Aysegul Ozkonak

Kişisel Gelişim

SU VE HAYATIMIZ

Duş alacaksınız, şofbeni açtınız.
Tabii ki suyu da; ama sular akmıyor.
Ne yaparsınız?
Ne hissedersiniz?

Hiç istemediğimiz bir durum değil mi?

İçme ve kullanma suları azalıyor ve azalmasına bizler de farkında olmadan destek veriyor olabilir miyiz?

Nasıl mı?

Şöyle; küçük bir örnek vereyim. Şofbeni yakınca suyu da açarız doğru mu?…
Musluğa sıcak su gelene kadar da soğuk su boşa akar. Milyonlarca insan bu şekilde davransa, (ki davranıyor) tonlarca içme ve kullanma suyumuz bu şekilde kanalizasyona akmış olmuyor mu?

Düşünün… Sabah kalktınız. El yüz yıkıyorsunuz ya da abdest alıyorsunuz, diş fırçalıyorsunuz ya da traş oluyorsunuz. Tüm bu işlemler bitene kadar suyu açık bırakıyor olabilir misiniz?…
Bu şekilde her gün su; musluktan boş yere akıyor olabilir mi?…
“Ne olacak canım, 3 -5 dk. su aksa ne olur? Parasını ben veriyorum. ” düşüncesindeyseniz yanılıyorsunuz.
Bir kez deneme yapın. Musluğu açın ve altına bir kap koyup bekleyin 3-5 dk.
Ne oldu?
Kap doldu mu?
Ben size söyleyeyim. Çünkü denedim. 5 litrelik kap doldu.
Düşünün…
Ayda kaç kez banyo yaparsınız?
Evde kaç kişisiniz?
Kişi sayısını da ekleyin.
Şimdi hesaplayın ülkemizdeki o kadar insanın suyu bu şekilde harcadığını ve kaç ton temiz suyun kanalizasyona boş yere aktığını…Coronadan dolayı günlük su tüketimimiz daha da arttı biliyorsunuz.

Şimdi düşünün; siz evinizde ve iş yerinizde ne kadar suyu boşa akıtıyorsunuz?

Ayrıca genel tuvaletlerde bazılarımız, sifonu dikkatsiz çekiyor, ya da vanayı tamamen kapatmıyor ve tonlarca su bu şekilde de kanalizasyona akıyor.
Tekrar düşünün. Siz de bu şekilde davranmış olabilir misiniz?…

Hepimizin bildiği gibi yağışlar fazla olmadığı için, baraj doluluğu da azalmış durumda.

Ülkemiz açısından gereksiz su tüketiminin önüne geçmek için, bizler de bir nebze olsun katkıda bulunabilir miyiz?

Mesela, şofben yaktığımız ve suyu açtığımız aşamada musluğun altına bir kova yerleştirsek; su boşa akmasa ve o kovadaki suyla ister, balkonumuzu yıkasak, istersek yerlerimizi silsek, istersek, çiçeklerimizi sulasak nasıl olur?

Ayrıca musluklarımıza aşırı su tüketimini engelleyen aparatlardan taksak nasıl olur?

Boş yere akıttığımız her suda; başka insanların da hakkı olduğunu düşünerek sularımızı dikkatli kullansak; hem kendi ekonomimize, hem ülkemize, hem Dünya’mıza bir katkı sunsak nasıl olur?

Sevgiyle kalın….

lütfen paylaşalım ve çok fazla insana ulaşalım.

Ayşegül Özkonak

BİR ÇOCUK NASIL MOTİVE EDİLİR?

Biz daha çocukken babam birgün; annemi hastalandığı için doktora götürmüştü. (Ben o günlerde yaklaşık 9, ablam 12 yaşlarında ve ikimiz de küçük kardeşimize bakalım diye, türlü tembihlerle evde bırakılmıştık.)Annemi ilk defa rahatsız görüyorduk ve tabii çok üzüldük.Çocuk aklımızla; o eve gelsin ve mutlu olsun diye ona sürpriz yapmayı istedik. Ne yapalım diye düşünürken, (o zamanlar çamaşır makinemiz yok) ablam çamaşır yıkamayı önerdi; çamaşır sepetindeki çarşafları, teneke leğene koyduk, başladık yıkamaya ama o güne kadar hiç çamaşır yıkamamışız. Annemden gördüğümüz kadarıyla yıkadık, yıkadık; temiz olduğuna kanaat getirince, güya duruladık. Sıra sıkmaya geldi tabii, ama sıkamıyoruz; çünkü gücümüz sıkmaya yetmiyordu. Olsun… Bahçemizde duvardan duvara gerilmiş çamaşır telimize, sulu sulu da olsa sermeye uğraştık; ancak bu defa da seremiyoruz çünkü boyumuz kısa kalıyor, ipe yetişemiyorduk. Doğrusu bunu hiç hesaba katmamıştık. Yıkadığımızı sandığımız beyaz çarşafların uçları, yerlerde sürünüyordu. Attıra attıra sonunda çarşafın bir ucunu tele tutturduk. Yamuk yumuk da olsa sonunda tele yerleştirdik. Çamurlanan kısımlarına su dökerek temizlemeyi de akıl ettik. Uzaktan bakıp yaptığımız işle gurur duyduk. Biz işimizi bitirdikten bir süre sonra annemler çıkıp geldiler, eve girmeden önce; – Anne bak sana bir sürprizimiz var. Diyerek neşe içinde annemin elinden tutup onu bahçe tarafına doğru çektik. Bir yandan da çok heyecanlıyız. Annem yaptığımız işi beğenecek ve mutlu olacak hevesiyle, onun ne diyeceğini bekliyoruz. Annem bir ucu yerde, bir ucu telde rengi griye dönmüş çarşafı görünce bir çığlık attı;

– Uuuyyyy, bu ne?! Ben ne yapacağım şimdi? Ak ak yıkadınız, kara kara mı serdiniz?! Durduk yerde bana iş çıkardınız diye söylenmeye başladı. Ablamla ikimiz kalakaldık. O şaşkınlıkla ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı bilemedik. Suçlandık… Ezildik, mahçup olduk ve öncekinden daha fazla üzüldük. Amacımız sadece annemize destek olmaktı, onu memnun ve mutlu etmekti ama herşey şimdi tam tersiydi. Öylece kalakaldık; çünkü annemizin başardığımız işe tepkisini biz, başka şekilde hayal etmiştik. Ağzımızda bir şeyler geveledik… Durumumuzu fark eden babam hemen araya girdi ve anneme döndü; parmağıyla “sus” işareti yaptı. Çarşafın yanına gitti. Islak ıslak eline aldı. Kokladı.- Oooohhh. Mis… Mis gibi olmuş. Ellerinize sağlık. Aferin. Aferin benim kızlarıma dedi. Babamın bu tavrı beni çok mutlu etti. “Yaptığım işi başardım, iyi ki yaptım” inancını hissetirdi. O çarşafları sonra ne yaptıklarını hatırlamıyorum; ama o günden sonra makine alınana kadar, bir daha annemden izinsiz çamaşır yıkamadık. … Annem mavi kişiliklidir. Mükemmeliyetçidir. Hâlâ öyle. Yapılan hiçbir şeyi kolay kolay beğenmez. Çocukluğumdan bu yana annemden; (onu memnun edebilmek için), yaptığım her işin en iyisini yapmayı öğrendim. Babam, sarı kişilikli. Herşeyin iyi tarafını görür. Bizi motive eder, olduğu gibi kabul eder ve onaylardı. Hep babamdan motive olurdum. Ondan da; yapacağım bir işe, sevinç içinde ve hemen koyulmayı öğrendim. Hâlâ öyleyim. Bir işe başlarken, babamın o gür ve motive edici sesini duyar gibi olurum. Anne ve babamın bu kişilikte olmaları belki de benim kazancım olmuş. Çünkü birbirlerini dengelemişler. Buna benzer bir anıyı yaşayan bir çocuk; tamamen girişimciliği, çabayı, gayreti, azmi, karşısındakini mutlu etmeyi bırakabilir. Duygusal zekası gelişmeyebilir. Benim şansım babamdı. Bu anımla sizlere şunu belirtmek istiyorum. Eğer siz de mükemmeliyetçiyseniz; çocuklarınızın (varsa torunlarınızın) hatta eşinizin, yapmak istedikleri o işleri durdurmaktan; kurmaya çalıştıkları hayal dünyalarını yıkmaktan uzak durun. Onları özgür bırakın. Hatta yapacağınız işleri, onlarla birlikte ve o işi eğlenceli hale getirerek, beraberce yapın. Görev verin. Sorumluluk verin, verdiğiniz sorumluluğun takibini yapın. Sizleri mutlu etmek için yapacakları şeyleri hatalı bile yapsalar, (iyi niyetlerini fark ederek) onları motive edin. Edin ki, çocuklarınız hayat başarısına; eşiniz de “başardım, eşimi mutlu ettim ” inancına sahip olsunlar.

Ayşegül Özkonak

KÜSMEK; SESSİZ ÇIĞLIK

KÜSMEK; SESSİZ ÇIĞLIK
Kendisini, duygularını, düşüncelerini, fikirlerini; karşısındakine doğru ifade edemeyen, anlaşılamadığını hisseden bazı insanlar; iletişimi küserek sağlamaya çalışır.
Küsmek; ‘beni duy'” diyen sessiz çığlıktır.
Küsmek; konuşmayarak karşıdakini cezalandırmak ve anlamasını beklemektir ama aynı zamanda iletişimi de kesmek demektir.

Eğer küstüyseniz, karşınızdaki kişi sizin ne amaçla ve neden küstüğünüzü anlamayabilir. Anlamadığı gibi hatta sizin önceki tavrınızla şimdiki tavrınızı birleştirerek, duruma ya da size daha da fazla içerleyerek öfke duyabilir.
Konuşulmayan sözler, içsel (monolog) olarak konuşulduğu için kırgınlıklar daha da artar.
Hatta bazen kırgınlık o kadar artar ki; küçük bir dokunuşla olay çığırından çıkabilir. Kavga boyutuna geçebilirsiniz.

Siz de küsenlerdenseniz, ebeveynlerinizden birisi muhtemelen bu davranışı yapıyordur.

Eğer iletişim istiyorsanız, şimdi kendi kendinize şu soruları sorun ve bir karar alın:

  1. Küsmesem en kötü ne olur?
  2. Duygularımı onun anladığı dilde ona aktarsam ne kaybederim?
  3. Hem saygı çerçevesinde konuşup, içimdeki gerçek duyguları ona söylesem, hem de onu anlamaya çalışsam en kötü ne olur?
  4. Küserek onu cezalandırmak istiyor olabilir miyim?

Eğer sürekli küsüyorsanız;

  1. Kendinizi doğru ifade edemiyorsunuzdur. Karşınızdaki ile iletişim dilini bilmiyorsunuzdur.
    Kendinizin ve onun kişiliğini öğrenip o kişiliğe uygun davranmayı deneyin.
  2. Karşınızdaki birey sizin eşiniz değilse ve beklenti içine girerek küstüyseniz; beklentiden uzak durun. Kimse sizin istediğiniz gibi davranmaz. Davranamaz ve buna mecbur da değil.
    Anne baba, kardeş, eş, evlat, gelin, damat da olsa kimse sizin beklentilerinizi yapmak zorunda değil.
    Başkalarının sizin isteklerinizi yapma zorunluluğunuz varsa bundan vazgeçmeyi deneyin.
  3. Küstüğünüz kişi eşiniz olsun olmasın, küsmeden de iletişim kurmanın yollarını araştırın.
  4. Düşünün. Ona eleştirel ebeveynlik yapıyor olabilir misiniz?
    Sizin aldığınız eğitimle, onun aldığı eğitim, aile, kültür, görgü kuralları vb. arasındaki fark; gündem ve eleştiri konusu oluyor mu?
    Karşınızdakini eleştirmeden konuşmaya ve davranmaya çalışın. Eşinize ya da sevdiklerinize karşı ELEŞTİREL EBEVEYN olmaktan uzak durun.
    Eleştirmiyor ama eleştiriliyorsanız, siz de onu ve kendinizi (dıştan olmasa bile içten) eleştiriyorsunuzdur.
  5. Onu değiştirmeye çalışıyor olabilir misiniz?
    Çevrenizdekileri değiştirmeye çalışmak istiyorsanız bu tutumdan uzak durmayı deneyin. Eğer siz değiştirilmeye çalışıyorsanız, tepkinizi uygun bir dille ifade edin.
  6. Küsmek yerine, duygunuzu bağırıp çağırmadan da, sakince karşıdakine ifade etmeyi deneyin. İlk denemeler başarısız da olsa yılmadan devam edin, başardığınızı fark edeceksiniz.
  7. Çok sık küsüyorsanız, ÇOCUK EGOSUYLA hayatın merkezinde olmaya çalışıyor, ilgi ve sevgiyi küserek elde etmeye çalışıyor olabilirsiniz. Toplumsal ilişkilerde küsmek, uygunsuz ve doğru da değil. YETİŞKİN EGOSUNDA olmaya çalışın.
  8. Herkesi, herşeyi olduğu gibi kabul etmeyi deneyin. Kabule geçmek, sizi özgürleştirir.
  9. Duygu ve düşüncelerinizi rahatlıkla ifade ettiğinizde siz de rahatlayacaksınız. Belki karşınızdaki kişi sizin kırılma nedeninizin bile farkında olmadan o davranışı yaptı.
    Bilemezsiniz. Bunu ancak karşılıklı konuşarak anlayabilirsiniz.
  10. Kendinizi ve insanları özgür bırakmayı, esnek olmayı ve akışa bırakmayı deneyin.
  11. İnsanları yönetme isteğiniz ve kontrolcülüğünüz varsa bundan vazgeçmeyi deneyin. Kendinize şunu sorun :
    ” İnsanları kontrol etmesem, yönetmesem en kötü ne olur? “
    Yönetiliyorsanız, uygun bir şekilde tepkinizi ortaya koyun.
  12. Aklınızda olsun. Karşınızdaki insana, onun fikirlerine, düşüncelerine, konuşmalarına saygılı davranmanız iletişiminizde büyük fayda sağlar.
  13. Agresif, her tavrınız, aranızda kin, nefret duygunuzu artırır. Yakınlaşmak isteyen insanı kendinizden uzaklaştırır ve yalnızlığa itilirsiniz.

O sizden nasıl bir davranış bekliyor? Düşünün. Onun konuşmalarına ve kendi konuşmalarınıza odaklanın. Olay ya da esas durum ne?
Bu sorunu nasıl çözebilirsiniz?

  1. Empati yapmayı deneyin.
    Hiç güleryüzlü tatlı dilli olduğunuz bir anınız oldu mu?
    “Hiç olmadı” diyemezsiniz doğru mu?
    Kendinize şunu sorun: “O kişiye karşı güleryüz ve tatlı dilli olsam en kötü ne olur?”
  2. Siz küsmüyorsunuz ama eşiniz ya da sevdiklerinizden biri küsüyorsa; aranızda bir iletişim sorunu var demektir. Önce onu doğru dinlediğinizden, doğru anladığınızdan, doğru davrandığınızdan, konuşurken doğru dil kullandığınızdan emin olmaya çalışın. Yukarıdakilere sizin de dikkat etmenizi öneririm.

Bu yazımı okuduktan sonra davranış değiştirmenize rağmen kendinizde ya da sevdiğiniz insanda küsme davranışı devam ediyorsa, alışkanlığınızdan nasıl vazgeçeceğinizi bilemiyor ve iletişimde sorunlar yaşıyorsanız; bir uzmandan destek alabilirsiniz.

Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak

ERKEKLER NEDEN ALDATIR?

“Hocam merhaba.10 yıllık evliyim. Mutlu bir evliliğimiz vardı. Vardı diyorum. Çünkü kocamla şimdiye kadar bir sorunumuz yoktu. Geçen ay cebinde mesajlar ve fotoğraflar yakalayana kadar. Kendisine de belli etmemeye çalışıyorum. Kocamı çok seviyorum. Şimdi ne yapmalıyım. Lütfen bana bir akıl verin. Yoksa kafayı yiyeceğim. Herşey yerli yerindeyken beni neden aldattı ki? “

ERKEKLERİN ALDATMA NEDENLERİ NELER ?

  1. Anne ile ilgili içsel çatışmalarının olması. (Bir erkeğin yaşamında tanıştığı ilk karşı cins; kendi annesidir. Anne ile olan iletişimsizlik; yıllar sonra onun karşı cinsle olan ilişkisini de olumsuz etkileyebilir. Anne ile olan geçmişteki sorunların, çözümlenmesi gerekir. Bebekliğinde onu büyüten birden fazla bakıcı kadına güvensiz bağlanma zorunluluğu olduysa, bu da etken olabilir. )
  2. Bazı erkeklerde yaş ilerledikçe, erkek olarak kendini cinsel anlamda güçlü gösterme çabası görülebilir.
    Cinsel anlamda hala başarılı olduğunu ispat etme isteği. Özellikle, eşini kendisinden yaşça küçük kızlarla aldatan erkekler, kendisinin hala cinsel başarıya sahip bir erkek olduğunu ispata çalışıyor olabilir.
  3. Eşi tarafından sürekli eleştirilen, yargılanan, kınanan, suçlanan, kıyaslanan, küçük düşürülen erkek; aldatarak bu duyguları hissettiren eşine karşı intikamını almayı tercih etmiş olabilir.
  4. Bazı erkeklerde değersizlik, yetersizlik duygusunun olması; elde edilemeyecek kadınları elde edince zafer kazanmışlık hissi ya da başarı duygusunun oluşması.
  5. Merhamet duygusunun dönüşüme uğraması. Zorluklarla mücadele eden, güçsüz, korunmaya muhtaç olan bir karşı cinse karşı koruma içgüdüsüyle hareket ederken; (istisna da olsa) kendindeki merhamet, karşıdakininki minnet duygusu ile başlayan davranış şekli sonrasında; duygusal birlikteliğe dönüşebilir.
  6. Bazı erkeklerin eşinden cinsel ve duygusal anlamda tatmin olmaması; eşini de ‘’ çantada keklik ’’ olarak görüyor olması.
  7. Eşi ona sürekli olumsuz davranıyorsa; asık suratlı, kavgacı, şikayetçi, mızmız, dırdırcıysa erkek; ona daha yakın ve anlayışlı davranan başka kadının varlığından etkilenebilir.
  8. Bazı erkeklerin karısı ona artık yetersiz geliyorsa, istediği iletişimi sağlayamıyorsa.
  9. Çok eşlilik geni taşıyorsa, cinsel aldatmalar görülebilir.
    (2008 ‘de İsveç Carolinska Enstitüsü araştırmalarına göre; bazı erkekler doğuştan çok eşliliğe yatkın, bazıları tek eşliliğe yatkın. Bilimsel kitaptan hoşlanırsanız; Louann Brizendine’ ın Erkek Beyni adlı kitabını okumanızı öneririm. )
  10. Bazı erkeklerde andropoza girme korkusu varsa, aldatmaya meyil açısından etkili olabilmektedir.
  11. Cinsel zevki ön plana alma onun için önemliyse, eşine kendini ifade edemiyorsa, testosteron fazlalığı var, evliliğinde heyecan azsa.
  12. Kadın her ne kadar
    “- Kocamla bir sorunumuz yok. Ben ona kadınlığımı da yapıyorum, evlatlarıma anneliğimi de yapıyorum.” dese bile;
    erkekte sevgi isteği, önemsenme isteği, ilgi isteği varsa ve erkek bu isteklerinin karşılanmadığına inanıyorsa, aldatmada etkili olabilir.
  13. Cinsel hayatının monoton olduğuna inanıyorsa ve kendisini duygusal boşlukta hissediyorsa.
  14. Karısı onu her anlamda sürekli küçümsüyorsa.
  15. Karısının önceliği farklıysa, kendi kişisel bakımına ve çekici olmaya, kadınsı olmaya özen göstermiyorsa.
  16. Karısında aldatılma korkusu varsa ve erkeği bu konularda sürekli suçlayıp kontrol ediyorsa
    erkek de; “Al işte gerçekten aldatayım da gör.” davranışına düşebilir ya da aldatmaya meyilli hale gelebilir.
    Ayrıca kadında aldatılma korkusu varsa, bildiğiniz Kuantum çekim yasası gerçekleşir. Erkek aldatmayacaksa da aldatabilir duruma gelebilir.
    Olay; “Korktuğum başıma geldi” ye dönüşebilir.
  17. Erkeğin babası, dayısı, amcası da eşlerini aldatan bir erkekse ve bu davranışı rol model olarak kabul ettiyse; (bilinçli haliyle “aldatmak çok yanlış” der ama, aynı onlar gibi davranabilir. Çünkü davranışı bilinçdışında kendine kopyalamış olabilir.)
  18. Daha çok; iş arkadaşı gibi fiziksel anlamda fazla yakın oldukları ya da sosyal medyada yıllar sonra bulduğu
    unutamadığı bir çocukluk arkadaşı, eski sevgili ya da eski bir okul arkadaşı; ya da kendine yakın hissettiği akraba, aile dostu gibi yakından
    tanıdıkları kadınlarla eşlerini
    aldatabilmektedirler.

Not: Tüm bunların olması aldatmayı mübah saymamalı.

ERKEKLERİN ALDATMADAKİ İNANÇLARI

Ortak bilinçten gelen,
“Erkeğin elinin kiri. Aldatmayan erkek yoktur.”
“Aldatmayan erkek ya erkek değildir ya parası yoktur.”… gibi olumsuz inançlar;
“Eşim beni anlamıyor, benimle ilgilenmiyor, onunla cinsel anlamda anlaşamıyoruz.”
“Eşim eskiden olduğu gibi bakımlı değil. Ona karşı istek duymuyorum.”
“Çocuklar olmasa çoktan boşanırdım ‘’ vb. Gibi inançlar, sözler; aldatmaya kılıf hazırlayan inanç ve sözlerdir.

ALDATAN ERKEKLERDEKİ DEĞİŞİKLİKLER NELERDİR?

Eskiden kılık kıyafetini önemsemeyen erkek, aldatmaya başladığında kendine, saçına başına ayrı bir özen göstermeye başlar. AVM’ lere daha sık uğrar, kendi tarzı olmayan kıyafetler bile alabilir. Kiloluysa diyete ve spora başlayabilir. Banyo yapmaya erinen erkek, banyo yapmaya aşırı isteklidir. Her zaman kullandığı parfümden farklı parfüm kullanmaya başlayabilir. Eve dönüş saatleri değişir. Geç gelmeler, il dışı seyahatler ve iş toplantıları artar. Para harcama oranı eskiye göre artar. Cep telefonunu evde iken kapatabilir ya da sessize ve her daim yanına alabilir ya da gelen telefonlara cevap vermek için ayrı bir odaya çekilir. Farklı şifreler koyar. Sık sık mesajlaşır. Her zamanki tavırları farklılaşabilir. Eşine, eve ve çocuklara karşı ilgisizleşir. Hatta agresifleşir. Normalde hediye almıyorsa, karısına sık sık hediye almaya; bazen de olmadığı kadar iyi davranmaya, cinsel gücünde bir artış olmaya başlayabilir. Bu durum, vicdan azabından ya da suçunu gizleme isteğinden kaynaklanacağı gibi, cinsel performansın artması, kendini bu anlamda başarılı görmesinden de kaynaklanabilir. Bu belirtiler aldatıyor anlamına gelmese de, erkeğindeki değişiklikler; kadının sezgi gücü tarafından hemen farkedilir.

ALDATAN ERKEKTEKİ DEĞİŞİKLİKLER

Erkek aldattıktan bir süre sonra, başarılı hissetme duyguları azalmaya; kendini suçlu hissetmeye, özsaygısını, özgüvenini yitirmeye başlar.
Başka bir ilişkinin getirdiği sorumluluk, tedirginlik, yakalanma korkusu ve kaygısı, utanç duyma, hem eşi hem sevgilisi tarafından terkedilme, reddedilme korkusu, toplum içinde saygınlığını yitirme kaygı ve korkusu ile cebelleşmeye başlar.

ALDATILIYORSANIZ #NE YAPMALISINIZ?

Eğer erkeğiniz tarafından aldatıldığınızı düşünüyorsanız, kesin kanıt yoksa, önce gizliden, “Sana inanıyorum, sana güveniyorum” mesajı verin.
Eğer kesin kanıt varsa,
” Benimle eskisi gibi ilgilenmediğini ve uzak durmak istediğini hissediyorum. Bu durum beni rahatsız ediyor. Bu konuda bir yardım alalım mı? ” şeklinde eşinizle konuşmalısınız.

Eğer eşiniz, başka birisi olduğunu açıkça itiraf ederse; bazı duygu durumlarından geçeceğinizi bilin. Öfke, üzüntü, kırgınlık, kızgınlık, kin, nefret, yas süreci, uykusuzluk, onurunuzun ve gururunuzun incinmesi, öc alma isteği, güven duygusunda zedelenme, özgüven, özsaygı, özdeğerinizin azalması, yetersizlik duygusu, kendini sevmeme, terkedilme, istenmeme, reddedilme, kabul edilmeme duygusu ve korkusu, son olarak da depresyon dönemi başlayacaktır.

Bu dönem kişiden kişiye değişebilir. Bazılarında bir kaç ay, bazılarında aylarca hatta yıllarca dönem dönem devam edebilir. Bu dönemde bir evlilik veya ilişki terapistine başvurulması gerekir. Çünkü aldatılma bir travmadır.
Aldatılma sonrasında yaşanan sıkıntılar ve sorunlar, her iki taraf için de; bakış açılarının, algının değiştirilmesi, hataların telafisi ve teknik çalışmalarla çözülebilen bir durumdur.
Evliliği hemen bitirmek yerine her iki taraf da; “bu davranışa ya da duruma nasıl bir çözüm sağlanmalı?”
“bu durum bana ne öğretti? Kendimde neyi, nasıl değiştirebilirim? ” kısmına odaklanarak, altta yatan nedenler tesbit edilerek, “aldatma/aldatılma korkusu giderilerek, her iki eş de farkında olmadan yaptıkları davranışlarını düzelterek; sevgiyi, saygıyı ve güveni artırıcı çözümler ve teknikler sayesinde, mutluluk için yeni bir başlangıç oluşturabilirler.

Not: Kadının da erkeğin de beklenilen davranışları yerine getirmemiş olsalar bile; eşleri tarafından aldatılmaları doğru değil.
Aldatılmak büyük bir travma.
Aldatmak büyük bir hatadır.

Her iki tarafın da eşlerini aldatmaktan uzak durması gerekir.

Tüm bunların olması aldatmayı mübah saymamalı diye de özellikle belirttim.

Aldatma nedenlerinde; erkeklerin annesiyle olan ilişkisinden, güvensiz bağlanmadan, gen özelliğinden, iletişim sorunundan, kadınların yapmaması gereken davranışlardan bahsettim.

Yazıdaki amaç kadın tarafının, eşine karşı yaptığı olumsuz davranışları yapmamaya özen göstermesi içindir. (Erkekle ilgili kısmını zaten yazdım.) Mesela bir kadın sürekli eşini aşağılıyorsa, yargılayıcı, suçlayıcı, kınayıcı, eleştirel konuşuyorsa, küçümsüyor, sürekli dırdır ediyorsa; evlilikte bir sorun var demektir. Böyle davranmasının altında bazı nedenler vardır. O nedenler bir destek alarak tesbit edilmeli, birbirlerine karşı doğru davranış sağlanmalıdır.

Amaç kadını suçlamak değil tam tersine; eğer bir destek alamıyorlarsa, eksikleri, yanlışları, olumsuz davranışları varsa bunları fark edip, düzeltmesi;
erkeğin de kendisiyle ilgili düzeltmesi gereken davranışlarını, sözlerini düzeltmesi ve böylece daha mutlu, daha huzurlu olmalarını sağlamak içindir.

Bunun kadın versiyonunu daha sonra paylaşacağım. Sevgiyle ve mutlu kalın. Ayşegül Özkonak

Sevgiyle kalın…

EŞİM KANKASIYLA GÖRÜŞEBİLİR /Mİ?

Sosyolojik Soru

  1. Eşinizin karşı cinsten bir kankası olabilir mi?
  2. Buna izin verir misiniz?
  3. Onunla (sizden izinli ya da izinsiz) bir yerlerde buluşabilir, sohbet edebilir, başbaşa bir yerlerde yemek yiyebilir mi?
  4. Onunla mesajlaşıp, geyik muhabbeti yapabilir mi?
  5. Siz bu durumu nasıl karşılarsınız?

Not: Şu an bekar olmanız önemli değil. Evli olsaydınız bu konuda ne düşünürdünüz?
Sosyolojik bir sorudur.

Gelelim cevaplara.

Bu yazıyı; uzun zaman önce bana aldatılma nedeniyle başvuran bir danışanımın sözleri üzerine; farkındalık olması amacıyla yazdım.

Size sorduğum bu sorular da, onun sözlerine ait.

“Hocam dün gece eşimin mesajlarını okudum; kankasıyla beni aldattığını fark ettim.

Tamam. Eşimin karşı cinsten bir kankası olabilir.
Buna izin veririm.
Haberim olsun olmasın; onunla bir yerlerde buluşabilir, geyik muhabbeti ile mesajlaşabilir, sohbet edebilir, başbaşa bir yerlerde yemek yiyebilir.

Bunların hepsini normal karşılıyorum.

Normal karşılayacağımı da en başta söyledim, çok güvendim ona; ama bunu yapmamalıydı.
Tüm bunlara izin vermeme rağmen beni aldatmamalıydı.
Çok üzgünüm hocam. Şimdi ne yapacağım ben?! “

Bu durumu yaşayanlara;

Aldatan eşe cevap:

Bekarken bir ” kankan” olabilir. Bekarken hareketlerinde özgürsündür.
Bununla birlikte, evlendiğinde bekarken yaptığın pek çok şeyi, evliyken yapmamalısın.
Evliysen, “karşı cinsten kankan” olmamalı. Evlendikten sonra sınırı korumalısın.
İşyerinde iş arkadaşın olması ve sosyalleşmen son derece normal ve ilişkin; işyerinde kalmalı.

Evlilik sorumluluk almak demektir.

Evliliğin sorumluluğunu kaldıramıyor musun?
Büyümemiş, olgunlaşmamış mı hissediyorsun kendini?
Eşinle evlenmenin nedeni neydi?
Aldatmanın nedeni neydi?
Eşinde neyi aradın da bulamadın?
Kankanda hangi eksikliği tamamladığına inanıyorsun?
Kendindeki eksiklik neydi?
Kök ailende eksik olan neydi?
Çocukluğunda alman gereken o sevgi ve ilgiyi anne babandan alamadın ve duygusal açlık mı çekiyorsun?
O duygusal açlığı eşinde doyurmak için sen nasıl davranmalısın, eşin nasıl davranmalı?

Evlendiğinde; sorunlarını da, mutluluğunu da, özelini de, her şeyi; eşinle paylaşabilmelisin. Elbette ki arkadaşların olacaktır. Bununla birlikte, arkadaşlarınla paylaştıkların dozunda ve sınırında kalmalıdır. “Ben eşimle hiçbir şey paylaşamıyorum. Kankamla daha iyi paylaşıyorum” Diyorsan; özelini, her şeyini kankanla paylaşıyorsan, eşinle paylaşabileceğin bir şey kalmıyorsa; burada bir dengesizlik, uyumsuzluk ve bir sorun var demektir.

Bu konuda mutlaka bireysel ve eşinle birlikte bir destek almanızda fayda var.

Aldatılan eş gibi düşünenlere cevap:

Evlenmeden önce, en başta bu davranışların yanlış olduğunu belirtmelisiniz/belirtmeliydiniz.
“Sen beni kıskanıyorsun” diyorsa, şunu bilin; her insan kıskanabilir. (Hastalık derecesinde kıskançlıktan bahsetmiyorum).
Çünkü kıskançlık, insanın yaradılışında (fıtratında) vardır. İnsan sahiplenme duygusu olmadan alanını koruyamaz.
Nasıl ki, hücrelerimizin, bedenimizin, evlerimizin, ülkelerin bir sınırı varsa; ailemizin de bir sınırı olmalı. “Ben modernim, eşime güveniyorum” diyorsanız, güven elbette olmalı ama sınır ve dengeyle birlikte…Yine de bu yaşam sizin. İstediğiniz inanca sahip olabilirsiniz.

Danışman olarak benim fikrim; eğer bir aile kuruluyorsa, çiftler evlendikten sonraki her davranışlarına dikkat etmeli.
Aksi halde, aldatmalar artacak; boşanmalar, mutsuz çocuklar, kırılıp dökülen hayatlar, yerle bir olan hayaller; çocukların ve aldatılan eşin zihninde; hayata, insanlara güvensizlik, kaygılar, endişeler, kaybetme korkuları artmaya devam edecektir.

Hareket ve davranışlarına dikkat edildiğinde ise; o yuvada güven olacaktır. Güven ailenin temelidir. Güven arttıkça; sevgi, saygı, muhabbet, mutluluk, huzur artacaktır. Bu mutluluk ve huzur da; ailelerden dalga dalga tüm topluma yansıyacaktır.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

TARTIŞMA SIRASINDA DİKKAT EDECEKLERİMİZ

  1. Tartışırken kullandığınız kelimeleri doğru seçin. Küfürden, hakaretten, şiddetten uzak durarak, hislerinizi söyleyin.
  2. Evliyseniz ve çocuklarınız varsa; çocuklarınız tartışmanızdan sonra, eşinizle tekrar nasıl barıştığınızı görsünler. Anlaşmazlık yaşayan her insanın tartışabileceğini ve sonrasında barışabileceklerini bilmek; onlarda güven duygusu oluşturur.
  3. Onların yanında birbirinizi suçlamaktan;
    “Annenizin yaptıklarına bakın! Anneniz her seferinde işte bana bunu yapıyor. “
    “Babanızın bana yaptıklarını gördünüz mü? Herşey babanız yüzünden!” Şikayet ve suçlamalarından; onları hakim, savcı konumuna getirmekten uzak durun.
    Aksi halde çocuk, size ve hayata güvenini yitirir.
  4. “Boşanalım” kelimesini söylemekten uzak durun. Aksi halde çocuklarınızın yüreğinde onulmaz yaralar açmış olursunuz. İstemeden de olsa; hissettikleri o kaybetme korkusunu yıllarca taşımalarına neden olursunuz.
  5. Tartışırken eski konuları değil; sorun oluşturan şu anki konuları gündeme getirin. Eski konular, geçmişe dönülemeyeceği ve düzeltilemeyeceği için çözümsüz kalır. Daha çok öfkelenmenize neden olur.
  6. Tartışma yaşanırken;
    “Sen ne ahlaksız erkeğin/kadının tekisin. Sen ne salaksın!” gibi hakaret içerikli sözler kullanarak karşınızdaki insanın kişiliğiyle değil;
    Onun yaptığı davranışlar ve kullandığı sözler üzerine konuşun.
  7. Tartışma öncesi ve sırasında kendi duygularınıza odaklanın. “Ben sana şunun için kırıldım. Şu sözün, şu davranışın beni incitti, üzdü.” diyerek, sadece duygularınızı ifade edin.
  8. Tartışma sırasında, onu eleştirmekten, yargılamaktan, kınamaktan, suçlamaktan uzak durun; gerçek duygularınız odaklanın. “Şimdi, bu durum bana ne hissettiriyor? “diye düşünün ve o anki duygunuzu söyleyin.
  9. Her evde illa ki tartışma olur bununla birlikte; ne kadar öfkelenseniz de; evdeki çocukların sizi rol model aldıklarını hatırlayın. Ona göre söz ve davranışlarınıza dikkat edin.
  10. Eğer hâlâ geçmişe takılı kalıyorsanız; size yapılan olumsuz davranışları, sarf edilen olumsuz sözleri unutamıyorsanız bu konuda bir destek alın.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

DUYGUSAL ŞİDDET ve YAPMAMIZ GEREKENLER

Duygusal şiddet, hangi tür ilişki olursa olsun, şiddete uğrayan bireyin kendine olan inancının düşmesine neden olur.

Eşiniz ya da partneriniz sizin
her sözünüzü, davranışınızı, seçimlerinizi küçümsüyor, sizi suçluyor, eleştiriyor, kınıyor, aşağılıyorsa; ya da utandırıyor, mahçup ediyor, alay ediyor, rezil olmanıza neden oluyorsa, ya da aşırı öfkeliyse, hakaret ediyor, küfrediyorsa, lakap takıyorsa, tehdit ediyor ve cezalandırıyorsa, yalan söylüyor, manipule ediyorsa,
tahakküm altına alıyor, kontrol ediyor, kendinizi kapana kısılmış gibi hissettiriyorsa; duygusal şiddet uyguluyor demektir.

Sürekli duygusal şiddete maruz kalan kişide kaygı, travma sonrası stres bozukluğu, uykusuzluk, depresyon gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilir.

Olayın içinde olduğunuz için duygusal şiddeti kolaylıkla fark etmeyebilirsiniz. Aşağıda yazdığım örneklerle, bunu daha iyi fark edebilirsiniz.

  1. Yakın ya da uzak çevrenizdeki insanların yanında sizi aşağılar mı ve düşünce ya da davranışlarınızla alay eder mi?
  2. Sevgi, ilgi, şefkat isteğinizi karşılamıyor mu? Sizi ihmal eder mi?
  3. Bu davranışından rahatsız olduğunuzu söylemeye çalıştığınızda “sen de çok alıngansın, sulu gözsün” der mi?
  4. Her davranışınızı, konuşmanızı eleştirir, düzeltmeye çalışır; eğer bir işte çalışıyorsanız, işinizi bile kontrol etmeye çalışır ve sizin kendinizi yetersiz hissetmenize neden olur mu?
  5. Bir yerden alışveriş yapmak istediğinizde “ne diye aldın, gerek var mıydı? ” diye sorgular mı, engel olur mu; ya da satın aldığınız bir şeyi “olmamış, ne zevksizsin, bu alınmaz! ” diye değiştirtir mi? Sizi kontrol eder ve para harcamanıza karışır mı?
  6. Kendinizi geliştirmek istediğinizde alay eder mi, hayallerinizi ve küçücük başarılarınızı takdir etmek yerine, sizi sürekli aşağılar ve küçümser mi?
  7. Bir konuda sizi haksız duruma düşürüp, kendi haklılığını size dikte eder mi? Kabul edilmediğinde öfke duyar mı?
  8. Yaptığı hatadan dolayı üzüldüğünüzde çok zor özür dileyip, “ama sen de bunu yapmıştın” diye sizi suçlar mı ya da sık sık özür dileyip aynı hataları tekrar tekrar yapar mı?
  9. Bireysel sınırlarınızı ihlal ediyor mu? Kendi ailesi, kendi isteklerini ön plana alıyor ve sizinkileri önemsemiyor mu?
  10. Eleştirel ebeveyn davranışıyla, size yol gösterme bahanesiyle; “senin/bizim yaşadıklarımızın asıl nedeni yine sensin” imasıyla sizi sık sık suçluyor mu?
  11. Üzüldüğünüzü söylemek, duygunuzu ifade etmek istediğiniz bir anda laf karıştırır mı? Duygularınızı umursamaz ve önemsemez mi, sizinkileri ötelerken, başkalarının duygularını daha iyi anlar mı? Kendinizi ikinci plana atılmış hisseder misiniz?
    Sizin duygularınızı, düşüncelerinizi, önerilerinizi, ihtiyaçlarınızı önemsemez mi? Kendinizi kötü hissetmenize neden olur mu?
  12. Sık sık küser mi?
  13. Sorunları çözmek için bir adım atmak yerine, sizi suçlayarak sık sık; “ayrılalım/tamam hadi madem boşanalım! ” diye tehdit eder mi?
  14. Sizi yönetmek, kontrol etmek için, cinsel ilişkiden mahrum bırakarak sizi cezalandırır mı?
  15. Özelinizi, sırrınızı anlattıysanız bunu çevrenizdekilerle paylaşır mı?
  16. Kök ailesine bağımlı olup, sizi dışlıyor, öteliyor hissine mi kapılıyorsunuz?
  17. Sizi o kadar değersizleştirip, “Bana kul köle olmalısın. Benden daha iyisini bulamazsın. Benim kadrimi bil.” mesajı verir ve kendinizi suçlu ve nankör hissetmenize neden olur mu?
  18. Gitmek istediğiniz yerler konusunda mutlaka ona danışmak zorunda kalır mısınız? Gitseniz bile, sık sık mesajla sorup” Yanında kim var? Konum at. Resim at. Görüntü ver” diye sizi sürekli kontrol etmeye mi çalışır? Tepki gösterdiğinizde; “Seni seviyorum. Kaybetmekten korkuyorum” der mi?
  19. Ona güven duymaz mısınız? O size güven duymaz mı?
  20. Onunla birlikteyken; yargılanacağınızı kınanacağınızı, suçlanacağınızı, eleştirileceğinizi düşünüp; konuşmaya çekinir misiniz?

DUYGUSAL ŞİDDETE KARŞI NE YAPMALIYIZ?

  1. Her davranışınızı, konuşmanızı eleştiriyor, kontrol ediyor, düzeltmeye çalışıyorsa; sınırını bilmesi gerektiğini hatırlatın.
  2. Eğer sizi sosyal ortamdan ayırıyorsa, sizin üstünüzde bir baskı kurmaya çalışıyor, ‘onunla görüşme, bununla görüşme, o sana kötülük yapıyor’ diyorsa; önce düşünün. Engel koyduğu insanlar size gerçekten zarar mı veriyor? Ailenizle ya da arkadaşlarınızla görüşmenizi engellemeye çalışıyorsa;
    aileniz ve arkadaşlarınız sizin iyiliğinizi istiyor ve siz de onlara güveniyorsanız; kesin ve net şunu söyleyin. “Benim kararlarıma karışmaktan uzak dur.”
  3. Sizi bulunduğunuz ortamlarda rencide ediyor, utandırıyor, mahcup ediyorsa; siz de elaleme rezil olmamak için sessiz kalıyorsanız, kararlı bir şekilde tepkinizi ortaya koyun.
  4. Ekonomik özgürlüğünüzü kısıtlıyorsa; az miktarda verdiği paranın hesabını yapıyorsa; yine kararlı ve net bir şekilde bu davranışı yapmaya hakkı olmadığını belirtin.
  5. Kendinizi geliştirmenize, eğitim ya da kurslar almanızı, engelliyorsa; çalışıyorsanız işe gitmenize mani oluyorsa; yüksek lisans yapacaksanız “ne gerek var, otur evinde” diyorsa;
    kendisine bağımlı olmanızı istiyordur.
    Kararlı bir şekilde yolunuza devam edin. Hayallerinizin peşinden gidin.
  6. Duygularınızı düşüncelerinizi öfkeliyken değil; ikiniz de sakinken ifade etmelisiniz.

Duygusal şiddete maruz kalmak; öz saygınızı, özgüveninizi, özdeğerinizi fark ettirmeden düşüreceği için; önlem almalısınız. Öncelikle yüreğinizdeki, ruhunuzdaki, zihninizdeki bu yaraları tamir edip, kendinizi iyileştirmelisiniz.

Şimdi düşünün…

Çocukluğunuzdan bu yana buna benzer ilişkilere maruz kaldınız mı?
Sevginin bu şekilde alınacağına mı inanıyorsunuz?
Yoksa sadece şimdiki ilişkiniz mi bu şekilde?
Bu duruma gelmek, sizin olanlara sessiz kalmanızdan kaynaklanmış olabilir mi?
Yıllarınızı verdiğiniz bu ilişkinin; en önemlisi kendi yaralarınızın tamiri için; ilişkinizin telafisi ve iletişiminizin daha iyi olması için neler yapmalısınız?

Bununla birlikte, sizin bu insanı seçmiş olmanız ve onun kurtarıcısı durumuna gelmiş olmanızın nedenini de sorgulayın.

Bekarsanız ve size hep bu özellikte partner geliyorsa kendinize şunu sorun; ‘Bu özellikteki insanları hayatıma çekmemin nedeni ne?

Onun bu tavırları hayatımdaki hangi insana benziyor? Anneme mi, babama mı, eski sevgilime mi? ‘

Evliyseniz de sorulara devam edin.

Bu kişi ile beraber olmak bana ne kazandırıyor?

Bu kişi ile beraber olmak bana ne kaybettiriyor?

Bana psikolojik şiddet uygulayan bu insan, hangi yönümü bana gösteriyor?

Çok mu çekingenim?
Çok mu sessizim?
Ezik mi davranıyorum?
Sesimi çıkaramıyor muyum?
Hakkımı arayamıyor muyum?
Bu özelliklerimi nasıl değiştirebilirim?
“Hayır” diyemiyor muyum?
Kararsız mıyım?

Ben bu ilişkide hangi ihtiyacımı karşılıyorum?

Bu davranışa izin vermemin nedeni ne?

Bireysel sınırımı bilemiyor muyum, sınırımı nasıl çizebilirim?

Öncelikle kendinizi değersiz, yetersiz, özgüvensiz hissediyorsanız, “hayır” diyemiyorsanız bu konularda destek almalısınız.

Onu değiştirmekten vazgeçin. Çünkü değiştiremezsiniz.
Şunu bilin. Sorunun tümü sizin değil. Çocukken ezilerek, her şekildeki şiddetle büyüyen kişi; size bunları yaşatıyor.
Onun da bir destek almasını sağlayın.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

KADIN OLMAK ve KADINLAR GÜNÜ

Bir çocuğun babası annesine şiddet uyguluyor. Çocuk çare arıyor. Kurtarmaları için babaanne ve dedesine durumu anlatıyor.
Babaannenin cevabı:
“Babanız sizi seviyor da ondan. Erkektir. Sever de döverde.

Çocuk bu cevaba şaşırıyor ve sevgi kavramı onun zihninde;
” sevgi = şiddet” olarak yerleşiyor.

Bu çocuk büyüyor. Aynı çocuk bir erkekse eğer; evlendiğinde karısına ve çocuklarına şiddet uyguluyor.
O çocuk eğer bir kız çocuğu ise, büyüdüğünde; tıpkı annesi gibi kendisine şiddet uygulayan bir erkeği, eş olarak seçiyor. Niye? Çünkü zihnindeki eş kayıtları böyle çalışıyor.

Kadın şiddete maruz kalıyor. Bazen fiziksel, bazen psikolojik, bazen duygusal, bazen cinsel, bazen ekonomik…
Şiddet gören kadın, eşinden aynı şiddeti bir daha bir daha yaşamamak için boşanmayı tercih ediyor ama içindeki bir ses, “acaba eşim iyi bir eş ve baba olur muydu? Boşanmakla yanlış mı yaptım? Çocukları babasız mı bıraktım? Çabuk mu pes ettim?
Aslında özünde iyi bir insandı. Öfkelenince gözü bir şey görmüyordu. Az daha suyuna mı gitseydim? ” Diye düşünüyor ve kendini suçluyor.
Kadın ya geri dönüyor, değişen bir şey olmuyor, şiddet devam ediyor; ya da daha kötüsü oluyor… Kısır döngü devam ediyor.

Bu şiddeti durdurmak için ne yapmalı?

  1. Ağır cezalar getirilmeli.
  2. Ağır cezalar yetmiyor. Toplumsal bir eğitim gerekli.
  3. Evlilik ve aile olabilmek için evlilik çağında herkes, eğitimden geçirilmeli.
  4. Erkek; öfkeyi yönetebilmeyi öğrenebilmek için,
    “Öfke Yönetimi Eğitimleri” ve bireysel terapiler almalı.
  5. Önce ailede sonra okullarda kadına, insana, hayvana, doğaya saygı öğretilmeli.
  6. Sorun yaşayan çiftler mutlaka Aile Danışmanlığından destek almalı. Çünkü tek başlarına bu sorunu çözemezler. Çözebilselerdi zaten sorun diye bir şey olmazdı.
  7. Toplum olarak bizler de, gerçekleşen bu olumsuz vakalara sesimizi çıkarmalıyız. Bununla birlikte, kullandığımız her kelimeye de dikkat etmeliyiz.
    Vurgu yapmak istediğim şu;
    olmasını istediğimiz şeyi söyleyeceğiz. Olmasını istemediğimizi değil.
    “Aklıma gelen başıma geldi deriz” ya.
    İnsanlarımız psikolojiyi ve NLP ‘yi bilmediği sürece ortak bilinçten gelen olumsuzluklar da ne yazık ki devam ediyor.
    “Kadına şiddete hayır!”
    Değinizde, bilinçaltı, “kadına şiddeti” alabiliyor.
    Bu cümlenin yerine, “Kadına saygıya evet.” Cümlesini yazdığımızda, konuştuğumuzda, okuduğumuzda; “kadına saygıyı” alıyor.
    Kişi “Öldürülmek istemiyorum, tacize uğramaktan korkuyorum” diyor.
    Gerçekten de bunu yaşıyor. Çünkü bilinçaltı kayıtları bu şekilde çalışıyor.

Bu cümlelerin yerine;
“Sağlıklı yaşamayı seçiyorum”
“Güvende yaşamayı seçiyorum” dese, size de rahatlatıcı gelmiyor mu?
Hem bilinçaltı kayıtları doğru çalışsa, hem nesilden nesile bu şekilde aktarılsa daha iyi olmaz mı?

  1. Başına düşen görev ise şu; verdiği bu tarz haberlerde, en ince ayrıntıya kadar vermekten uzak durmalı.
    Aksi halde, insanlarımız duyarsızlaşabiliyor ve olayları kanıksayabiliyor…
  2. Bir diğeri, şiddet ve cinsellik içerikli bilgisayar oyunları. Hem de tahmin edemeyeceğiniz kadar çok tehlikeli…
    Elinde silah, zorba suratlı aktörlerin olduğu, kadına şiddeti, öldürmeyi sergileyen diziler, filmler yasaklanmalı.
    Bunun yerine, aile kavramı, dostluk, komşuluk ilişkilerine, doğa ve insan sevgisine önem veren diziler, filmler yapılmalı.

Sonuç: Kadına güzel bir çiçeğe bakar gibi sevgiyle bakıldığı, değer verildiği, saygı gördüğü, önemsendiği, takdir edildiği, emeğinin karşılığının verildiği günler olsun.

Bir gün değil; hergün
Kadınlar günü kutlu olsun.

EVLİLİĞİMİZDEKİ SORUNLARI ÇOCUKLARIMIZLA PAYLAŞALIM MI?

EVLİLİĞİMİZDEKİ SORUNLARI ÇOCUKLARIMIZLA PAYLAŞALIM MI?

Bir danışanım demişti ki, “Ben babamı çok severdim. Bizi küçükken çok şımartırdı. Ama annem babamızı bize hep kötülerdi. Zamanla babama sanki düşman oldum. Her sözü, her tavrı bana batar oldu. Hatta tartışırdım. Annemi savunurumdum. Annem, ben onu savunduğum için konuşmaz, susardı. İçi rahatlardı. Zamanla anladım aralarındaki farkı. Yaptığım yanlışlığı. Ama çok geçti. Babamla aramıza sanki bir duvar örülmüştü. Yıkamadığımız bir duvar… Onu kaybedince bunun daha çok farkına vardım. Bu defa da anneme öfkem iyiden iyiye arttı. Artık mutsuz, asabi bir insan olmuştum. Eskiyi getiremiyordum . Annemden de tamamen uzaklaştım. Annem beni babama karşı kalkan olarak kullanmıştı. Küçükken anlamamıştım. Şimdi büyüdüm ve herşeyin farkındayım.Herşeyi çok daha iyi anlıyorum ama yapabileceğim hiç bir şey yok. Çok geç.” Bu sözler size de tanıdık geldi mi?

Diyelim ki evlisiniz, eşiniz ya da kayınvalidenizle aranızda ne geçerse geçsin çocuklarınızla paylaşma isteği duyuyor musunuz?

Kendinizi haklı gösterme, haklılığınızı ispat etme çabasında mısınız?

O halde okumaya devam edin.

Evlilik sorunlarınızı çocuklarınıza yansıtıyorsanız, eşinizi, onun ailesini suçlayıp, kötülerseniz, babaannesini, halasını, amcasını ( erkekseniz; eşinizi ve onun kök ailesini) kötülerseniz; ayrıca çocuğunuza onların size yaptıkları davranışları gözyaşlarıyla anlatırsanız; çocuğunuzun ruhunda açtığınız yara kapanmaz.
Çünkü duygularınızı boşalttığınız çocuğunuz; kötülediğiniz o kişilerin devamı…
Kökleri…
Bir çiçeği, bir ağacı köksüz düşünebilir misiniz?…
Köksüz bir ağaç nasıl canlı kalamazsa, köklerini sevmeyen inkar eden çocuklar da hayata güvenle bakamazlar.
Yetişkin olduklarında, sorunlu giden evliliklerinin ya da evlenememelerinin kökeni; küçükken anne babasıyla olan ya da olması gerektiği gibi olamayan iletişime dayanmaktadır.
Babası/ annesi kötülenen çocukların yetişkin olduklarında karşı cinsle ilişkileri bozulabilir, evlenmekten korkabilir; evlenemeyebilir, evlense bile sorunlu bir evlilik yaşayabilir.

Çocuk; kötülenen anne / babasından nefret edebilir. Nefret etmesinin nedenini de bir türlü anlamlandıramaz.
Bununla da kalmaz. Biraz daha büyüdüğünde, kötüleyen kişiden de nefret edebilir. Çünkü söz bumerang etkisi yapar. Yani ne söylersek bize geri döner. Babasını kötülediğimizde, çocuğumuz; kendisini babasından ruhsal anlamda uzaklaştırdığımız için bize de öfke duyabilir.

“Peki bu sorunlarımızı kime anlatalım?” Diyorsanız, objektif konuşan, duygularını olayın içine katmayan bir yakınınıza ya da arkadaşınıza anlatabilirsiniz ancak bu da bir terapi anlamına gelmez.
Sizin ve o kişinin dertleşmek amaçlı sarf ettiği her bir söz, ister istemez sizde olumsuz bir çapa oluşturabilir.

Eğer evliliğinizdeki var olan sorununuza kesin çözüm istiyorsanız; güvendiğiniz inandığınız bir danışmandan yardım alarak, hayatınıza farklı bir bakış açısıyla bakabilir, olumsuzlukların bertaraf edilmesini kolaylaştırabilirsiniz.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

ERKEKLERE ÖNERİLER: KADINLARIN DİLİNİ ANLAYABİLMEK
Kadınların dilini anlayabilmek için birazcık dikkat gerekir.
Bir şey söylüyorlarsa eğer, söylenen şeyin sizdeki gibi tek bir anlam yoktur. O sözün altında söylenmemiş başka bir anlam daha vardır.

  1. İlk tanışma:
    Yeni tanıştığınızda cinselliği çağrıştıracak söz ve davanışlardan kaçının.
    Kadınlar cinsel bir nesne olmaktan rahatsızlık duyarlar.
    Arkadaşlık ilerleyince, (o da ancak izin verirse) elini tutabilir, yanaklarına dokunabilir, omzuna sarılabilirsiniz. Bu davranışlarla kendini güvende hisseder. Kendine değer verildiğini, önemsendiğini, saygı duyulduğunu hisseder.
  2. Özen göstermek:
    Kadınlar fazla bakımlı erkeği sevmezler. Aşırı parfüm, jöle, törpülü tırnaklar vb. uygulamalar onlara itici gelir. Kadınlara göre erkekler, özenli ama doğal olmalı. Doğal olmalı derken de saç sakal birbirine karışmış, yağlı saçlar, tüm gün pijamalarla ya da ter kokusu sinmiş kıyafetle dolaşmaktan bahsetmiyorum.

3.Gözlere bakın:
Kadın konuşurken gözlerine bakılsın ister. (Kadınlar, bebekken bile annesinin yüzüne; erkek bebekten 16 kat fazla bakarlar.)
Kadınlar, dinlenilmek isterler. Dırdır ediyorsa, biraz da dinlenilmediği, kendini anlatamadığı, anlaşılamadığını hissettiği içindir. Patronunuz, iş arkadaşınızla, erkek arkadaşlarınızla sohbet edebiliyorsunuz öyle değil mi? Kadınınızla da konuşabilir, onun isteklerine önem verebilirsiniz. Başkalarına verdiğimiz özenin daha fazlasını, eşlerimize vermeliyiz ki, mutluluğumuz bir o kadar artsın.

3.Konuştuklarını anlamaya çalışıyorsanız, anlayamıyorsanız:
Cümle kurarken en çok neyi tekrar ediyorsa ona dikkat edin. Çünkü ya onu sorun ediyordur kendine ya da sizinle o sorun ettiği şey hakkında konuşmak istiyordur.
-Annem bize gelecekmiş. Annem dedi ki…
-Arkadaşım dedi ki…
Kesinlikle, bu cümlenin altında bir duygu, his, inanç ve istek vardır.

  1. Özel günler:
    Doğum günü, evlilik yıl dönümü gibi özel günleri, cep telefonuna kaydedip onu mutlaka kutlayın. Kadınlar detay sever. Önemsenmek ister.
    Hatırlanmak ister.

5.Hediye vermek:
Hediye almak sevgi dili sıralamasında onun birinci dili ise, ona zaman zaman hediye alın. Verirken de sunuma dikkat edin. Kadınlar sunuma önem verir. Verirken gözlerine sevgi dolu bakın.
Çikolata isteği artmışsa, ki bu istek; muayyen günlerinin ortasına gelen günlerdedir ve bu günlerde östrojen miktarı artmış demektir. Hediye alacağınız zamanları bu günlere denk getirirseniz, hediyeyi beğenme olasılığı artar.

6.Seni seviyorum hangi sıklıkla söylenmeli:
Sık sık ‘’Seni seviyorum ‘’demenize gerek yok. Çünkü o söz; içten gelerek, yüzeysel olmadan samimi olarak söylendiğinde anlam kazanır.
Ancak, kadınınız ‘’Seni seviyorum’’ diyorsa, yankısını bekler. Yani siz de ona;
‘’Ben de seni seviyorum’’ demelisiniz.
‘’Sen beni eskisi kadar sevmiyorsun’’ diyorsa, aslında eskisi gibi ilgi bekliyordur sizden. İltifat etmenizi, onaylamanızı, takdir etmenizi bekliyordur.

7.İstemediğiniz kıyafette ısrar mı ediyor?:
Asla ‘’Çıkar şunu!’’ demeyin.Ters tepebilir. Özellikle de güçsüzlük korkusu varsa, daha çok inat eder.Tartışmaya başlarsınız. Gününüz rezil olur.
-Canım bu seni biraz kilolu mu gösterdi ne? demek daha etkili olur.
Kadınınızın zayıf noktası kilo ise, vücudunun herhangi bir bölümüne tepkiliyse mesela kendi belini kalın buluyorsa o bölgeyi farkettirerek, hafif yüzünüzü de ekşiterek;
‘’Sanki senin bel kısmını daha geniş göstermiş’’ demeniz, ’’ Hiç yakışmadı’’ demenizden daha etkilidir.

  1. Onayladığınız kıyafeti giymesini isterseniz:
    Tezgahtar tavrı sergileyin.
    -Bu kıyafet sana çok yakıştı. Harika, bedenine ve tenine tam uydu.
    ‘’Seni çok fit göstermiş. Harika durmuş üzerinde’’ diyebilirsiniz.(Harika durması da önemli.Yoksa yalan söylediğinizi farkeder. Aman dikkat! Durum daha da kötüleşmesin. 🙂 )

8.Övgü kime yapılmalı:
Başka kadını, kendi annesi bile olsa övmeyin. Kıyaslamayın. Sadece onu övün.

9.Eski sevgili ya da eski eş konusu:
Eski sevgiliniz ya da varsa eski eşinizi asla ona kötülemeyin, övmeyin ve asla kıyaslamayın.
“Hepsi geçmişte kaldı. Benim için sen önemlisin. Benim için biz önemliyiz.”deyin.
Onun geçmişindeki kişilerin ayrıntısını sormaktan da vazgeçin. Doğrusu olan da bu. Herşey geçmişte kaldı. O ve siz önemlisiniz. Bunu da her şekilde vurgulayın.

10.Kendinize aşık etmek istiyorsanız:
Yardımsever olun.Yardım kuruluşlarına beraber katılın. Gezi turlarına birlikte katılın. Başbaşa geçireceğiniz zamanlar ayırın. Beraber yapacağınız etkinlikler, sizi birbirinize yakınlaştırır.

11.Sahiplenme:
A kişisi, B kişisi adına herhangi bir katkıda bulunursa, ona bir şekilde yardımcı olursa, emek verirse; B kişisini sahiplenir.
Eşinizin ya da sevdiğiniz kadının sizin için birşeyler yapmasına izin verin. Kıyafet seçimi ve alımı, pasta -börek yapımı, fikir danışma vb.davranışlar, onun sizi sahiplenmesine neden olur.

12.Özeli Paylaşma:
En özelinizi, projelerinizi, eviniz, aileniz ve kendinizle ilgili hayalleri ilk önce eşinizle paylaşın. Üçüncü kişiden duyarsa öfkesi kabarır. Kendini ikici plana itilmiş, önemsiz, hiç gibi hisseder. Değersizlik duygusuna kapılır. Size güveni kalmaz.

13.Öfkeliyse:
Omuzlarına sarılın, ellerini tutun. Gözlerine bakın.
-Haklısın. Çok özür dilerim. Seni anlıyorum. Hatalıydım. Çok haklısın.
Biraz sakinleş, bunu ikimiz de sakinken konuşalım. deyin. Dikkatini dağıtacak sözler söyleyin. Ertelemesini sağlayın. Ertelemek öfkenin geçmesini sağlar. İkiniz de sakinken konuyu mutlaka konuşup çözüme bağlayın.

14.Cep telefonu sorunu:
Siz cep telefonuyla, bilgisayarla ilgilenirken sık sık sorular sorup, öfleyip püflüyorsa, odadan odaya girip çıkıyor, yüksek sesle konuşarak hızlı hızlı dolaşıyorsa; ’Onu bırak benle ilgilen’ demek istiyordur. Değerli zamanınızı, değerli eşinize ayırın.

15.Şikayetleniyorsa: ’
’Bugün tüm gün koşturdum, yoruldum.Tabanlarım ağrıdı.’’ diyorsa, ilgi şefkat istiyordur. Ayaklarına, bacaklarına, omuzlarına, sırtına masaj yapıverin. Bu sizin birbirinize olan şefkat, güven ve sevgi duygularınızı artırır.

16.Yardım Konusunda: Mutfakta iş yaparken;
-Yardım edeyim mi? diye sorun.
-Yok yok ben yaparım. diyor, iki kere tekrarlıyorsa, sizden yardım istiyordur. Kadınlar ısrarı severler. Yardım konusunda ısrar edin.

  1. Suratı Asıksa:
    Eve geldiniz. Suratı asık.
    -Ne oldu? diye sordunuz.
    -Yok bişey.
    Tekrar sordunuz.
    -Yok bir şey.
    -Hayatım söyle ne oldu? Var Bir şey. Belli…
    -Öf hep ben mi söyleyeceğim. Biraz da sen anla.
    (O sırada sizin annenize kızmıştır ya da sizin bir davranışınıza.)
    Anlaşılmak, haklı görülmek istiyordur. Dinleyip, haklı olduğunu vurgulayın.

18.Fikrini alacaksanız:
Bir şey sordunuz. Yüzünü inceleyin. Suratı asık;
-Bilmem. kendin bilirsin diyorsa, dikkat! Orada sorun var demektir. Durumu onaylamıyordur.

19.Dır dır ediyorsa:
-İş, iş; hep iş. Senin işin hiç bitmez ki zaten. diyorsa; ilgi bekliyordur. İlgilenin.
-Senin için ne yapmamı istersin? diye sorun.
Kadınlar kendileri için yapılan şeylerden mutlu olurlar. Ne yaptığınız önemli değil. Çaba sarfedin yeter.

20.Kadınınız için başka ne yapmalısınız?:
Onu sevin, sayın, ilgi gösterin. Beğendiğinizi zaman zaman vurgulayın.
Sanılanın aksine güldüren değil, yanında kendini güvende hissettiği erkeği sever kadın.
Kadınlar anlayış beklerler eşlerinden. Anlayışlı olun.
Cinsellikten ziyade dokunulmak, şefkat onlarda daha etkilidir.
Haklı görülmek, anlaşılmak ister kadın. Değer görmek ister.
Eşiyle sohbet, onaylanmak, takdir ister. Ev işlerinin paylaşılmasını ister.
Kadının dilini anlamak aslında kolaydır. O dili anladığınızda ise; iletişiminiz kolaylaşır, mutluluğunuz artar. Kadınınızı anlamanız ve mutlu olmanız dileğiyle…
Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

Page 1 of 42

Ayşegül Özkonak