Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim

Category: Uncategorized (Page 1 of 7)

İLETİŞİM SORUNU

İLETİŞİM SORUNU
İletişim sorunu varsa; birbirini anlayamama, kendini karşıdakine doğru ifade edememe, karşıdakinin ne söylediğine odaklanamama ve onu dinleyememe sorunu vardır.

Karşınızdaki insanı önce dinleyin; sonra, empati yapmaya ve anlamaya çalışın.

Karşıdakinin açıklamalarını zihninizde anlamlandırın…

Öfkeliyse, öfkesinin altında yatan nedeni araştırın.
Belki sizin verdiğiniz sözü yerine getirmediğinize kızdı ya da daha önce söylediğiniz bir söze ya da davranışa alındı.
Belki de hiç beklemediğiniz bir nedenden dolayı öfkeli.
Daha önceki yazılarımda söylediğim bir şey var biliyorsunuz.
Öfke duygusunun altında çok çeşitli duygular, kayıtlar bulunur.

Durumu tam olarak anlamadan sizin de fevri davranmanız, iletişimi bozabilir. Kırgınlıklara; hatta belki de güzel giden bir ilişkinizin bitmesine neden olabilir.

İletişimi devam ettirmek mi önemli, yoksa haklı olduğunuzu ispat etmek için ani tepki vermeniz mi?

Hangisi?…

Bugün anlamaya, dinlemeye ve kendinizi doğru anlatmaya niyet etseniz nasıl olur?…

Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633

www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #güzellik #huzur #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #flört #ruheşi #ekonomi #para #eşilişkileri #aile #yaşam #mutluluk #kişiselgelişim #Sağlık #iş #Öğrenci #Koçu #annebabaçocuk

#AyşegülÖzkonak
#BÜTÜNSELDÖNÜŞÜMKOÇLUĞU

BİRİNE İNANIN GÜVENİN HAYATI DEĞİŞSİN

BİRİNE İNANIN GÜVENİN HAYATI DEĞİŞSİN…
Yıl 1994… Mesleğimin başlarındayım. İzmir’de bir ilköğretim okulunda 7/B sınıfına Fen Bilgisi dersine giriyorum…Arka sıralarda başarısız, yaşıtlarına göre oldukça gelişkin, biraz da anlama kapasitesi düşük, ağzı sürekli açık size bakan, bacaklarını ayırarak oturan, oturup kalkmasını bilmeyen, davranış sorunları olan Yağmur adında bir öğrencim var sınıfımda…Okulda herhangi sorun olan bir şey olsa; okul müdürü de dahil olmak üzere herkes ondan biliyor…Sınıf öğretmenleri değildim; sadece derslerine giriyordum. Bir gün arkadaşları onun başında bit olduğunu ve çok pis koktuğunu, onunla aynı sınıfta olmak istemediklerini dile getirdiler. Normalde sınıf öğretmenliği yaptığım öğrencilere otobiyografi yazdırır, sorunları olanları tesbit eder, çözümünü sağlardım. Bu sınıfa otobiyografi yazdırmadığım için sorunu fark etmemiştim. Şikayetler üzerine sınıf öğretmenleri olmamama rağmen, (ki her öğrencimi kendi evladım gibi gördüğüm için) bu öğrencimi de o gün yanıma çağırdım. Konuşmaya başladık. Kiminle nerde yaşadığını öğrendim. Annesi ve kızkardeşiyle yaşıyormuş. Babası hapisteymiş. Bedensel temizliği, bitten nasıl kurtulabileceği, arkadaşlarıyla iletişimin, oturuş ve kalkışın, beden dilinin nasıl olması gerektiği vb. konularında bilgilendirdim, derslerinde başarılı olması konusunda motive ettim. İki hafta belki geçti, öğrencinin davranışları olumlu bir şekilde düzeldi…Bitten kurtuldu. Yine de arkadaşları onunla oturmak istemiyordu. Öğrenciyi lavaboya gönderdim. O yokken diğerleriyle ayrımcılık yapmamaları konusunda özel olarak konuştum. Yağmur’a nasıl davranmaları gerekliliği üzerine…

Yine o günlerde, konumuz fizik konularıydı…Örnekler çözüp farklı sorular soruyorum. Her problem sonrası kısa sürede Yağmur’un parmak havada…’Hocam, ben çözmek istiyorum’. Ben onu tahtaya kaldırıyorum kendine güveni gelsin diye, her seferinde de bakıyorum ki doğru çözüyor.

Başarmanın ve benim onay sözcüklerimi almanın sevinciyle gözleri bana ışıl ışıl bakıyor…İlk zamanlar başarısı konusunda yine de tereddütdeydim. Çevresindeki öğrencilere bakıyordum, acaba “sorduğum soruları çözerken onlardan yardım almış olabilir mi?” düşüncesiyle ve sonra; yardım almadığına kanaat getirdim. Arkadaşları daha soruyu çözmeye çalışırlarken Yağmur parmağını havaya kaldırıyordu. Bana ilk başlarda zekasında sorun var gibi gelen bu öğrencimin aslında zeki olduğunu işte o zamanlar anladım ve Fen Bilgisi dersinden sınavda başarısız olmasına rağmen sözlü notunu yüksek vererek geçer not verdim. Bir süre sonra davranışları da düzelen Yağmur’un başlangıçtaki davranış bozukluğunun, başarısızlığının, olumsuz davranışlarının, zekasında sorun var gibi davranmasının nedenini daha sonra keşfettim. Duyduktan sonra da büyük bir şok atlattım.
Yağmur ‘u tanıdığım o sıralarda; babası öz kızı olan Yağmur’a ve kızkardeşine ensest ilişkide bulunmuş; anne bu sebeple ruhsal dengesini bozmuş, baba hapse atılmış ve iki kız kardeş anneleriyle birlikte yaşam savaşı veriyorlardı…Ve ben bu durumunu daha önce neden öğrenmedim diye kendimi suçladım, öğretmenliğimden utandım. Daha önce onunla neden yakından ilgilenmedim diye keşkeler yaşadım.

O sene benim tayinim Erzincan’a çıktı. O günden sonra;
önceleri sadece sınıf öğretmenliği yaptığım sınıflara uygularken, Yağmur’un olayından sonra tüm sınıflarıma otobiyografi uygulamaya başladım. Daha sonra 25 yılda bu uygulamanın büyük faydasını gözlemledim. Gerçek şu; sevgi, ilgi, güven, motivasyon; öğrencilerimin olumsuz davranışlarını her anlamda değiştiriyordu.

Genç öğretmenlere tavsiyem, eğer öğrencilerine yardımcı olmak istiyorlarsa önce onların güvenini kazanmaları… Otobiyografiyi tüm sınıflarında uygulamaları…O masum öğrenciler; birinin onlara güvendiğini, gerçek anlamda dinlediğini farkedince öyle güzel açıyorlar ki size kendilerini, duygularını. İşte o an, yardım etmeniz gereken ne varsa yardım edebiliyorsunuz. İşiniz daha da kolaylaşıyor. Bir çocuğu kayıp gidiverecekken; bataklıktan çekip çıkarıveriyorsunuz.

Öğretmenlik işte bunun için kutsal. Sadece konuyu anlatıp çıkmak, maaşını alıp yoluna devam etmek değil.

Öğretmenlik, toplumu şekillendirmek demek.Tıpkı koruyucu aile hekimliği gibi sorunları zamanından önce farkedip zamanında önlemek demek.

İyi ki öğretmen olmuşum, mesleğimi yıllarca severek yaptım. Şimdi de Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı olarak toplumumuzdaki ilgiye, sevgiye, desteğe ihtiyacı olan canlara eğitmenlik ve danışmanlık yapmaktayım.

Araya yıllar girmiş olsa da zaman zaman aklıma gelen, adını gizleyip değiştirerek Yağmur diye sizlere tanıttığım öğrencim, umarım hayata tutunabilmiştir.
Çünkü başarmanın tadını, sevilmeyi, onaylanmayı, olduğu gibi kabul edilmeyi, takdir edilmeyi, güveni; derslerine girdiğim dönemde çoktan keşfetmişti…

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633

www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #güzellik #huzur #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #flört #ruheşi #eşilişkileri #aile #yaşam #mutluluk #kişiselgelişim #Sağlık #iş #Öğrenci #Koçu #annebabaçocuk

#AyşegülÖzkonak
#BÜTÜNSELDÖNÜŞÜMKOÇLUĞU

KADININLA/ ERKEĞİNLE SIK SIK TARTIŞIYOR MUSUN

KADININLA/ ERKEĞİNLE SIK SIK TARTIŞIYOR MUSUN?

Her öfkelendiğinde, her tartıştığında kadınına ya da erkeğine;
” Mutlu olduğun yere git.”
” Böyle giderse, ayrılırız.
Böyle giderse senden boşanırım”
demek; ayrılma ya da boşanma isteğini bilinçaltına yerleştirir.

Kullandığın her kelimeye dikkat et. Ayrılma ya da boşanma kelimesini telaffuz etmekten uzak dur.

Bunun yerine ona şunu sor;
1. Mutluluk istiyor musun?
2. Huzur istiyor musun?
3. Bunun için ikimiz de neler yapmalıyız?
4. Yapmamız gerekenler neler?
5. Yapmamamız gerekenler neler?
6. Benden yapmamı istediklerin neler?

“Tamam haklısın. Bununla birlikte şu an böyle bir sorunumuz var. Soruna değil çözüme odaklanalım. Çözüm için sence ne yapmalıyız? de.

Soru sorarak; onun zihnine çözüm ekmiş olursun.

Sevgiyle kal…
Ayşegül Özkonak Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman
aysegulozkonak@hotmail.com
#Sağlık #aile #yaşam #mutluluk #kişiselgelişim #eğitim #NLPeğitmeni #beden #başarı #profesyonelkoç #eğitim

İLETİŞİM KAZALARINI ÖNLEMEK MÜMKÜN MÜ?

İLETİŞİM KAZALARINI ÖNLEMEK MÜMKÜN MÜ?
İnsanlar iletişim kazaları yaparlar?
Neden?
Çünkü düşünmeden yazar ya da konuşurlar.

Özellikle de yazışarak iletişim sağlamaya çalışmak; içinde ses tonu, tınısı, beden dili olmadığı için; yanlış anlaşılmalara ve yanlış anlaşılmaktan kaynaklı iletişimin tamamen kesilmesine neden olabilir.

En doğru davranış, yazışmaktansa; görüşmek istediğimiz kişiyi doğrudan telefonla aramak ya da yüzyüze görüşmektir.

Diğer bir neden ise; iyi bir dinleyici olmamaktır.
Konuşma sırasında kişi, karşıdaki insan konuşurken onun ne söylediğine odaklanmıyor; zihninde kendisinin ne söyleyeceğine odaklanıyor ve cümleler planlıyordur.

Bu kazaları önlemek amacıyla, yazışarak görüşmeye mecbursak; yazdığımız yazıyı göndermeden önce kontrol etmek,

Konuşurken de; ağzımızdan çıkan sözü önce düşünüp, sonra konuşmak önemli.

Bu konulara dikkat ettiğimiz sürece, ‘Ben onu demek istememiştim yanlış anladılar/ hep yanlış anlaşılıyorum’ hayıflanması yaşamayız.

Böylece iletişimimiz de daha muhteşem olur.

O halde karşımızdaki kişileri dikkatli dinleyelim ama yarım yamalak değil. Gözümüzle, kulağımızla, tüm bedenimizle…

Sevgiyle kalın… 😊

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
Ayşegül Özkonak
05052509633
#aile #kişiselgelişim #seminer #başarı #nlp

EVLİLİĞİMİZDEKİ SORUNLARI ÇOCUKLARIMIZLA PAYLAŞALIM MI?

EVLİLİĞİMİZDEKİ SORUNLARI ÇOCUKLARIMIZLA PAYLAŞALIM MI?

Eşiniz ya da kayınvalidenizle aranızda ne geçerse geçsin çocuklarınızla paylaşma isteği duyuyor musunuz?

Kendinizi haklı gösterme, haklılığınızı ispat etme çabasında mısınız?

O halde okumaya devam edin.

Evlilik sorunlarınızı çocuklarınıza yansıtıyorsanız, eşinizi, onun ailesini suçlayıp, kötülerseniz, babaannesini, halasını, amcasını ( erkekseniz; eşinizi ve onun kök ailesini) kötülerseniz; ayrıca çocuğunuza onların size yaptıkları davranışları gözyaşlarıyla anlatırsanız; çocuğunuzun ruhunda açtığınız yara kapanmaz.
Çünkü duygularınızı boşalttığınız çocuğunuz; kötülediğiniz o kişilerin devamı… O kişiler çocuğunuzun kökleri…
Bir çiçeği, bir ağacı köksüz düşünebilir misiniz…?
Köksüz bir ağaç nasıl canlı kalamazsa, köklerini sevmeyen inkar eden çocuklar da hayata güvenle bakamazlar.
Yetişkin olduklarında, sorunlu giden evliliklerinin ya da evlenememelerinin kökeni; küçükken anne babasıyla olan ya da olması gerektiği gibi olamayan iletişime dayanmaktadır.
Babası/ annesi kötülenen çocukların yetişkin olduklarında karşı cinsle ilişkileri bozulabilir, evlenmekten korkabilir; evlenemeyebilir, evlense bile sorunlu bir evlilik yaşayabilir.

Çocuk, kötülenen anne / babasından nefret edebilir. Nefret etmesinin nedenini de bir türlü anlamlandıramaz.
Bununla da kalmaz. Biraz daha büyüdüğünde, kötüleyen kişiden de nefret edebilir. Çünkü söz bumerang etkisi yapar. Yani ne söylersek bize geri döner.

“Peki bu sorunlarımızı kime anlatalım?” Diyorsanız, objektif konuşan, duygularını olayın içine katmayan bir yakınınıza ya da arkadaşınıza anlatabilirsiniz ancak bu da bir terapi anlamına gelmez.
Sizin ve o kişinin dertleşmek amaçlı sarf ettiği her bir söz, ister istemez sizde olumsuz bir çapa oluşturabilir.

Eğer evliliğinizdeki var olan sorununuza kesin çözüm istiyorsanız; güvendiğiniz inandığınız bir danışmandan yardım alarak, hayatınıza farklı bir bakış açısıyla bakabilir, olumsuzlukların bertaraf edilmesini kolaylaştırabilirsiniz.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman/
aysegulozkonak@gmail.com
#Sağlık #aile #yaşam #mutluluk #kişiselgelişim #eğitim #NLP #theta#ruhsal#zihin #beden

BİR BAŞARI ÖYKÜSÜ

#BİR #BAŞARI #ÖYKÜSÜ

Başaramıyor musun?
Başaramayacağına mı inanıyorsun?
Başkaları sana; ” Başaramazsın! ” mı diyor!
Kişisel Gelişimine rol model mi arıyorsun?

Naim Süleymanoğlu’nun hayatını oku. Daha izlemediysen, filmini izle.

Yönetmenler: #ÖzerFeyzioğlu, #HilalSaral
Film müziğinin bestecisi: #FahirAtakoğlu
Sinematografi: #MartinSzecsanov
Oyuncular: #HayatVanEck
Senaryo: #BarışPirhasan, #ÖzerFeyzioğlu

O’nun Türk vatandaşı olmasına katkı olan isimsiz kahramanlara, devlet büyüklerine ve filmin senaryosu, yapımı, çekimi sırasında emeği geçen herkese teşekkürler.

Naim Süleymanoğlu.
Spor müsabakaları sırasında dizanteri olmasına rağmen; asla vazgeçmedi. Antrenmanları yapabilmek için 1 ay boyu yatağını spor salonuna getirtip; her gün antrenman yaptı.
Kaldırdığı o halterin asıl yükü; kendi halkının acısıydı.
Hedefi; o acıları tüm uluslara duyurmaktı.
350 bin kişiye ve ülkesine ışık oldu.
(Yüreği güzel adam.#NaimSüleymanoğlu.
Seninle gurur duyuyoruz. Nur içinde uyu.)
Sen de başarmak istiyorsan eğer; bir hedefin olsun. Hem de insanların şaşırdığı kocaman bir hedefin…Bil ki, başarı da sadece ve sadece, sana bağlı.
“Yükü, kalbinle ve yüreğinle kaldıracaksın.
Gölgede olanın, gölgesi olmaz.
Güneşte duracaksın ki; insanlar senin gölgene toplansın.”

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman/
#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #flört #ekonomi #eşilişkileri #aile #yaşam #mutluluk #kişiselgelişim #iş #Öğrenci #annebabaçocuk #kendimizitanıma

İÇSEL HUZUR İÇİN ARINMAK İSTER MİSİNİZ?

İÇSEL HUZUR İÇİN ARINMAK İSTER MİSİNİZ?
Hayatınızdaki birilerinin söz ve davranışları sizi; sizin söz ve davranışlarınız o birilerini rahatsız ediyor mu?

Bu davranışların kökeninde, temelde, bir duygu ya da his olduğunu bilin.

Sizdeki öfke duygusunun altında, hiç fark etmediğiniz başka duygular bulunabilir. Önce bu duyguların farkına varın ve kabul edin.

Karşılıklı öfke duygunuz oluşmadan çok daha önce; diyelim ki birileri hakkında olumsuz düşündünüz ve sözel olarak ya da içsel anlamda o kişiyi yargılayıp, eleştirdiniz. Kınadınız ya da suçladınız. Üzerinden zaman geçti ve siz tüm bu düşünce ve sözlerinizi unuttunuz. Ama evren unutmaz.
Bir süre sonra sizinle o kişinin arasında anlamlandıramadığınız bir gerginlik, bir huzursuzluk hisseder, bir çatışma yaşarsınız. Hatta belki, onun tarafından ya da onu destekleyenler tarafından dışlanırsınız, yalnız bırakılırsınız ve belki de; siz de bir şekilde
suçlanırsınız. ( Örnekler çoğaltılabilir.)
Ya da kınadığınız kişi her ne yaşamışsa, siz de aynısını ya da benzerini yaşarsınız. Ya da sizin nesliniz yaşar. Ve yine üzülürsünüz.
Çünkü daha evvelinde söz ya da davranışlarla, o kişinin karmasına (kaderine) girmiştiniz.

Nedeni ne olursa olsun eğer birisi bize karşı tepkisel davrandıysa, olumsuzluklar yaşıyorsak bilin ki; dışarıda hiçbir şey yok. Hepsi bizim içimizde.

Biz değişirsek, dünya da değişir.

Havai’de yaşayan Dr. Ihaleakala Hew Len; adli birimde
suç işleyen akıl hastalarıyla yıllarca uzman psikolog olarak çalışmıştır. Çalıştığı birimde akıl hastalarının olumsuz davranışlarıyla başedemeyince, uygulamada çözümsüz kalınca; onlara yerli bir şifacı olan Morrnah Nalamaku’ dan öğrendiği Ho’oponopono’yu uygular. Hastaların hepsinin sakinleştiğini, sorunların çözüldüğünü fark eder ve bir süre sonra onları taburcu eder. (Okumak isterseniz: Zero Limit
Joe Vitale tavsiye ederim. )
—-
Bugünden itibaren size öğreteceğim bu uygulamayı (Ho’oponopono’yu)
kendinize yapın ve siz de arının.

Bu uygulama için: Rahatsızlık duyduğunuz kişiyi hayalinizde karşınıza alın; gözler kapalı olsun, (kendinizin suçsuz; karşıdakinin suçlu ve hatalı olduğuna inansanız da) aşağıdaki sözleri gönlünüz yumuşayana kadar
söyleyin.

SENİ SEVİYORUM
ÖZÜR DİLERİM
LÜTFEN BENİ AFFET
TEŞEKKÜR EDERİM.

İçsel olarak arındığınızı, huzur, sakinlik ve dinginliğe ulaştığınızı ve sorunlu kişilerle aranızın da düzeldiğini fark edeceksiniz.

Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman/
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com
aysegulozkonak@hotmail.com
aysegulozkonak26@gmail.com

ÇOCUKLARIMIZLA İLETİŞİMİMİZ NASIL OLMALI? 1

ÇOCUKLARIMIZLA İLETİŞİMİMİZ NASIL OLMALI? 1
Okullar açıldı, anne babaları da bir kaygı ve endişe aldı.
Ebeveynlerden bana en çok gelen sorulardan bazıları şunlar:
‘’ Hocam, çocuğum başarısız. Çocuğumuzun ders başarısını nasıl artırırız?’’
‘’Çocuğumuz annesine/ babasına kızgın, öfkeli. Ona nasıl davranmalıyız?’’
‘’ Çocuğum bizi hiç dinlemiyor. Elinde cep telefonu. Sanki ona yapışık. Biz ne yapmalıyız?’’
‘’ Çocuğumuzun kurallara uymasını ve sorumluluk almasını nasıl sağlarız?’’
‘’ Çocuğum heyecanlı, sınav kaygısı var. Sınava hazırlanan çocuğumuza nasıl davranmalıyız?’’
Bu anne babaları yürekten kutluyorum. Çünkü kendi davranışında hata ya da yanlış varsa; onları tespit edip düzeltmek için çareler arıyorlar.
Ben Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı Ayşegül Özkonak. Sizlerle çocuklarınız arasında iletişimin daha da güçlenebilmesi için, sohbet şeklinde bir yazı dizisi hazırladım. Eğer sonuna kadar okuyabilir ve okuduğunuzu uygularsanız, çocuğunuzda da olumlu gelişmeler olacak, iletişiminiz güçlenecektir. Yeter ki isteyelim. 😊
Bu yazımı okurken; ‘’İstemeden de olsa çocuğumuza zarar mı verdik?’’ Diye düşünüp üzülmekten vazgeçin. Hiçbir anne baba bile bile çocuğuna zarar vermek istemez. Siz evlenirken; nasıl çocuk yetiştirileceği ile ilgili bir ANNE- BABA OKULU yoktu. Amacım, ‘’hatalarımızı fark edip, çocuklarımıza daha iyi ve daha doğru nasıl davranabilirim?’’ düşüncesi oluşturarak, hem ebeveynde, hem çocukta davranış değişikliği sağlayabilmek. Bilirsiniz ki; bazen bir söz, bazen okuduğumuz bir yazı bizi çok etkiler ve bizde bir farkındalık oluşturur… Bununla birlikte, baş edemediğimiz durumlarda ise mutlaka bir uzman desteği gerekir.

Şimdi şöyle bir saniyeliğine çocukluğunuza ve gençliğinize dönmenizi istiyorum.
Belki ailenizle çatışmalarınızı,
Akran sorunlarınızı,
Yüzünüzde çıkan sivilceleri,
Kendinizi çirkin hissettiğiniz anları,
Aşk acılarınızı,
Tüm bunlarla birlikte, derslerin ağırlığını, sınavlara hazırlanmalarınızı, stres yaşamalarınızı, ailenizin sizden beklentilerini…
Duygularınız nasıl…?
Evinizdeki çocuğunuzun ya da genciniz de bu durumların benzerini yaşıyor.
Şimdi başka bir soru?
Kaçımız akşam eve döndüğümüzde; cep telefonlarından başımızı kaldırıp; ya da ev işlerinden fırsat bulup, çocuklarımızla sohbet ediyoruz?
Akşama kadar yorucu işlerde çalışıyor, akşam yorgunluktan o en değerli varlıklarımıza yeterince zaman ayıramıyoruz.
Çocuklarımız büyüdü. Büyüdükçe de davranışlarında, iletişimimizde sorunlar arttı. O minik bebek yok artık karşımızda.

ŞİMDİ ŞU SORULARIMA CEVAP VERİN.
1. Akşamları aile bireyleri olarak anne, baba ve çocuklar aynı odada mı, ayrı ayrı odalarda mı oturursunuz?
2. Çocuğunuzdan hiç şimdiye kadar çöp atmasını istediniz mi?
3. Market alışverişi yapmasını istediniz mi hiç? Tepkisi ne oldu?
4. Sorumsuz mu? Saldırgan ve öfkeli mi?
5. Hangi bilgisayar oyunları oynadığından haberdar mısınız?
6. Hangi arkadaşlara sahip, onları tanıyor musunuz?
7. Asosyal mi? İçe kapanık mı? Çekingen mi, özgüvensiz mi? Kararsız ve karamsar mı? Takıntılı mı?
8. İstediğini tutturan tarzda mı? Eve ve size hükmeder tarzda mı?
9. Huysuz ve mutsuz mu? Kuşkucu mu?
10. Bencil ve şımarık mı? Kuralsız ve doyumsuz mu?
11. Çocuklarınız herhangi bir şeye bağımlı mı? (Bilgisayar, cep telefonu, TV. alkol, sigara,
uyuşturucu, ana-baba bağımlısı vs.)

ŞİMDİ DE KENDİ KENDİMİZLE YÜZLEŞMENİN ZAMANI.
1. Bizler çocuk yetiştirirken ne yaptık, nerede hata yaptık?
Toplum olarak Psikolojiyi nasıl yanlış anladıysak, çocuk yetiştirmeyi de öyle yanlış anladık. ‘’Ben çok çektim, çocuklarım çekmesin’’ yanılgısına düştük ebeveynler olarak. Ya da ‘’Ben çocukken alamadım, yaşayamadım, çocuklarım alsın, yaşasın’ dedik. Yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında oldu belki de…Böylece de her isteğine kavuştuğu için elindekilerin kıymetini bilmeyen, arzusuz, sevinçsiz, mutsuz, başarısız; belki başarılı ama özgüvensiz, değersiz, yetersiz, asosyal çocuklar oluştu.
2. Yeterince onlara zaman ayırıyor muyuz…?
Bulunduğu ortamdan sıkılıp yanımıza geldiklerinde veya mızırdandıklarında ya TV. Açıyoruz, ya akıllı telefona yüklenmiş oyun koyuyoruz önlerine. Biz de bu arada işimizi yapıyoruz ya da sohbetimizi…
Susturduk. Zararları da yok bize.
Sessiz sessiz oynuyorlar gözümüzün önünde. Güvende.!!?
Sahi çocuğumuz güvende mi?
İnternette ve oyun oynarken ne kadar güvende? Tehlikelerden haberimiz var mı…? (İnternet ya da oyun bağımlılığı nedeniyle; çocukların oynadığı oyunlardan/ videolardan kaynaklı intihar girişimlerini üçüncü sayfa haberlerinin hepimiz farkındayız öyle değil mi?)
3. Çocuklarımıza değer veriyor muyuz…?
4. Önemsiyor muyuz…?
Önemsendiklerini hissetmelerini sağlıyor muyuz? (Para harcamanızdan bahsetmiyorum.)
5. Sevgimizi verebiliyor muyuz hem de karşılıksız…?
6. Doğadaki her hayvan belli bir süre yavrusuna belli bir beceri kazandırıyor, hayata hazırlıyor. Kuşlar yavrusunu uçmaya hazırlıyor. Yırtıcılar karnını doyurabilmesi için avlanmayı öğretiyorlar.
Peki bizler…?
Hayatımızın en değerli varlıklarını ne kadar geleceğe hazırlıyoruz?
7. Başarı deyince de sadece akademik başarısı geliyor aklımıza. Çocuklarımız okulunda, sınavlarda başarsın istiyoruz. Özel derslere, özel okullara büyük meblağlarda eğitim ücretleri ödedik ya da ödüyoruz.
Peki hayat becerilerini öğretiyor muyuz? Hayvanlara, insanlara, doğaya merhameti, vicdanı, saygıyı…?
8. Kendi kendine yetmeyi öğretiyor muyuz?
‘’Aman çocuğum dersine çalış!’’ dedik. ‘’Ben yaparım sen bırak! Şimdi eline yüzüne bulaştıracaksın. Sen elini kesersin. Ben keserim bırak, sen beceremezsin şimdi!’’
Meyvesini önüne soyup koyduk. Gerçekten de beceriksizleştiler ve eline verdiğimiz bir portakalı soyabilmekten, bir kavun ya da karpuzu bile kesmekten aciz oldular…
9. Peki aslında bizler nasıl bir çocuğa sahip olmak istiyoruz?
Özgüvenli, başarılı, kendi kendine yeterli, tutarlı, adaletli, sorumluluk sahibi çocuk olmasını istiyor muyuz? Para yönetimi bilen, insanlarla iyi iletişim sağlayabilen, görgü kurallarını bilen.
Öfke sırasında nasıl davranacağını bilen, ileride bir yetişkin olacağına göre ev işlerinde beceriye sahip.
Yeterince vicdana, merhamete sahip, gerektiği kadar, (kimseye paspas) olmadan sevgi, saygı verebilen, sınır bilebilen, iyi ahlaklı, ülkesi için çabalayan, insanı insan gibi gören…
Okul başarısı yanında hayat başarısına da sahip bir birey olsun istiyor muyuz?
10. Şimdi kendinizi tekrar düşünün. Çalışmadığına inandığınız çocuğunuza;
-Çalış. Çalış. Dediniz.
Çocuğunuz da;
‘’Annem babam çok haklı yaaa. Bir ilham geldi ki bana. Zekam da arttı. Hemen başlayayım çalışmaya.’’
Dedi mi?
Çalıştı mı? 😊

Toplum olarak Psikolojiyi nasıl yanlış anladıysak, çocuk yetiştirmeyi de öyle yanlış anladık.
‘Aman böyle yapma, çocuğun psikolojisi bozulur.’
‘Aman şunu söylemeyelim, çocuğun psikolojisini bozarız’ dedik ve gerçekten de sorunlu çocuklar yetiştirdik.
Şimdi bu acı tabloyu bir kenara bırakalım ve hayatımızın en değerli varlıklarını geleceğe hazırlamak için aile olarak biz neler yapabiliriz?
Çocuğumuz için nasıl bir aileyiz, hatalarımız neler? Bunların farkına varabilmeliyiz.
Farkına varabilmemiz için de önce “AİLE TİPLERİNİ” bilmemiz gerekir.
AİLE TİPLERİ
1. AŞIRI OTORİTER VEYA REDDEDEN AİLE:
Eğer anne baba olarak; kolay kolay sevgi, şefkat veremezsek; sevgi, şefkat verince çocuğun şımaracağından, otoritemizin sarsılacağından, çocuğun her şekilde hata yapacağından korkar, her yaptığını eleştirirsek; onun olumsuz yönleri görür, söz hakkı vermez, küçük bir hatada sık sık cezalandırırsak; çocuk özgüvensiz, asosyal, pasif, silik, çekingen olabilir.
Üstüne üstlük yetersiz ya da hiç sevgi verilmeyen, kabul edilmeyen, ötelenen, reddedilen, terk edilen çocuklarda; özgüvensizlik, başarısızlık, suçluluk duygusu, asilik görülebilir. Çocuk suça meyilli, şikayetçi, yalancı, gece altını ıslatan, tırnak yiyen, tikleri olan, uykusuz, uyurgezer, diş gıcırdatan, kabuslar gören, öfkeli, depresyona sahip, kendi canına kıymaya çalışan, evden, okuldan kaçan, başkalarına, hayvanlara eziyet etmekten zevk alan, cinsel sapkınlığa sahip bir çocuk olabilir. Bunların tümü tek bir çocukta görülmeyebilir. Birkaçı görülebilir.
2. AŞIRI HOŞGÖRÜLÜ AİLE:
Eğer çocuğumuzun yaptığı her şeyi hoş görür ve aşırı özgür bırakırsak; neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini; yaptığında ya da yapmadığında hangi sorunların ortaya çıkacağını anlatmazsak, kesin kurallar çizmezsek, kendisine zarar verebilecek davranışlarda bile uyarmazsak; çocuk, bir süre sonra bizi denetim altına almaya başlar, isteğini yapmadığımızda bizi tehdit eder ve istediği olmayınca da tehditlerini gerçekleştirir. Böyle çocuklarda kuralsızlık vardır. Kuralsızlığa alıştığı için, okuldaki kurallarla karşılaşınca okula ve arkadaş çevresine uyum sağlamakta zorlanır, istediği olmayınca da öfkelenebilir. Bencil ve doyumsuz olduğu için ileride zararlı alışkanlık edinmesine neden olabilir. Her dediğinin anında olmasını isteyen, sabırsız, şımarık, anti sosyal olabilirler. Çocuk; arkadaşları ile de uyumsuz ve kavgacı olabilir ya da tam tersi kırılgan, dayanaksız, sorunlar karşısında çabucak ağlayan, arkadaşları arasında ‘’ sulu göz ‘’ olarak nitelendirilen bir davranış sergileyebilir. Genellikle sorumsuzdur ve bu yüzden de ders başarısı düşük olabilir.
3. AŞIRI KORUYUCU AİLE:
Eğer aşırı bir sevgi veriyor ve aşırı bir koruyuculuk ve kollayıcılık yapıyorsak, çocuğumuz bize bağımlı hale gelir, karşılaştığı her sorunda gelip bize danışır, bize güvenir ve hep yanında ister ama kendisine güvenemez. Duygusal, ruhsal sorunları olabilir. Çok başarılı ama asosyal olur. Sosyal iletişim sorunları yaşayan; bir misafire ‘Hoş geldin ‘bile diyemeyen, markette alışveriş yapamayan, odasından çıkmayan, hiçbir şeye karşı ilgisi olmayan, içe kapanık, değersizlik, yetersizlik duygusuna sahip, hayata karşı güvensiz bir birey olur. Eğer çocuğa karşı gereğinden fazla özen ve kontrolcülük gösterirsek, kendi yapması gereken işleri kendisi yapmayınca da biz yaparsak; özel dersler aldırır, kendisinden büyük başarı bekler, her seferinde onun için yaptıklarımızı dile getirirsek; çocuğumuz büyük olasılıkla takıntılı ve ruhsal sorunları olan birey olacaktır. Aynı zamanda aşırı duygusal ve bağımlı, korkak, çekingen, sakar biri olabilir. Bizden ayrı kalamaz ileri yaşlarda bile sürekli bizim yanımızda olmak ister.
Böyle ebeveynler ilk başlarda çocuğunun her seferinde kendisine danışmasından, dibinden ayrılmamasından, mutlu olur, haz duyar çünkü egosu yükselir. Ancak ilerleyen zaman içinde kendisine bağımlı olmasına tahammül edememeye, bunalmaya başlar. Bu sefer de, ebeveyn ve genç arasında sorunlar, çatışmalar baş gösterir. Genç üniversite sınavında şehir dışında bir fakülteyi kazanır. Tek başına şehir dışında okuyamayacağı için, ya aile de gencin sınavı kazandığı şehre taşınır. Ya taşınamaz, genç okulu bırakmak zorunda kalır, ya da okula devam eder ama kişisel, ruhsal sorunlarla boğuşur. Böyle gençler kolay kolay evlenemez, evlense de evliliğinde sorunlar yaşayabilir. Çünkü hiçbir yetişkin ve evli birey; anne ya da babasına bağımlı bir eş istemez. Aklınızda olsun boşanmaların bir nedeni de anne baba bağımlısı olan eşten kaynaklanır.
N’olur çocuklarımızın ayrı bir kişiliğe sahip olduğunu hatırlayalım. Onların ruhlarını zincire bağlamaktan, kendimize bağımlı yapmaktan uzak duralım.
4. İLGİSİZ VE UMURSAMAZ AİLE:
Eğer sorunları, duygu, düşünceleri hakkında ilgisiz ve umursamaz olursak, sevgi vermez verdiğimizi sanırsak, anlayış göstermezsek, sadece karnını doyurup, eline üç beş kuruş verip gönderip; ‘Saldım çayıra, mevlam kayıra’ dersek, çocuk kendi yolunu bulmaya çalışır. Dikkatimizi çekmek için olumsuz davranışlar sergiler. Biz ona rol model olamazsak, o kendisine başka rol modeller seçer. Bu yüzden de zamanının tümünü arkadaşlarıyla geçirir. Erken yaşta zararlı alışkanlıklar edinebilir, kanunsuz işler yapabilir, kendi bedeniyle, kendi canıyla ödeyeceği yüklerin altına girebilir.
5. TUTARSIZ AİLE:
Eğer, ebeveynler olarak çocuk yetiştirme konusunda farklı düşünce, tavır, davranış ve tutum sergilersek ve bunu da çocuğa yansıtırsak; çocuk davranış, duygu, tutum bakımından çelişkiler yaşar.
Çocuğun yaptığı aynı davranışa bazen çok sert çıkışlar yapar, bazen de çok olumlu tepki verirsek, kurallar koyar ama koyduğumuz kurallarda kararlı olamazsak ve süreklilik sağlamazsak; yaptığı bir davranışı; bazen ödüllendirir, bazen cezalandırırsak; çocuğumuz nerede, ne zaman, ne yapacağını kestiremez. Kendi görüş ve düşüncelerini de aktaramaz. Çünkü kendi fikri oluşamaz. Çocuk ya inatçı, asi ve hırçın olabilir ya da içe kapanık ve pısırık olabilir. Çocuk; insanlara güvenemez, şüpheci, kararsız bir kişilik yapısı geliştirebilir. Dikkat eksikliği, yalan söyleme alışkanlığı görülebilir.
Kendi isteklerini yapan ebeveyne daha yakın davranır; yapmaya ebeveynden uzaklaşır. Kendi çıkarına göre hareket eder, iki yüzlü ve çıkarcı olur.
6. DENGELİ VE DEMOKRATİK AİLE:
Eğer onu dengeli sever, olduğu gibi kabul eder, yapacağı işte rehberlik eder ama alacağı kararlar konusunda serbest bırakırsak, aile içinde kurallar ve sınırları onunla birlikte belirler, bu sınırlar içinde özgür bırakırsak, koyduğumuz kuralların mantıklı açıklamasını yaparsak, aileyi ilgilendiren kararları da birlikte alır, her konuda onun düşünce ve fikirlerini önemsersek ve önemsediğimizi de dile getirirsek, anne -baba olarak birbirimize ve çocuğumuza karşı olan duygularımızı açıkça ifade edersek; çocuğumuz da; kendini seven, olduğu gibi kabul eden, kendine ve çevresindekilere saygılı, sınırlarını bilen ve bildiren, olumlu, başarılı, sosyal, yetenekli, değerlilik ve yeterlilik duygusuna sahip, özgüvenli, hayata güvenli bir birey olur.
Şimdi kendinizin ve çocuğunuzun davranışlarını ve kendi aile yapınızı düşünün. Hangi tip ailesiniz…?
ÇOCUĞUMUZU TANIYALIM
Çocuğunuz en çok hangi rengi seviyor?
En iyi arkadaşının adı ne? Onunla tanıştınız mı?
Hangi öğretmenini seviyor, onun adı ne?
Sevdiği yemeğin adı ne?
TV’ de en çok hangi programı seviyor?
Sevdiği, izlemekten hoşlandığı bir sanatçı var mı?
Gelecekte olmayı düşündüğü meslek var mı?
Nelerden hoşlanır, nelerden hoşlanmaz.
Hangi yeteneklere, hangi çoklu zekaya sahip?
Hedefi var mı? El becerileri nasıl?
Önce çocuğumuzu tanıyalım.

ÇOCUĞUMUZLA DOĞRU İLETİŞİM NASIL OLUR?
İletişimin amacı; anlaşılmaktır.
EBEVEYN VE ÇOCUK ARASINDA İLETİŞİM ÖRNEKLERİ
1. Örnek
Dolabında bir sürü kıyafeti olan ve arkadaşlarıyla buluşmak üzere hazırlanırken de öfkelenerek “Giyecek doğru düzgün bir kıyafetim yok. Sinir oluyorum ya!’’ Diyen gencinize hangi cevabı verirsiniz?
Test
1. ‘’ Eğer bir daha kıyafetim yok dersen sana bir daha hiçbir kıyafet yok!’’ Diyerek sert bir çıkış mı yaparsınız? Evet Hayır
2. ‘’Şu kıyafetini giy, git.’’ Diyerek sorundan kurtulmak ve kendinize zaman kazanmak için yönlendirir misiniz? Evet Hayır
3. Israr edince ‘’Haline şükret. Onu da bulamazsan görürsün!’’ Diyerek böyle davrandığı için elindekileri kaybedeceği ile ilgili korkutmaya mı çalışırsınız? Evet Hayır
4. ‘’ Şu yaptığına bak. Ayıp, ayıp. Bunu bulamayanlar ne yapsın?’’ Diyerek ahlak konferansı mı verirsiniz? Evet Hayır
5. ‘’ Kırmızı elbisen sana çok yakışır bunu giy git ‘’ Diyerek çözüm bulmaya mı çalışırsınız?
Evet Hayır
6. ‘’ Sen ne nankörsün! Gözüne dizine dursun! O dolaptakiler ne?’’ Diyerek azarlar mısınız?
Evet Hayır
7. ‘’ Al sana kıyafet!’’ Diyerek, şiddet mi uygularsınız? ( Şiddet asla uygulanmamalı!)
Evet Hayır

Genç bu sözleri söylerken aslında sizden bunların hiçbirini istemiyor. Sizin onun duygusunu anlamanızı bekliyor. Arkadaşları; özellikle de karşı cins tarafından beğenilmemenin endişesini taşıdığı için stres yaşıyor…Sadece nasıl davranacağını bilemiyor.
Bunların yerine şu sözleri söylemeyi deneyin:
‘’ Kafan karışmış gibi görünüyor. Ne giyeceğine karar veremedin. Bu durum sana ne hissettiriyor?’’
‘’ Evet. Arkadaşlarımın arasında şık olmak istiyorum. Şu an çok gerildim.’’
‘’ Gerildiğini fark ettim. Dolabındaki hangi kıyafetlerin sana daha çok yakıştığına inanıyorsun? Ya da hangisini giymek seni mutlu ediyor?’’ Diye sorunca devamı gelir. Böylece çocuk anlaşıldığını hisseder. 😊 İletişimin amacı da anlaşılmaktır. Aynı dili konuşan değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşır.

2. Örnek:
Diyelim ki; odası dağınık…
-Sen ne biçim bir çocuksun…! Odanı ahıra çevirmişsin. Topla hemen şurayı…!
Yerine; onunla konuşurken söylemek istediklerinizi iyi belirleyin ve doğru dil kullanın. Söyledikleriniz net ve anlaşılır olsun. Saldırgan üsluptan kaçının.
1. Önce davranışı tanımlayın. Ama eleştirmeden, yargılamadan, kınamadan, suçlamadan.
Mesela, siz söylemenize rağmen; hala odası dağınık haldeyse;
– Odan dağınık kalmış. Deyip bırakın.
2. Davranışın değiştirilme nedenini söyleyin. (Basit, kısa, sadece nedeni ifade edin.)
– Eşyalarını topladığında, dışarıda arkadaşlarınla keyifle eğlenebilirsin.
3. Çocuğun duygularını ya da davranışlarının nedenini anlayın.
– Bir an önce dışarı çıkmaya (laptopda oyun oynamaya çalıştığının) farkındayım.
4. Beklentilerinizi net olarak ifade edin.
-Bununla birlikte bundan sonra her okuldan geldiğinde (ya da hafta sonu temizliğine başlamadan önce) odanı toplar ve bana bu konuda yardımcı olursan sevinirim…
Odanın toplanmasını 1 saat içinde bekliyorum. (Mutlaka süre verin.)

KARAR VERMESİNDE YARDIMCI OLMAK İÇİN KULLANMAMIZ GEREKEN SÖZLER
Küçük çocuklar için:
1. Seçme hakkın var.
2. Ya A…’ yı seç, ya da B…’yi.
3. Tercih senin.
4. (Seçim yaptıktan sonra da) Demek sen B…’ yi seçtin. Diyerek karar vermesini onaylayın.

Büyük çocuklar için:
1. Birkaç seçeneğin var gibi görünüyor.
2. Nasıl istersen. Ya A…’yı seç; ya da…B…’yi.
3. Senin için hangisi daha iyi olur?
4. (Karar verdikten sonra da); ‘’Karar vermiş görünüyorsun.’’ Deyin.

ÇOCUĞUNUZ ÖFKELİ, KIZGIN, HEYECANLI, AĞLAMAKLI İSE NASIL DAVRANACAKSINIZ?
Onun beden dilini okuyun. Sorduğunuzda “iyiyim” diyorsa ya da geçiştiriyorsa; kelimeleri değil, kelimelerin altında yatan duyguyu hissedin. Ve geri yansıtın.
“Sesinden üzgün olduğunu hissettim.”
“Çok kızgın görünüyorsun.”
“Çok heyecanlı görünüyorsun.”
Bunları söylerken, sorgulamadan, yargılamadan, eleştirmeden, suçlamadan ve bilmiş tavırlardan kaçının.
1. “Neden kızgınsın?” derseniz, onu sorgulamış olursunuz. Bu durumda çocuk, düşünür ama hissetmez.’’ Kızmanın nedeni ne?’’ diye sorun. O zaman anlatacaktır.
2. “Ağlanır mı? Sen yine başladın çocuk gibi ağlamaya!? Ne var bunda yaaa! Amma abarttın ha! ” Diyorsak, yargılamış ve duygularını anlamamış oluruz. Kendisini anlamadığımız için de bize öfke duymasına neden oluruz. Aklınızda olsun. Bizi yargılayan, eleştiren, duygumuzu anlamayan birini dost olarak kabul etmeyiz öyle değil mi?…
3. ” Sen ders çalışma, öğretmenin de sana ceza niyetine düşük not verir işte böyle! ” Bu söz de bilmişlik taslamak olur. Bilmiş insanlara da kendimizi kapatırız. Bu durumda size anlatacağı varsa da anlatmaktan kaçınır.
Dinleyin. Sadece dinleyin ve geri yansıtın. Eleştiri, yargılama, kınama, suçlamadan uzak durarak; bedenen, zihnen, ruhen, duygusal olarak onun yanında olduğunuzu hissettirerek sağlayın bunu.
“Böyle mi hissettin?”
“Sen ne düşünüyorsun?”
“Bu durumda nasıl davranmayı düşünüyorsun?’’
Sonra da; hatayı ne tamamen onun üzerine, ne de tamamen başkasının üzerine atmadan; sorduğunuz doğru sorularla, doğru kararı yine kendisinin vermesine yardımcı olun.
Eğer sorun sizinle onun arasındaysa; birbirinize zaman tanıyıp sakinleşip, ikinizin de duygu ve davranış nedeninizi belirtip, gerektiğinde özür dilemelisiniz.
Bu arada tabi ki duygularını ifade edince de hemen mutlu olacağını, hemen sakin kalacağını da beklemeyin. Bu bir süreç… Zihninde duygu ve düşüncenin yapılanması lazım.
Aklınızda olsun. Amacımız çocuğumuzun farkındalığını sağlamak ve iletişimini artırmak olmalı. Duyguyu yansıtmamızın amacı da farkındalığını sağlamaktır.
Düşünce ve duygusunu ayırt etmesine yardımcı olmalıyız.
Böylece kendisine yetebilen ve hayatını anlamlı olarak, kimseye bağımlı olmadan yaşayabilmesini sağlamak olmalı.
Bundan sonra eğer gencinizle çatışma yaşıyor, onu anlamakta zorlanıyorsanız, önce kendi geçmişinizi düşünün. Onların da sizi tanımalarına fırsat verin.
Hayatın sadece dört duvardan, bilgisayar ya da akıllı telefonlardan ibaret olmadığını hatırlayın ve hatırlatın. Hayatı yaşayın, hayatı yaşatın. Yazdığım bu yazıdan sonra, bakış açınız ve dolayısıyla çocuğunuza olan davranışınız ve önceki iletişimsizliğiniz muhtemelen değişmiştir.
Tüm bunlara rağmen, aşamadığınız önemli bir sorun varsa mutlaka bir danışmandan da yardım alın.
Bugün çocuklarınıza sarılın ve onları çok sevdiğinizi, iyi ki var olduklarını belirtin.
Değişim için bir başlangıç yapmanın zamanıdır.
Neden bugün olmasın?
Kaybedebileceğiniz hiçbir şey yok.
Ama kazanacağınız çok şey var.
ÇOCUKLARIMIZ…

Yaşam sizin ellerinizde, onu nasıl yaşayacağınız ve yaşatacağınız da… Sevgiyle kalın…😊
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
Cep Tel: 0 505 250 96 33
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman
aysegulozkonak@hotmail.com

KOŞULLU SEV/İL/MEK

Günaydınlar… 😊
KOŞULLU SEV/İL/MEK
Çocuğu küçük bir hata yaptığında; “Bir daha senin annen olmayacağım. Konuşma benle, git başkasına anne de. Başkasının annesi olacağım ben! ” diyen annenin çocuğu büyüdüğünde; takıntılı, hata yapmaktan korkan, kararsız, mükemmeliyetçi, kariyer, iş, eş, internet, madde, alkol, seks, yeme bağımlısı olabilmektedir.
Bir partner ya da eş bulmakta sıkıntı yaşayabileceği gibi; eğer bir ilişkisi olmuşsa, partneriyle/ evliliğinde; partnerinin/ eşinin her dediğini yapan, kendi kararını vermekte zorlanan, aşırı fedakar tavır sergileyen bir yetişkin olur. Seçtiği partner/ eş ise genellikle bir o kadar bencil ve sorumsuz olabilmektedir. Ama O, neden hayatına bu sorumsuz ve bencil insanları çektiğinin farkında değildir.
Çocuğu küçükken, beklentilerini onu suçlayarak karşılatan ve yöneten anne ise, bu sefer de; kendini kullandırdığı için yetişkin olmuş çocuğuna kızar. Ama, çocuğunun bu kişiliğe sahip olmasının nedeninin yine kendisi olduğunun farkında bile değildir.

Çocuklarıımızı yetiştirirken onların ruhlarını özgür bırakalım.

Sevgiyle kalın. 😊
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
#Nlp #Eğitmen #aile #yaşam #mutluluk #kişiselgelişim #Spirituel #kuantum #theta #ruhsal #zihin #beden #şifa #beden #bollukbereket #NLPmastertrainer #bilinçaltıdili #eft #aşk #ikiliilişkiler #beden #ruh #başarı #profesyonelkoç #eğitim#seminer #huzur #finans #annebabaçocuk #çocuk
05052509633
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman/

YAŞADIĞIMIZ SORUNLAR ÇÖZÜLÜR MÜ ?

YAŞADIĞIMIZ SORUNLAR ÇÖZÜLÜR MÜ?
Hayatımız boyunca zaman zaman sorunlarla karşılaşabilmekteyiz. Bu sorunlar kendimizden ya da anne babamızdan, kardeşlerimizden kaynaklı, arkadaşlarımızdan, öğretmenlerimizden, iş arkadaşlarımızdan, patronumuz vb. den kaynaklı olabilmektedir.
Yaşadığımız çoğu sorunların geneli de bilinçaltı kayıtlarımızla ilgilidir.
1. Değersizlik
2. Yetersizlik
3. Özgüvensizlik ve sorunları
4. Hayata güvensizlik
5. Kendini sevmeme, olduğu gibi kabul etmeme. Sevilmediğini ve kabul edilmediğini hissetme.
6. Geçmişte yaşanan travmalar ve benzer travmaları yaşamalar.
7. İlişki sorunları, iş ya da özel hayatta kişilerle ya da partnerlerle sorun yaşama.
8. Karamsarlık, mutsuzluk, umutsuzluk, depresyona meyil.
9. Geçmişte yaşadığı olayları ve olaya ait bireyleri affedememe.
10. Yaşadığı olaylardan kaynaklı kendine karşı hissettiği suçluluk duygusu.
11. Fobiler
12. Kendine ya da ana babaya ya da Yaradan’ a ya da başkalarına ya da hayata karşı hissettiği nefret, öfke sorunları.
13. Şimdiye kadar yaşanılan hastalıklar.
14. Diyetlere rağmen yaşanan kilo sorunları.
15. Parayı yeterince kazanamama, herhangi bir engel çıkması. Para ile ilgili şimdiye kadar yaşanılan sıkıntılar.
16. Tıbbi tüm çalışmalara, organik bir bozukluk olmamasına rağmen, anne ya da baba olamama.
17. Hayatına istediği özellikte bir partneri çekememe. Ya da kendine uygun bir aday bulamama ya da evlenmek istediği halde o ilişkinin ilerlemesi için bir adım atamama.
18. Tıbbi tüm prosedürlere rağmen cinsel sorunlar yaşama.
19. Organik kökenli olmayan sağlık sorunları.

Tüm bu ve benzeri sıkıntıların ve sorunların kaynağı genellikle duygularımızı ve davranışlarımızı yönlendiren BİLİNÇALTI KAYITLARIMIZDA gizlidir.

Anne karnından itibaren istenilmeyen bebek olduysak ya da kız bebek bekleniyorduk ama erkek olduysak; ya da erkek bebek bekleniyorduk, ama kız bebek olarak dünyaya geldiysek; ya da istenen bir bebektik ama çocuklukta, ergenlikte ya da yetişkinlikte bazı travmalar yaşadıysak, tüm bunlar bizde bir duygu oluşturur. O travma, o duygu ile beraber beynin limbik sisteminde bilinçaltı kaydı olarak depolanır.

Çoğunlukla o travmaları unuttuğumuzu, geçmişte kaldığını zannederiz. Ama o travma hep ordadır ve bir başka olayda karşımıza çıkabilir.
Ya da o olayın olumsuz etkisini sık sık ya da benzeri olayları tekrar tekrar yaşayarak fark edebiliriz ama anlamlandıramayabiliriz.

Bu duygular ve olaylar bilinçaltında depolanırken, farkında olmadan da bir karar veririz.O karara; KÖK İNANÇ denir. Kök inançla beraber bedenimizde de bir HİS oluşur. Bu kök inanç, bizim için faydalı da olabilir, yaşamımızı olumsuz etkileyen bir özellikte de olabilir.
Eğer bu duygular, hisler, tekrarlayan benzeri olayları oluşturuyorsa, bizi rahatsız ediyorsa ve hayatımızı olumsuz bir şekilde etkiliyorsa kök inanca bakılmalı ve o olayın bizde oluşturduğu duyguyu, kök inancı ve hissi değiştirmeliyiz.

Olay, travma ve yaşanmışlıklar değiştirilemez; bununla birlikte bizde oluşturduğu duygu ve bizi rahatsız edici gereksiz tekrarlamalar değiştirilebilir.

Böylece geçmişte kalan o duygudan, histen, bizi ve hayatımızı olumsuz etkilemesinden de kolayca kurtulmuş oluruz.
Sevgiyle kalın… 😊
Ayşegül Özkonak Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633

Page 1 of 7

Ayşegül Özkonak