Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim

Category: makale

BAŞARILARINIZ KONUSUNDA SORUN MU YAŞIYORSUNUZ?

BAŞARILARINIZ KONUSUNDA SORUN MU YAŞIYORSUNUZ?

Bugün başaramamak konusunda; gayret etmek, motivasyon, azim, sabır, sebat, ilgi odakları, ne kadar kaygı düzeyine ve hangi çoklu zekaya sahip olduğunuzdan bahsetmeyeceğim.

Bugün farklı bir bakış açısından söz edeceğim. Çerçeveyi değiştireceğim.

Hiçbir olumsuz şartlar yok ve siz çok çalışmanıza rağmen, başarılı olamıyor musunuz?

Cevap: “Evet” ise okumaya devam edin.

Hiç şimdiye kadar aşırı egosal davrandınız mı?

Şimdiye kadar kimi/ kimleri küçümsediniz? ( düşünce ya da sözel, davranış olarak)

Kimi/ kimleri hor gördünüz?

Hangi arkadaşınız için burun kıvırıp;
” Bu başaramaz, bi defa O’nun kafası benim kadar basmaz!”

Kim hakkında; “O benim kadar başarılı değil, benim kadar çalışmadı, benim kadar zeki değil.”
Dediniz?

“Bununla ne ilgisi var?” demeyin.

Çok ilgisi var.

Rekabet ettiğiniz, ederken de eleştirdiğiniz, küçümsediğiniz O kişi başardığı; sizin de başaramadığınız oldu mu hiç?
Peki ya bu duruma hayretler içinde kaldığınız…?

Enerjisel anlamda bu düşüncelerde olup; başkalarını yetersiz, kendimizi çok daha başarılı, (onlara göre daha zeki)ya da daha yeterli görüp, egosal davranıp, kıskançlıkla, gizli bir yarış içinde olursak, hırs yaparsak; aslında kendi alanımız daraltır, önümüze başka başka engellerin çıkmasına neden olabiliriz. Bununla da kalmaz hatta belki farkında olmadan içinde bulunduğumuz sistem (okul, arkadaşlar, iş yeri, gruplar)
tarafından dışlanabiliriz de (Etki tepki mekanizması). Ama dışlanmamızın nedenini de bir türlü anlamlandıramayız.

Ayrıca başkalarına göre daha çok çalışmamıza, çok çeşitli eğitimler, kurslar almamıza rağmen; alanımızda ya da girdiğimiz sınavlarda başarısız olma ihtimalimiz de artabilir. Çünkü
” Ben diğerlerine göre daha çok başarmalıyım/ ben onlardan daha zekiyim, Allahın aptalı kazanıyor/ yapıyor, ben mi kazanamayacağım/ ben mi yapamayacağım” dedikçe, başarı hırsı arttıkça (başarı azmi demiyorum), mükemmel olmaya çalıştıkça beraberinde kaygı da artabilir. Kaygı da başarıya ket vurur.

( Not: İşin diğer boyutu da şu: Küçümsediğimiz kişilerin, bizim aynamız olduğunu bilin. O halde, küçümsediğimiz, eleştirdiğimiz kişi karşımızdaki değil, aslında kendimiziz. Biz de diğerlerine göre kendimizi değersiz ve yetersiz görüyor olabiliriz. İyi düşünün. 😊 )

Bununla birlikte eğer; motivasyonumuza ve ilgi odaklarımıza uygun, azim, sabır, sebat ile gayret eder, çalışır,
yaptığımız her işi bütünün hayrına olsun der ve öyle yaparsak, “başkaları da kazansın, ben de” dersek; kendimizi diğerleriyle eşit seviyede kabul eder, bizi sisteme dahil edenlere (öğretmenlere, eğitmenlere) yürekten sevgi ve saygı gönderirsek, sistem öyle muhteşem çalışır ki, bize desteklerin nereden geldiğine hayret edebiliriz.

Not : Eğer şimdiye kadar küçümsediğiniz insanlar olduysa, size tüm hayat boyu işinize yarayacak bir teknik öğreteyim izninizle. 😊

Hayalinizde o kişileri tek tek karşınıza alın ve gönlünüz yumuşayana kadar;
Seni seviyorum
Özür dilerim
Lütfen beni affet
Teşekkür ederim. Deyin.

Hayatınızda çok şeylerin değiştiğine tanık olacaksınız.

UBUNTU
“Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir, ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü o meyveleri yemek olacaktır.

Onlara, “ Birinci olan meyveleri alacak! Haydi, şimdi başla!” der.

O an bütün çocuklar elele tutuşur, koşarlar ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.

Antropolog olan bitene şaşırır ve neden böyle yaptıklarını sorar.

Şu cevabı verirler:
“Biz “ubuntu” yaptık: Yarışsa idik, yarışı kazanan bir kişi olacaktı.

Nasıl olur da diğerleri mutsuzken; yarışı kazanan bir kişi ödül olan meyveyi yiyebilir?
Oysa biz ubuntu yaparak hepimiz yedik.”

Ubuntu’nun anlamını açıklarlar;
UBUNTU: “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM” demektir.

Hadi başarıya, hayata bir de bu yönden bakalım.
Hep beraber; BİZ = BEN diyelim.

VE HEP BERABER BAŞARALIM.

Sevgiyle kalın… 😊

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman/

#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #güzellik #huzur #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #flört #ruheşi #ekonomi #para #eşilişkileri #aile #yaşam #mutluluk #kişiselgelişim #Sağlık #iş #Öğrenci #Koçu #annebabaçocuk

ÖFKE YÖNETİMİ KİMLER İÇİN GEREKLİ?

ÖFKE YÖNETİMİ KİMLER İÇİN GEREKLİ?

Bağırıp çağıran insanın öfkesini kontrol edemediği zannedilir.
Aslında gözden kaçırılan bir şey daha var… Öfkeyi içe atmak da öfkeyi kontrol edememek demektir.

Kısaca öfkeyi kontrol edememenin iki şekli var:
1. Ya hiçbir şey yok gibi davranır, içe atarsınz. Kendinize zarar verir, organik hiçbir sorununuz olmamasına rağmen hastalıklarla mücadele etmeye devam edersiniz.

2. Ya da her şeye , herkese öfkeli yaklaşırsınız.Çarpma, vurma kırma davranışı gösterir, kendinize ve çevrenize zarar verirsiniz. Sakinleşmek için sigara, alkol, ilaca başvurursunuz.
Dikkatsizlik, konsantrasyon bozukluğu, uykusuzluk, acele yemek yeme davranışları gösterirsiniz.

Doğan Cüceloğlu der ki” Şikayet etmek, küskünlük, umutsuzluk, tembellik, intikam duygusu, hüzün, keder, acizlik, yılgınlık, soğukluk, herşey de kendine pay çıkarmaya çalışmak, iğneleyici konuşmak; kılık değiştirmiş öfkedir.”

Bunlardan biri size uyuyorsa; bu döngüden kurtulmak istiyorsanız, öfkeyi en aza indiren uygulama ve tekniklerle öfke kontrolü sarışınımıza davetlisiniz.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Danışmanı

Eğer bir hedefin, bir plânın yoksa; hangi yoldan, nereye , ne şekilde gideceğinin de bir önemi yoktur.
Bir hedefin varsa; ne yapmak istediğinin farkındaysan, neye ve kime fayda sağlayacağının bilincindeysen, “Hangi engeller var ve bunları nasıl aşabilirim? Kimlerden yardım ve destek alabilirim, çözüme nasıl ulaşabilirim?” diye düşündüysen, bil ki sana tüm kapalı kapılar açılır.

ANILAR

ANILAR
Evimizin bahçesinde; bölmelerinde tavuk, hindi, kaz ve koyunlarımızın olduğu iki odalı uzun bir dam vardı.Damın duvarına yaslanmış bir şekilde duran 1,5 – 2 metrelik uzunluğunda, babamın el emeği tahta merdivene tırmanır, damın çatısına çıkar, düşme korkusu duymadan kiremitlerinde seyirtir, o yüksekten Eskişehir’e uzanan asfalt yolu izlerdim. ( Kırılan kiremitleri tamir etmek de canım babama düşerdi).Damın dibindeki elma ağacının, çatıya sarkan dallarındaki en tatlı elmaları koparır yer; tam rüzgar eserken, iki kolumu yanlara açar, rüzgarın yüzümü tenimi yalayarak geçtiği anda, gözlerimi kapar hayaller kurardım.İnerken merdivenden inmez; ağacın, damın duvarına en yakın ve güçlü dalını yakalar, bir daldan diğerine tutunarak aşağı atlardım. Kardeşlerimle; bahçemizin etrafındaki boyumuzu 1,5 kat aşan duvara tırmanır, iki kolumu açarak dengeye gelir, üzerinde yürürdüm. Sakin görünen bir kız çocuğuna göre bayağı hareketliydim. Mahalle arkadaşlarımızla akşama kadar, beş taş, üç taş, met( çelik- çomak) oynardık. Şimdi hayal ediyorum o iki ucu sivri met çubuğunu oynarken birimizin kafasına gözüne nasıl gelmezmiş. Annem: -Akşam oldu, yeter artık eve girin. Akşam akşam başınıza gözünüze gelir, yeterin artık! Diye seslenir;
– Anne nolur çok az kaldı diye yalvarırdık.
Bazen yakan top oynardık.
Kızlı erkekli oynadığımız oyunlarda, hiçbirimizin aklına kötü, en ufak birşey de gelmezdi.
Bahçemizde hemen her çeşit meyve ağaçları vardı. Kayısı, erik. vişne , elma, armut, dut, iğde, fındık, böğürtlen, ayva, kiraz. En sevdiğim an da; ; ” Bu benim ağacım dediğim” kayısının dalına minder atıp , çıkıp kitap okuduğum, kendimle başbaşa kaldığım andı.
Bahçemizde ilkbaharda ilk açan çiçekler , duvar dibindeki güllerin altındaki nergis ve sümbüllerdi. Onları koklamadan okula gitmezdim .Sanırım o yüzden bu çiçekleri diğerlerine göre daha fazla seviyorum…

Zihnimiz hep acı olayları kaydeder. Nedeni de bizi benzeri olumsuzluklardan korumak içindir. Oysa sadece acı değil, çok güzel anlarda yaşarız…Eğer o algımızı açarsak, o güzelliklere de daha çabuk ulaşırız.
Gözlerinizi kapatıp geçmişteki o güzel zamanlarınızı hayal etmeye çalışın.Tekrarladıkça o anıların arttığını da farkedeceksiniz. Derin nefesler alıp vererek, odaklanarak bu duyguyu hissedin.
Yaşadığımız küçük anlar, bizi yıllar geçse bile nasıl da mutlu ediyor öyle değil mi?
Çocuklarımıza küçük ama güzel anlar, anılar bırakalım.
Sevgiyle kalın.

CİNSELLİK

CİNSELLİK
Beş çiftten biri cinsel sorunlar nedeniyle boşanıyor.Yani Evli çiftlerin % 20 ‘ si cinsel uyumsuzluk nedeniyle eşinden ayrılıyor.Ama bu sadece buzdağının görünen yüzü. Görünmeyen yüzü daha derinlerde. Onu kimse bilmiyor. Söylenmiyor. Çünkü söylemek, konuşmak çok ayıp…Cinsellik ülkemizde bir tabu.
” Eşimle cinsel uyumda sorunlar yaşıyoruz “diyebilmek cesaret ister.
Oysa cinsellik, hayatımızın bir parçası.Olması gereken…Su gibi, ekmek gibi…Sevdiğimiz insanla yaşadığımızda; mutluluğumuzu perçinlememize neden olan, gerekli unsurlardan biri.
Kayıtlara “şiddetli geçimsizlik” olarak geçen boşanmaların çoğunun gerçek nedeni ise aslında, cinsel uyumsuzluk.
Bizler ruh, beden, zihin üçlemesi olan varlıklarız. Cinsellikte de bu üçünün dengede olması, cinsel uyumu beraberinde getirir. Kadınınız/ erkeğinizle cinsellik yaşarken, bedeniniz orda; ama zihniniz ve ruhunuz başka diyarlardaysa, uyumlu bir cinsellikten söz edilemez. Sizi de partnerinizi de bu ilişki tatmin etmez. Eğer cinsel uyum yoksa, evlilikte problemler baş gösterir. Ama esas sorun atlanır, gözler başka sorunlara odaklanır. Ya da başka suçlu aranır.
Evlilikteki problemlere neden olan pek çok etken var tabi ki. Cinsellik bunlardan yalnızca (ama en önemlilerinden) biri.
Eğer (o) pek çok etken çözüldüyse, organik bir sorun bulunmadıysa, cinsel uyum için ruh, beden, zihnin uyumu; bu üçlünün uyumu için de geçmişteki yaşanmışlıkları, affetmediği durumları (ruhsal anlamda )affetmek, vedalaşamadığı sevgililerden ruhsal çalışmalarla vedalaşmak,kalıntılardan, ruhsal ve zihinsel anlamda arınmak gerekir. Arınma ile sağlanan uyum ise, mutluluğun anahtarıdır.

BİN AYNALI ODA

2
Bildirimler

BİN AYNALI ODA

Çok uzaklarda bir yerlerde, içinde bin aynanın olduğu bir oda olan bir tapınak varmış. Bir gün, nasıl olmuşsa, bir köpek tapınakta kaybolmuş ve bu odaya gelmiş. Kendinden bin tane birden görünce düşmanı zannettiği görüntülere karşı havlamaya başlamış. Bu havlamalar ve diş göstermeler kendisine bin katı geri dönüyormuş. Köpek daha da saldırganlaşmış. Gittikçe kontrolden çıkmış ve sonunda, öfkeden oracıkta ölüvermiş.

Bir süre sonra başka bir köpek daha tapınakta kaybolmuş ve aynı aynalı odaya gelmiş. Bu köpek de diğeri gibi etrafının bin tane köpekle çevrili olduğunu sanmış. Sevinç içinde onlara doğru kuyruğunu sallamış ve bu ona bin adet neşeli kuyruk sallaması olarak geri dönmüş. Köpek mutlu ve cesur bir şekilde tapınaktan çıkış yolunu bulmuş.

Hayatımızda karşımıza çıkan her insan,her durum,her olay; bize birşey öğretiyor.Hepsi aslında düşüncelerimizin yani bizim yansımamız.

Hikayedeki ilk köpekte olduğu gibi; hayatımıza giren,bizi üzen bir eş,bir kayınvalide,bir kayınpeder,bir gelin ,bir arkadaş, bir patron (eğer daha derin düşünebilirsek )bize, diğer yanımızı gösteriyor.Belki de herkesten sakladığımız ,kendimizden gizlediğimiz,söyleyemediğimiz ya da farkında bile olmadığımız yanımızı gösteriyor.
Birine, bir duruma, bir olaya öfkelendiysek düşünelim.” Bu kişi ya da durum ; benim hangi yönümü bana gösteriyor,bana ne anlatmaya çalışıyor?Hangi gizli yanımı açığa çıkarıyor?Hangi duygumu tetikliyor? Aldatılmışlık hissi mi?
Aptal yerine konmak mı?
İkinci plana itilmek mi?
Saygısızlık mı?
Haksızlığa uğramak mı?
Değersizlik duygusu oluşturmak mı?
Adaletsizlik mi?
Yetersizlik duygusu oluşturmak mı? (Bu soruları daha da çoğaltabiliriz).
Bilinçaltımda bu duyguyla alakalı neler var?
Bu duyguyu ilk ne zaman hissettim.?
Hangi kodlarım bulunuyor?Hangi kök inancım bunu yaratmış olabilir?”
Bunları düşünmeden,karşıdakine öfkelememiz ,ah etmemiz,beddua etmemiz,bizi sadece üzer,yorar, hatta hasta eder. Birilerine işaret parmağımızı uzatıp” Herşey senin yüzünden!” der ve suçlarsak; o birilerinin değişimini beklersek ,daha çok bekleriz.Değişimi karşıdan beklersek, 1000 yıl da geçse değişmezler.Tabi o kadar ömrümüz varsa 🙂
Değişim bizden başlar…
1986 da ilk kişisel gelişim kitapları okumaya başladığımda,kitabın birinde bir yazı dikkatimi çekmişti.
“Siz değişirseniz ,dünya değişir”
Kendi kendime şunu demiştim:
” Nasıl yani? Karşımdaki kişi değişmiyor; hep aynı…Değişimi de kabul etmiyor…Ben değişince dünya nasıl değişsin ki?”
O ilk yıllar bunun ne anlama geldiğini anlayamamıştım.Kitapta da bunun nasıl mümkün olacağı açıklanmamıştı; belki de o dönemler benim farkındalığım açılmamıştı.
Kitaplar bakış açınızı bir nebze olsun değiştiriyor,farkındalık oluşturuyor .Ama
bu eğitimlerin içine girdiğinizde,kendi hayatınızın tamamen değiştiğini ;danışanlarınızla çalıştığınızda,onların da hayatında tıpkı kendinizdeki gibi çok büyük olumlu değişimlerin gerçekleştiğini gözlemleyebiliyorsunuz…Muhteşem bir duygu…:)
Neye inanırsanız,ne isterseniz onu çekiyorsunuz hayatınıza…
Hayatınızdaki olumsuzluklar varsa eğer;
önce bu inançlar,kodlar neler onu tesbit edin.Onları değiştirin.Düşüncenizi değiştirin.Düşüncenizi değiştirmek,kendinizi değiştirmek demektir.Olaya başka açıdan bakmak demektir.Sırtınızdaki yüklerden kurtulmak demektir…
Sadece rol arkadaşlarınızın değiştiği; ama hep bir şekilde tekrarlayan ,birbirine benzeyen,sizi üzen,yoran olaylar,durumlardan kurtulmak demektir.
Eğer hayatınız değişsin istiyorsanız,bunun için bir adım atın.Tek bir adım…Tıpkı bebekken; o merakla, o heyecanla ilk adımı attığınız ve arkasından da ısrarla yürümeye başladığınız gibi…
Sevgiyle kalın 🙂
Ayşegül Özkonak

Ayşegül Özkonak