Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim

Category: Yaşama Dair (Page 1 of 24)

ARINMAK

ARINMAK
Bu akşam içinizde sakladığınız gereksiz olan ne varsa tümünden kurtulun.
Bedenen temizlenin.
Ruhen temizlenin.
Zihnen temizlenin.
Dualarınızı artırın.
Dileklerinizi yapın.

Evinizdeki “belki işime yarar” diye biriktirdiğiniz hangi malzeme, hangi gereksiz eşya, kıyafet varsa, onlardan da kurtulun.
Hepsini temizleyin…
Tüm yüklerinizden kurtulun.
Arının.
Affedemediklerinizi affedin.
Rahatlayın…

Sonra bir “ohhh” çekip ferahlayın.

Mışıl mışıl tıpkı bir bebek saflığında, yüklerden kurtulmanın hazzıyla huzurla uyuyun.

İYİ GECELER…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633

SINIRLARINI ÇİZDİN Mİ?

SINIRLARINI ÇİZDİN Mİ?

Çok basit bir konuda özel hayatınla ilgili verdiğin bir karar varsa ve  çevrendeki insanlar seni bu kararından dolayı yargılayabiliyor ve eleştirebiliyorsa; önce dur ve düşün.

Sana ve senin kararlarına karışma hakkını nereden buluyorlar dersin? Bu hakkı onlara sen veriyor olabilir misin… ?
Bunu hiç düşündün mü…?

Farkında mısın? Hücrelerimizin etrafında hatta hücrenin en küçük yapı taşı olan organellerin bile bir sınırı var. Böylece hepsi bir ahenk içinde, dengeli bir şekilde çalışıyor.

Bedenimizin bir sınırı var. Yaşadığımız alanın bir sınırı var. Evimizin bir sınırı var. Ülkelerin bir sınırı var…

Herşeyde bir sınır varsa; dengede ve huzurda olabilmemiz için, kişisel alnımızın da sınırı olması gerekir.
Alanımıza girmeye çalışanlara,
” DUR ” demeyi bilmemiz gerekir.

Sana birşeyleri dikte etmeye çalışanlara;
“- Sen öyle düşünebilirsin. Ben böyle karar verdim ve bu benim kararım.” (Bu arada kırılmasını önlemek için – İlgin için teşekkür ederim. ” ) diyebilirsin.

Ya da eğer, ” ben karşımdaki insanlara bu sözleri hiç bir zaman söyleyemem” diyorsan; sağır kurbağayı da oynayabilirsin.

İçsel anlamda huzur istiyorsan, birilerinin senin kişisel sınırlarını zorlamalarını ve aşmalarını engelle.
Böylece hem senin sınırlarını ihlal etmelerini önleyerek iyi bir iletişime sahip olabilir, hem de
daha rahat, daha başarılı ve daha huzurlu olursun.

Sevgiyle kal…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman/
aysegulozkonak@hotmail.com
#Sağlık #aile #yaşam #mutluluk #kişiselgelişim #eğitim #NLPeğitmeni   #zihin #beden  #başarı #profesyonelkoç #eğitim

KONTROLCÜLÜK

KONTROLCÜLÜK
Bir ilişkide ya da evlilikte denge varsa; o ilişkide (/evlilikte) huzur ve mutluluk da vardır.
Mutluluğun ve huzurun oluşmasına engel olan ve dengeyi bozan unsurlardan biri ise; çiftlerden birinin ya da ikisinin kontrolcü olmasıdır.
Kadınına ya da erkeğine baskı uygulamak, sürekli kontrol etmek, eleştirel ebeveyn konumunda olmak, kontrol edilen eşte; kapana kısılmışlık duygusu oluşturur.
Davranışları kontrol edilen eş; özellikle kişilik olarak neşeli, güleryüzlü, enerjik, sosyalse ve müdahaleci eş ona;
– Sağına bakma!
– Soluna bakma!
– Kimle konuştun!
– Gevşeme, yılışma! Ciddi ol!
– Kimle görüştün, kimdi arayan?
– Nereye gidiyorsun? Kimle görüşeceksin?
– Orada ne işin var?
– Öyle yapma, böyle yap!
– Onu giyme, şunu giy.
– Onu alma, bunu al!
Gibi kısıtlamalarla davranışlarına müdahale ediyorsa; kişi kendi gibi olamaz, arafta kalır ve kafese kapatılmış kuş misali
mutsuz olur.
Cıvıltısı kesilir. Çünkü özgür değildir.
Onun mutsuz olması; ne yazık ki müdahaleci eşi de mutsuz eder.

Eğer sizin de ilişkinizde ya da evliliğinizde buna benzer bir sorun varsa; kendinize uzaktan bakın ve aşağıdaki soruları cevaplayın.
1. Onu kontrol etmenizin nedeni ne?
2. Baskı uygulamanızın nedeni ne?
3. Eleştirel ebeveyn konumunda olmasanız en kötü ne olur?

Kontrol etme nedeniniz onunla ilgiliyse (ki aldatma eğilimi varsa), ya da kontrol etme isteği sadece sizinle alakalıysa ( aldatma olayı yok ama siz aşırı kıskançsanız, kaybetme korkunuz, aldatılma korkunuz; ya da herkesi, herşeyi kontrol etmek gibi bazı takıntılarınız varsa); ve şimdiye dek bir yardım almadan sorunu çözmeye çalıştınız ama başaramadıysanız; mutluluğu ve huzuru yeniden kazanabilmek için mutlaka bir uzmandan destek almalısınız.

Siz baskı gören tarafsanız; karşıdaki partnerinizin yerine kendinizi koyun. Şimdiye kadar onun baskı kurmasına neden olacak bir davranışta bulundunuz mu? Eğer öyleyse, onun güvenini tekrar kazanabilmek için yapılması gereken neyse onu yapın. Cep telefonu şifresini ona mutlaka verin. Aşırıya kaçmadan, bakıp ikna olana ve tekrar size güven duyana kadar çaba sarf edin. Güven duymakta sıkıntı varsa, bir uzmandan aile/ ilişki danışmanlığı alın.
Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633

DEĞİŞİM NE ZAMAN BAŞLAR?

DEĞİŞİM NE ZAMAN BAŞLAR?

Her fazla kaçırdığınız yemeği, tatlıyı yedikten sonra; her sigara içtikten sonra; her içki aldıktan, ya da sevdiğiniz birine öfkeyi yönetemeyip kırıcı bir davranışta bulunduktan sonra pişmanlık duyuyorsanız,
‘ Tüh kahretsin…
Yapmayacaktım…
Yine yaptım….
Niye yaptım ki?’
diyor ve pişman oluyorsanız, değişim başlıyor demektir.

Ama sadece pişmanlık yetmez.
Bu davranışı ya da alışkanlığı değiştirmek için adım da atmalısınız. Adım atmak da, karar vermek ve bir uzmandan destek almakla olur.
Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633

www.aysegulozkonak.com

HAYATINDA DEĞİŞİM Mİ İSTİYORSUN?

HAYATINDA DEĞİŞİM Mİ İSTİYORSUN?
Kendinde değiştirmek istediğin neler var?
Yapmayacağım deyip de yaptıkların neler var?
Nelere söz verip yapmıyorsun?
Kararsız mısın?
Kendine söz verip sözünde duramıyor musun?

1. Bugüne kadar yapmadığın gibi yap.
2. Bugüne kadar düşünmediğin gibi düşün.
3. Bugüne kadar inanmadığın kadar inan.
4. Daha önce yaptıklarını yapma, yapmadıklarını yap.
5. Hayatta bir şeyi alırken, bir diğerini bırak.
6. Şimdiye kadar olan ne yaptıysan, bir fark yarat. Farklı bir şey yap… 😊
Gerçek değişim sancılıdır.
Değişime hazır mısın?…
Sevgiyle kal…😊 Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633

#aile #farkındalık #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #mutluluk #eşilişkileri #iletişim #annebabaçocuk

ÇOCUKLARA YAPILAN CİNSEL İSTİSMARA KARŞI BİZLER NELER YAPMALIYIZ?

ÇOCUKLARDA CİNSEL İSTİSMARA KARŞI BİZLER NELER YAPMALIYIZ?

Son günlerde artan taciz olaylarını üzülerek izliyor, kızıyor, hatta isyan ediyoruz. Bununla birlikte kolluk görevlileri ve adalet gerekeni yaparken, biz hangi önlemleri almalıyız bunları biliyor muyuz?Acaba bize düşen görevler yok mu?
Bizler de sevdiğimiz, gözümüzden sakındığımız,canımız varlıklarımıza farkında olmadan kötülük ediyor olabilir miyiz?
Çocuğunuzun belli bir yaşa geldi.Bir yandan da neler yapabileceğiniz konusunda kaygılısınız öyle değil mi?

Öncelikle bu vakaları önleme konusunda yapılacaklara bakalım:.

a.Çocuk kendi başına yıkanabilecek duruma geldiğinde, kendisinin duş almasını öğretebilirsiniz.

b.Cinselliği öğrenmeden önce de öğrendikten sonra da çıplak olarak birlikte duş almak doğru değil.

c.Odasına izinsiz girmek, kişisel sınırının ihlal edileceğine inanmasına neden olur.

d.Özel bölgelerine kimsenin dokunmasına izin vermemeyi öğretebilmelisiniz.

e.Onunla sorunlarını paylaşabilmelisiniz. Küçük hatalarda cezalandırmaktan kaçınmalı.Öyle yaparsanız, tacize uğradığında size söylemekten kaçınabilir.

f.Tacize ve kaçırılmaya karşı nasıl davranacak? Bunu ailece yaptığınız bir mizansenle öğretebilirsiniz.Yani oyun oynar gibi…Böyle bir oyun kurgulayıp, o anda nasıl da kuvvetle bağıracağını da yaşatarak. Ama öğretirken insanlardan korkan, çekinen tavır sergilememesine de dikkat etmelisiniz. Hayata güvensiz olmamasına dikkat etmelisiniz.
Ayrıca çocuğumuzun başına birşey gelir mi düşüncesinden kurtulun.Çünkü ne düşünürsek onu hayatımıza çekeriz. Aklınıza kaçırılabilir düşüncesi geldiğinde hemen başka bir düşünceye geçin. Kaçırılma korkusunu aşamıyorsanız bir uzmandan destek alın. Aksi halde bu korkunuzu, hayata olan güvensizliğinizi çocuklarınıza da aktarırsınız.
Bu yapmamız gereken davranışın bir tarafı.
Diğer taraf ise, çocuğumuzu severken nasıl sevdiğimizle alâkalı. Her anne baba çocuğunu sever ancak bazı anne babalar bu sevmeyi abartmakta hatta dudaktan öpmektedir. Bu davranış son derece yanlış. Nedenine gelince; 3-5 yaşlarını kapsayan cinselliği tanıdığı (fallik) dönemde çocuk; cinselliği öğrenir; karşı cinsten ebeveynini paylaşmaz hatta sahiplenme davranışı gösterir… Bu yaş döneminde annesiyle evlenmek istediğini söyleyen çok erkek çocuk görülmektedir mesela…Ya da babasıyla evlenmek istediğini ifade eden kız çocukları…Bu dönemin sonunda ise, babasına ya da annesine karşı hissettiği cinsel dürtüler baskılanır. Yine bu dönemlerde cinsel uyarılar içeren mesajlardan uzak durulması gerekmektedir. Örneğin dudaktan öpme, poposuna dokunma, şaplak vurma, öpme davranışı gerçekleştirirken, çocuğunuzu cinsel istismara açık olmasına neden olabilirsiniz.
Bir takipçim demişti ki “Ben çocuğuma diyorum ki; “dudaktan popondan öpüyorum ama benden başka kimseye öptürme. Dedene, babana, amcana, yabancıya…” Fakat bir gün amcası poposuna hafifçe şaplak vurmuş, çığlık çığlık bağırıyor, ağlıyor kendisine dokundu diye. Ne yapmalıyım bu durumda hocam?”
Yapacak tek şey kendinize mübah saydığınız davranışı yapmamak çocuğunuza…Zira çocuğa yapılmaması gereken davranışı yapıp, sonra da öğüt verirseniz; baba ya da amcadan gelen küçük bir davranışı çocuğun yanlış anlayıp zihninde fırtınalar esmesine neden olabilirsiniz…O yüzden çocuk, karşısındaki kişi kim olursa olsun, kendi bedeninin özel olduğunu bilmeli. Ayrıca da kendine ve bedenine saygı duymayı da…

Eğer dudaktan öperseniz neler olabilir?

a.Normal Ebeveyn-çocuk ilişkisinden çok, sapkın(ensest)ilişkiyi çağrıştırabilirsiniz çocuğunuzun bilinçaltında farkında olmadan.

b.Öyle olmasa bile, çocuk bilinçaltında kendisinin böyle bir sapkınlığı yaşadığı düşüncesi geliştirebilir.Ya da tacize uğradığı düşüncesini…

c.Ergenlik ve yetişkinlikte, bu erkek çocuklar aşık olamaz, sevemez, sevgili değiştirip durabilir. Anneye benzer birilerini arar hayat boyu ve mutlu olamayabilir. Ayrıca böyle kız çocuklarında da aynı durum geçerli baba-kız arasındaki ilişkide…

d.Dudaktan öpüşmenin doğru olduğuna inanıp, erkek-kız kardeş arasında da bu davranışı gerçekleşebilirler ve siz ensest ilişki tohumları atmaya neden olabilirsiniz farkında olmadan…

e.Ya da başkasının dudağından öpmesinin sevgi gösterisi olduğuna inanıp ses çıkarmaz ve tacize kapı aralamış olursunuz,
hem de istemeden.

Ayrıca dudaktan öpmek; tükürük ve boğaz salgıları aracılığıyla bulaşan;
yüksek ateş, halsizlik, boğaz ve baş ağrısı, ilerlemiş durumda tedavide geç kalınırsa dalak yırtılmasından menenjite, zatürree’den kalp zarının iltihaplanmasına neden olabilen;
ve halk arasında ‘öpücük hastalığı’ olarak bilinen “Enfeksiyöz Mononukleoz”a da neden olabilir., (bknz. Enfeksiyon mononükleaz)

Ayrıca ‘aşkım, sevgilim’ kelimelerinin kullanılması da doğru değil evlatlar için…Bu kelimeleri eşiniz için kullanın ama çocuklarınıza o kelimelerin yerine ‘yavrum, canım kızım ya da canım oğlum vb. sözler, ebeveyn-çocuk ilişkisini çağrıştırması bakımından daha doğru kelimelerdir.

Peki biz hiç mi çocuğumuzu, torunumuzu sevmeyeceğiz? Tabi ki seveceğiz. Ama samimi,içten,sevgi dolu ve de ŞEFKATLE…Cinselliği çağrıştıracak bölgelere dokunmadan…

Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@hotmail.com
www.aysegulozkonak,com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

BİR İLİŞKİDE YARA BANDI OLMAK

BİR İLİŞKİDE YARA BANDI OlMAK
Evlilikte boşanmaların %20 si cinsel sorunlardan kaynaklanmaktadır. Cinsel sorunların nedeni ise; zihinsel, ruhsal, bedensel pek çok nedene dayanmaktadır.

Ruhsal nedenlerden birinin başlangıç örneğine bakalım. İlk tanışma evresinde; farkedilmeyen çok ince bir ayrıntıya dikkat edilirse, mutluluğa açılan kapı da aralanır.

Diyelim ki karşı cinsten birinden hoşlanıyorsun… Ama o hoşlandığın kişi, bir ilişkiden yeni ayrılmış.
Onun eski ilişkisindeki sorunları, dertleri, sırları anlatmasına ve sana içini dökmesine izin veriyorsun. Onunla dertleşiyorsun. Yardımcı oluyorsun ve zamanla aranızda bir yakınlaşma doğuyor. O seni güvenilecek bir liman, destekçi ya da kanayan yarasına yara bandı olarak görüyor. Seninle birlikteyken geçmişteki ilişkisini tamamen bitirdiğini sanıyor. Hatta belki mutlu da oluyor. Sen de onun gerçekten eski ilişkisini bitirdiğini sanıyorsun. “Arkadaşlık aşka dönüştü ” diye umutlanıyor ve mutlanıyorsun.
Evlenme teklif ediyorsun. Nasılsa “Herşey bitti, geride kaldı.” diye düşünüyorsun. Evleniyorsun…
Hayır bitmedi. Çünkü eski ilişkiler; bilinçaltında ruhsal anlamda bitirilmeden; yeni ilişkileri ya da evlilikleri ( zihinsel, ruhsal, bedensel, cinsel anlamda) olumsuz etkileyebilmektedir.
Bu örnekte olduğu gibi; olumsuz etki nedeniyle görülen sorunlarda ise kişi zaman zaman, kendi kendine olayı iyi yanından görmeye çalışıp bilinçli haliyle içinden;” Benim eşim çok iyi, değerli, anlayışlı vs. vs. ” dese de zihinsel, ruhsal ve cinsellik anlamında kendisini bilinçaltında eşinden anlam veremediği bir şekilde uzak hissedebilir. Çiftler, cinsel soğukluk gibi bir sorunla karşı karşıya kalabilmektedir. O yüzden de böyle evlilikler, zaman zaman sıkıntılı olabilmektedir.

Eğer eski bir ilişkin varsa önce ruhsal anlamda o kişi ile bağını koparıp, vedalaş.( Eski ilişkinin başrolündeki o kişinin haberi olmadan tabi ki.) Sonra yeni bir ilişkiye adım at. Hiç kimse için yara bandı olma ya da senin için başkasının yara bandı olmasına izin verme.
Evliysen de eski ilişkinle ruhsal anlamda vedalaş.Helallaş.
Kendin başaramıyorsan, bu anlamda inandığın güvendiğin bir uzmandan destek alabilirsin.
Yuvanda mutluluk rüzgarları essin.
Sevgiyle kal…
Ayşegül Özkonak
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

ÇOCUĞUM ÖFKELİYKEN, KIZGINKEN, KIRGINKEN NE YAPMALIYIM?

ÇOCUĞUM ÖFKELİYKEN, KIZGINKEN, KIRGINKEN NE YAPMALIYIM?

Kendi duygularını ve başkalarının duygularını fark eden ve anlayan; empati yapan birey, daha sevgi doludur.
Sevgi ise; birleştiricidir. İletişiminiz böylece daha da güçlenir.

Çocuğunuz öfkeli, kızgın, heyecanlı, ağlamaklı mı? Onun beden dilini okuyun.
Sorduğunuzda “iyiyim” diyorsa ya da geçiştiriyorsa; kelimeleri değil,
kelimelerin altında yatan duyguyu hissedin.
Ve geri yansıtın.
“Sesinden üzgün olduğunu hissettim.”
“kızgın görünüyorsun”
“heyecanlı görünüyorsun.”
Bunları söylerken, sorgulamadan, yargılamadan, bilmiş tavırlardan kaçının.

“Neden kızgınsın?” Derseniz, onu sorgulamış olursunuz.
Bu durumda çocuk, düşünür ama hissetmez.

“Ağlanır mı? Sen çocuk gibi başladın yine ağlamaya!?”
Diyorsak, yargılamış oluruz. Aklınızda olsun. Bizi yargılayan birini dost olarak kabul etmeyiz öyle değil mi?…

“Kızgın olduğunu biliyorum. Benden saklayamazsın! ”
Bu söz de bilmişlik taslamak olur.
Bu durumda size anlatacağı varsa da anlatmaktan kaçınır.

Dinleyin. Sadece dinleyin ve geri yansıtın.

Eleştiri, yargılama, kınama, suçlamadan uzak durarak; bedenen, zihnen, ruhen, duygusal olarak onun yanında olduğunuzu hissettirerek sağlayın bunu.
“Böyle mi hissettin?”
“Sen ne düşünüyorsun?”
“Bu durumda nasıl davranmayı düşünüyorsun?”

Hatayı ne tamamen onun üzerine, ne de tamamen başkasının üzerine atmadan;
sorduğunuz doğru sorularla, doğru kararı yine kendisinin vermesine yardımcı olun.

Eğer sorun sizinle onun arasındaysa; birbirinize zaman tanıyıp sakinleşip, ikinizin de duygu ve davranış nedeninizi belirtip, gerektiğinde özür dilemelisiniz.
Bu arada tabi ki duygularını ifade edince de mutlu olacağını, sakin kalacağını hemen beklemeyin. Bu bir süreç. Zihninde duygu ve düşüncenin yapılanması lazım.

Aklınızda olsun. Amacımız
çocuğumuzun farkındalığını sağlamak ve iletişimini artırmak olmalı. Duyguyu yansıtmamızın amacı da farkındalığını sağlamaktır.
Düşünce ve duygusunu ayırd etmesine yardımcı olmalıyız.

Böylece kendisine yetebilen ve hayatını anlamlı olarak, kimseye bağımlı olmadan yaşayabilmesini sağlamak olmalı.

Siz de çocuğunuzun bu niteliklere sahip olmasını istemez misiniz?

Sevgiyle kalın. Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

İLETİŞİMİNİZ NASIL?

İLETİŞİMİNİZ NASIL?

İnsanlarla iletişiminiz nasıl?
a. Sık sık sorun yaşıyorum.
b. Zaman zaman yaşıyorum.
c. Hiç yaşamıyorum.

Test yapmamın amacını, yazının tamamını okuduğunuzda bulacaksınız.

Güzel memleketimin güzel insanlarının konuşmalarına çok tanık olmuşluğum var. Belli bir süre görüşmediği bir arkadaşıyla ya da bir komşusuyla karşılaştığında;
“Na’pıyon?”
Karşısındaki cevap verir.
“İyiyiz valla sen Na’pıyon?”

Sorduğu soru “ne yapıyorsun?” dur…
“nasılsın?” demiyor yani.
Aslında soru da, cevap da gerçekçi değildir. Sormak için sorulmuş, ya da cevap vermiş olmak için cevap verilmiştir.

Eğer iletişim sorunu varsa genellikle yapılan bir hata; bireylerin gerçek duygularını değil, genellikle düşüncelerini söylemelerinden;
anlamsız sorularından, kaçamak ya da anlamsız cevaplar vermelerinden kaynaklanır.

Birisine;
” Şu an ne hissediyorsun?”
Dediğimizde, cevap olarak örneğin;
” Çıldırmak üzereyim. Sanki her şey elimden kayıp gidiyor gibi. Hiçbir şey benim isteğim şekilde gitmiyor.” Diye cevap verir. Yani düşüncesini söyler.
Duygusunu değil.

Oysa duygusu büyük ihtimalle şöyledir.
” Kontrol elimden çıktığı için kaygılanıyorum. / Endişe duyuyorum. / İsteklerime kavuşamamaktan dolayı korku duyuyorum. ”

Bir başka örnek;
Bir erkek ya da kadın, eşine ya da çocuklarına çok para harcadığı için kızıyorsa;
“Amma da müsrifsin. Sen ailemizi batıracak mısın? Kastın bu mu?”
dediğini varsayalım. Karşıdakiler de suçlandıkları için kendini savunmaya geçecektir. Tartışmalar, kavgaya dönüşebilir. Onun yerine, kendi duygularına odaklanıp, esas duygusunu da ifade etse; ” canlarım, bu ayki harcamalarımız çok artmış. Aylık yetişmeyecek gibi; borçları ödeyememekten korkuyorum” dese; hem karşıdakileri suçlamamış, hem duygusunu ifade etmiş olacak. Hem aile birliktelikleri artacak, hem de kavga oluşmadan, kırılıp incinmeden, küsmeden bireysel harcamalarına daha dikkat edecekler.

Örnekleri artırabiliriz. Peki bu tutumları nereden öğrendik? Düşünsenize… Duygularımızı ifade etmemiz çocukken kim bilir kaç kez engellendi. Yasaklandı, ayıp karşılandı.
” Sen ablasın/ abisin sus.”
” Çok güldük ağlayacağız”
” Erkekler ağlamaz”
” Üzülecek ne var?”
” Koca adamsın/ koca kızsın”
” Üzüldüğünü kimseye belli etme. Dost var düşman var. ” Kan kus, kızılcık şerbeti içtim de”…Gibi, gibi.
Bize bunları öğretenler de, daha önceki atalarından öğrendiler. Belki ortak bilinçten, belki korku kültüründen, belki de kısa süreliğine soruna çözüm sağlamak istedikleri için böyle söylediler ya da davrandılar.
Biz de duygularımızı saklamayı öğrendik. O yüzdendir ki kurduğumuz cümleleri ya yanlış ya eksik kuruyoruz ya kendimizi karşımızdakine anlatamıyoruz veya anlayamıyoruz. Çatışmalar ve iletişimsizlik de işte tam buradan kaynaklanıyor.

Karşımızdaki kişiyle iletişimi güçlendirmek için doğru soru sorabilmeli ve doğru cevap verebilmeliyiz.
Doğru iletişimi sağlamak için, partnerimizin, evli isek eşimizin, varsa çocuğumuzun duygularını öğrenmemiz, duygularını ifade etmesine izin vermemiz; çatışma varsa, onun öncesinde de kendi duygularımızı hissetmemiz gerekir. Duygular bir enerjidir. Bedenimizde hareket halindedir. O duyguya odaklanıp, hissetmeye çalışabiliriz.
Öfkeliysek; ” şu an öfkeliyim. Sakin kafayla düşünmek istiyorum. Bunu ikimiz de sakinken daha sonra konuşalım.”
Diyebilmeliyiz.
Not : A ve B şıkkını cevapladıysanız, duygunuzu daha fazla ifade etmeyi deneyin.
C şıkkını cevapladıysanız, ya her şeye ‘evet’ diyorsunuz, ‘hayır’ diyemiyorsunuz, duygularınızdan, kendinizden kaçıyorsunuz; ya da iletişiminiz muhteşem.
Sizce hangisi?…

Duygularınızı doğru aktarabilmeniz dileğiyle. Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@hotmail.com
www.aysegulozkonak,com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

AŞK ve SEVGİ YENİDEN ARTIRILABİLİR Mİ?

AŞK ve SEVGİ YENİDEN ARTIRILABİLİR Mİ?
Hayatındaki erkeği ya da kadını nasılsa kazanılmış bir şey olarak görmek; onu kaybetme riskini de beraberinde getirir.
Onu tekrar kazanabilmenin yöntem ve tekniklerini öğrenmek ise; bitmiş sanılan aşkın ve sevginin yeniden filizlenmesini sağlar.
Aşk ve sevgi sanıldığı gibi tükenmez.Tükenmediği gibi teknikler sayesinde çoğaltılabilir de…

Tam tersi. Diyelim ki yanlış bir ilişki vardı ve ilişki bitti ama ruhsal ya da duygusal anlamdaki bağında kopma olmadı.
Geçmişte yaşadığı ilişkiye ait kopmayan bu bağ, kişiyi her şekilde etkiliyor. Başkasıyla evlenmişse, evliliğinde cinsel ya da normal ilişkisini olumsuz etkileyebiliyor.

Ya da evli değil ama yeni bir partnerle yeni bir hayata adım atmak istiyor ama bu defa da sanki bir şeyler onu geri çekiyor. Karşısına çıkan, ona uyan, normalde “Evet” diyebileceği bir şansı sırf bu yüzden reddedebiliyor. Ama reddetme nedenini fark etmiyor. Geçmişteki ilişkiyle ruhsal ve duygusal anlamda vedalaşma olmadan, bu kısır döngü bu şekilde sürüp gidiyor.

Ya da birey; ayrıldığı ya da boşandığı halde bağımlı olduğu, hala unutamadığı ve; ” Benden ayrıldıktan sonra başkasıyla evlensin, onu da, hayatına giren kişiyi de mahvederim.” derken; kopamadığı, bağımlı olduğu ilişkisine kolayca veda edebiliyor. Sırtındaki gereksiz yüklerden kurtulup, yeni güzel bir hayata doğru yol alabiliyor…

Önemli olan hayatınızda, hangi alanda, neyi, nasıl, ne şekilde artırmak ya da sonlandırmak istediğinizdir.
Her şey mümkün.
Yeter ki, isteyin. Ama umudunuza sımsıkı sarılarak…
Sevgiyle kalın…😊

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

Page 1 of 24

Ayşegül Özkonak