Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim

Category: Çocuk

ÖZGÜVENSİZLİK VE ASOSYALLİK BİTER Mİ?

ÖZGÜVENSİZLİK, ASOSYALLİK BİTER Mİ?

İnsanlarla konuşamıyor musunuz? Konuşursanız bir hata yapacağınız ve rezil olacağınız düşüncesi mi var?
Çekingen misiniz? Asosyal misiniz?
İletişiminiz yok mu? Bu durum, iş bulma, eş bulma, eğitim yapma isteklerinize ket vuruyor mu?
Bunların geçici olduğunu, hayatı bu sorunlardan uzak, özgürce yaşamanın mümkün olduğunu bilmek ister misiniz?

Bana gelmeden önce tüm bu sorunları yaşayan bir danışanımla görüşmemiz:

Not: Kendisinden izin alınarak paylaşılmıştır. 😊

– Nasılsın canım. Olumlamalar nasıl gidiyor?
– İyiyim hocam teşekkür ederim. Olumlamalara devam ediyorum. Artık kendimi daha iyi hissediyorum.
İnsanlarla iletişim kurarken kendimi sıkmıyorum.
Sorumluluklarımı yaparken istemsizce olumlu düşünüyorum. 😅
Sizin söylediğiniz gibi yürüyorum. 😄
Bir sorunum yok çok şükür sizin sayenizde.
Çok teşekkür ederim verdiğiniz emek için 😊🙏

– Bu gelişmeler harika. 😊 🙏
Yani artık özgüvensizlik bitti diyebilir miyiz?

– Evet çok büyük oranda bitti
Mucize gibi. Hala inanamıyorum. İmkansız gibi geliyordu. 😅

– İMKANSIZ Yoktur.
Herşey mümkün. 😊 Eskiye göre artık neler yapabiliyorsun?

– Normalde kalabalık ortamlarda kendimi kasardım konuşamazdım. Konuşursam yanlış bir şey söyleyeceğim diye tedirgin olurdum ama bu hafta arkadaşlarımla konuşurken rahattım.
Şu an sizinle konuşurken de tedirgin olmam lazım ama öyle hissetmiyorum.
Verilen ödevleri zaten yanlış yapıcam diyerek önemsemeden yapıyordum. Dün kendime inanarak yaptım uzun zamandır ilk kez.
Dışarda kendimi sıkmadan yürüyebiliyorum.
İnsanlarla daha iyi anlaşıyorum.
Her konuyla ilgili olumlu düşünüyorum. Üstesinden gelirim ben hissi var.
-Tekrar teşekkür ederim💙

Özgüvensizlik, değersizlik ve yetersizlik duygularınız son bulabilir. Yeter ki başaracağınıza inanın.
İnanmak başarmanın yarısıdır.

Not: Paylaşımlar, kişinin izni alınarak ve adı soyadı gizlenerek yapılmıştır.

Ayşegül Özkonak Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman/
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@hotmail.com
Sevgiyle kalın. 😊

ÇOCUKLARA YAPILAN CİNSEL İSTİSMARA KARŞI BİZLER NELER YAPMALIYIZ?

ÇOCUKLARDA CİNSEL İSTİSMARA KARŞI BİZLER NELER YAPMALIYIZ?

Son günlerde artan taciz olaylarını üzülerek izliyor, kızıyor, hatta isyan ediyoruz. Bununla birlikte kolluk görevlileri ve adalet gerekeni yaparken, biz hangi önlemleri almalıyız bunları biliyor muyuz?Acaba bize düşen görevler yok mu?
Bizler de sevdiğimiz, gözümüzden sakındığımız,canımız varlıklarımıza farkında olmadan kötülük ediyor olabilir miyiz?
Çocuğunuzun belli bir yaşa geldi.Bir yandan da neler yapabileceğiniz konusunda kaygılısınız öyle değil mi?

Öncelikle bu vakaları önleme konusunda yapılacaklara bakalım:.

a.Çocuk kendi başına yıkanabilecek duruma geldiğinde, kendisinin duş almasını öğretebilirsiniz.

b.Cinselliği öğrenmeden önce de öğrendikten sonra da çıplak olarak birlikte duş almak doğru değil.

c.Odasına izinsiz girmek, kişisel sınırının ihlal edileceğine inanmasına neden olur.

d.Özel bölgelerine kimsenin dokunmasına izin vermemeyi öğretebilmelisiniz.

e.Onunla sorunlarını paylaşabilmelisiniz. Küçük hatalarda cezalandırmaktan kaçınmalı.Öyle yaparsanız, tacize uğradığında size söylemekten kaçınabilir.

f.Tacize ve kaçırılmaya karşı nasıl davranacak? Bunu ailece yaptığınız bir mizansenle öğretebilirsiniz.Yani oyun oynar gibi…Böyle bir oyun kurgulayıp, o anda nasıl da kuvvetle bağıracağını da yaşatarak. Ama öğretirken insanlardan korkan, çekinen tavır sergilememesine de dikkat etmelisiniz. Hayata güvensiz olmamasına dikkat etmelisiniz.
Ayrıca çocuğumuzun başına birşey gelir mi düşüncesinden kurtulun.Çünkü ne düşünürsek onu hayatımıza çekeriz. Aklınıza kaçırılabilir düşüncesi geldiğinde hemen başka bir düşünceye geçin. Kaçırılma korkusunu aşamıyorsanız bir uzmandan destek alın. Aksi halde bu korkunuzu, hayata olan güvensizliğinizi çocuklarınıza da aktarırsınız.
Bu yapmamız gereken davranışın bir tarafı.
Diğer taraf ise, çocuğumuzu severken nasıl sevdiğimizle alâkalı. Her anne baba çocuğunu sever ancak bazı anne babalar bu sevmeyi abartmakta hatta dudaktan öpmektedir. Bu davranış son derece yanlış. Nedenine gelince; 3-5 yaşlarını kapsayan cinselliği tanıdığı (fallik) dönemde çocuk; cinselliği öğrenir; karşı cinsten ebeveynini paylaşmaz hatta sahiplenme davranışı gösterir… Bu yaş döneminde annesiyle evlenmek istediğini söyleyen çok erkek çocuk görülmektedir mesela…Ya da babasıyla evlenmek istediğini ifade eden kız çocukları…Bu dönemin sonunda ise, babasına ya da annesine karşı hissettiği cinsel dürtüler baskılanır. Yine bu dönemlerde cinsel uyarılar içeren mesajlardan uzak durulması gerekmektedir. Örneğin dudaktan öpme, poposuna dokunma, şaplak vurma, öpme davranışı gerçekleştirirken, çocuğunuzu cinsel istismara açık olmasına neden olabilirsiniz.
Bir takipçim demişti ki “Ben çocuğuma diyorum ki; “dudaktan popondan öpüyorum ama benden başka kimseye öptürme. Dedene, babana, amcana, yabancıya…” Fakat bir gün amcası poposuna hafifçe şaplak vurmuş, çığlık çığlık bağırıyor, ağlıyor kendisine dokundu diye. Ne yapmalıyım bu durumda hocam?”
Yapacak tek şey kendinize mübah saydığınız davranışı yapmamak çocuğunuza…Zira çocuğa yapılmaması gereken davranışı yapıp, sonra da öğüt verirseniz; baba ya da amcadan gelen küçük bir davranışı çocuğun yanlış anlayıp zihninde fırtınalar esmesine neden olabilirsiniz…O yüzden çocuk, karşısındaki kişi kim olursa olsun, kendi bedeninin özel olduğunu bilmeli. Ayrıca da kendine ve bedenine saygı duymayı da…

Eğer dudaktan öperseniz neler olabilir?

a.Normal Ebeveyn-çocuk ilişkisinden çok, sapkın(ensest)ilişkiyi çağrıştırabilirsiniz çocuğunuzun bilinçaltında farkında olmadan.

b.Öyle olmasa bile, çocuk bilinçaltında kendisinin böyle bir sapkınlığı yaşadığı düşüncesi geliştirebilir.Ya da tacize uğradığı düşüncesini…

c.Ergenlik ve yetişkinlikte, bu erkek çocuklar aşık olamaz, sevemez, sevgili değiştirip durabilir. Anneye benzer birilerini arar hayat boyu ve mutlu olamayabilir. Ayrıca böyle kız çocuklarında da aynı durum geçerli baba-kız arasındaki ilişkide…

d.Dudaktan öpüşmenin doğru olduğuna inanıp, erkek-kız kardeş arasında da bu davranışı gerçekleşebilirler ve siz ensest ilişki tohumları atmaya neden olabilirsiniz farkında olmadan…

e.Ya da başkasının dudağından öpmesinin sevgi gösterisi olduğuna inanıp ses çıkarmaz ve tacize kapı aralamış olursunuz,
hem de istemeden.

Ayrıca dudaktan öpmek; tükürük ve boğaz salgıları aracılığıyla bulaşan;
yüksek ateş, halsizlik, boğaz ve baş ağrısı, ilerlemiş durumda tedavide geç kalınırsa dalak yırtılmasından menenjite, zatürree’den kalp zarının iltihaplanmasına neden olabilen;
ve halk arasında ‘öpücük hastalığı’ olarak bilinen “Enfeksiyöz Mononukleoz”a da neden olabilir., (bknz. Enfeksiyon mononükleaz)

Ayrıca ‘aşkım, sevgilim’ kelimelerinin kullanılması da doğru değil evlatlar için…Bu kelimeleri eşiniz için kullanın ama çocuklarınıza o kelimelerin yerine ‘yavrum, canım kızım ya da canım oğlum vb. sözler, ebeveyn-çocuk ilişkisini çağrıştırması bakımından daha doğru kelimelerdir.

Peki biz hiç mi çocuğumuzu, torunumuzu sevmeyeceğiz? Tabi ki seveceğiz. Ama samimi,içten,sevgi dolu ve de ŞEFKATLE…Cinselliği çağrıştıracak bölgelere dokunmadan…

Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@hotmail.com
www.aysegulozkonak,com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

ERGENLİK ÇAĞINDAKİ ÇOCUĞUM BENİMLE KONUŞMUYOR

ERGENLİK ÇAĞINDAKİ ÇOCUĞUM BENİMLE KONUŞMUYOR
Ergenlik çağındaki bir çocuğun içe kapanık olmasının pek çok nedeni vardır.
Bunlardan en önemlisi; eğer ergen anne babayla konuşmaktan kaçınıyor, kısa cevaplar veriyor, soruları geçiştiriyor, sır saklıyorsa; ebeveynine güven duymuyordur.
Anlık ya da geçmişte yaşadıklarını, duygularını, fikirlerini paylaşacağı zaman, ağzını her açtığında susturulan, eleştirilen, yargılanan, suçlanan, değiştirilmeye çalışılan, onaylanılmayan, anne baba tarafından dinleniyor görünüp, dinlenilmeyen, sürekli kontrol altında tutulan, gereksiz baskı uygulanan, yönlendirilmeye çalışılan, olduğu gibi kabul edilmeyen ergen; sır saklar, ebeveyniyle kendi arasına duvar örer.
Onunla arkadaş değil, DOST EBEVEYN olmak çözüm sağlar.
Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
#Yaşam #Aile #Öğrenci #Spirituel #Theta #iletişim
aysegulozkonak@hotmail.com
info@aysegulozkonak.com

ÇOCUĞUM ÖFKELİYKEN, KIZGINKEN, KIRGINKEN NE YAPMALIYIM?

ÇOCUĞUM ÖFKELİYKEN, KIZGINKEN, KIRGINKEN NE YAPMALIYIM?

Kendi duygularını ve başkalarının duygularını fark eden ve anlayan; empati yapan birey, daha sevgi doludur.
Sevgi ise; birleştiricidir. İletişiminiz böylece daha da güçlenir.

Çocuğunuz öfkeli, kızgın, heyecanlı, ağlamaklı mı? Onun beden dilini okuyun.
Sorduğunuzda “iyiyim” diyorsa ya da geçiştiriyorsa; kelimeleri değil,
kelimelerin altında yatan duyguyu hissedin.
Ve geri yansıtın.
“Sesinden üzgün olduğunu hissettim.”
“kızgın görünüyorsun”
“heyecanlı görünüyorsun.”
Bunları söylerken, sorgulamadan, yargılamadan, bilmiş tavırlardan kaçının.

“Neden kızgınsın?” Derseniz, onu sorgulamış olursunuz.
Bu durumda çocuk, düşünür ama hissetmez.

“Ağlanır mı? Sen çocuk gibi başladın yine ağlamaya!?”
Diyorsak, yargılamış oluruz. Aklınızda olsun. Bizi yargılayan birini dost olarak kabul etmeyiz öyle değil mi?…

“Kızgın olduğunu biliyorum. Benden saklayamazsın! ”
Bu söz de bilmişlik taslamak olur.
Bu durumda size anlatacağı varsa da anlatmaktan kaçınır.

Dinleyin. Sadece dinleyin ve geri yansıtın.

Eleştiri, yargılama, kınama, suçlamadan uzak durarak; bedenen, zihnen, ruhen, duygusal olarak onun yanında olduğunuzu hissettirerek sağlayın bunu.
“Böyle mi hissettin?”
“Sen ne düşünüyorsun?”
“Bu durumda nasıl davranmayı düşünüyorsun?”

Hatayı ne tamamen onun üzerine, ne de tamamen başkasının üzerine atmadan;
sorduğunuz doğru sorularla, doğru kararı yine kendisinin vermesine yardımcı olun.

Eğer sorun sizinle onun arasındaysa; birbirinize zaman tanıyıp sakinleşip, ikinizin de duygu ve davranış nedeninizi belirtip, gerektiğinde özür dilemelisiniz.
Bu arada tabi ki duygularını ifade edince de mutlu olacağını, sakin kalacağını hemen beklemeyin. Bu bir süreç. Zihninde duygu ve düşüncenin yapılanması lazım.

Aklınızda olsun. Amacımız
çocuğumuzun farkındalığını sağlamak ve iletişimini artırmak olmalı. Duyguyu yansıtmamızın amacı da farkındalığını sağlamaktır.
Düşünce ve duygusunu ayırd etmesine yardımcı olmalıyız.

Böylece kendisine yetebilen ve hayatını anlamlı olarak, kimseye bağımlı olmadan yaşayabilmesini sağlamak olmalı.

Siz de çocuğunuzun bu niteliklere sahip olmasını istemez misiniz?

Sevgiyle kalın. Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

OKULLAR AÇILDI

OKULLAR AÇILDI
Kadının biri söz dinlemeyen çocuğuna bağırıyor;
” Seni anca okul paklar!… ”
Ona göre okul paklama yeri.
Bir başka anne;
“Uslu dur. Bak bu teyze öğretmenmiş. Yoksa sana ceza verir! ”
Okul o anneye göre, uslu durma yeri. Öğretmen ise uslu durmayanlara ceza veren canavar…
Her iki durumda da o çocuk; okulu sevmeyen, okuldan, öğretmenden korkan, nefret eden, çekingen; ya da tam tersi, okulda en haylaz öğrenci olacak. Çocuk da, anne de, öğretmen de sıkıntı yaşayacak…
Çocuğu okula yeni başlayacak olan bir anne kaygılı;
“Çocuğum okula alışamazsa, ağlarsa, beni özler, isterse?… ” Annenin altbilincindeki aranmak, özlenmek ve istenmek. O böyle inanca sahip olduğu için çocuk da okula alışamayacak. Tıpkı dediği gibi huysuzluk edecek. Hem kendi stres ve üzüntü yaşayacak, hem çocuğu.

Bir öğretmen de diyor ki;
” Her sene yeni gelen öğrenciler, eskileri aratıyor. Arsızlar, anne baba tarafından şımartılmışlar. Söz dinlemiyorlar, başarısızlar, ders dinlemiyorlar.”
Ve tıpkı dediği özellikte öğrencilerle karşılaşıyor, Hem kendi kaygısını artırıyor, huzurunu kaçırıyor. Hem kendini, hem çevresindekileri mutsuz ediyor, dersler de tıpkı dediği gibi verimsiz geçiyor. Emekliliği gelsin diye gün sayıyor.

Peki ne yapalım?
Eğer anne /baba isek; çocuklarımızı okuldan soğumalarına neden olan söz ve davranışlardan uzak duralım. Kendimizle ilgili kaygı ve korkularımız varsa bu korku ve kaygılardan kurtulmak için olayları akışına bırakalım. Akışa bırakamazsak, yardım alalım. Çünkü bizdeki kaygı ve korku enerjisel olarak çocuğumuza aktarılıyor.
Söz dinleyen kuzu gibi olan çocuk ise aklınızda olsun, sadece bize kuzu olmaz. Herkese kuzu olur.
Bir öğretmen çocuğumuza hatalı davrandıysa ya da iyi ders anlatamıyorsa; çocuğumuz bunu bize aktarıyor, biz de onu söz ve davranışla onaylıyorsak, öğretmen hakkında sarfettiğimiz olumsuz her söz; çocuğumuzun o öğretmenden daha önemlisi o dersten ve hatta okuldan daha fazla soğumasına neden olur. Sıkıntı varsa çocuğumuzu dinlememiz, onu anlamaya çalışmamız, duygularını anlatmasına fırsat tanımamız; öğretmeniyle sorunu konuşarak giderebileceğiyle ilgili teşvik etmemiz; kendine inanma, güvenme belki de öğretmenini ve dersini daha fazla sevmesine katkı sağlar.

Eğer öğretmensek, günlük yaşamda kullandığımız olumsuz dil kalıplarını farkettiğimiz an, o dili değiştirmeliyiz. Kuantum çekim yasası. Ne düşünürsek o olur. Onunla ilgili kişi, durum ve olayları çekeriz hayatımıza. Hayatı nasıl algılarsak, öyle yaşarız. “Her sene öğrenci profili daha da kötüleşiyor” dedikçe, kötü profildeki öğrenciler gelmeye devam edecek.
Mesleğini seven, çocukları seven, öğretmeyi seven bir öğretmen mi mutludur?
Her fırsatta şikayetlenen öğretmen mi?
Kile şekil veren ustalar gibidir öğretmenler. Toplumun bütününe şekil verir.
Her insan, mesleği sevmiyorsa, sevmek ve böylece daha mutlu olabilmek için teknik çalışma desteği alabilir.
Daha mutlu, daha huzurlu, daha başarılı bir insan olabilmemiz, çevremizi daha mutlu, huzurlu edebilmemiz, ışığımızla çevremizi aydınlatabilmemiz yine bize bağlı.

Yeni Eğitim Öğretim yılı tüm öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz, anne babalar için, başarı ve ışık dolu bir yıl olsun.
Sevgiyle kalın. 😊 Ayşegül Özkonak

ÇOCUĞUMDA SORUN VAR

ÇOCUĞUMDA SORUN VAR

Araştırmalara göre, baskıcı anne babaların çocukları özgüvensiz, takıntılı, dikkat dağınıklığına sahip çocuklar olmaktadır. Bu çocuklar ergenlikte de, yetişkinlikte de sosyal iletişim konusunda sıkıntı yaşayabilmekteler.
Aynı şekilde fazla korunan çocuklar da özgüven sorunu yaşamaktadır. Dr.Robert Rosental’ın 400 çocuk üzerinde yaptığı araştırmaya göre sürekli korku ve özgüven sorunu yaşayan çocukların IQ ‘ları (zeka seviyeleri ) da düşmektedir.

Sevgili anne babalar; eğer çocuğumuzun toplumunda belli bir yeri olan, iki ayakları üzerinde durabilen, saygın kişiliğe sahip bir birey olarak hayatına devam etmesini istiyorsak;
1. Onlara özsaygı, özgüven, özbenliklerini kazanmalarında yardımcı olalım.
2. Onları dinleyelim.
3. Aşırıya kaçmadan sevgi ve ilgi verelim.
4. İhtiyacı olduğunda destek olalım.
5. Ona güvenelim.
6. Bir birey olduklarını aklımızda tutarak saygı gösterelim.
7. Çocuk merkezli aile olmaktan da uzak duralım.
8. Kararında tatlı bir disiplin verelim.
9. Anne ya da babasını kötülemekten de uzak duralım. (Aksi halde güvensiz olur. )
10. Aşırı serbest bırakmaktan, aşırı disiplinden, aşırı kontrolcülükten, yönetmekten uzak duralım.
11. Sorumluluk verip, takibini yapalım ki kendisine güveni artsın.
12. Ona karşı bağımlılıktan uzak duralım ki, kimseye bağımlı olmasın.

Sevgiyle kalın 🙂
Ayşegül Özkonak Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

ÇOCUKTA BAŞARI İÇİN

ÇOCUKTA BAŞARI İÇİN
Bugün bir anneyle tanıştım. Çocuğunun başarısızlığı ile ilgili kaygısı öyle çoktu ki, ” Oğlumun başarısını istiyorum”
derken, konuşmalarından ve ses tonundan o isteği, arzusu, heyecanı hemen hissediliyordu. Biraz daha konuşunca çocuğun genetik annesi olmadığını, hatta babasının ikinci eşi olduğunu anladım. İçtenlikle, samimiyetle konuşan, yüreği sevgi dolu bu güzel anneyi yürekten kutluyorum. 😊

Çocukta başarı için;
1. Çocuğun kişilik rengini bilmek,
2. Hangi motivasyona sahip olduğunu bilmek,
3. Temsil sistemlerini bilmek,
4. Metaprogramları bilmek,
5. Hangi çoklu zekaya sahip olduğunu bilmek,
6. Hedefini, değerlerini bilmek,
7. Nelerden zevk aldığını, hoşlandığını, umutlarını, hayallerini bilmek,
8. Sevgi Dillerini bilmek,
9. İlgi odaklarının neler olduğunu bilmek,
10. Sorunlarını ve çözüm yollarını bilmek,
11. Alışkanlıklarını bilmek,
12. (Boşanmış bile olsa) Anne – baba – çocuk ilişkisini, iletişimini, çocuğa nasıl davrandıklarını bilmek, o doğrultuda da başarısı için çocuğa destek olmak gerekir.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

ANNE BABA OKUL ÇOCUK

ANNE BABA OKUL ÇOCUK

Geçenlerde bir anneyle konuşuyorum.
Diyor ki:
– Ayşegül hocam, okullar iyi ki var. Tatil boyunca ben işe gidince aklım hep evde kalıyordu.
– Çocuklar evdeyken kontrolsüz kaldıklarını mı düşündünüz?
– Aynen. Saatlerce ben işyerinde , onlar evde. İnternet başında. Ne yaptılar, ne ettiler takip edemedim. Sık sık aradım ama yine de ne yaptılar, ne ettiler bilemedim. Hele bazen oluyor ki, onlara tahammül bile edemiyorum. Okulların açılmasına biraz da onun için seviniyorum.

Kontrolün, iradenin; çocuğun kendisinde olmadığına , kontrol edecek hep birilerinin olmasına inanmış bir anne…Çocuğuna güvenmiyor.

Çocuğunuza bilgisayar kullanma alışkanlığını verir; en önemlisi de ona ” Oyun oynarken, bir saati aşmayacağına inanıyor ve güveniyorum. Sen bunu başarabilirsin.” İnancını verirseniz, o kendine inanır ve bilgisayar başında uzun süre geçirmez. Çünkü sizin ona olan inancınızın, güvencinizin sarsılmasını istemez. Siz de yalnızken neler yapıyorlar korkusundan kurtulursunuz.)

Başka bir gün parkta oturuyorum.Bir anne, sözünü dinlemeyen çocuğuna şöyle bağırıyor:
“Okullar açılsın senden kurtulayım Seni anca orası paklar. ”

Böyle diyen bir anne; kendince çocuğu “adam “edecektir. Çocuk böylece şımarmayacak, annenin sözünü dinleyecek, yaptığı yanlış davranışlardan uzak kalacaktır. Ama zararı öyle büyük olur ki;

1. Çocuğa okul fobisini ve nefretini yerleştirir.
2. Öğretmen korkusunu ve nefretini yerleştirir.
3. Pısırık, içe kapanık, özgüvensiz, korkak, karamsar, şüpheci, kendi hakkını arayamayan, suçluluk duygusuna sahip bir çocuk olmasına neden olur.
4. Anneye bağımlı bir çocuk olmasına neden olur.
5. Ya da tam tersi davranışı sürdürmesine , tepkisel olmasına neden olur.

Okul açılacağı zaman aile içinde öyle güzel bir hava essin ki; okulda yeni bilgiler, yeni arkadaşlıklar kurulacağını söyleyin.Varsa kendi güzel örneklerinizden de bahsedin, çocuk okula gitmek ve öğrenmek için can atacaktır.
Eğer çocuğunuzun bir yanlışı olduysa, onun kişiliği ile değil, davranışının yanlışlığı üzerine konuşun. Okulu, öğretmeni korkutmak size de ona da büyük zarar verir.

Başka bir anne de geçen sene oğluyla, öğretmeninin tartışmasından bahsediyor. Öğretmeni için:
“Suratında meymenet yok. Zaten ilk görüşte içim ısınmamıştı. Benim oğlumu disipline vermiş. Vermeye ne hakkı var? Hemen okula koştum. Müdüre, ona, ağzıma geleni sıraladım . Bizi arkasız mı sandılar? Hakkımızı söke söke alacağım! ”

Eğer anne babalar,
çocuğun öğretmeniyle ya da idareyle olan sorununda, çocuğunu savunma pozisyonuna geçerlerse, öğretmeni suçlayıcı konuşurlarsa;

Çocuğun algısı şu olur;
1. Ne yaparsam yapayım, annem babam beni korur.
2. Okula, idareye, öğretmenlere karşı olumsuz, güvensiz, eleştirel olur.
3. Onlara karşı tepkisini daha da artırır. Olumsuz davranışları varsa, bu davranışların pekişmesine neden olur.
3. Ya da uzun vadede; kendi hakkını arayamayan , ( çünkü annesi aramaktadır) çekingen, özgüvensiz, yetersizlik duygusuna sahip bir birey olur.
4. Okuldan, öğretmenden, dersten soğur ve başarısız olur.

Bir sorun varsa, iki tarafı da dinlemek, karşıyı kötülemeden, çocuğun ya da karşı tarafın davranışıyla ilgili çocuğun duygu ve davranışlarını boşaltmasını sağlamalı ve gerekeni yine çocuğun kendisinin yapmasına izin vermeli, hata kendisindeyse kendi davranışının sorumluluğunu almasını sağlamalı, hakkını savunamıyorsa, ( ki bu genellikle bizim ona verdiğimiz eğitimden kaynaklanır) bunun çözümü yoluna gitmeliyiz.

Okullar açıldı, tüm ülkemiz için , eli öpülesi, değerli öğretmenlerimiz için; geleceğimizin güvencesi yavrularımız için, çok başarılı bir eğitim öğretim yılı olsun. Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak

ANNE BABA OKUL ÇOCUK

ANNE BABA OKUL ÇOCUK

Geçenlerde bir anneyle konuşuyorum.
Diyor ki:
– Ayşegül hocam, okullar iyi ki var. Tatil boyunca ben işe gidince aklım hep evde kalıyordu.
– Çocuklar evdeyken kontrolsüz kaldıklarını mı düşündünüz?
– Aynen. Saatlerce ben işyerinde , onlar evde. İnternet başında. Ne yaptılar, ne ettiler takip edemedim. Sık sık aradım ama yine de ne yaptılar, ne ettiler bilemedim. Hele bazen oluyor ki, onlara tahammül bile edemiyorum. Okulların açılmasına biraz da onun için seviniyorum.

Kontrolün, iradenin; çocuğun kendisinde olmadığına , kontrol edecek hep birilerinin olmasına inanmış bir anne…Çocuğuna güvenmiyor.

Çocuğunuza bilgisayar kullanma alışkanlığını verir; en önemlisi de ona ” Oyun oynarken, bir saati aşmayacağına inanıyor ve güveniyorum. Sen bunu başarabilirsin.” İnancını verirseniz, o kendine inanır ve bilgisayar başında uzun süre geçirmez. Çünkü sizin ona olan inancınızın, güvencinizin sarılmasını istemez. Siz de yalnızken neler yapıyorlar korkusundan kurtulursunuz.)

Başka bir gün parkta oturuyorum.Bir anne, sözünü dinlemeyen çocuğuna şöyle bağırıyor:
“Okullar açılsın senden kurtulayım Seni anca orası paklar. ”

Böyle diyen bir anne; kendince çocuğu “adam “edecektir. Çocuk böylece şımarmayacak, annenin sözünü dinleyecek, yaptığı yanlış davranışlardan uzak kalacaktır. Ama zararı öyle büyük olur ki;

1. Çocuğa okul fobisini ve nefretini yerleştirir.
2. Öğretmen korkusunu ve nefretini yerleştirir.
3. Pısırık, içe kapanık, özgüvensiz, korkak, karamsar, şüpheci, kendi hakkını arayamayan, suçluluk duygusuna sahip bir çocuk olmasına neden olur.
4. Anneye bağımlı bir çocuk olmasına neden olur.
5. Ya da tam tersi davranışı sürdürmesine , tepkisel olmasına neden olur.

Okul açılacağı zaman aile içinde öyle güzel bir hava essin ki; okulda yeni bilgiler, yeni arkadaşlıklar kurulacağını söyleyin.Varsa kendi güzel örneklerinizden de bahsedin, çocuk okula gitmek ve öğrenmek için can atacaktır.
Eğer çocuğunuzun bir yanlışı olduysa, onun kişiliği ile değil, davranışının yanlışlığı üzerine konuşun. Okulu, öğretmeni korkutmak size de ona da büyük zarar verir.

Başka bir anne de geçen sene oğluyla, öğretmeninin tartışmasından bahsediyor. Öğretmeni için:
“Suratında meymenet yok. Zaten ilk görüşte içim ısınmamıştı. Benim oğlumu disipline vermiş. Vermeye ne hakkı var? Hemen okula koştum. Müdüre, ona, ağzıma geleni sıraladım . Bizi arkasız mı sandılar? Hakkımızı söke söke alacağım! ”

Eğer anne babalar,
çocuğun öğretmeniyle ya da idareyle olan sorununda, çocuğunu savunma pozisyonuna geçerlerse, öğretmeni suçlayıcı konuşurlarsa;

Çocuğun algısı şu olur;
1. Ne yaparsam yapayım, annem babam beni korur.
2. Okula, idareye, öğretmenlere karşı olumsuz, güvensiz, eleştirel olur.
3. Onlara karşı tepkisini daha da artırır. Olumsuz davranışları varsa, bu davranışların pekişmesine neden olur.
3. Ya da uzun vadede; kendi hakkını arayamayan , ( çünkü annesi aramaktadır) çekingen, özgüvensiz, yetersizlik duygusuna sahip bir birey olur.
4. Okuldan, öğretmenden, dersten soğur ve başarısız olur.

Bir sorun varsa, iki tarafı da dinlemek, karşıyı kötülemeden, çocuğun ya da karşı tarafın davranışıyla ilgili çocuğun duygu ve davranışlarını boşaltmasını sağlamalı ve gerekeni yine çocuğun kendisinin yapmasına izin vermeli, hata kendisindeyse kendi davranışının sorumluluğunu almasını sağlamalı, hakkını savunamıyorsa, ( ki bu genellikle bizim ona verdiğimiz eğitimden kaynaklanır) bunun çözümü yoluna gitmeliyiz.

Okullar açıldı, tüm ülkemiz için , eli öpülesi, değerli öğretmenlerimiz için; geleceğimizin güvencesi yavrularımız için, çok başarılı bir eğitim öğretim yılı olsun. Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak
Aile Danışmanı, Öğrenci Koçu, Yaşam Koçu, Teta Terapisti

Ayşegül Özkonak