Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim

Tag: eğitim

Bir Çocuğun Ruh Sağlığına Kimler Etki Eder?

Bir Çocuğun Ruh Sağlığına Kimler Etki Eder?
Bugün bir telefon aldım.Bir anne ağlayarak şunları söylüyor:’Hocam,oğlum 6 yaşında .Ayaklarında doğuştan bir bozukluk vardı.Yazın ameliyat ettirdik’
-Geçmiş olsun Allah şifalar versin .
‘Daha da ameliyat olacak.Okula başladı.Geçici alçı yaptılar hamdolsun,yürüyebiliyor.
-Çok güzel,gözünüz aydın.Peki ama ağlamanızın nedeni ne?
‘Hocam asıl ağladığım,üzüldüğümün nedeni öğretmeninin sözleri. Yağ satarım bal satarım oynatıyormuş.Oğlum da oynamak istemiş. ‘-Sen sakatsın,olmaz.Sen otur.’Demiş.Çocuğum ağlıyor.Bu nasıl öğretmen. Benim çocuğum sakat değil.İyileşecek…Şimdi ben ne yapayım?Çocuğum okula gitmek istemiyor.Arkadaşları da ‘sen sakatsın’diyormuş.
Sevgili öğretmenler,sizler pedagojik eğitim almış insanlarsınız. Bir küçücük çocuğun psikolojinden anlayabilecek kapasitedesiniz. Değerli tüm öğretmenlerimi tenzih ediyorum. Eğer mesleğinizi sevmiyorsanız,insan ve de çocuk psikolojisinden anlamıyorsanız, bu meslek ağır geliyorsa lütfen bırakın. Bırakın ki mesleğini seven,öğrencisinin( ister engelli , ister engelsiz olsun) psikolojini düşünen,onu geleceğe hazırlayan saygıdeğer,mesleğinin hakkını veren öğretmenler gelsin. Bir öğretmen kişiyi eğitmek ya da öğretmekle kalmaz. Toplumu da eğitir ve öğretir. 25 yıllık tecrübem bana bunu öğretti.
O öğretmen şunu söyleyebilirdi: ‘Çocuklar,Arkadaşınız ameliyat oldu.İyileşecek.Size göre biraz yavaş koşabilir.O da oyuna katılacak. Ama biz şimdi ne yapmalıyız? Ona yardımcı olmalıyız. Hadi bakalım. Çooook güzel. Harikasınız…İşte böyle…’Diyerek,onu da oyuna katarak,hem diğer öğrencilerde sevgi ,birlik-beraberlik duygusu geliştirmeliydi .Hem de o çocuğa bunun bir eksiklik olmadığını farkettirir,kendine güvenini artırırdı. O öğrencisi engelli de olabilirdi. Hiç fark etmez…Unutmayalım ki Helen Keller adında kör ,sağır,dilsiz çocuğa inanan ve onun öğretmen olmasını sağlayan kişi annesi ve öğretmeniydi. Ve bunun gibi daha niceleri…İşte öğretmenlik budur.
Sevgiyle kalın .
NOT:’Siz ya da sevdiğiniz engelli olmayabilirsiniz. Ama sağlam her insan adaydır. Bir kaza ya da hastalık engelli olmaya neden olabilir. Bu yazıyı herkes paylaşsın ki sadece bir öğretmen değil, tüm insanlarımız engelli bireylere nasıl davranması gerektiğini bilsin.

Bugün Farklı Ne Öğrendin?

Bugün Farklı Ne Öğrendin?
Yıllar önce ben ortaokula, ablam liseye giderken;okuldan geldiğimizde annem bize ‘ Gününüz nasıl geçti? Bugün ne öğrendiniz yavrum?’ diye sorar,biz de heyecanla o gün dikkatimizi çeken bir dersin konusunu aklımızda kaldığınca anlatırdık.Ve farkında olmadan o öğrendiğimiz konuyu tekrar etmiş olurduk.Hatta annem İngilizce kelimeleri,cümleleri ablamla birlikte tekrar ederdi.Öğrenmeyi ve öğretmeyi sanırım bu yüzden ÇOK seviyorum…Annem ilkokul mezunu bir kadındır.Anneannem ,dayımın tüm ısrarlarına rağmen annemi okula göndermek istememiş’O benim tek kızım,körün bir değneği (bu arada rahmetli çok da iyi görürdü).diyerek engel olmuş.Annem üniversite okumamış ama ailede tam bir psikolog gibidir.Bir çocuğa nasıl davranılır,toplum içinde nasıl rencide edilmez.Hatası varsa ,kızmadan bağırmadan ,eleştirip dövmeden,küçük düşürmeden nasıl kenara çekip konuşulur?..Bir çocuk nasıl eğitilir?…Fazla şımartmadan,fazla sıkmadan,baskı uygulamadan…Konuşarak…
Bir insan nasıl dinlenir?…Bir insanın gözüne bakarak gerçek anlamda dinlemeyi ben annemden öğrendim.Ben annemin bizi yetiştirirkenki davranışının öneminin farkında değildim.Ta ki Öğretmen olup, 1986’da Leo Buscaqlia’nın bir kitabını okuyana kadar.O da kitabının başında babasının kendisine ‘ Leo bugün farklı ne öğrendin?’diye sorduğunu yazmıştı…Ben de oğlumu yetiştirirken annemi taklit etmişim.Eğitimci olduğumda da öğrencilerime uygulamışım.Yani bende bu öğreti ,davranışa dönüşmüş.Eskiden velilerime şimdi de çocuklarına öğrenci koçluğu yaptığım anne babalara söylediğim birşey var: Çocuklarınız okuldan eve geldiklerinde onlara ‘ Gününüz nasıl geçti?Bugün farklı neler öğrendiniz?’diye sorun.Öğrenmek için can atacaklardır…

Sevgi Üzerine (Genç Öğretmenlere)

Sevgi Üzerine (Genç Öğretmenlere)

Yıl 1982…Çoğu arkadaşım gibi kendimi tanımak nedir ? Hangi meslek bana göre ;nasıl tercih etmeliyim? Daha bunların ne anlama geldiğinin  bilincinde olmadan üniversite sınavına girmiş ve Anadolu Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nü kazanmıştım. Son sene Eğitim Fakültesi’nden bir yıl pedagojik formasyon dersleri aldım.Fakülte bittiğinde Biyolog olarak mezun olduğum halde  çocukları çok sevdiğim için Biyologluğu değil, öğretmenliği tercih ettim.Baba mesleği…1986 yılında öğretmenlik yeterlilik sınavı vardı.Sınavı kazandım ve Adana’nın Saimbeyli ilçesine atamam yapıldı.
Yanımıza, orada yaşayabilmem için gerekli birkaç parça eşyayı da alarak; annem,babam ve ilkokulu yeni bitirmiş erkek kardeşimle birlikte ilçeye vardık.İlçede tek bir lise var. Yamaçta…Babam bir ev bulmuş. O da ilçenin bir ucunda ,dağın diğer yamacında. Araç yok sizi okula taşıyacak. Eve yerleştik.yerleştik dediysem iki divan evden getirdiğimiz bir halı,birkaç parça kilim,döküm sobamız,hepsi o. Babam yeni mekana alışayım diye bir süreliğine annemi ve kardeşimi yanımda bırakıp eve döndü.Gece yorgunluktan erkenden  uyuyup sabah annemim ‘Gül uyan fare! ‘deyişiyle uyku sersemliği ile gözlerimi açtım. Tavanın ahşap kalaslarından boncuk gibi simsiyah gözlerle bana bakan minik fareyi gördüm. Annem başka ev bulmam için üsteliyor. Nerden bulacağımı düşünüyorum. Önceki akşam ev sahibim ve eşi sağolsunlar,bizi ağırlamışlar.Orada kalacağımızı söylemişim,bir yandan ayıp olur düşüncesindeyim. Evde iki oda var; biri 15 m2 lik.Diğer oda 20 m2. O odada cağlık dedikleri kapı arkasında meyilli bir yer yapmışlar. Banyo yok . O meyilli alan banyo yapmak içinmiş. Mutfak yok,dolap yok. Ocak yok. Tuvalet yok. Evden çıkıp  sola dönüp dar bir sokak başında, derme çatma tuvalet benzeri bir yeri kullanacaksınız .Işığı da yok. Mumla aydınlanmalısınız. Mecburen başka bir ev bulduk.Orası da pek farkı yok ama bir gömlek üstün.Yeni eve taşındık. Taşınırken komşularım çok iyi insanlar, hemen yardıma koştular. Sobayı elbirliği ile kurduk , kurduk kurmasına ama soba yakmayı da bilemiyorum; sıkıntılı bir durum anlayacağınız…
Bir hafta oldu okullar açıldı.Okulun ilk günleri. Çok idealistim. Çok heyecanlıyım. Ben öğretmenim ve ülkeme öğrenciler yetiştireceğim; öyle sevinçliyim ki.. Kendimi Çalıkuşu’ndaki Feride gibi hissediyorum. Derse girdim.Öğrencilere heyecanımı belli etmemeye çalışıyorum. Öğrencimin biri dikkatimi çekti.O kadar agresif bir delikanlı ki ,sanki dövecek gibi bakıyor. Belli ki sınıfın elebaşılarından; sevilmeyen , itilmiş, insanlara kin besleyen bir tavır sergiliyor. Korkmadım desem yalan olur. Korktum.Ama ben oranın lideriyim.Ben onları eğitmeye gelmişim kaç kilometre öteden. (O yıllarda Kişisel Gelişim kitapları yeni yeni piyasadaydı ,Leo Busqaclia’nın Sevgi ve 9 Numaralı Otobüsle Cennete adlı kitaplarını okumuştum. Çok da etkilenmiştim.). Ayrıca çocukları da çok seviyorum. Bilgim de var…Tek eksiğim tecrübe ama babamın öğretmenlik anılarını da dinlemişim yıllarca. Her insanın içinde güzellikler vardır düşüncesine de sahibim. Bir amacım, bir hedefim var. İyi insan yetiştirmek…
Öğrencilerime ilk konuşmamı yapmak istedim.Dedim ki ‘Çocuklar, şimdiye kadar hangi karakterdeydiniz,nasıl tanınıyorsunuz bilmiyorum. Size bir şey söylemek istiyorum. Sizinle ilgili yüreğimde hepiniz için beyaz bir sayfa var. Eskiden ne olduğunuz önemli değil. Haylaz , tembel , neyse ne.?. Siz eğer kendinizi değiştirmek istiyorsanız, değiştirebilirsiniz. Yeter ki isteyin…Daha güleryüzlü, daha dürüst, çalışkan,iyi niyetli, coşkulu mu olmak istersiniz.? Kendinizi öyle hayal edin…Değiştiğinizi göreceksiniz. Her biriniz saygıya layıksınız. Neden?… Çünkü insansınız. Saygıya değersiniz…’
Zaman geçti ; ben okulda disiplinli, tatlı sert bir öğretmenim. Öğrencilerim beni çok seviyorlar, ben de onları. O serseri görünümlü delikanlı, beyefendi davranışlar sergiliyor…Dersleri de düzeldi.Birgün ablası beni evlerine davet etti.Öğrencim beni evlerinde görünce ceketinin düğmelerini ilikleyip ‘Hoşgeldiniz Hocam’ dedi gülümseyerek. Ablası dönüp bana: ‘Hocam bu çocuklara ne yaptınız?Büyü falan mı?…Kardeşim yüz seksen derece değişti. Bambaşka biri oldu’ deyince ona şu cevabı verdim:’Hiç bir şey yapmadım.Sadece kendilerini sevmelerini ve saymalarını öğrettim…’
Yıllar sonra öğrendim ki o öğrencilerimin büyük çoğunluğu okumuş, iyi yerlere gelmişler.O davranış değişikliği yapan öğrencim eğitimine devam edememiş ama dürüst ve iyi bir insan olmuş.Bu da beni çok gururlandırdı.
Sevgili genç öğretmen arkadaşlarım.Bizler çok zor şartlarda öğretmenlik yaptık. Sizin de çalıştığınız koşullar kötü mü ? Koşullarınız ne kadar kötü olursa olsun, oraya insan yetiştirmek üzere gittiğinizi hep hatırlayın.Öğrencilerinizi kendi çocuklarınız gibi sevin. Onlara değer verin. Önemseyin…Onların küçük de olsalar bir birey olduğunu hep hatırlayın. Onlar ülkemizin insanları. Ve saygıya layıklar. ‘Eğitim ailede başlar’ dediğinizi duyar gibiyim. Ancak  ailesiden hangi eğitimi alırsa alsın;öğrenci öğretmeninden daha çok etkilenir, hele de onu severse. Şunu hep hatırlayın ;öğrencileriniz ileride anne ve baba olacaklar.Vatanını ve insanları seven, doğayı koruyan,özgüvenli ,iyi niyetli,adaletli, değerli,saygılı, sevgili, merhametli,dürüst olmalılar ki öyle çocuk yetiştirsinler ülkemize.Sevgiyle kalın…NLP Eğitmeni Yaşam Aile Öğrenci Koçu Ayşegül Özkonak

Ayşegül Özkonak