.
2. Öfkesini içe atmak, eski konuları gündeme almak.
3. Bebek doğduğunda alerjisi varsa, bu anneden kaynaklanır. Anne sorunun nedenini fark eder, çeşitli çalışmalarla, tekniklerle bu durumu düzelirse, bebek de allerjiden kurtulur.

KISIRLIK SORUNU
1. Korku,geleceğini güvensiz hissetme ve kaynaklarını yeterli bulamama.
2. Kendi anne ve babasını yetersiz bulma düşüncesi;
3. Bedeninin bebeği kabullenmemesi,
4. Ebeveynliğe hazır hissetmeme.

KİLO SORUNU
1. Kendini güvende hissetmeme.
2. Korunma ihtiyacı.
3. Özellikle kadınlarda, erkeğe karşı duyulan öfke veya babaya karşı duyulan öfke kız çocuğun kilo almasına ve erkekleri kendinden uzaklaştırmasına neden olur.
4. Kollarına kilo alıyorsa; kendini beğenmeme ve onaylamama
5. Sevgi açlığı.
6. Bacaklarına ve kalçalara kilo alıyorsa; güvensiz hissetme.
7. Çoğunlukla çocuklukta babaya duyulan öfke.
8.Karşı cinsi uzak tutmak, cinselliğe tepki.

KULAK SORUNU
Duymak istemediği bir şeylerden uzaklaşmak isteme.

MİDE HASTALIKLARI:
1. Korku.
2. Bir düşünce ve durumu kabul etmeme,
3. Kaygı,
4. Yetersizlik,
5. Birini memnun etmeye çalışmak.

MİGREN:
Hayatı çok fazla sorgulamak. Yönetilmekten hoşlanmamak. Cinsel korkular, Hayatın akışına karşı direnmek.

NODÜL:
1. “Ben bunları hak etmiyorum. Bunu bana nasıl yaparlar?”
“İnsanlar beni neden anlamıyor?” vb. düşünceler.
2. Zihinsel tekrarlar, affetmeme.

Not: Teşhis ve tedaviyi doktor yapar…
Burada yazdıklarım ,teşhis ve tedavi ile birlikte ; olumsuz düşünce ve duygu birikimlerininin temizlenmesi sayesinde, şifalanmanın kolaylaşabildiğini fark etmeniz içindir.

Belki paylaşırsınız ve sizinle birlikte pek çok insanın farkındalığını artırmış olursunuz.
Tüm yaşamınız, sağlık, mutluluk, huzurla dolu olsun.
Sevgiyle Kalın…:)
Ayşegül Özkonak

Page 2 of 3

Ayşegül Özkonak