Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim

DOSTLARIMIZ VE KARŞIMIZDAKİNİ ANLAYABİLMEK

Öncelikle hayatımız boyunca edindiğimiz dostlarımızı düşünelim.
Dost sayısı, bir elin parmaklarını geçmez öyle değil mi?
Arkadaş çoktur da, gerçek dostumuz azdır.

Sizin kaç dostunuz var düşünün. Bu kişi aileden biri olabilir. Dışarıdan biri de. Ama illa dışarıdan biri olmasına da gerek yok. Kardeş olabilir, eşiniz olabilir, çocuğunuz bile olabilir.

Hiç dostum yok diyorsanız, kendinize odaklanın.

Acaba neden dostumuz yok?
Nedeni yine kendimiz olabilir miyiz?
Dost olarak kabul ettiklerimizle karşılıklı konuşurken; beden dilimiz, yüz ifademizle dışarıdan nasıl görünüyoruz?
Hiç düşündük mü?…
Meselâ, dostum dediğimiz kişi bize derdini anlatıyorken, onu doğru anlamamışsak, onun duygularını fark edememişsek; konuşmalarımızla beden dilimiz uyumsuzsa; o kişi bir daha bize derdini de, sevincini de anlatır mı? Tabii ki anlatmaz. Çünkü bizi kendine yakın hissetmez. Biz de onun acısını, sevincini başkasından duyduğumuzda; hayıflanırız.
“Neden benden saklıyor. Neden başkalarına anlatıyorsun?
” Neden en sonra ben duyuyorum? “
Deriz.

Eğer böyle bir duygu içindeyseniz;
Nedeni şu olabilir;

  1. Önce kendinizin, sonra başkalarının ne hissettiğine odaklanamıyor, empati yapamıyor olabilirsiniz.
  2. Belki onun ne hissettiğini anlıyor ama karşıdaki kişiye onu anladığınız şekliyle ifade edemiyorsunuzdur.
  3. Anlıyor ama onu anladığınızı ifade etmek, sizin işinize gelmiyordur.
  4. Onu anlıyor gibi görünüyor ama suçlayıcı, yargılayıcı, kınayıcı konuşuyorsunuzdur.
  5. O kendi üzüntüsünden bahsederken; siz de ona benzer bir konuyla ilgili kendi yaşadıklarınızdan dem vuruyorsunuzdur.
  6. Gerçekten de onun duygularını anlayamıyorsunuzdur.

Her şekilde bilin ki, karşınızdaki kişi sizi; kendine dost olarak görmeyecektir.

Duyguları anlayamıyorsanız, yaşamınızda daha gerilere gidersek, belki çocukluğunuzda duygularınızı göstermeyen ebeveynleriniz vardı ya da sizin duygularınızı ifade etmeniz bir şekilde engellendi.
Ağlamanız gerekiyordu. “Ağlama!” dediler.
Belki gülmek istediniz; ” pişmiş kelle gibi ne sırıtıyorsun!? “dediler.
Belki öfkelendiniz;” sesini çıkarma!? “denildi?
Hatırladınız mı?…

Her ne yaşadıysanız yaşadınız. Her şeye rağmen, bu olumsuz döngüyü değiştirebilirsiniz.
Duygusal zekanızı geliştirebilirsiniz.
Bunun için kişilerin beden dillerini, yazışmalarını, mesajlaşırken size gönderdikleri emojileri, konuşurkenki yüz ifadelerini, ses tonlarını iyi incelenmelisiniz. Hele de size söylemediklerini hissedebilmelisiniz. Onun yerine kendinizi koyabilmeli,
yani empati yapabilmelisiniz. Böylece hem iletişiminizi artırabilir, hem de dost kazanabilirsiniz.

Sevgiyle kalın

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam

bütünseldönüşümkoçluğu

BEDENİNDEKİ DUYGUN NE?

Eğer bir kişi ile herhangi bir olay yaşadıysanız; her şeyden önce bedeninize odaklanın. Duygularınız nerede? Size ne hissettiriyor?
Kandırılmışlık, alanına tecavüz edilmesi, istemediğin bir şeye zorlanmak/mecbur bırakılmak, üzüntü, acı, keder, öfke, kızgınlık, kırgınlık, aldatılmışlık, kabul edilmemişlik, ötelenmek, reddedilmek, istenmemişlik, kayıp vb. duygularınız var mı?

  1. Eğer bu olay, durum veya kişi ile ilgili olarak, bedeninizde olumsuz bir duygu hissediyorsanız; geçmişinizde mutlaka buna benzer yaşamış olduğunuz bir olay ya da durum vardır. Aslında kızdığınız, öfkelendiğiniz, kırıldığınız, incindiğiniz, yaralandığınız kişi şimdiki kişi değildir. Bu duygular, size daha önce bunları size yaşatanlaradır. Şimdiki kişi, size bu duygularınızı tetiklemekle görevlidir.
    Sizin öğretinizi size hatırlatan kişidir.
    Geçmişteki sizi üzen, yaralayan zihninizdeki anınız neyse; o anınıza ve duygunuza çalışma yapın. Daha sonra şimdiki olaya çalışma yapın. En son olarak Af çalışması yapın ve bağ koparın. Öğretinizi tamamlayın.
  2. Karşınızdaki kişi ile aynı olayı yaşamanıza rağmen sizin bedeninizde bir duygu yok ama karşıdaki kişide bir duygu varsa (alınganlık, küsme, incinme vb.) olay sizle alakalı değildir, karşınızdaki kişi ile alakalıdır. Siz sadece onun öğretisinde rol almışsınızdır. Öğretici olma görevi üstlenmişsizsinizdir.
    Yaşanmışlıklardan dolayı gerektiğinde özür dileyin.
    Not: Gerçek duyguyu gözlerinizi kapatıp, bedeninize odaklanarak bulabilirsiniz. Ancak o zaman; “bende duygu yok” Diyebilirsiniz. Aksi halde sizde de duygu vardır, siz odaklanamamışsınızdır.
  3. Yaşadıklarınız olay yüzünden, karşıdaki kişiye küsmekten ve alınganlıktan uzak durun. Küsmek; iletişimi kesmek demektir. Duygu düşüncelerinizi saygı çerçevesinde söyleyin. Siz ona duygularınızı söylemeden, karşınızdaki kişi olayın sizdeki etkisini bilemez.

Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam

bütünseldönüşümkoçluğu

ZİHİN GÜCÜYLE BAŞARABİLİR MİYİZ?

Zihin gücüyle, başarmak istediğimiz şeyleri başarabilir miyiz?
Evet. Başarabiliriz.
Nasıl mı? Size anlatayım.

Eşim bisiklete binmeyi çok sever. 2- 3 haftadır;

  • Eymir Gölüne gidelim, hem orda bisiklete bineriz. Diyordu. Ben de çok istememe rağmen, tedirgin olmuştum. Çünkü bu yaşıma kadar benim hiç bisikletim olmamıştı. Dengede durmayı da, binmeyi de bilmiyordum.
    Ayrıca bisikletle ilgili, onun da bildiği kötü sayılabilecek bir anım vardı.
    Yıllar önce ben 12 yaşlarındayken; kuzenimin bisikletini (kuzenimin ısrarı üzerine) bir kez denemek istemiştim. Bisiklet üzerinde dengede durmaya ve bir yandan da ilerlemeye çalışırken, hızla çöp bidonuna toslamıştım. Bisiklet maceram da, korku ve panikle ancak 2 dk. sürebilmişti. Bir daha da asla binmek istemedim, zaten hiç şansım da olmamıştı.

Eşim bu anımı bildiği için,

  • Sen binmeyi bilmiyorsun. Oraya gittiğimizde binebilecek misin? İstersen öğren, sana öğreteyim, sonra bisiklet kiralayalım. Diyor.
    Ben de;
  • Ben çocukken bir kez bindim, çöpe toslamış olabilirim ama yine de binebilirim, başarabilirim. Diyorum.

Bu konu aramızda nükte konusu oldu. Konuşup gülüşüyoruz ama, ben bu arada boş durmuyorum. Kendime korku giderme çalışması yaptım. Geceleri uyumadan önce, bisiklette dengede durma, binme, sevinçle bisikleti sürme imgelemeleri yapıyorum. (Tabii bundan eşimin haberi yok. )

Dün konuştuğumuz gibi, göle gittik, eşim yine bana soruyor. Ben her seferinde

  • Binebilirim, başarabilirim. Diyorum.
    Bisiklet kiralama yerine vardık.
    Bisikletçiden deneme turu rica ettik. Eşim içinden demiş ki;
  • Göletin civarını dolaşacağız. Binerim diyor ama binemezse, ikinci bisikletle 11 km. lik o kadar yolu nasıl geri döneceğiz?

Ben gayet sakin.
Toplam 5 dakika kendisi yanımda bana destek oldu. 10 dk. kadar kendi başıma sanki daha öncesi kullanmış gibi turlar attım.
Eşim;

  • Yapabileceğine inanmamıştım Gül. Başardın. Dedi durumdan son derece memnun bir halde.
    Sonra;
  • Hadi gidelim. Dedim.
    Yola koyulduk. Eşim bu başarıma şaşkın ve sevinçli.
    Onun önünde neşeyle ilerlerken diyorum ki,
  • Sen başaramayacağımı düşünürken, ben her gece imgeleme yaptım.
    Hayalimde hep bu bisiklete binmiştim.

Yanımdan araçlar geçerken, tedirgin olup frene ara ara bastığım oldu. Hatta bir kere de düşme tehlikesi atlattım. Ama olsun. 11 km. Bisiklet sürdüm. Hem de sevinç içinde. Hatta şarkı söyleyip, sevinçle ıslık bile çaldım. Benim için muhteşem bir deneyim oldu. Tabii ki eşimin motivasyon sözcüklerini inkar edemem.

Başarmak ya da başaramamak bizim zihnimizle alakalı. Aşağıdaki araştırma da bunun kanıtı.

1990’da beyin üzerine bir araştırma yapılıyor ve sonucu, bir bilim dergisi olan Research Qarterly’de yayınlanıyor.

Araştırma şöyle;

Basketbol oynayan öğrenciler üç gruba ayrılıyorlar. 

  1. İlk grup 20 gün boyunca normal fiziksel antremanlarını yapıyor.
  2. İkinci grup, 20 gün boyunca hiçbir antreman yapmadan, her gün sanki antreman yapıyor gibi zihinlerinde maçı yapıyor, hayallerinde topu paslaşıyor, muhteşem atışlar yaptıklarını, terlediklerine kadar, hatta muhteşem bir maç çıkararak seyircinin alkış seslerini duyarak, maçın sonunda gelen tebrikleri bile nasıl kabul ettiklerini hayal ediyorlar.
  3. Üçüncü grup kontrol grubu olarak 20 gün boyunca hiçbir şey yapmıyor. Antreman ve zihinsel çalışma yapmıyor.

20 Gün sonra sonuçlara bakılıyor:

  1. 20 günün sonunda her gün antreman yapan grubun performansında % 24‘lük bir artış oluyor.
  2. Zihinsel antreman yapan üçüncü grubun performansında da % 23’lük bir artış oluyor.
  3. Hiçbir şey yapmayan grupta, hiçbir değişiklik olmuyor. Yani başarı artışı göstermiyorlar.

Bu araştırmanın sonunda, sadece zihin gücüyle başarının nasıl arttığı gözlemleniyor.

Ben işte bu uygulamayı 3 hafta ara ara kendimde uyguladım. Dün ise, o bisiklete binerek kendi yaşamımda kanıtladım.

“Başaramam” demekten uzak duralım. İstediğinizde her şeyi zihin gücüyle başarabilirsiniz.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam

bütünseldönüşümkoçluğu

AMA BEN BİR KİŞİYE SÖYLEDİM.
Bir kaç gün önce bir genç kız; üzgün, canı sıkılmış ve biraz da öfkeli bir şekilde beni aradı.

  • Hocam moralim çok bozuk.
  • Hayırdır, ne oldu? dedim.
  • Bizim şirkette başka birimde çalışan bir genç kız vardı. Geçen hafta onun tutarsız davranışları hakkında, uyarı mahiyetinde patronumu uyarmak istedim. “O bir….. dır. Ona dikkat edin.” Dedim.
    Patronum da gitmiş; benim bu sözümü, kızın patronuna söylemiş. Şirketteki herkes duymuş. Bugün de, onun patronu gelmiş, herkesin içinde bana;
    “Sen de, geçmişte şöyle şöyleymişsin” Diyerek, geçmişte yaşadığım ve herkesten sakladığım bir sırrımı herkes duya duya söyledi.
  • Bu duruma çok üzülmüş ve öfkelenmiş görünüyorsun. Başka neler hissettin?
  • Evet. Hem de çok öfkelendim ve çok kırıldım. Rencide oldum. Utandım. Mahcup düştüm.
  • Sence hakkında uyarıda bulunduğun kız da bunları hissetmiş midir?
  • Şey, belki hissetmiştir. Ama ben herkesin içinde söylemedim ki. Onun patronu, bizim birime gelip, herkes duya duya bana söyledi. Hem ben patronumu uyarı mahiyetinde söylemiştim.
  • Olaya uzaktan bakalım mı? Sen tek kişiye söyledin. Uyarı mahiyetinde söyledin.
    Bununla birlikte, herkes duydu. Onun patronu da senin birimine geldi. Herkesin içinde senin herkesten sakladığın, duymalarından korktuğun bir sırrı, eski bir problemi; yüksek sesle söyleyerek seni rencide etti. Buradan ne öğrendin?
  • Ne gibi?
  • Başkasının iyiliği için, yani iyi niyetle bile olsa, birinin arkasından konuştun. Hakkında konuştuğun kişi bu durumda ne yaşadıysa; sen de benzerini yaşamış olabilir misin? Yani senin sözünle onun canı yandı. Başkasının sözüyle de senin canın…
  • Evet tabii ki yaşadım?! Tabii ki canım yandı.
  • Peki onun hakkında mutlu olacağı bir söz söyleseydin ve o da bunu duysaydı; yine üzülür müydü?
  • Hayır. Niye üzülsün, mutlu olurdu.
  • Yani iyi niyetle bile olsa; birisinin hakkında konuştuğumuz cümleye dikkat etmeliyiz diyebilir miyiz?
    Eğer biz birisi hakkında onun mutlu olmayacağı, memnun olmayacağı bir şey söylersek; işte bu, dedikoduya girer. Dolayısıyla onun üzüldüğü kadar biz de üzülürüz.
    Yani onun karmasına (kaderine) girdiğimiz için, biz de onunkine benzer bir durum yaşar, en az onun kadar acı çekeriz.
    Şu an senin yaşadığın durum gibi.

Peygamberimiz (S. A. V.) der ki;

“Gıybet (dedikodu), din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır. Eğer söylediğin şey o kardeşinde varsa gıybet(dedikodu) ettin; yoksa, o zaman ona iftira ettin demektir. “

  • Hocam ben hiç böyle düşünmemiştim.

    KISSADAN HİSSE; DEDİKODUSivri dilli ve nezaketten yoksun bir kadın bir dedikodu yaymakla suçlanıyordu. Köyün bilgesinin huzuruna getirilen kadın “Söylediklerim bir şakaydı, sadece şaka” diyerek itiraz etti.“ Sözlerim başkaları tarafından yanlış anlaşıldı, ben suçlu değilim” diye bağırdı. Ancak dedikoduya maruz kalan mağdur “Temiz adımı kirlettin” diyerek adalet istiyordu. “Bunu düzeltebilirim” dedi suçlanan kadın. “Bütün sözlerimi geri alıyorum ve affedildiğimi varsayıyorum”. Bilge bu sözler karşısında başını salladı ve “Bu kadın yaptığı suçu anlamıyor. Zaman içinde aynısını yine tekrarlayacak” diye düşündü. Bunun üzerine, kadına şöyle dedi: “Kuş tüyü yastığımı tepeye getir. Yastığı kes ve içindeki tüylerin rüzgarda her yana dağılmasını sağla. Sonra da bana kuş tüylerini geri getir, her birini. Bunu yapmazsan, düşüncesizce söylediklerin bağışlanmayacak”. Kadın bu isteği gönülsüzce kabul etti ve yaşlı bilgenin gerçekten delirdiğini düşündü. Yine de onu gülünç duruma düşürmek için tepeye çıktı, yastığı kesti ve kuş tüyleri her yanı kapladı. Kadın onları yakalamaya, kapmaya uğraştı. Her birini tek tek toplamaya çalıştı. Harcadığı güçten bitkin düşerken, bu işin mümkün olmadığını anlayıverdi. Elinde çok az miktarda kuş tüyü ile geri dönerek “Onları toplayamadım, her yere dağıldılar” dedi içini çekip başını öne eğerek ve ekledi: “Tıpkı yaydığım dedikodunun sözlerini geri alamayacağım gibi.…Bundan böyle birinin karmasına girmemek için; sadece söylediğimiz her söze değil, her düşünceye bir kez daha dikkat edelim. Ne dersiniz?Sevgiyle kalın… 😊

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam

bütünseldönüşümkoçluğu

CİNSEL TACİZ YAŞAYAN ERGENE NASIL DAVRANMALIYIZ?

Geçen gün bir anne ağlayarak beni aradı. Kız 12 yaşında. Anne kızına bir cep telefonu almış. Kızıyla iletişimi çok güzelken, belli bir süre sonra kızında bazı değişiklikler olduğunu fark etmiş. Daha içe kapanık, daha sessiz, zaman zaman daha bir agresif olduğunu gözlemlemiş. Bir ara kızının telefonuna göz ucuyla baktığında ona aşk içerikli bir mesaj geldiğini görmüş.
Kızına “Bir erkek arkadaşın olabilir, benden saklama. Bana anlatabilirsin. Kim bu çocuk?” demiş ve kız, hiddetlenerek telefonu almış, ağız dalaşına girmişler. Aralarında şiddetli bir tartışma çıkmış ve anne kızına kendini tutamayıp bir tokat atmış.
1 aydır da konuşmuyorlarmış. Kız anneye görünmez bir duvar örmüş.
Anne bu kadar saklamasında bir sebep var diyerek savcılığa gitmiş. Telefonun dökümanını aldığında gözlerine inanamamış. Karşıdaki şahıs, kızının çıplak fotoğraflarını talep etmiş ve emeline ulaşmış.

Kız anne ile konuşmuyor annede kızla.

  • Konuşmak istememenin nedeni ne?
  • Bana yalan söyledi.
  • İnsanlar neden yalan söylerler sence?
  • Neden söylerler? Bunun babası da böyleydi. Gözüme baka baka yalan söylerdi.
  • İnsanlar sürekli kontrol edildiklerinde, baskı uygulandığında, suçlanacakları korkusuyla yalan söylerler.
  • Ona çok öfkeliyim hocam. Kızımdan soğudum. Çünkü bana yalan söyledi.
  • Yani yalan söylediği için onu cezalandırıyorsun. Çünkü eski kocana benzetiyorsun. O senin canını yakmıştı. Şimdi de kızın, yalanıyla canını yaktı.
    Onu reddediyorsun, öteliyorsun.
    Bu tavırlarınla, onu kadın pazarlayan kurtlar sofrasına atabileceğinin de farkında mısın?
    Kişi sahipsizse, reddediliyorsa, kendisine güvenilmiyorsa; kendisine sahiplenilecek kişiye yönelir.
    Kızın ne yaparsa yapsın, hangi hatayı işlerse işlesin. O senin kızın. Ona sahip çık. Tavır yaptın ama küsmekten uzak dur.
    Bir de onun açısından bak olaya.
    Baba, anne ayrı. Babayı hiç göremiyor. Baba tamamen reddedilmiş. Kendisi babaya benzetiliyor. Baba figürü yok.
    Tam da ergenlik çağında. Babaya benzer yaşça büyük bir erkek onla ilgileniyor. Bu onu mutlu ediyor. Çünkü bulamadığı baba eksikliğini belki onda bulmak istedi. Anne sürekli kontrolde. Baba, annenin ailesi tarafından kötüleniyor. Yaptığı hatadan dolayı kız da, babasına benzerlikle suçlanıyor. Kız, anne tarafından reddediliyor.
    Sence bu kız ne yapar?…

NOT:

  1. Sevgili okurlarım, çocuklarımız hangi hatayı yaparsa yapsın, onlar bizim çocuklarımız.
    Çocuğunuza karşı hissettiğiniz duygular, geçmişten gelen hangi duygularınızı tetikliyor? Önce o duygularınızı çözümleyin. Çözümleyemiyorsanız bir yardım alın. Alın ki, sizi temsil edecek olan evlatlarınızla bağınız güçlensin.
  2. Böyle bir vakada; çocuklarımızı, gençlerimizi cinsel yönden istismar eden bu
    insanlıktan uzak kişiler, mutlaka savcılığa şikayet edilmeli. Edilmeli ki, bir daha başka masum canları yakamasınlar.
  3. Anne haklı olarak, kızının başına birşey gelmemesi için elinden geleni yapıyor. Bununla birlikte, annenin yöntemi yanlış.
    Gence küsmek yerine, önce kendi hatası için özür dilemeli.
    “Senin başına birşey gelmesinden korktum. Yalan söylediğin için, benden gizlediğin için kızdım. Kendimi tutamadım. Beni affet. Çok yanlış davrandım. Biz yine dost olabiliriz. Böyle bir şey yaşaman senin suçun değildi. Bu zorluğu da beraberce aşabiliriz.Yeter ki, birbirimize inananalım. Güvenelim.” Vb. Konuşmalı. Güvenini tekrar kazanmalı. Psikolojik destek de sağlanmalı.
  4. Cep telefonları onların özelidir. Onu inceleminiz, kendi alanlarına saldırıdır.
    Önce çocuklarınızla olan iletişiminizi güçlendirin.
    Eleştirel ve kontrolcü ebeveyn olarak da, arkadaş olmaya çalışarak da bunu sağlayamazsınız.
    Hep söylediğim birşey var. Çocuğunuzla dost ebeveyn olun. Olun ki, sizinle rahatlıkla dertleşebilsin. O zaman onu kontrol etmek zorunda kalmazsınız. Zaten O, size gerek kalmadan; kendisinin kontrolünü sağlar.

Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam

bütünseldönüşümkoçluğu

ALMA – VERMENİZ DENGEDE Mİ?
Para ile ilgili sorunlar yaşıyor musunuz?
Yeterince parayı hayatınıza çekemiyor musunuz?
Siz, aileniz maddi manevi sıkıntılar, sorunlar, yaşıyor musunuz?
Başkaları kazanıyor, siz kazanamıyor musunuz? (O halde bu yazıyı sonuna dek okuyun)
Bir eğitim aldınız, bir doktorda muayene oldunuz. Bir uzmandan terapi aldınız, bir terziye elbise diktirdiniz, bir mimara evinizin planını çizdirdiniz. Bir iç mimara dekorasyon yaptırdınız.
Bir müteahhide evinizi yenilettiniz. Her biriyle iş anlaşması yaptınız. Ama aldığınız eğitim, sağlığınız, elbiseniz, eviniz, istediğiniz kadar iyi ya da güzel olmadı.
Acaba neden?…

Önce şunu düşünün.
1.Kime söz verdiniz de yapmadınız?
Başta da kendinize?

2.Para ile ilgili ilk darbeyi kimden yediniz?
Ne hissettiniz?
Burdan ne öğrendiniz? Öğretiniz ne oldu?
Ne kaybettiniz, ne kazandınız? ( Önce o anı çözümleyin.)

  1. Anne ya da babanızdan birine ya da ikisine birden öfkeli ve kırgın mısınız? Onları affetmiyor musunuz?
  2. Anne babanız ya da atalarınız da haksızlıklara mı uğradılar? Borç içinde miydiler, kıt kanaat mı geçiniyorlardı?
  3. Olumsuz inançlarınız var mı?
    “Hep bana sorunlu insanlar gelir.
    Hep benim karşıma, beni mutlaka aldatan, haksızlık yapan insanlar çıkar.
    Hep bana parasız müşteriler gelir.
    Benim ona borcum olacağına onun bana borcu olsun.
    Para aslanın ağzında.
    Varlıkta yokluk çekiyorum.
    Hakkım olan parayı alamıyorum.
    vb. (Bu ve bunun gibi olumsuz inançlarınız varsa öyle insanları çekersiniz hayatınıza. )

Bu soruların bir ya da birkaçını evet dediyseniz; alma verme dengenizde sorun vardır.

DENGEYİ SAĞLAYABİLMEK İÇİN NELER YAPMALISINIZ?

  1. Anne ve babanızla, atalarınızla; onlardan size akan, kazanamamakla ilgili negatif bağı koparın. Olumlu bağı artırın. Vefat etseler bile onlarla helalleşin. Anne babanızı affedin. Affetmediğiniz sürece, kendinize, hayata, Yaradana olan öfkeniz artar. Çevrenize negatif frekans yayarsınız. Bu negatif enerji tüm hayatınıza yansır ve kazancınızı da olumsuz etkiler.
  2. Evren denge üzerine kurulmuştur. Para alışverişi de denge üzerinedir. Para bir enerjidir. Yaşamınızı devam ettirirken bir şekilde para alırsınız veya verirsiniz… Meselâ, karnınız acıkır “Şu fırından sıcacık bir simit alıp yiyeyim.” dersiniz, parayı verir, simiti alırsınız. Mis gibi koklayarak, çıtır çıtır yersiniz. Burda da bir denge vardır…
    Siz paranızı vererek, simitinizi aldınız ve karnınızı doyurdunuz. Mutlu oldunuz. Fırıncı da emeğinin karşılığını aldı ve mutlu oldu.
    Ama eğer bir dengesizlik varsa, bu denge herhangi bir şekilde bozulmuşsa, enerji de sekteye uğrar.
    Bu örnekte olduğu gibi, ürün ve hizmet sektöründe çalışanlar da mutlu olabilmek ve dengede kalabilmek için, verdikleri emeğin karşılığını almak zorundalar.
  3. Eğer birisi size kendiliğinden, karşılıksız bir yardımda bulunuyorsa siz de ona bir karşılık vermelisiniz. Gücünüzün yettiği ölçüde…Bu karşılık olan şey; para olabilir, hediye olabilir, emek olabilir ama karşılığı olmalı, onu tatmin etmeli. Gücünüz yetmiyorsa, manevi destek olabilir.
  4. Eğer sizin birilerine yardım etmek için çırpınan bir özelliğiniz varsa;
    ” karşılıksız yardım etmeliyim ki, sevileyim, sevap kazanayım, bana iyi insan desinler “inancınız da vardır, Egonuz devrededir. Bu şekilde sürekli yardım ediyorsanız hep zarar gören de siz olursunuz… Çünkü kendinize, emeğinize, zamanınıza haksızlık ediyorsunuz.
    Alma ve verme dengesine zarara uğratıyorsunuz.
    Böyle davrandınız ve eğer kişi teşekkür etmediyse; bir dua sizin için yeterliyse,
    ” Bana dua edin.” deyin. Sizin için bu dua yeterli ise dengeye yardımcı olur. Ama eğer dua yeterli değilse, sizin işinize yarayacak bir yardım isteyin karşılığında.
    En önemlisi, birilerine karşılıksız yardım ediyorsanız ve bu sizde alışkanlığa dönüştüyse, ” iyilik yapıyorum, kötülük buluyorum” diyor ve her seferinde üzülüyorsanız; kabul görmeme, reddedilme, sevilmeme, istenmeme, değersizlik duygularınızın gözden geçirilmesi gerekir.( İhtiyacı olanlara gerektiğinde, gerektiği kadar yardım etmekten bahsetmiyorum. Söylemek istediğim; herkese kendinden fazlasıyla vermeye çalışmak, kendini hiçe sayarak, zamanını, emeğini gereksiz yere heba etmek, kendini değersizleştirmektir. Bu da yine alma verme dengesini bozar. )
  5. Siz yardım talebinde bulunduysanız o emeğin ya da hizmetin mutlaka bedelini ya da değerini ödemelisiniz. Eğer aldığınız ürünün değerinin altında indirim taleb ederseniz, o kişinin emeğine ya da hizmetine saygısızlık etmiş ve enerjisini düşürmüş olursunuz. Bu düşük enerji de doğrudan sizi etkiler. Siz yeterince yarar sağlayamazsınız. Hatta zarar görürsünüz.
    Eğer ” Ben bu işten fayda sağlayamıyorum “diyorsanız, aldığınız ürünlerde bir sorun varsa kendinize dönün. Aldığınız ürünün ya da hizmetin ederinden daha az mı ücret ödediniz?
    Ya da karşıdakine, ederinden az ödemek için ısrar mı ettiniz?
    Sizin ısrarınız sonucu o da bu miktarı kabul etmek zorunda mı kaldı?
    İade edilebilmesi mümkün olmayan ürün/ hizmetten memnun kalmayıp, 100 Tl ya anlaştığınız ve sonra ödeyeceğim dediğimiz ürüne; ” Ben memnun kalmadım, sana 70 Tl vereceğim.” diyorsanız, dikkat! Ödemenizi kaç liraya anlaştıysanız, o miktarı ödemelisiniz.
    Bir alışveriş yaparken bizim kültürümüzde kullanılan bazı sözler vardır.
    ” İkram et. / Bize ne kadar indirim yaparsın?/ Bize ne kadara olur? ”
    O kişi sizin hatırınıza indirim yaptıysa ya da sizi kıramadıysa, yaptığı indirim de kendi düşüncesine göre fazla ise; o kişi de siz de bu durumda fayda sağlayamazsınız. Kişi sizin talebinizi çeviremeyebilir ama içinde bir kırgınlık ve pişmanlık yaşar. Kişinin kırılmış bu parçası; olumsuz bir enerji akışına neden olur. Siz isteğinize kavuşmanıza rağmen; ürün, eğitim, sağlık, hizmet vb… kusurlu olur. Emek veren kişi, bu çalışmaya, ürüne, eğitime, seminere, hizmete vb..tam emek verdiyse; kendisi bunun hakkını başka şekilde alacaktır. Ama siz bunun karşılığını alamayabilir, hayatınızda haksızlıklarla karşılaşabilirsiniz. Tedavi gördüyseniz sağlığınıza kavuşamayabilir,
    eğitim aldıysanız işinize yaramayabilir, kıyafet aldıysanız “ucuz etin yahnisine”dönüşebilir.
    Örneğin; eğer kaliteli bir hizmet ya da ürün 1000 lira, orta kalite 750, kalitesiz olan 500 ise, ve siz orta kalitede ürüne ısrarla 500 teklif ettiyseniz; karşıdaki insan istemeye istemeye size ” evet” dediyse, ürününüzden memnun kalmazsınız. Şikayetlenirsiniz. O insan işini önemseyen, sevgiyle yapan biri ise; sizin bu şikayetinizden rahatsız olup ” ne senin paranı, ne yüzünü istemiyorum” deyip paranızı iade ettiyse, o ürün de size gerekli birşey olup hala sizdeyse( iade edebilecek birşey değilse); ona emeğinin karşılığını ödemelisiniz. Para kabul etmese bile hediye niyetine o emeğin karşılığında birşey olmalı bu. Çünkü ortada bir emek, yani kul hakkı var.
    Peygamberimizin bir sözü var ” işçinin ücretini alın teri kurumadan ödeyiniz”.
    Ayrıca aklınızda olsun eğer bir alışveriş yaparken peşin ödeyemiyorsanız, indirim yaptırmaktansa taksitli ödeme planı isteyin. O zaman; o ürün, hizmet, sağlık, eğitim konularından daha çok yararlanırsınız.
  6. Bir kişiye borcunuz var ama bu borcu ödemezseniz ne olur?

Bu hizmetten ya da emekten fayda sağlayamazsınız.
Hatta zarar görürsünüz. Ayrıca enerji akışı sebebiyle, aile fertleriniz de bundan olumsuz etkilenebilir.
Size yardım eden kişi, başka yerden kazanç sağlar ama siz yine zarar görürsünüz.
Şimdi düşünün. Bu zamana kadar kimlere borçlu kaldınız?
Kime ya da kimlere “borcumu ödeyeceğim” deyip ödemediniz?
Kime verdiğiniz sözü tutmadınız?
Kimlerin hakkını yediniz?

Ya da siz verilen sözleri tutuyorsunuz, borcunuza sadıksınız. Buna rağmen hâlâ para konusunda bir dengesizlik var. Araştırın bakalım. Atalarınızda borcunu ödemeyen, haksızlık eden, başkasının hakkına tecavüz eden birileri var mıydı?
Siz yapmasanız , ebeveynleriniz yapsa bile, hak yenmesi, 7 nesli etkiler. “Bir dede erik çalmış, torununun dişi kamaşmış” atasözümüz de, işte tam buradan gelir.
Ne edersek onu buluruz. ( Bu durumda da atalarınızın bu davranışından özgürleşin.)

  1. Her ne yapıyorsanız, nasıl emek veriyorsanız verin. Fakat emeğinizin karşılığını mutlaka alın.
  2. Eğer kendi emeğinizin altında bir ücret alıyorsanız da, bu uygulamayı muhakkak düzeltin. Yoksa kazanamazsınız.
    Kazanmak için; verdiğiniz emeğin, çabanın ederini hesaplayın.
  3. Eğer kişi ederinden fazla, piyasa fiyatından daha fazla istiyorsa, yine
    kendisi her şekilde zarara uğrar.
  4. Birisine bir emek harcarken, niyetiniz bakın. İçinizden onun ve kendi hayrınıza yaptıysanız; alma ve vermeniz dengeye gelir. Dolayısıyla emek sonrası ondan para isteseniz de, o size para ödemek istemez ve ödemez. Ama para karşılığı olarak yaptığınıza niyet ettiyseniz, paranızı öder. Önce niyetiniz bakın.
  5. Kök çakranın kapalı olması da ekonomik sorunlarla alakadır. Kök çakra, omurganın hemen altında, kuyruk sokumunda, üreme organları ve makat arasında bulunur ve insanın hayat merkezini oluşturur. Yaşam enerjisini üretir ve psikolojik destek sağlar. Kemik sistemi, bacaklar ve kalın bağırsaklardan sorumludur. Alışkanlıklarımızı, yaşamımızı sürdürmemiz için içgüdüsel davranışların merkezidir. Hayattaki haklarımızı sahiplenmek ve maddi kazanımlar bu çakradaki enerjinin dengeli olması ile mümkündür.
    Kök çakra fazla çalışırsa: Maddiyata aşırı düşkünlük görülür.
    Az çalışırsa: Maddi açıdan yetersizlik ve bu dünyaya ait hissedememe görülebilir.
    Kapalı olması durumunda, kişi yorgun, halsiz, öfkeli, kızgın, çabuk gücenen, alıngan olur. Güvensiz, yetersizlik hissine sahip, takıntılı, sürekli endişeli olabilir ve her şey kendisine zor gelir. İnsan ilişkilerinde mesafeli, iletişim sorunları yaşayabilir. Yeniliklere ve değişime kapalı, egoisttir, üstünlük taslar. Yalan söyleyebilir.
    Sindirim bozuklukları görülebilir.
    Kilo artışı görülür. Kabızlık, iştahsızlık, hemoroitler vardır. Prostat problemleri vardır. Siyatik ağrısı, artrit, diz sorunları görülür.

Kök çakranın temizlenme yöntemlerinden bazıları:

Biyoenerji çalışmaları, nefes çalışmaları, reiki vb. Bunların yanında, değiştiremediklerimizi ve olanı kabule geçmek önemlidir. Ayrıca, sürekli birilerine kırgınlık, kızgınlık, kin, nefret duyarsak bedenimizde organik kökenli olmayan hastalıklar baş gösterir. Eğer kendimizi sever, olduğu kabul eder; kendimizi ya da başkalarını eleştirmemeyi, yargılamamayı, kınamamayı, suçlamamayı öğrenirsek bedensel, zihinsel ve ruhsal anlamda sağlığımıza kavuşabiliriz.
Kök çakranın açılması için, ibadet etmek, meditasyon, nefes egzersizleri ve derin gevşeme gerekir.
Ağaçlara, kendi bedenimize dokunmak, yürüyüş yapmak, toprak üzerinde 15 – 20 dakika oturmak, olumlu etki yapar.
Olumlama: Önce bu çakranın açılmasına niyet edin.
‘’ Olanı, olduğu gibi kabuldeyim’’. Olumlaması etkilidir.
Korku ile tıkandığı için, “Ya Rabbi, Ya Selam” esması açılmasını sağlar.
Organik ve kırmızı yiyecekler yemek, kırmızı giysiler giymek etkilidir.

Ayrıca haklarını bilip bilmeden yediğiniz insanlar varsa onlara haklarını iade edebiliyorsanız edin. Ama onlara ulaşamıyorsanız ve özellikle atalarınız da hak yemişse; hayalinizde o insanları karşınıza alıp, helallik isteyin. Hatta kendiniz ve atalarınız adına, bütçenizden ayırdığınız belli bir miktarı helalleşmek adına, bir ihtiyaç sahibine verin.

  1. Olumsuz enerji akışına uğramak istemiyorsak, en doğrusu
    ürünlerimize, emeğimize o doğrultuda paha biçmek;
    başkalarından emek ve hizmet alıyorsak da; anlaşma yaptığımız ederine sadık kalarak, bu ederi ödemek en doğrusudur.

Kazancınız bol, sağlığınız ve huzurunuz yerinde olsun.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam

bütünseldönüşümkoçluğu

BEKLENMEDİK DEĞİŞİMLERE HAZIR MIYIZ?
Hani bazen olur ya, değişimden korkarsın. Hep o bilindikler olsun istersin hayatında; yanında yörende… Böylece kendini daha bir güvende hissedersin. O bilindik,( iyi ya da kötü farketmez) yeter ki bilindik olsun…Kullandığın herhangi bir eşya, evin, mahallen, mahallendeki evler, küçüklüğündeki komşu teyzeler, amcalar, belki de sokakta oyunlar oynadığın çocukluk arkadaşların; annen, baban, ailen… Sokak başından gelen sana acıktığını hatırlatan bir yufka ya da bir gözleme kokusu… Belki de seni her görüşte sevinç içinde kuyruk sallayarak yanıbaşında bitiveren, mahallenin sevgi dolu köpeği…Gelişinizden memnun olduğunu hissettiğin ‘Hoşgeldinnn’ diyen eski bir dost sesi…Sevildiğini, istendiğini, özlendiğini hissedip gönlünün coşkuyla, huzurla, neşeyle dolması.
Ama gün gelir; başka bir eve taşınırsın, çocukluk anılarınla dolu o güzelim mahallenden ayrılırsın. Ayrıldıktan bir süre sonra senin için anlatılmaz değeri olan bir yakınını kaybedersin. Onun yaşadığı ev de yıllar sonra herhangi bir nedenle yıkılırsa…
Hayatının herhangi bir evresinde değişim olduğunda kendini bir boşlukta ve emniyetsiz zannedersin ve sanki tutunacak bir dal elinden kayıp gitmiştir. Değişim olduğunda; güzelim anıların da maziye gömüldüğünü fark ediverirsin. Değişimin acı vermesi de aslında bundan kaynaklanır.

Bir ara ata yurduna gittim.
Sıla-i rahim.
Rahmetli anneannemin evini rahmetli dayım ‘tamamen yıprandı, yıkılabilir ve tehlike arz edebilir’ düşüncesiyle daha önce yıktırmıştı. Anneannem rahmetli olduğundan beri çeşitli nedenlerle uzun zamandır gidip görme imkanı bulamamıştım. Sanırım biraz da onun yokluğuna dayanamam düşüncesiyle gitmek istemedim. Yıllar sonra gittiğimde ise mahallemizi tanıyamadım. Mahallemiz tamamen değişmiş. Eski kagir evler, yerini yeni binalara bırakmış. Sevdiğimiz bildik simalar göçüp gitmiş bu hayattan.
Anneannemin evinin olduğu yere geldiğimde; (yıktırılmış olduğunu bildiğim halde) gözlerime inanamadım. Daha önceden anneannem her aklıma geldiğinde; o ev de, aynen hayalimdeki şekliyle olduğu gibi duruyordu. Şimdi ise…

Evin yerine moloz yığını ile dolu araziyi görünce gözlerimden yağmur gibi yaşlar boşandı…
2 katlı cumbalı; içinde anneannemin, cıvıl cıvıl sesle, “kurbanlar olaaammm, geldiniz mi kuzuuuummm” sesi, sarılmak için kocaman açılmış kollarının; boynuna sarıldığımda mis kokusunun yerine, o koca yığınla karşılaşmak… Ve yaşadığım üzüntü, kaybetmenin acısı, tekrar görememenin ve kabullenmek zorunda olmanın hüznü… Evin yok olmasıyla birlikte, sıkı sıkıya bağlı olduğum güzel anıların da elimden kayıp gidivermesi…Sevdiklerimi kaybetmenin acısı ve hüznünü o görüntüyle bir kat daha artması, gözyaşlarımın ve güzel anılarımın molozlara karışması…
(Anneannemi çok çok severdim. O da beni…
Nurlar içinde yat. Canım anneannem…)

Anneannemin memleketine gittiğimde, evimizin( hala evimiz diyorum) karşısındaki eve taşınmış 80 yaşlarında bir teyzeyle tanıştım. Her gittiğimde kendisiyle sohbet ediyoruz. Belki de anneannemin yerine koydum kendisini. Ona diyorum ki ” Canım teyzem, ben geldim, nasılsın?”
Ayrılırken de diyorum ki” Seni çoookk seviyorum. “
O da halinden çok memnun, tıpkı resimdeki gibi en güzel gülüşüyle bana gülümseyerek; ” sağoolll. Allah razı olsuuun” Diyor ve vedalaşıyoruz.

Hani bir şarkı var ya;

“Tanıdık bir huzur aradım, şaşkın bakışlarında dün.
bildik bir söz bekledim, eskiden kalma öylesine.
Konuştu, bir şeyler söyledi. bekledigim sözler bunlar değil.
yüzüme baktı gözlerime, ama senin gibi değil.
Anladım ki hiç kimse hiç kimse sen değil.
Hiç kimse senin gibi canımdan öte can değil.
Anladım ki hiç kimse hiç kimse sen değil.
Hiç kimse senin kadar fikrime huzur değil. “

Olsun. O teyzem anneannem olmasa da, onun gibi bana
” kuzuuummm” demese de, ben onu anneanneme benzetiyorum.
O bunun farkında olmasa da, kendisinin varlığında, birazcık da olsa hasret gideriyorum.
(Allah ona da ömürler versin.)

Demem o ki, hiç bir şey eskisi gibi kalmıyor.
Değişmeyen tek şey değişim.
İster acı, ister tatlı olsun…
Sevdiklerimize onları kaybetmeden önce, onlara bir kat daha sarılmak, doyasıya koklamak, öpmek, “seni seviyorum, hem de çokkk, iyi ki varsın, iyi ki hayatımdasın” diyebilmek, bunu hissettirebilmek… Acısına ortak olmak, sevincini çoğaltmak, zorda kaldığında ve gerektiğinde destek olabilmek…Onların bizler için bir öğretici, bir öğretmen olduklarını bilerek, onlara öğretileri için teşekkür etmek ve helallaşmak… Ve onların kendi öğretilerine de teslim olmak, bulundukları yere sevgiyle göndermek…

Öğretilerin kolay olsun. Sevgiyle kal… ❤
Ayşegül Özkonak Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #güzellik #huzur #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #flört #ruheşi #ekonomi #para #eşilişkileri #aile #yaşam #mutluluk #kişiselgelişim #Sağlık #iş #Öğrenci #Koçu #annebabaçocuk

mutluluk #eğitim #zihin #beden #ruh #huzur

DİLİMİZİ DOĞRU KULLANIYOR MUYUZ?

Öfke duyduğunuz insanlar var mı?
Vardır. Vardır. Saklamayın.
Benim de vardı.

Beddua eder misiniz?
“Yooo!” demeyin. Edersiniz. Ben de ederdim.

Bedduanın nedeni de, anlamı da belli. Bundan bahsetmeyeceğim.

Çünkü bugünkü konumuz, düşünce ve dilimizi doğru kullanmak.

Hepimiz biliriz.
Atalarımız; ‘Beddua etme, döner dolaşır seni bulur’ derlerdi.
Bu sözün anlamını ünlü fizikçi, bilim adamı Einstein da yıllar önce şöyle açıklamış; ‘İnsanoğlu, ağzından çıkan cümlelerin, alnından çıkan düşüncelerin bütün evreni dolaşıp tekrar onlara döndüğünü bilse; eminim çok daha dikkatli olurlardı. ‘

Mahatma Gandi’ nin sözü de bunu doğruluyor;
Söylediklerine dikkat et; düşüncelere dönüşür. Düşüncelerine dikkat et; duygularına dönüşür. Duygularına dikkat et; davranışlarına dönüşür. Davranışlarına dikkat et; alışkanlıklarına dönüşür. Alışkanlıklarına dikkat et; değerlerine dönüşür. Değerlerine dikkat et; karakterine dönüşür. Karakterine dikkat et; kaderine dönüşür.

Bu demek oluyor ki, hayatımız boyunca, düşüncelerimiz, sözlerimiz, davranışlarımız bizi etkiliyor.

Düşüncelerimiz, sözlerimiz, hepsi birer enerji ve ne düşünürsek o olduğuna göre, ne düşünür ve ne söylersek çoğunlukla gerçekleşir.

Dualar da düşünce enerjisinin duaya dönüş şeklidir.
Toplum olarak geçmişteki atalarımıza ait olup, özellikle de korku kültüründen gelen olumsuz dil kalıplarımız var.
Bu dil kalıplarımızı, dualarımız, bize ait ve kendi korkularımızı yansıtıyor.
Siz de bu cümleleri, duaları, dil kalıplarını kullanıyor musunuz?
Ben kullanırdım.

Yeni evlenenlere: ‘Allah ayırmasın, Allah mutluluklarını bozmasın. ‘ deriz. Bunu söylerken asıl amacımız ayrılmamaları, ömür boyu mutlu olmalarıdır. Ayrılmalarından korktuğumuz için, korku kültüründen geldiğimiz için bu cümleyi söyleriz.
Bunun yerine ‘Allah mutluluğunuzu daim etsin ‘desek nasıl olur? İkisi de aynı şey değil mi?

Yeni çocuğu olan birine ‘Allah anasız babasız bırakmasın. ‘ deriz.
Bunun yerine ‘Allah sağlıklı uzun ömür versin, anasına babasına bağışlasın’ desek daha iyi değil mi? İkisi de aynı anlama gelmiyor mu?

Yeni araba almış birine ‘Allah kazasız belasız kullanmak nasip etsin. ‘deriz.
Bir bakarız kişi kaza yapmış…
‘Allah sağlıkla, huzurla, uzun yıllar kullanmak nasip etsin. ‘ desek nasıl olur? İkisi de aynı şey değil mi?

Bazen sosyal medyada yazıları okuyorum.
‘Savaş istemiyoruz! ‘ Yazıları var. Bilinçaltı Savaş ve iste-yi alır…Tüm toplumun bilinçaltı da bu iki kelimeye çalışır, toplumun ortak bilinçaltı da onu gerçekleştirmek için olması gereken herşeyi yapar…
Bunun yerine;
‘Barış istiyoruz’ yazsak nasıl olur?
‘ Şehit istemiyoruz’ yerine, ‘Askerlerimizin hepsi ailelerine sağlıkla kavuşsunlar’ desek nasıl olabilir? İkisi de aynı anlama gelmiyor mu?

Dua ederken de ‘Ülkemize birlik beraberlik, barış ver Allahım’ desek? …
‘Kadına şiddeti istemiyoruz’
Yerine ‘kadına saygıyı, sevgiyi seçiyoruz’ desek.

‘İstiyorum’ dedikçe istemeye devam ederiz.
Seçmeliyiz.

Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Şimdi düşünün…
Bir gün içinde kullandığınız olumsuz dil kalıpları neler?…
Eğer doğru dili kullanmayı alışkanlık haline getirmek isterseniz, onları önce bir kağıda yazın. Karşısına da olumlu olan cümleri yazın.
Olumluları ezberleyin…
Yani kullandığınız dil kalıplarını olumlu hale getirin.

Çevremizi de bu konuda aydınlatırsak, bütüne hizmet etmiş oluruz.
Çünkü hepimiz biriz…
Herkes olumsuz, biz olumluyken hiçbir yararı olmaz.
Toplum olarak o güzel bilince erişmeliyiz…
Bu da ancak, beraber hareketle mümkün.
Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam

bütünseldönüşümkoçluğu

KENDİMİZİ KABUL ETMEK


KENDİMİZİ KABUL ETMEK
Filmlerde, dizilerde, reklamlarda, bizleri etkilemek için algılar değiştiriliyor. “Bu arabayı alırsan havalı olur, beğenilirsin. Bu saati alırsan değerli olursun. Şu kıyafeti ya da kokuyu kullanırsan karizmatik olursun/ güzel / yakışıklı olursun;  karşı cinsi kendine aşık edersin. Bu içeceği alırsan neşeli, mutlu olursun, enerjin artar… Gibi gibi.”
Ailemizden yeterince alamadıklarımızı, bu dış faktörlerle tamamlamaya çalışıyoruz. Sırf daha çok sevilmek, ilgi çekmek, değerli olmak, takdir edilmek, kabul edilmek, onaylanmak, yeterli olmak, saygı duyulmak için…Ne yazık ki hepimiz, bu sunni  kandırmacalara kapılıp; tüketici toplumu oluyoruz.
Eğer, tüm bunların bir illüzyon olduğunu bilirsek, kendimizi nasıl hissedersek, karşımızdakinin de bizi öyle gördüğünü fark eder, kendimizle barışırsak; başkalarıyla kendimizi kıyaslamak  zorunda kalmayız.
Ruhumuz, bedenimiz rahat olur. Kimseyle yarışa girmeden, kendimizi olduğumuz gibi kabul edip, özümüzle barışık bir şekilde, önceki bize göre neler neler başardığımızı ve daha neler başaracağımızı fark edebiliriz.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak
http://twitter.com/aysegulozkonak
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman
#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer  #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile  #kişiselgelişim  #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam
#bütünseldönüşümkoçluğu

BOŞANMADAN ÖNCE BİR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN

BOŞANMADAN ÖNCE BİR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN

İletişim sorunu yaşayan bireylerin çoğu; önce karşıdakini suçlar, sonra bu sorunun nedenini sorgular, geneli de çözüm bulmak amacıyla, çevresindekilerle bu sorunu paylaşır.

Eğer sizin de partner ilişkinizde ya da evliliğinizde iletişim sorununuz varsa; karşıdakini suçluyor, ilişkinizi sorguluyor ve ilişkinizi bitirip bitirmemekte kararsızlık yaşıyorsanız ve bitmemesinden yanaysanız, bu sorunu birileriyle paylaşmak istersiniz.

Zihninizde sürekli aynı sorun vardır ve bu süreçte erkeğinizin/kadınınızın olumsuz özelliklerine her zamankinden daha çok odaklanırsınız.
Hatta ona karşı öfkeniz, kızgınlığınız, kırgınlığınız varsa; onun yaptığı her davranış, söylediği her söz gözünüze batmaya başlar. Hele de bir hata yaptıysa…
Yakın çevrenizdekilerle bu problemi paylaşır; destek aramak istersiniz.
Tek amacınız çözüm bulmaktır ama onlar; çözüm bulmaktan ziyade, size duymak istediğiniz sözcüklerle karşılık verirler. Bazıları:’Senin gibi bir insana bunu nasıl yapar?’ derken…bazıları ‘ Yerinde olsam hemen boşardım onu! ‘ gibi sözlerle belirtirler düşüncelerini. Hep olumsuz sözler duyarsınız çevrenizden.
Siz de bu sözler karşısında ‘Evet ben işte böyle iyi bir insanım. Herkes beni onaylıyor, takdir ediyor. Bir tek O bilmedi benim kıymetimi. ‘ diye düşünür ancak yine de işin içinden çıkamazsınız.
Yakın çevrenizdeki insanlar aslında sizi seviyor, üzülmenizi istemiyorlardır. Ancak size destek olalım derken duygusal davrandıklarının, olayları kendilerine göre yorumladıklarının, hatta istemeden de olsa size zarar verdiklerinin farkında değildirler.

Bu karmaşa ve kafa karışıklığı durumunda ne kadar mantıklı olabilirsiniz ki?…

İşte böyle bir süreç yaşıyorsanız; fevri davranmaktan, öfkeye kapılmaktan koruyun kendinizi.
Öfkeliyseniz sakin kalmaya, olayı kavgaya dönüştürmemeye çalışın. Normal yaşantınızı sürdürün.
Yalnız kalıp, iç sesinizi dinleyin.
İç sesiniz size ne söylüyor?…

Eşiniz bağımlılıklara mı sahip? (alkol, madde vb.)
Size şiddet mi uyguluyor?
Üçüncü bir şahıs mı var?
Eşiniz babalık/annelik/eşlik görevini yerine getirmiyor mu?
Düşünün.
Sonra bir kağıda, kendinizin olumlu -olumsuz özelliklerini, eşinizin olumlu- olumsuz özelliklerini yazın.

Evlilikten ve eşinizden ne istiyorsunuz ve ne bekliyorsunuz?
Ya eşiniz sizden?…
Onu da yazın.

Bu listeye göre tekrar düşünün. Gerçekten boşanmayı istiyor musunuz? Yoksa ona sadece hatasını mı göstermeye çalışıyorsunuz?

İkiniz de sakinken, bunu ona saygı diliyle ifade etmeyi deneyin.

Öfke anında önemli kararlar almaktan uzak durun. Tehditkar sözler sarf edip “böyle böyle yapmazsan; senden boşanırım!” cümlelerinden de uzak durun.

Sürekli tartışıyorsanız, birbirinizi sevmenize rağmen, saygı elden gidiyorsa; kendi kendinize çözüm sağlayamıyorsunuz demektir.
Çünkü saygı bittiğinde, sevgi de beraberinde gider.

Bu aşamaya gelmeden; güvendiğiniz bir aile danışmanından destek alarak, güvenle yolunuza devam etmeniz en mantıklısı olur.

Sevgiyle kalın… 😊

Ayşegül Özkonak

Page 1 of 40

Ayşegül Özkonak