Aysegul Ozkonak

Kişisel Gelişim

HAYATIMIZA DOKUNANLAR

Yıllar önce ben orta okula giderken, ülkemizdeki terör olaylarının çok yoğun olduğu bir zamanda, öğretmen olan canım dayım; okulunda çıkarılan yangında, öğrencilerini ve öğretmen arkadaşlarını kurtarmak isterken şehid olmuştu.
Annem bu ani kaybı 2 yıl atlatamadı. Normal yaşantımız alt üst olmuştu. Annem sürekli ağlıyor, üzülüyor, acı çekiyordu. Babam ona moral vermeye çalışıyordu ama boşuna. Annemin bu durumu tüm ailemizi etkilemiş, kahvaltımızı artık babam hazırlar olmuştu. Eskiden bizi okula kapıdan uğurlayan canım annem; ben okula giderken, sürekli yatar, başını kaldıramaz, uyumak ister, sürekli ağlardı. Her sabah; annemi o yatakta, o şekilde bırakıp okula gidiyordum. Onun bu hali gözümün önünden gitmiyor ve bana çok acı veriyordu. Çocuk aklımla babam gibi moral vermeye çalışıyordum. Beceremiyordum. Bunun akabinde zamanla içimde; “annemi kaybetme korkusu” oluştu. ” Ben okula gittiğimde, annemi de kaybedersem? O da ya ölürse? Beni bırakıp o da giderse?… ” Kimseye de söyleyemiyordum. Ama çok üzülüyordum.

Liseye giderken, 2. sınıfta bir sınıf öğretmenimiz vardı. Bir gün tüm sınıfa, rehberlikten gelen bir form doldurttu. Formun sonunda” kaygı korkularınız nelerdir?”
Diye bir sorunun altına;” “Annemi kaybetmekten korkuyorum ” diye yazdım.
Belki bir çare olur diye bekledim. Ne yazık ki; ne o sınıf öğretmenim(Vefat ettiyse Allah rahmet eylesin); ne rehber öğretmen beni çağırıp “kızım neyin var, korkmanın, kaygılanmanın nedeni ne?” demedi. Benimle konuşmadı. Çok üzülmüş, incinmiştim. Sonra kendi kendime düşündüm. “Bir insan nasıl, dünyaya geliyorsa, vefat da ediyor. Tüm canlılar böyle. Kimin ne zaman vefat edeceğini sadece Yüce Allah bilir. O halde annem de yaşayabilir.” Böyle düşünerek o kaygımdan bir nebze olsun kurtuldum. Sonra kendi kendime söz verdim. “EĞER ben de bir öğretmen olursam, bütün öğrencilerimle yakından ilgileneceğim.”

Bu kaygımın üzerinden 2 yıl geçti. Lise sonda İngilizce dersimize civa gibi, kıpır kıpır, hareketli, sınıfı çok güzel idare eden, sevgi dolu, merhametli ilgili, muhteşem bir öğretmen geldi. Aynı zamanda sınıf öğretmenimiz olan #SerapAksoy öğretmen; benim ışığım, idolüm oldu. Hepimizle ilgileniyor, tüm sınıfı; pikniklere, gezilere götürüyordu. Sınıfça aramızda birlik, beraberlik oluşturdu.
Sene sonu geldi. Mezuniyet töreni yapalım diye karar alındı. Ama ben katılamayacaktım. Babam, şehirden eve geç vakit otobüs olmadığı için izin vermiyordu. Çok üzülmüştüm.
Serap hocam bunu duyunca, babama; ” Hayatta önemli anılar vardır, bir kere olur ve asla unutulmazlar. Bu tören de kızınız için çok önemli bir anı. Ayşegül bana emanet. Gece bizde kalsın. Sabah ellerimle otobüse bindireceğim. Söz. ” Babamı ikna etti. Çok istediğim mezuniyet törenimize onun sayesinde katılabildim.
Canım öğretmenim. Dediği gibi de yaptı.
Ben yeniden kendime söz verdim.
” Tıpkı Serap Hocam gibi bir öğretmen olacaktım”.
Oldum da.
Tüm öğrencilerimle yakından ilgilendim.

Yıllar geçti.
Öğretmenlik yaptığım günlerde, yeni bir sınıfın sınıf öğretmenliğini bana vermişlerdi; Rehberlikten gelen bir formu onlara dağıttım.Topladım. (Hepsi benim çocuklarımdı ve sorunları varsa, çözebileceksem bilmem gerekir düşüncesiyle); her zaman yaptığım gibi,
formları rehberlik servisine vermeden önce,
çocuklar ne yazmışlar diye incelemeye koyuldum. Baktım. Bir soruda, 7- 8 öğrenci “intihar etmek istiyorum” şıkkını işaretlemiş. Tabii çok üzüldüm ve merak da ettim. Her birini tek tek çağırdım, bire bir konuştum. Çelişkili cevaplar alınca, gerçeği söylemek zorunda kaldılar.
“Hocam bu formların değerlendirileceğine inanmıyoruz. Aramızda karar aldık. Bakalım öğretmenlerin dikkatini çekecek mi dedik. O yüzden bu şıkkı işaretledik.”

“Çocuklar size bir anımı anlatayım” diyerek, annemi kaybetme kaygısı yaşadığım o anımdan ve kendime verdiğim sözden bahsettim ve devam ettim.
“Bu formun gerçekten okunacağına inanmadığınız için bunu yapmışsınız. Belki geçmişinizde bu konuda güven kaybı yaşadınız; yaşadığınız bir sorunu yazdınız, değerlendirilmesini beklediniz, cevap alamadınız, belki o yüzden güven kaybettiniz. Haklı olabilirsiniz. Bununla birlikte, bir meslekte bir kişi hata yapmışsa, bunu o meslekteki herkese mal etmek doğru değildir.
Çocuklar, eğer bir sorununuz varsa, doğrudan bana anlatın. Her zaman dinlemeye hazırım. Bununla birlikte, size verilen resmi evrakta doğru bilgiler vermelisiniz.”
“Haklısınız hocam” diyerek ve özür dileyerek formu düzeltip bana teslim ettiler.

Bir öğretmen, bir insanın hayatını kurtarabilir.

Birinin hayatına dokunabilmek için ise illa da bir öğretmen olmanız gerekmez.

Hatta mesleğimiz olsun, olmasın; birilerinin hayatına küçücük de olsa olumlu yönde dokunabiliyorsak; gerçek anlamda yaşamışız ve yaşatmışız demektir.

Sizin de hayatınıza katkı sunan insanlar var mı?

Peki siz kimlerin hayatına olumlu katkıda bulundunuz ya da bulunuyorsunuz?

Sizin de buraya yazabileceğiniz bir anınız var mı?

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

SEVGİ ÖĞRENİLİR Mİ? Bir danışanım diyor ki;”Hocam doktora gittim. Hastaneden eve döndükten sonra eşim; doktorun ne dediğini ve sonuçları merak etmedi. İsterdim ki, bana sarılsın.” Üzülme. Geçecek. “desin. Ama ben hastanedeyken ne aradı, ne sordu, ne sarıldı. Sadece ilgisizce; ” geçmiş olsun “dedi. İçimde yara, büyüdükçe büyüdü.”…Sevgi almak ve vermek çok mu zor? Sevgi insanın kırılmış dallarını onarır, açılan yaralarını tamir eder. Önceki kırıklardan dal dal çiçek açtırır. Çocukluğumuzdan beri hiç kendimizin ne hissettiği, hangi duyguda olduğumuz sorulmadı. Öğretilmedi de. Çünkü onlar da bilmiyordu ki öğretsinler. Biz de, bize ne öğretildiyse, uyguladık. Hep başkalarını memnun etmeye çalıştık. Tabii ki sevdiğimizi de memnun etmeliyiz. Bununla birlikte, en önce kendimizin ne hissettiğini bilmeliyiz, kendimizi tanımalıyız. Bizi ne mutlu eder? Ne yaparken gözlerimiz ışıldar? Bize nasıl davranıldığında kendimizi iyi hissederiz?Bize ne yapılırsa, içimizdeki çocuk neşelenir, coşar, hoplar, zıplar?… O sevinçle yanımızı, yöremizi neşelendirir, aydınlatırız?… Bize ne yapılırsa sevildiğimizi hissederiz?…Bu danışanla görüşünce aklıma aşağıdaki yazıyı yazma isteği geldi. … SEVGİ NEYDİ? Kendini ona güvenle bırakabilmekti.Yargılanmadan, eleştirilmeden, kınanmadan, suçlanmadan;Değiştirmeye çalışılmadan;olduğun gibi kabul edilmekti.En zor zamanında sana destek oluvermeseydi. Fikirlerine önem vermesiydi. Üzüleceğinden korkarak, yapılmasını istemediğin şeyi yapmamasıydı. Üşüdüğünü fark edip;”üşüdün mü?” diyerek, sırtındakini çıkarıp; senin omuzlarına nazikçe konduruvermesiydi. Gülümseyerek sana sevgi ile bakması… Kahvaltı yaparken bir ara, kendi için hazırladığı o lokmayı, senin ağzına vermesiydi. Belki de, çarşıda yediği birşeyi paket yaptırıp,” sensiz boğazımdan geçmedi” deyivermesi…Sevgi anlayıştı, hoşgörüydü. Kanepede uyuyup kaldığında, üzerine bir pike örtüvermesiydi. Sevgi ile sımsıcak sarılıvermesi…Ses tonun biraz değişse, “Canın neye sıkıldı?” demesiydi. Üzgünsen, sana moral vermesiydi. Akıl vermesi değil. Senin yanında olduğunu hissettirmesiydi. Elini tutup gözüne bakmasıydı. Belki saçını okşaması… Sohbet edebilmekti. Geçmişten gelecekten; hem de samimiyetle. Kendini geliştirmek istediğinde sana izin vermesiydi. Konuşurken, yüzüne bakarak konuşması… Hastalandığında;”Bugün neyin var? Hasta mısın? Sana güzel bir çorba yapayım mı? ” demesi, başucundan ayrılmamasıydı. Sen neden hoşlanırsın, neden hoşlanmazsın bilmesiydi. Belki de uzun zamandır almak istediğin o şeyi sana sürpriz yapmasıydı.Sevgi güvendi. Önemsenmekti. Gerektiğinde takdir etmesi, onaylaması… Değerli ve yeterli hissettirmesiydi. Sevgi neydi?… Cengiz Aytmatov’un dediği gibi sevgi “emek” ti. Ayşegül Özkonak … Önce kendimizi sevmek, sonra sevgi vermek; hiç de zor değil inanın. Ailenizden öğrenmediyseniz de, zamanla öğrenilir. Yeter ki isteyin. “Ohho hocam, yıllardır sevgi alamadım. Öğrenmesini mi bekleyeyim?” Bekle. O veremiyorsa, bilmiyorsa, sen öğret. İlla ki öğrenecek. Sevgiyle kal…

Ayşegül Özkonak Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

KENDİMİZ TANIYALIM

Kadınlarla yaptığım görüşmede; “Eşim bana hiç ilgi ve sevgi göstermiyor.” diyorlar.
“İlgi ve sevgi derken, ondan tam olarak ne bekliyorsun?”
Dediğimde, düşünmeye başlıyor, cevap veremiyor. Çünkü hiç düşünmemiş. Kendisini tanımıyor.
Taleplerinin farkında değil.

O bilmeyince eşi nasıl bilebilir?

Hadi beyin fırtınası yapalım.

İlgi ve sevgi sizin için ne anlama geliyor?
İlgi ve sevgi deyince ne anlıyorsunuz?

Not: Yazdığım her yazıyı bilinçli yazar ve sorduğum her soruyu bilinçli sorarım. Mutlaka bir nedeni vardır. Amacım; farkındalığınızı artırmak, kendinizi tanımanızı sağlamak ve mutluluğunuza katkıda bulunmak.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

YENİ YIL
2020 yılında Corona’dan dolayı tüm Dünya’da beklenmedik durumlar yaşansa da; kimimiz hastalansak, iyileşsek de, yakınlarımızı kaybetmiş olsak ve çok acı çekmiş olsak da; kimimiz iş sorunu yaşamış olsa da; hayat devam ediyor ve edecek de. Hayatın bize neler getirdiğine, neler götürdüğüne dikkat ederek; değiştiremediğimiz şeyleri olduğu gibi kabul ederek, bunların bir öğreti olduğunu bilerek, gerektiğinde akışa bırakarak, ama yine de yeni kararlarla yolumuza devam edebilmeliyiz.

YENİ YILDA HANGİ KARARLARI ALMALIYIZ?

Ben her yeni yıla girerken, hayatımın bir dökümünü yapar yeni kararlar listesi oluştururum.

Siz de Yeni yıla girerken, “ister sağlıkta, işte, finans durumunda, ikili ilişkilerinizde; hangi alanda değişiklik istiyorsanız, istediğiniz alanda yeni kararlar alın. Hayatınızla ilgili bir liste yapın.

Böylece kendinizi daha iyi tanıyacaksınız. Eksik yanlarınızı, hatalarınızı, bunları nasıl telafi edebileceğinizi bilebilecek. Her sene kendinizi nasıl aştığınızı fark edeceksiniz.

Her yeni yılda da değişikliği gözlemleyerek, hangi hedeflere ve o hedeflerin ne kadarına ulaştığınızı anlayabilecek, kendinizle gurur duyacaksınız. Ve özgüveniniz daha da artacak.

  1. Yeni yıl yeni bir UMUT demektir. Umutlarınızın ve hayallerinizin bir listesini yapın.
  2. Yaşamınızda hangi hataları yaptınız? “Nerde hata yaptım? Telafi için neler yapabilirim?” diye sorgulayarak, hataları fark edip, telafi edebileceklerinizi telafi edin.
  3. “Eskiden nasıldım, şimdi nasılım?” “Ne kadar yol kat ettim?” diye sorgulayarak, kendinizdeki olumlu gelişimi içsel anlamda fark edin. Böylece daha fazla üzülmekten kurtulursunuz.
  4. “İkili ilişkilerde, ekonomik durumda, sosyal ilişkilerde, iş ortamında, iletişimi güçlendirmek; daha başarılı olmak için daha neler yapabilirim, daha neler öğrenebilirim, hayatıma daha neler katabilirim?” diye sorgulayıp, notlar alın.
  5. Eksikliklerinizi fark edip, “Öğrenmem gereken daha neler var? Kendimde tamamlamam gereken daha neler olabilir?” diye sorarak, eksikliklerinizi not alın.
  6. Gözlere ışıltı veren “Hayat Amacını” belirleyip yolunuza devam edin. Ne yapmak size coşku verir, enerji verir, mutlu eder? Onu belirleyip uygulamaya geçin.
  7. “Toplumsal sorunların çözümünde üzerime düşen neler var?” tespit edip, üzerinize düşen neyse onu yapmaya çalışın.
  8. Yeni bir iş yapacaksanız, ya da iş değişikliği olacaksa, “Bu işi ne kadar istiyorum?” diye kendinize sorun. İstediğiniz iş için neler yapabilecekseniz, o iş için yapılması gereken her ne varsa, elde edebilmek için çaba sarf edin.
  9. “Karşıma çıkan her türlü engeli aşabilme cesaretim var mı? Gücüm, iradem, nereye kadar?”

diye kendini tartın. Önce ne yapabileceğinize odaklanın.

  1. Kendinizi sorgulayıp, “bir yıl önce ne kararlar almıştım?

Ne hedefler koymuştum?

Hedefime ulaşabildim mi?

Ne kadarına ulaştım, ne kadarına ulaşamadım?

Ulaşamadıysam, benden kaynaklı olanlar nelerdi?

Şu durumda ne yapılabilir?

Daha başka neler yapabilirim?” Sorularına cevap verin. Önceki kararlarınızla şimdikileri karşılaştırın.

  1. Yeni yıl için alacağınız yeni kararların listesini oluşturup, eldeki imkanları fark edin ve” kimler bana bu konuda destek olabilir?” düşüncesiyle size destek olabileceklerin bir listesini hazırlayın.

12.” Hayatımdaki olumsuzlukların, önüme çıkan engellerin ne kadarını değiştirme yetkisi, gücü ve yeterliliğine sahibim?” Diye sorun ve kendi gücünüzün farkına varın.

13.” Çözümler nelerdir?” Çözümlerin listesini hazırlayın.

14.” Nasıl bir yol izlemeliyim?” diye sorduğunuzda cevabı gelir.

  1. “Gelişimim için ilk hangi adımları atmalıyım?” Sorusunu sorun ve nereden başlayacağınıza karar verin.
  2. Gizli yeteneklerinizi keşfederek, kendi yeteneklerinizin bir listesini oluşturun.
  3. Tüm “gücün, kuvvetin, azmin, başarının, mutluluğun, huzurun, gayretin, sebatın, inançların içimizde saklı olduğunu” bilin ve kendinize inanın.

Beni takip eden özelden görüştüğüm 3 takipçim, yarım bıraktıkları okullarını artık tamamlıyorlar.
Onlarla gurur duyuyorum.

Sevgiler gönderiyorum. İstersek her şey mümkün. Yeter ki isteyelim…

Yeni bir yıl hepimize;

umut dolu,

sevgi dolu,

ülkemiz ve dünyamız için barış dolu ,

huzur dolu,

sağlık dolu ,

mutluluk dolu ,

başarı dolu,

maddi manevi bolluk bereket dolu bir yıl olsun.

Yeni bir umutla, yeni kararlarla, yeni yıla Merhaba diyelim.

İyi yıllar diliyorum hepinize, hepimize.

Sevgiyle kalın…

KADINA VE ONUN BEDENİNE SAYGI GÖSTER

Geçen gün instagramda canlı yayında Sayın Bilal Civelek hocamızla “Öfke Yönetimi” konusunu işlemiştim. Israrla tüm gruplarımda, sosyal medya hesaplarımda duyurmuştum. Katılımcılarıma yürekten teşekkür ediyorum.
Öfke duygusunun altında pek çok duygu vardır. Değersizlik, yetersizlik, takdir edilmemek, aldatılmak, engellenmek, terk edilmek, dışlanmak, ötelenmek, reddedilmek, hiç sayılmak, yok sayılmak, kabul edilmemek, önemsenmemek, saygı duyulmadığını, sözünün geçmediğini hissetmek, sevilmemek, istenmemek… Gibi gibi.
Öfke kontrolü sağlayamayan bireyler, bu duyguları ilk önce kök ailelerinden; daha sonra ise yaşadığı ilişkilerinde (okulda, iş yerinde, özel yaşamında) tecrübe etmiş olabilirler; demiştim.

Ülkemizde öfke yönetimini sağlayamayan bu bireylerin ve ailelerinin gözlem altına alınıp bireysel ve ailesel destek ile topluma kazandırılmaları gerekmektedir. Ayrıca bu bireylere; bir kadına nasıl saygı duyulur? Onunla nasıl konuşulur?
Onu nasıl kendi malı gibi görmeden güvenli bağlanma oluşturulur?
Nasıl İletişim kurulur ve nasıl devam ettirilir? konusunda eğitimler verilmelidir.
Her şeyden önce de;
kendisini sevmeyi, saymayı, kabul edilmeyi, takdir edilmeyi, değerli ve yeterli olmayı öğretmeliyiz.
Çünkü kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insandan her şey beklenir. O insan topluma büyük zarar verebilmektedir. Amacımız, böyle bireyleri topluma kazandırmak olmalıdır.

Diğer konu ise, bizim paylaşımlarımız.

Bu acı olayları duydukça; hepimiz çok üzülüyoruz. Bununla birlikte, bizler de iyi niyetle ya da duygusal içerikli yaptığımız paylaşımlarımıza dikkat etmeliyiz.

“Kadınlar öldürülmesin”
“Kadına şiddete hayır”
“kadına tacize hayır”

Sloganı yerine;

“Kadına Saygıya Evet “
“Kadını Önemse “
” Kadına Saygı Göster”
“Kadına Değer Ver”
şeklinde sloganlarla zihinlere olumlu mesajlar bırakmalıyız.

Bu ülke hepimizin. Kadın, erkek, çocuk; saygı, sevgi, hoşgörü, iyi niyet, güven ve başarılı iletişimlerle dolu bir toplumda, beraberce huzur içinde yaşamak dileğiyle.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

AİLE DANIŞMANLIĞINA HANGİ DURUMLARDA BAŞVURULUR?

Gençler, nişanlılık dönemindelerse ve sorunlarla başedemiyorlarsa, aile danışmanlığından yardım alabilirler. Bununla birlikte;

  1. Eşler arasında iletişim sorunları varsa.
  2. Cinsel sorunlar varsa.
  3. Aile içi şiddet varsa.(Ekonomik, cinsel, sözel, davranışsal, fiziksel, ruhsal)
  4. Evlilikte sadakatsizlik (aldatma) yaşanmışsa.
  5. Aile ortamında huzursuzluklar ve gerginlikler yaşanıyorsa.
  6. Gelin – kayınvalide sorunları mevcutsa.
  7. Kadının, gebeliği ya da doğumu sonrasındaki süreçte; çekirdek ve kök aileler arasında olumsuzluklar yaşanmışsa.
  8. Ailede eşlerden birisi ya da çocuklar, görev ve sorumluluklarını yerine getirmiyorsa.
  9. Ailede stres faktörleri varsa; mesela, aile bireylerininin birinde ciddi sağlık sorunları varsa, şehir ya da ülke değiştirilmişse ve birey kendisini gurbette hissediyorsa, ölüm, ayrılık yaşanmışsa, iflas varsa.
  10. Anne, baba, çocuk ilişkisinde sorunlar varsa.
  11. Çocuk ya da ergende uyum sorunları mevcutsa.
  12. Aile bireylerindeki birinde alkol, madde ya da internet vb. bağımlılıkları mevcutsa ve bu durum tüm aileye sıkıntı oluşturuyorsa.
  13. Aile bireylerinden birinde depresyon varsa.
  14. Eşlerden birinde kıskançlık sorunu varsa.
  15. Aile bireylerinden birinde sık küsme davranışı varsa.
  16. Aile bireylerinden biri diğerini sürekli eleştiriyor, yargılıyor, aşağılıyorsa.
  17. Aile bireylerinden biri diğerinin özgürlük alanına müdahale ediyor ve çok şüpheci yaklaşıyorsa.
  18. Aile bireylerinden biri diğerini suçluyorsa. Geçmişte yaşanılan olumsuzlukları sık sık gündeme getiriyorsa, ya da diğer eşin yaptığı her davranışı kontrol altına alıyorsa.
  19. Aile, ekonomik kriz yaşıyorsa.

Not: Aile danışmanlığı; çiftlerin evliliklerinde mutluluk ve huzura kavuşmalarında katkıda bulunmakla kalmaz.
Aynı zamanda; boşanmaya karar verdiyseler; boşanma öncesi ve sonrasında da bireylere destek sağlar.

  1. Boşanıp boşanmama ikilemi varsa.
  2. Boşanma süreci yaşanıyorsa.
    (Boşanma aşamasındaysa yani; velayet, mal bölüşümü, çocukların kimde kalacağı, çocuklarla nasıl ve ne şekilde konuşacakları konusunda kararsız kalmaları gibi sıkıntılı süreçler yaşanıyorsa.)
  3. Boşanma bitmiş ama hâlâ yas, öfke aşamasını tamamlayamamış, kabule geçememiş ve hayatına yeni bir yol çizememişse.
  4. Boşanmadan sonra yeni bir evlilik yapacaksa.
  5. İkinci (ya da üçüncü) evliliğini yapmış ve yeni evlilikte ortaya çıkmış sıkıntılar varsa.
  6. Eski eşten olan; (varsa) yeni eşin eski eşinden olan çocuklarla, yeni aile arasında sorunlar mevcutsa.
  7. Boşanma sonrası diğer aile bireylerinin (anneanne, babaanne vb.) bu durumdan olumsuz etkilenme durumlar mevcutsa.
  8. Yaşlılıkta uyum sorunları mevcutsa.

Nişanlılık dönemindeyse ve sorunlarla başedemiyorlarsa danışmanlığa ihtiyaçları vardır.

Bu sorunları yaşamadığınız, mutlulukla ve huzurla dolu bir yaşam diliyorum.

Ayşegül Özkonak

ÇOCUKLARIMIZ BİZ VE İLETİŞİMİMİZ
“Hocam Coronadan dolayı hepimiz eve tıkıldık. Bir oğlum, bir kızım var. Ben kıza yemek yemesi konusunda ısrar edince, oğlum; ” Anne bırak; yemek istemiyor. Her seferinde bana da ısrar ediyorsun. Bırak yemeyecekse yemesin” diye tepki gösterdi. Ben de ona hırslandım. Bağrıştık. Bana sesini yükseltti, bağırdı, çağırdı. Tam vuracakken; ellerimi tuttu. Bir aydır konuşmuyoruz. Ne yapabilirim?”

Çocuklarınız bırakın duygularını söylesin. Öfkelendi ise bırakın nedenini söylesin. Ağlamak istiyorsa bırakın ağlasın. Siz onlara ” Anneye babaya ses yükseltilmez. Sus! Sus dedim sana!” dedikçe ve baskı yaptıkça duygularına ket vurdukça; duygusal zekası da düşer. Çünkü kendi duygularının farkına varamaz. Siz bir konuda üzülseniz sizin duygularınızı anlayamaz. Üzülmüşsünüz, üzülmemişsiniz umru olmaz. Büyüdüğünde, arkadaşının, evlendiğinde ise; eşinin, çocuklarının duygularını anlayamaz. Bırakın duygularını rahatlıkla ifade edebilsin. Kızıyorsa,,” Şu an çok kızgınım.” desin.
Üzülüyorsa, “çok üzgünüm” desin. Bağırmak istiyorsa bağırsın. Bu size yapılan bir saygısızlık değildir. Öfkesinin dışavurumudur. Tabii ki ÖFKE YÖNETİMİNİ bilmediği için böyle davranıyordur. Ayrıca, öfke duygusunun altında pek çok duygu vardır. Önce o duygusuna odaklanın.
“Çok öfkelenmiş görünüyorsun. Derin bir nefes al ver. Haklısın. Ben de böyle söylememem gerekiyordu. Çok özür dilerim.” Deyin. Sonra sakinleştiğinde, alın karşınıza çocuğunuzu, konuşun. “Çok haklısın canım. Ben de sana bu konuda kırıldım. Ben de bu konuda incindim.” Gibi. Siz de ona duygularınızı ifade edin. Ama eleştiri, yargılama, kınama, suçlamadan uzak durarak ve gerektiğinde kendi hatalarınızı kabul edip, özür dileyerek…

İletişim, karşıdakinin duygularını anlayabilmek ve duygularımızı doğru anlatabilmekle olur.

Sevgiyle kalın… 😊

AyşegülÖzkonak

CORONA VE MİNİMALİST YAŞAM

Ben bahçeli evde büyüdüğüm için, böyle evleri çok severim.

Çalışmaya ara verip, dinlenmeye geçtiğim bir gün;
‘Bahçeli bir evimiz olsaydı nasıl olurdu? ‘diye düşünürken, internette dolaşmaya başladım.
Şöyle küçük bir bahçesi olan 1+1 özellikte olup, içinde bir evin ihtiyacı olan ne varsa bulunduğu, bahçesine beşer kök salatalık, domates, biber, marul, maydanoz ekebildiğimiz; bahçenin kenarlarında kayısı, nar, erik, kiraz, portakal, limon, bodrum mandalini ağaçları olan; Melissa Yasemin, Hanımeli, Leylak, pembe Begonvil, Sümbül, Nergis gibi çiçekleri dikebildiğim ama aynı zamanda site içinde olan bir ev olmalı. Her yeri ışık, aydınlık, ferah, enerjisi yüksek olmalı. Mutfakta yemek pişirirken, manzarayı da seyredebilmeliyim.
Hatta deniz manzaralı olmalı. Huzur dolu akşamlarda, yıldızların altında, cırcır böceklerinin eşliğinde, sohbet etmeli, aynı zamanda ben udumu çalarken, eşimle ve sevdiklerimizle birlikte neşe içinde şarkılar söyleyebilmeliyiz. Hayal işte…

Bir araştırayım dedim. Araştırma yaparken, koca koca, devasa yazlıklar çıktı önüme. Herkesin zevkine tabii ki saygı duyuyorum, bununla birlikte; ben daha mütevazı, daha samimi, komşularımızla güzel dostlukların olduğu, aynı zamanda gürültüden uzak ortamları seviyorum.

Şu sıralar Tinyhouseları inceliyorum. Hepsi de muhteşem tasarım. Bununla birlikte, tiny houselarda yaşayan insanlar da tamamen yalnızlığı tercih etmiş.
(Sosyallikten uzak bir yaşam ise, hiç bize göre değil. )

Sonra şunu düşündüm; ‘ İnsanlar hem minimalist yaşayıp, hem sosyal olamazlar mı?
Evler bir site olarak küçük birer bahçe içinde, tiny house özellikte olup; aynı zamanda daha ekonomik olacağı için pek çok insanımız da bundan yararlanamaz mı? “

Eskiden ben de dahil kadınların en çok istediği; ‘evim kocaman olsun, akrabalarımız, dostlarımız gelsin, balkonum, mutfağım geniş olsun. Misafirlerimi rahat rahat ağırlayayım’ zihniyetiyle talep vardı ve belki #müteahhitler de bu talebe göre kocaman evler yapardı.

Bu Corona bize bir şey daha öğretti; sanırım en başta da minimalist yaşamı.

Böyle düşünüp uyuyakaldım.
Bunun için neler mümkün?
Umarım sizin de, benimkilere benzer hayalleriniz vardır.
Her şey hayal etmekle başlar.
Kimbilir belki de hayallerimiz gerçek olur. Ne dersiniz?…

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

SEVGİ GELSİN AMA KİMDEN, NEREDEN GELSİN?

Genç kız, çocukluğunda anne babasından alamadığı sevgi ve ilgiyi; evlendiği erkekten alacağına kendini inandırıyor. O erkekten, verebileceğinin üzerinde sevgi ve ilgi bekliyor.
Bu ilgi ve sevgiyi alamadığında ise umutsuzluğa ve çaresizliğe düşüyor.
İçindeki o sevgi bekleyen minik kız, mutsuz oluyor.
Bu defa da hayatta hiç kimse tarafından sevilmeyeceği inancını geliştirebiliyor.

Başkasından, (eğer onda da yeterince gelişmediyse) sana verebileceğinin üzerinde sevgi beklemek doğru mu?

Sen kendini sevmediğin sürece, “başkası beni sevsin, sevgi açlığımı bir başkasından tamamlayayım. İkimiz de birbirimizin yaralarını saralım” diye beklersen; yıllarca da beklersin ve mutsuz olmaya da mahkum olursun.
Anne babandan, yakınlarından yara aldıysan, yeterince sevilemediysen eğer; önce o yaralarını sar.
Önce kendini sev.
Önce kendine saygı duy.
Önce kendinin değerli olduğuna, bu dünyaya gelmiş sevmeye ve sevilmeye layık en güzel varlık olduğuna inan.
Dengeli ve uyumlu ilişki zaten gelecektir.

BUGÜN HAYATINDA DÜNE GÖRE BİR FARK YARAT.

  1. Eğer bağımlılığın varsa, bugün sürekli elinde tuttuğun o cep telefonunu, başka bir odaya koy, bir saat boyunca hayatında yokmuş gibi davran.
  2. Öğrenciysen, bugün yarım saat daha fazla çalış.
  3. Eğer çok çalışıyorsan, kendine zaman ayıramıyorsan bugün; bir saat hiçbir şey yapmadan, dinlenmeye ve kendini dinlemeye zaman ayır.
  4. Bugün 7 dk. nefeslerine odaklan. Dörde kadar say nefes al. Dörde kadar say nefesi içinde tut; sekize kadar say, nefesini yavaş yavaş ver.
  5. Bugün hiç aramadığın, unuttuğun, sana hakları geçtiğine inandığın birilerini ara. Hatta helaleş onlarla. Belki uzun zamandır hiç görüşmediğin halan vardır. Belki teyzen. Belki hasta döşeğinde amcan. Belki sana emeği geçmiş bir öğretmenin. Belki yıllar önce sana yardımcı olmuş bir insan…
  6. Bugün sokak hayvanları senden yemek ve su isteyebilir. Belki de onlara mama ve su verebilirsin.
  7. Uzun zamandır kendini geliştirmek istiyordun ama adım atamıyordun. Belki bugün 10 dk. ne yapmak istediğine ve o muhteşem planlarına odaklanabilir; kendi kişisel gelişimin için gerekiyorsa online eğitimler alabilirsin.
  8. Bugün Coronadan dolayı çalışamamış, işe gidememiş insanları bulup, bütçenin elverdiği ölçüde belki yardım edebilirsin.
  9. Bugün belki aksattığın kitabını okur; ibadetlerini, sporunu, egzersizini, belki yoganı yapabilirsin.
  10. Kendin için, ailen için, ülken için, dünya için; bugün nasıl bir katkın olur? Onu bir kağıda yaz, duvarına as.
  11. En önemlisi, bugün ve her gün; kendine ve ailene ne kadar zaman ayırabilirsin? Bunun için neler yapabilirsin? Tüm bunları düşün, bir kağıda yaz ve bugün uygulamaya başla.

Her gün hayatında düne göre bir fark yarat.

Ayşegül Özkonak

Page 1 of 42

Ayşegül Özkonak