Aysegul Ozkonak

Kişisel Gelişim

Author: Ayşegül Özkonak (Page 1 of 42)

EVLİLİĞİMİZDEKİ SORUNLARI ÇOCUKLARIMIZLA PAYLAŞALIM MI?

EVLİLİĞİMİZDEKİ SORUNLARI ÇOCUKLARIMIZLA PAYLAŞALIM MI?

Bir danışanım demişti ki, “Ben babamı çok severdim. Bizi küçükken çok şımartırdı. Ama annem babamızı bize hep kötülerdi. Zamanla babama sanki düşman oldum. Her sözü, her tavrı bana batar oldu. Hatta tartışırdım. Annemi savunurumdum. Annem, ben onu savunduğum için konuşmaz, susardı. İçi rahatlardı. Zamanla anladım aralarındaki farkı. Yaptığım yanlışlığı. Ama çok geçti. Babamla aramıza sanki bir duvar örülmüştü. Yıkamadığımız bir duvar… Onu kaybedince bunun daha çok farkına vardım. Bu defa da anneme öfkem iyiden iyiye arttı. Artık mutsuz, asabi bir insan olmuştum. Eskiyi getiremiyordum . Annemden de tamamen uzaklaştım. Annem beni babama karşı kalkan olarak kullanmıştı. Küçükken anlamamıştım. Şimdi büyüdüm ve herşeyin farkındayım.Herşeyi çok daha iyi anlıyorum ama yapabileceğim hiç bir şey yok. Çok geç.” Bu sözler size de tanıdık geldi mi?

Diyelim ki evlisiniz, eşiniz ya da kayınvalidenizle aranızda ne geçerse geçsin çocuklarınızla paylaşma isteği duyuyor musunuz?

Kendinizi haklı gösterme, haklılığınızı ispat etme çabasında mısınız?

O halde okumaya devam edin.

Evlilik sorunlarınızı çocuklarınıza yansıtıyorsanız, eşinizi, onun ailesini suçlayıp, kötülerseniz, babaannesini, halasını, amcasını ( erkekseniz; eşinizi ve onun kök ailesini) kötülerseniz; ayrıca çocuğunuza onların size yaptıkları davranışları gözyaşlarıyla anlatırsanız; çocuğunuzun ruhunda açtığınız yara kapanmaz.
Çünkü duygularınızı boşalttığınız çocuğunuz; kötülediğiniz o kişilerin devamı…
Kökleri…
Bir çiçeği, bir ağacı köksüz düşünebilir misiniz?…
Köksüz bir ağaç nasıl canlı kalamazsa, köklerini sevmeyen inkar eden çocuklar da hayata güvenle bakamazlar.
Yetişkin olduklarında, sorunlu giden evliliklerinin ya da evlenememelerinin kökeni; küçükken anne babasıyla olan ya da olması gerektiği gibi olamayan iletişime dayanmaktadır.
Babası/ annesi kötülenen çocukların yetişkin olduklarında karşı cinsle ilişkileri bozulabilir, evlenmekten korkabilir; evlenemeyebilir, evlense bile sorunlu bir evlilik yaşayabilir.

Çocuk; kötülenen anne / babasından nefret edebilir. Nefret etmesinin nedenini de bir türlü anlamlandıramaz.
Bununla da kalmaz. Biraz daha büyüdüğünde, kötüleyen kişiden de nefret edebilir. Çünkü söz bumerang etkisi yapar. Yani ne söylersek bize geri döner. Babasını kötülediğimizde, çocuğumuz; kendisini babasından ruhsal anlamda uzaklaştırdığımız için bize de öfke duyabilir.

“Peki bu sorunlarımızı kime anlatalım?” Diyorsanız, objektif konuşan, duygularını olayın içine katmayan bir yakınınıza ya da arkadaşınıza anlatabilirsiniz ancak bu da bir terapi anlamına gelmez.
Sizin ve o kişinin dertleşmek amaçlı sarf ettiği her bir söz, ister istemez sizde olumsuz bir çapa oluşturabilir.

Eğer evliliğinizdeki var olan sorununuza kesin çözüm istiyorsanız; güvendiğiniz inandığınız bir danışmandan yardım alarak, hayatınıza farklı bir bakış açısıyla bakabilir, olumsuzlukların bertaraf edilmesini kolaylaştırabilirsiniz.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

ERKEKLERE ÖNERİLER: KADINLARIN DİLİNİ ANLAYABİLMEK
Kadınların dilini anlayabilmek için birazcık dikkat gerekir.
Bir şey söylüyorlarsa eğer, söylenen şeyin sizdeki gibi tek bir anlam yoktur. O sözün altında söylenmemiş başka bir anlam daha vardır.

  1. İlk tanışma:
    Yeni tanıştığınızda cinselliği çağrıştıracak söz ve davanışlardan kaçının.
    Kadınlar cinsel bir nesne olmaktan rahatsızlık duyarlar.
    Arkadaşlık ilerleyince, (o da ancak izin verirse) elini tutabilir, yanaklarına dokunabilir, omzuna sarılabilirsiniz. Bu davranışlarla kendini güvende hisseder. Kendine değer verildiğini, önemsendiğini, saygı duyulduğunu hisseder.
  2. Özen göstermek:
    Kadınlar fazla bakımlı erkeği sevmezler. Aşırı parfüm, jöle, törpülü tırnaklar vb. uygulamalar onlara itici gelir. Kadınlara göre erkekler, özenli ama doğal olmalı. Doğal olmalı derken de saç sakal birbirine karışmış, yağlı saçlar, tüm gün pijamalarla ya da ter kokusu sinmiş kıyafetle dolaşmaktan bahsetmiyorum.

3.Gözlere bakın:
Kadın konuşurken gözlerine bakılsın ister. (Kadınlar, bebekken bile annesinin yüzüne; erkek bebekten 16 kat fazla bakarlar.)
Kadınlar, dinlenilmek isterler. Dırdır ediyorsa, biraz da dinlenilmediği, kendini anlatamadığı, anlaşılamadığını hissettiği içindir. Patronunuz, iş arkadaşınızla, erkek arkadaşlarınızla sohbet edebiliyorsunuz öyle değil mi? Kadınınızla da konuşabilir, onun isteklerine önem verebilirsiniz. Başkalarına verdiğimiz özenin daha fazlasını, eşlerimize vermeliyiz ki, mutluluğumuz bir o kadar artsın.

3.Konuştuklarını anlamaya çalışıyorsanız, anlayamıyorsanız:
Cümle kurarken en çok neyi tekrar ediyorsa ona dikkat edin. Çünkü ya onu sorun ediyordur kendine ya da sizinle o sorun ettiği şey hakkında konuşmak istiyordur.
-Annem bize gelecekmiş. Annem dedi ki…
-Arkadaşım dedi ki…
Kesinlikle, bu cümlenin altında bir duygu, his, inanç ve istek vardır.

  1. Özel günler:
    Doğum günü, evlilik yıl dönümü gibi özel günleri, cep telefonuna kaydedip onu mutlaka kutlayın. Kadınlar detay sever. Önemsenmek ister.
    Hatırlanmak ister.

5.Hediye vermek:
Hediye almak sevgi dili sıralamasında onun birinci dili ise, ona zaman zaman hediye alın. Verirken de sunuma dikkat edin. Kadınlar sunuma önem verir. Verirken gözlerine sevgi dolu bakın.
Çikolata isteği artmışsa, ki bu istek; muayyen günlerinin ortasına gelen günlerdedir ve bu günlerde östrojen miktarı artmış demektir. Hediye alacağınız zamanları bu günlere denk getirirseniz, hediyeyi beğenme olasılığı artar.

6.Seni seviyorum hangi sıklıkla söylenmeli:
Sık sık ‘’Seni seviyorum ‘’demenize gerek yok. Çünkü o söz; içten gelerek, yüzeysel olmadan samimi olarak söylendiğinde anlam kazanır.
Ancak, kadınınız ‘’Seni seviyorum’’ diyorsa, yankısını bekler. Yani siz de ona;
‘’Ben de seni seviyorum’’ demelisiniz.
‘’Sen beni eskisi kadar sevmiyorsun’’ diyorsa, aslında eskisi gibi ilgi bekliyordur sizden. İltifat etmenizi, onaylamanızı, takdir etmenizi bekliyordur.

7.İstemediğiniz kıyafette ısrar mı ediyor?:
Asla ‘’Çıkar şunu!’’ demeyin.Ters tepebilir. Özellikle de güçsüzlük korkusu varsa, daha çok inat eder.Tartışmaya başlarsınız. Gününüz rezil olur.
-Canım bu seni biraz kilolu mu gösterdi ne? demek daha etkili olur.
Kadınınızın zayıf noktası kilo ise, vücudunun herhangi bir bölümüne tepkiliyse mesela kendi belini kalın buluyorsa o bölgeyi farkettirerek, hafif yüzünüzü de ekşiterek;
‘’Sanki senin bel kısmını daha geniş göstermiş’’ demeniz, ’’ Hiç yakışmadı’’ demenizden daha etkilidir.

  1. Onayladığınız kıyafeti giymesini isterseniz:
    Tezgahtar tavrı sergileyin.
    -Bu kıyafet sana çok yakıştı. Harika, bedenine ve tenine tam uydu.
    ‘’Seni çok fit göstermiş. Harika durmuş üzerinde’’ diyebilirsiniz.(Harika durması da önemli.Yoksa yalan söylediğinizi farkeder. Aman dikkat! Durum daha da kötüleşmesin. 🙂 )

8.Övgü kime yapılmalı:
Başka kadını, kendi annesi bile olsa övmeyin. Kıyaslamayın. Sadece onu övün.

9.Eski sevgili ya da eski eş konusu:
Eski sevgiliniz ya da varsa eski eşinizi asla ona kötülemeyin, övmeyin ve asla kıyaslamayın.
“Hepsi geçmişte kaldı. Benim için sen önemlisin. Benim için biz önemliyiz.”deyin.
Onun geçmişindeki kişilerin ayrıntısını sormaktan da vazgeçin. Doğrusu olan da bu. Herşey geçmişte kaldı. O ve siz önemlisiniz. Bunu da her şekilde vurgulayın.

10.Kendinize aşık etmek istiyorsanız:
Yardımsever olun.Yardım kuruluşlarına beraber katılın. Gezi turlarına birlikte katılın. Başbaşa geçireceğiniz zamanlar ayırın. Beraber yapacağınız etkinlikler, sizi birbirinize yakınlaştırır.

11.Sahiplenme:
A kişisi, B kişisi adına herhangi bir katkıda bulunursa, ona bir şekilde yardımcı olursa, emek verirse; B kişisini sahiplenir.
Eşinizin ya da sevdiğiniz kadının sizin için birşeyler yapmasına izin verin. Kıyafet seçimi ve alımı, pasta -börek yapımı, fikir danışma vb.davranışlar, onun sizi sahiplenmesine neden olur.

12.Özeli Paylaşma:
En özelinizi, projelerinizi, eviniz, aileniz ve kendinizle ilgili hayalleri ilk önce eşinizle paylaşın. Üçüncü kişiden duyarsa öfkesi kabarır. Kendini ikici plana itilmiş, önemsiz, hiç gibi hisseder. Değersizlik duygusuna kapılır. Size güveni kalmaz.

13.Öfkeliyse:
Omuzlarına sarılın, ellerini tutun. Gözlerine bakın.
-Haklısın. Çok özür dilerim. Seni anlıyorum. Hatalıydım. Çok haklısın.
Biraz sakinleş, bunu ikimiz de sakinken konuşalım. deyin. Dikkatini dağıtacak sözler söyleyin. Ertelemesini sağlayın. Ertelemek öfkenin geçmesini sağlar. İkiniz de sakinken konuyu mutlaka konuşup çözüme bağlayın.

14.Cep telefonu sorunu:
Siz cep telefonuyla, bilgisayarla ilgilenirken sık sık sorular sorup, öfleyip püflüyorsa, odadan odaya girip çıkıyor, yüksek sesle konuşarak hızlı hızlı dolaşıyorsa; ’Onu bırak benle ilgilen’ demek istiyordur. Değerli zamanınızı, değerli eşinize ayırın.

15.Şikayetleniyorsa: ’
’Bugün tüm gün koşturdum, yoruldum.Tabanlarım ağrıdı.’’ diyorsa, ilgi şefkat istiyordur. Ayaklarına, bacaklarına, omuzlarına, sırtına masaj yapıverin. Bu sizin birbirinize olan şefkat, güven ve sevgi duygularınızı artırır.

16.Yardım Konusunda: Mutfakta iş yaparken;
-Yardım edeyim mi? diye sorun.
-Yok yok ben yaparım. diyor, iki kere tekrarlıyorsa, sizden yardım istiyordur. Kadınlar ısrarı severler. Yardım konusunda ısrar edin.

  1. Suratı Asıksa:
    Eve geldiniz. Suratı asık.
    -Ne oldu? diye sordunuz.
    -Yok bişey.
    Tekrar sordunuz.
    -Yok bir şey.
    -Hayatım söyle ne oldu? Var Bir şey. Belli…
    -Öf hep ben mi söyleyeceğim. Biraz da sen anla.
    (O sırada sizin annenize kızmıştır ya da sizin bir davranışınıza.)
    Anlaşılmak, haklı görülmek istiyordur. Dinleyip, haklı olduğunu vurgulayın.

18.Fikrini alacaksanız:
Bir şey sordunuz. Yüzünü inceleyin. Suratı asık;
-Bilmem. kendin bilirsin diyorsa, dikkat! Orada sorun var demektir. Durumu onaylamıyordur.

19.Dır dır ediyorsa:
-İş, iş; hep iş. Senin işin hiç bitmez ki zaten. diyorsa; ilgi bekliyordur. İlgilenin.
-Senin için ne yapmamı istersin? diye sorun.
Kadınlar kendileri için yapılan şeylerden mutlu olurlar. Ne yaptığınız önemli değil. Çaba sarfedin yeter.

20.Kadınınız için başka ne yapmalısınız?:
Onu sevin, sayın, ilgi gösterin. Beğendiğinizi zaman zaman vurgulayın.
Sanılanın aksine güldüren değil, yanında kendini güvende hissettiği erkeği sever kadın.
Kadınlar anlayış beklerler eşlerinden. Anlayışlı olun.
Cinsellikten ziyade dokunulmak, şefkat onlarda daha etkilidir.
Haklı görülmek, anlaşılmak ister kadın. Değer görmek ister.
Eşiyle sohbet, onaylanmak, takdir ister. Ev işlerinin paylaşılmasını ister.
Kadının dilini anlamak aslında kolaydır. O dili anladığınızda ise; iletişiminiz kolaylaşır, mutluluğunuz artar. Kadınınızı anlamanız ve mutlu olmanız dileğiyle…
Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

KÖK AİLEYE BAĞIMLILIK
Ailede sorunlardan birisi de eşlerden birinin ya da ikisinin de anne -baba bağımlısı olmalarıdır.
Bu durumdaki bireyler, kendileri de bir aile kurduklarının farkında değillerdir.
Bağımlı olmayan taraf; kendini eşi tarafından ikinci plana itilmiş, kabul edilmemiş, yeterince sevilmemiş, ötelenmiş, mutsuz, üzgün, öfkeli, değersiz hisseder. Bu hislerle birlikte, eşine ve onun ailesine tepki gösterir.
Ailesine gösterilen tepki ise, bağımlı olan tarafı öfkelendirir.
Eşinin kendi ailesinden tamamen uzaklaşacağından, ya da sorunların daha da büyüyeceğinden korkarak o da tepkisel davranış gösterir. Tartışmalar ve sorunlar giderek büyür. Olay, “senin ailen- benim ailem’e” döner.

Kök aileye bağımlılık, çiftin mutluluklarını olumsuz etkiler.

Akılda tutulması gereken şu ki; bağlı olmak başka, bağımlı olmak başkadır.

Çiftler anne-babanın ve eşin yerinin ayrı olduğunu bilmelidirler.

Not: Kök aileye bağımlı olmak; bağımlı bireyin, bebeklikte kaçıngan ya da kaygılı bağlanmasıyla alakalı olabilir ya da daha başka unsurlardan kaynaklanabilir.

Her ne faktör etkili olsa da bu durum çiftleri olumsuz etkilediğinden destek alınması doğru olur.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

HAYATIMIZA DOKUNANLAR

Yıllar önce ben orta okula giderken, ülkemizdeki terör olaylarının çok yoğun olduğu bir zamanda, öğretmen olan canım dayım; okulunda çıkarılan yangında, öğrencilerini ve öğretmen arkadaşlarını kurtarmak isterken şehid olmuştu.
Annem bu ani kaybı 2 yıl atlatamadı. Normal yaşantımız alt üst olmuştu. Annem sürekli ağlıyor, üzülüyor, acı çekiyordu. Babam ona moral vermeye çalışıyordu ama boşuna. Annemin bu durumu tüm ailemizi etkilemiş, kahvaltımızı artık babam hazırlar olmuştu. Eskiden bizi okula kapıdan uğurlayan canım annem; ben okula giderken, sürekli yatar, başını kaldıramaz, uyumak ister, sürekli ağlardı. Her sabah; annemi o yatakta, o şekilde bırakıp okula gidiyordum. Onun bu hali gözümün önünden gitmiyor ve bana çok acı veriyordu. Çocuk aklımla babam gibi moral vermeye çalışıyordum. Beceremiyordum. Bunun akabinde zamanla içimde; “annemi kaybetme korkusu” oluştu. ” Ben okula gittiğimde, annemi de kaybedersem? O da ya ölürse? Beni bırakıp o da giderse?… ” Kimseye de söyleyemiyordum. Ama çok üzülüyordum.

Liseye giderken, 2. sınıfta bir sınıf öğretmenimiz vardı. Bir gün tüm sınıfa, rehberlikten gelen bir form doldurttu. Formun sonunda” kaygı korkularınız nelerdir?”
Diye bir sorunun altına;” “Annemi kaybetmekten korkuyorum ” diye yazdım.
Belki bir çare olur diye bekledim. Ne yazık ki; ne o sınıf öğretmenim(Vefat ettiyse Allah rahmet eylesin); ne rehber öğretmen beni çağırıp “kızım neyin var, korkmanın, kaygılanmanın nedeni ne?” demedi. Benimle konuşmadı. Çok üzülmüş, incinmiştim. Sonra kendi kendime düşündüm. “Bir insan nasıl, dünyaya geliyorsa, vefat da ediyor. Tüm canlılar böyle. Kimin ne zaman vefat edeceğini sadece Yüce Allah bilir. O halde annem de yaşayabilir.” Böyle düşünerek o kaygımdan bir nebze olsun kurtuldum. Sonra kendi kendime söz verdim. “EĞER ben de bir öğretmen olursam, bütün öğrencilerimle yakından ilgileneceğim.”

Bu kaygımın üzerinden 2 yıl geçti. Lise sonda İngilizce dersimize civa gibi, kıpır kıpır, hareketli, sınıfı çok güzel idare eden, sevgi dolu, merhametli ilgili, muhteşem bir öğretmen geldi. Aynı zamanda sınıf öğretmenimiz olan #SerapAksoy öğretmen; benim ışığım, idolüm oldu. Hepimizle ilgileniyor, tüm sınıfı; pikniklere, gezilere götürüyordu. Sınıfça aramızda birlik, beraberlik oluşturdu.
Sene sonu geldi. Mezuniyet töreni yapalım diye karar alındı. Ama ben katılamayacaktım. Babam, şehirden eve geç vakit otobüs olmadığı için izin vermiyordu. Çok üzülmüştüm.
Serap hocam bunu duyunca, babama; ” Hayatta önemli anılar vardır, bir kere olur ve asla unutulmazlar. Bu tören de kızınız için çok önemli bir anı. Ayşegül bana emanet. Gece bizde kalsın. Sabah ellerimle otobüse bindireceğim. Söz. ” Babamı ikna etti. Çok istediğim mezuniyet törenimize onun sayesinde katılabildim.
Canım öğretmenim. Dediği gibi de yaptı.
Ben yeniden kendime söz verdim.
” Tıpkı Serap Hocam gibi bir öğretmen olacaktım”.
Oldum da.
Tüm öğrencilerimle yakından ilgilendim.

Yıllar geçti.
Öğretmenlik yaptığım günlerde, yeni bir sınıfın sınıf öğretmenliğini bana vermişlerdi; Rehberlikten gelen bir formu onlara dağıttım.Topladım. (Hepsi benim çocuklarımdı ve sorunları varsa, çözebileceksem bilmem gerekir düşüncesiyle); her zaman yaptığım gibi,
formları rehberlik servisine vermeden önce,
çocuklar ne yazmışlar diye incelemeye koyuldum. Baktım. Bir soruda, 7- 8 öğrenci “intihar etmek istiyorum” şıkkını işaretlemiş. Tabii çok üzüldüm ve merak da ettim. Her birini tek tek çağırdım, bire bir konuştum. Çelişkili cevaplar alınca, gerçeği söylemek zorunda kaldılar.
“Hocam bu formların değerlendirileceğine inanmıyoruz. Aramızda karar aldık. Bakalım öğretmenlerin dikkatini çekecek mi dedik. O yüzden bu şıkkı işaretledik.”

“Çocuklar size bir anımı anlatayım” diyerek, annemi kaybetme kaygısı yaşadığım o anımdan ve kendime verdiğim sözden bahsettim ve devam ettim.
“Bu formun gerçekten okunacağına inanmadığınız için bunu yapmışsınız. Belki geçmişinizde bu konuda güven kaybı yaşadınız; yaşadığınız bir sorunu yazdınız, değerlendirilmesini beklediniz, cevap alamadınız, belki o yüzden güven kaybettiniz. Haklı olabilirsiniz. Bununla birlikte, bir meslekte bir kişi hata yapmışsa, bunu o meslekteki herkese mal etmek doğru değildir.
Çocuklar, eğer bir sorununuz varsa, doğrudan bana anlatın. Her zaman dinlemeye hazırım. Bununla birlikte, size verilen resmi evrakta doğru bilgiler vermelisiniz.”
“Haklısınız hocam” diyerek ve özür dileyerek formu düzeltip bana teslim ettiler.

Bir öğretmen, bir insanın hayatını kurtarabilir.

Birinin hayatına dokunabilmek için ise illa da bir öğretmen olmanız gerekmez.

Hatta mesleğimiz olsun, olmasın; birilerinin hayatına küçücük de olsa olumlu yönde dokunabiliyorsak; gerçek anlamda yaşamışız ve yaşatmışız demektir.

Sizin de hayatınıza katkı sunan insanlar var mı?

Peki siz kimlerin hayatına olumlu katkıda bulundunuz ya da bulunuyorsunuz?

Sizin de buraya yazabileceğiniz bir anınız var mı?

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

SEVGİ ÖĞRENİLİR Mİ? Bir danışanım diyor ki;”Hocam doktora gittim. Hastaneden eve döndükten sonra eşim; doktorun ne dediğini ve sonuçları merak etmedi. İsterdim ki, bana sarılsın.” Üzülme. Geçecek. “desin. Ama ben hastanedeyken ne aradı, ne sordu, ne sarıldı. Sadece ilgisizce; ” geçmiş olsun “dedi. İçimde yara, büyüdükçe büyüdü.”…Sevgi almak ve vermek çok mu zor? Sevgi insanın kırılmış dallarını onarır, açılan yaralarını tamir eder. Önceki kırıklardan dal dal çiçek açtırır. Çocukluğumuzdan beri hiç kendimizin ne hissettiği, hangi duyguda olduğumuz sorulmadı. Öğretilmedi de. Çünkü onlar da bilmiyordu ki öğretsinler. Biz de, bize ne öğretildiyse, uyguladık. Hep başkalarını memnun etmeye çalıştık. Tabii ki sevdiğimizi de memnun etmeliyiz. Bununla birlikte, en önce kendimizin ne hissettiğini bilmeliyiz, kendimizi tanımalıyız. Bizi ne mutlu eder? Ne yaparken gözlerimiz ışıldar? Bize nasıl davranıldığında kendimizi iyi hissederiz?Bize ne yapılırsa, içimizdeki çocuk neşelenir, coşar, hoplar, zıplar?… O sevinçle yanımızı, yöremizi neşelendirir, aydınlatırız?… Bize ne yapılırsa sevildiğimizi hissederiz?…Bu danışanla görüşünce aklıma aşağıdaki yazıyı yazma isteği geldi. … SEVGİ NEYDİ? Kendini ona güvenle bırakabilmekti.Yargılanmadan, eleştirilmeden, kınanmadan, suçlanmadan;Değiştirmeye çalışılmadan;olduğun gibi kabul edilmekti.En zor zamanında sana destek oluvermeseydi. Fikirlerine önem vermesiydi. Üzüleceğinden korkarak, yapılmasını istemediğin şeyi yapmamasıydı. Üşüdüğünü fark edip;”üşüdün mü?” diyerek, sırtındakini çıkarıp; senin omuzlarına nazikçe konduruvermesiydi. Gülümseyerek sana sevgi ile bakması… Kahvaltı yaparken bir ara, kendi için hazırladığı o lokmayı, senin ağzına vermesiydi. Belki de, çarşıda yediği birşeyi paket yaptırıp,” sensiz boğazımdan geçmedi” deyivermesi…Sevgi anlayıştı, hoşgörüydü. Kanepede uyuyup kaldığında, üzerine bir pike örtüvermesiydi. Sevgi ile sımsıcak sarılıvermesi…Ses tonun biraz değişse, “Canın neye sıkıldı?” demesiydi. Üzgünsen, sana moral vermesiydi. Akıl vermesi değil. Senin yanında olduğunu hissettirmesiydi. Elini tutup gözüne bakmasıydı. Belki saçını okşaması… Sohbet edebilmekti. Geçmişten gelecekten; hem de samimiyetle. Kendini geliştirmek istediğinde sana izin vermesiydi. Konuşurken, yüzüne bakarak konuşması… Hastalandığında;”Bugün neyin var? Hasta mısın? Sana güzel bir çorba yapayım mı? ” demesi, başucundan ayrılmamasıydı. Sen neden hoşlanırsın, neden hoşlanmazsın bilmesiydi. Belki de uzun zamandır almak istediğin o şeyi sana sürpriz yapmasıydı.Sevgi güvendi. Önemsenmekti. Gerektiğinde takdir etmesi, onaylaması… Değerli ve yeterli hissettirmesiydi. Sevgi neydi?… Cengiz Aytmatov’un dediği gibi sevgi “emek” ti. Ayşegül Özkonak … Önce kendimizi sevmek, sonra sevgi vermek; hiç de zor değil inanın. Ailenizden öğrenmediyseniz de, zamanla öğrenilir. Yeter ki isteyin. “Ohho hocam, yıllardır sevgi alamadım. Öğrenmesini mi bekleyeyim?” Bekle. O veremiyorsa, bilmiyorsa, sen öğret. İlla ki öğrenecek. Sevgiyle kal…

Ayşegül Özkonak Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

KENDİMİZ TANIYALIM

Kadınlarla yaptığım görüşmede; “Eşim bana hiç ilgi ve sevgi göstermiyor.” diyorlar.
“İlgi ve sevgi derken, ondan tam olarak ne bekliyorsun?”
Dediğimde, düşünmeye başlıyor, cevap veremiyor. Çünkü hiç düşünmemiş. Kendisini tanımıyor.
Taleplerinin farkında değil.

O bilmeyince eşi nasıl bilebilir?

Hadi beyin fırtınası yapalım.

İlgi ve sevgi sizin için ne anlama geliyor?
İlgi ve sevgi deyince ne anlıyorsunuz?

Not: Yazdığım her yazıyı bilinçli yazar ve sorduğum her soruyu bilinçli sorarım. Mutlaka bir nedeni vardır. Amacım; farkındalığınızı artırmak, kendinizi tanımanızı sağlamak ve mutluluğunuza katkıda bulunmak.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

YENİ YIL
2020 yılında Corona’dan dolayı tüm Dünya’da beklenmedik durumlar yaşansa da; kimimiz hastalansak, iyileşsek de, yakınlarımızı kaybetmiş olsak ve çok acı çekmiş olsak da; kimimiz iş sorunu yaşamış olsa da; hayat devam ediyor ve edecek de. Hayatın bize neler getirdiğine, neler götürdüğüne dikkat ederek; değiştiremediğimiz şeyleri olduğu gibi kabul ederek, bunların bir öğreti olduğunu bilerek, gerektiğinde akışa bırakarak, ama yine de yeni kararlarla yolumuza devam edebilmeliyiz.

YENİ YILDA HANGİ KARARLARI ALMALIYIZ?

Ben her yeni yıla girerken, hayatımın bir dökümünü yapar yeni kararlar listesi oluştururum.

Siz de Yeni yıla girerken, “ister sağlıkta, işte, finans durumunda, ikili ilişkilerinizde; hangi alanda değişiklik istiyorsanız, istediğiniz alanda yeni kararlar alın. Hayatınızla ilgili bir liste yapın.

Böylece kendinizi daha iyi tanıyacaksınız. Eksik yanlarınızı, hatalarınızı, bunları nasıl telafi edebileceğinizi bilebilecek. Her sene kendinizi nasıl aştığınızı fark edeceksiniz.

Her yeni yılda da değişikliği gözlemleyerek, hangi hedeflere ve o hedeflerin ne kadarına ulaştığınızı anlayabilecek, kendinizle gurur duyacaksınız. Ve özgüveniniz daha da artacak.

  1. Yeni yıl yeni bir UMUT demektir. Umutlarınızın ve hayallerinizin bir listesini yapın.
  2. Yaşamınızda hangi hataları yaptınız? “Nerde hata yaptım? Telafi için neler yapabilirim?” diye sorgulayarak, hataları fark edip, telafi edebileceklerinizi telafi edin.
  3. “Eskiden nasıldım, şimdi nasılım?” “Ne kadar yol kat ettim?” diye sorgulayarak, kendinizdeki olumlu gelişimi içsel anlamda fark edin. Böylece daha fazla üzülmekten kurtulursunuz.
  4. “İkili ilişkilerde, ekonomik durumda, sosyal ilişkilerde, iş ortamında, iletişimi güçlendirmek; daha başarılı olmak için daha neler yapabilirim, daha neler öğrenebilirim, hayatıma daha neler katabilirim?” diye sorgulayıp, notlar alın.
  5. Eksikliklerinizi fark edip, “Öğrenmem gereken daha neler var? Kendimde tamamlamam gereken daha neler olabilir?” diye sorarak, eksikliklerinizi not alın.
  6. Gözlere ışıltı veren “Hayat Amacını” belirleyip yolunuza devam edin. Ne yapmak size coşku verir, enerji verir, mutlu eder? Onu belirleyip uygulamaya geçin.
  7. “Toplumsal sorunların çözümünde üzerime düşen neler var?” tespit edip, üzerinize düşen neyse onu yapmaya çalışın.
  8. Yeni bir iş yapacaksanız, ya da iş değişikliği olacaksa, “Bu işi ne kadar istiyorum?” diye kendinize sorun. İstediğiniz iş için neler yapabilecekseniz, o iş için yapılması gereken her ne varsa, elde edebilmek için çaba sarf edin.
  9. “Karşıma çıkan her türlü engeli aşabilme cesaretim var mı? Gücüm, iradem, nereye kadar?”

diye kendini tartın. Önce ne yapabileceğinize odaklanın.

  1. Kendinizi sorgulayıp, “bir yıl önce ne kararlar almıştım?

Ne hedefler koymuştum?

Hedefime ulaşabildim mi?

Ne kadarına ulaştım, ne kadarına ulaşamadım?

Ulaşamadıysam, benden kaynaklı olanlar nelerdi?

Şu durumda ne yapılabilir?

Daha başka neler yapabilirim?” Sorularına cevap verin. Önceki kararlarınızla şimdikileri karşılaştırın.

  1. Yeni yıl için alacağınız yeni kararların listesini oluşturup, eldeki imkanları fark edin ve” kimler bana bu konuda destek olabilir?” düşüncesiyle size destek olabileceklerin bir listesini hazırlayın.

12.” Hayatımdaki olumsuzlukların, önüme çıkan engellerin ne kadarını değiştirme yetkisi, gücü ve yeterliliğine sahibim?” Diye sorun ve kendi gücünüzün farkına varın.

13.” Çözümler nelerdir?” Çözümlerin listesini hazırlayın.

14.” Nasıl bir yol izlemeliyim?” diye sorduğunuzda cevabı gelir.

  1. “Gelişimim için ilk hangi adımları atmalıyım?” Sorusunu sorun ve nereden başlayacağınıza karar verin.
  2. Gizli yeteneklerinizi keşfederek, kendi yeteneklerinizin bir listesini oluşturun.
  3. Tüm “gücün, kuvvetin, azmin, başarının, mutluluğun, huzurun, gayretin, sebatın, inançların içimizde saklı olduğunu” bilin ve kendinize inanın.

Beni takip eden özelden görüştüğüm 3 takipçim, yarım bıraktıkları okullarını artık tamamlıyorlar.
Onlarla gurur duyuyorum.

Sevgiler gönderiyorum. İstersek her şey mümkün. Yeter ki isteyelim…

Yeni bir yıl hepimize;

umut dolu,

sevgi dolu,

ülkemiz ve dünyamız için barış dolu ,

huzur dolu,

sağlık dolu ,

mutluluk dolu ,

başarı dolu,

maddi manevi bolluk bereket dolu bir yıl olsun.

Yeni bir umutla, yeni kararlarla, yeni yıla Merhaba diyelim.

İyi yıllar diliyorum hepinize, hepimize.

Sevgiyle kalın…

KADINA VE ONUN BEDENİNE SAYGI GÖSTER

Geçen gün instagramda canlı yayında Sayın Bilal Civelek hocamızla “Öfke Yönetimi” konusunu işlemiştim. Israrla tüm gruplarımda, sosyal medya hesaplarımda duyurmuştum. Katılımcılarıma yürekten teşekkür ediyorum.
Öfke duygusunun altında pek çok duygu vardır. Değersizlik, yetersizlik, takdir edilmemek, aldatılmak, engellenmek, terk edilmek, dışlanmak, ötelenmek, reddedilmek, hiç sayılmak, yok sayılmak, kabul edilmemek, önemsenmemek, saygı duyulmadığını, sözünün geçmediğini hissetmek, sevilmemek, istenmemek… Gibi gibi.
Öfke kontrolü sağlayamayan bireyler, bu duyguları ilk önce kök ailelerinden; daha sonra ise yaşadığı ilişkilerinde (okulda, iş yerinde, özel yaşamında) tecrübe etmiş olabilirler; demiştim.

Ülkemizde öfke yönetimini sağlayamayan bu bireylerin ve ailelerinin gözlem altına alınıp bireysel ve ailesel destek ile topluma kazandırılmaları gerekmektedir. Ayrıca bu bireylere; bir kadına nasıl saygı duyulur? Onunla nasıl konuşulur?
Onu nasıl kendi malı gibi görmeden güvenli bağlanma oluşturulur?
Nasıl İletişim kurulur ve nasıl devam ettirilir? konusunda eğitimler verilmelidir.
Her şeyden önce de;
kendisini sevmeyi, saymayı, kabul edilmeyi, takdir edilmeyi, değerli ve yeterli olmayı öğretmeliyiz.
Çünkü kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insandan her şey beklenir. O insan topluma büyük zarar verebilmektedir. Amacımız, böyle bireyleri topluma kazandırmak olmalıdır.

Diğer konu ise, bizim paylaşımlarımız.

Bu acı olayları duydukça; hepimiz çok üzülüyoruz. Bununla birlikte, bizler de iyi niyetle ya da duygusal içerikli yaptığımız paylaşımlarımıza dikkat etmeliyiz.

“Kadınlar öldürülmesin”
“Kadına şiddete hayır”
“kadına tacize hayır”

Sloganı yerine;

“Kadına Saygıya Evet “
“Kadını Önemse “
” Kadına Saygı Göster”
“Kadına Değer Ver”
şeklinde sloganlarla zihinlere olumlu mesajlar bırakmalıyız.

Bu ülke hepimizin. Kadın, erkek, çocuk; saygı, sevgi, hoşgörü, iyi niyet, güven ve başarılı iletişimlerle dolu bir toplumda, beraberce huzur içinde yaşamak dileğiyle.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

AİLE DANIŞMANLIĞINA HANGİ DURUMLARDA BAŞVURULUR?

Gençler, nişanlılık dönemindelerse ve sorunlarla başedemiyorlarsa, aile danışmanlığından yardım alabilirler. Bununla birlikte;

  1. Eşler arasında iletişim sorunları varsa.
  2. Cinsel sorunlar varsa.
  3. Aile içi şiddet varsa.(Ekonomik, cinsel, sözel, davranışsal, fiziksel, ruhsal)
  4. Evlilikte sadakatsizlik (aldatma) yaşanmışsa.
  5. Aile ortamında huzursuzluklar ve gerginlikler yaşanıyorsa.
  6. Gelin – kayınvalide sorunları mevcutsa.
  7. Kadının, gebeliği ya da doğumu sonrasındaki süreçte; çekirdek ve kök aileler arasında olumsuzluklar yaşanmışsa.
  8. Ailede eşlerden birisi ya da çocuklar, görev ve sorumluluklarını yerine getirmiyorsa.
  9. Ailede stres faktörleri varsa; mesela, aile bireylerininin birinde ciddi sağlık sorunları varsa, şehir ya da ülke değiştirilmişse ve birey kendisini gurbette hissediyorsa, ölüm, ayrılık yaşanmışsa, iflas varsa.
  10. Anne, baba, çocuk ilişkisinde sorunlar varsa.
  11. Çocuk ya da ergende uyum sorunları mevcutsa.
  12. Aile bireylerindeki birinde alkol, madde ya da internet vb. bağımlılıkları mevcutsa ve bu durum tüm aileye sıkıntı oluşturuyorsa.
  13. Aile bireylerinden birinde depresyon varsa.
  14. Eşlerden birinde kıskançlık sorunu varsa.
  15. Aile bireylerinden birinde sık küsme davranışı varsa.
  16. Aile bireylerinden biri diğerini sürekli eleştiriyor, yargılıyor, aşağılıyorsa.
  17. Aile bireylerinden biri diğerinin özgürlük alanına müdahale ediyor ve çok şüpheci yaklaşıyorsa.
  18. Aile bireylerinden biri diğerini suçluyorsa. Geçmişte yaşanılan olumsuzlukları sık sık gündeme getiriyorsa, ya da diğer eşin yaptığı her davranışı kontrol altına alıyorsa.
  19. Aile, ekonomik kriz yaşıyorsa.

Not: Aile danışmanlığı; çiftlerin evliliklerinde mutluluk ve huzura kavuşmalarında katkıda bulunmakla kalmaz.
Aynı zamanda; boşanmaya karar verdiyseler; boşanma öncesi ve sonrasında da bireylere destek sağlar.

  1. Boşanıp boşanmama ikilemi varsa.
  2. Boşanma süreci yaşanıyorsa.
    (Boşanma aşamasındaysa yani; velayet, mal bölüşümü, çocukların kimde kalacağı, çocuklarla nasıl ve ne şekilde konuşacakları konusunda kararsız kalmaları gibi sıkıntılı süreçler yaşanıyorsa.)
  3. Boşanma bitmiş ama hâlâ yas, öfke aşamasını tamamlayamamış, kabule geçememiş ve hayatına yeni bir yol çizememişse.
  4. Boşanmadan sonra yeni bir evlilik yapacaksa.
  5. İkinci (ya da üçüncü) evliliğini yapmış ve yeni evlilikte ortaya çıkmış sıkıntılar varsa.
  6. Eski eşten olan; (varsa) yeni eşin eski eşinden olan çocuklarla, yeni aile arasında sorunlar mevcutsa.
  7. Boşanma sonrası diğer aile bireylerinin (anneanne, babaanne vb.) bu durumdan olumsuz etkilenme durumlar mevcutsa.
  8. Yaşlılıkta uyum sorunları mevcutsa.

Nişanlılık dönemindeyse ve sorunlarla başedemiyorlarsa danışmanlığa ihtiyaçları vardır.

Bu sorunları yaşamadığınız, mutlulukla ve huzurla dolu bir yaşam diliyorum.

Ayşegül Özkonak

ÇOCUKLARIMIZ BİZ VE İLETİŞİMİMİZ
“Hocam Coronadan dolayı hepimiz eve tıkıldık. Bir oğlum, bir kızım var. Ben kıza yemek yemesi konusunda ısrar edince, oğlum; ” Anne bırak; yemek istemiyor. Her seferinde bana da ısrar ediyorsun. Bırak yemeyecekse yemesin” diye tepki gösterdi. Ben de ona hırslandım. Bağrıştık. Bana sesini yükseltti, bağırdı, çağırdı. Tam vuracakken; ellerimi tuttu. Bir aydır konuşmuyoruz. Ne yapabilirim?”

Çocuklarınız bırakın duygularını söylesin. Öfkelendi ise bırakın nedenini söylesin. Ağlamak istiyorsa bırakın ağlasın. Siz onlara ” Anneye babaya ses yükseltilmez. Sus! Sus dedim sana!” dedikçe ve baskı yaptıkça duygularına ket vurdukça; duygusal zekası da düşer. Çünkü kendi duygularının farkına varamaz. Siz bir konuda üzülseniz sizin duygularınızı anlayamaz. Üzülmüşsünüz, üzülmemişsiniz umru olmaz. Büyüdüğünde, arkadaşının, evlendiğinde ise; eşinin, çocuklarının duygularını anlayamaz. Bırakın duygularını rahatlıkla ifade edebilsin. Kızıyorsa,,” Şu an çok kızgınım.” desin.
Üzülüyorsa, “çok üzgünüm” desin. Bağırmak istiyorsa bağırsın. Bu size yapılan bir saygısızlık değildir. Öfkesinin dışavurumudur. Tabii ki ÖFKE YÖNETİMİNİ bilmediği için böyle davranıyordur. Ayrıca, öfke duygusunun altında pek çok duygu vardır. Önce o duygusuna odaklanın.
“Çok öfkelenmiş görünüyorsun. Derin bir nefes al ver. Haklısın. Ben de böyle söylememem gerekiyordu. Çok özür dilerim.” Deyin. Sonra sakinleştiğinde, alın karşınıza çocuğunuzu, konuşun. “Çok haklısın canım. Ben de sana bu konuda kırıldım. Ben de bu konuda incindim.” Gibi. Siz de ona duygularınızı ifade edin. Ama eleştiri, yargılama, kınama, suçlamadan uzak durarak ve gerektiğinde kendi hatalarınızı kabul edip, özür dileyerek…

İletişim, karşıdakinin duygularını anlayabilmek ve duygularımızı doğru anlatabilmekle olur.

Sevgiyle kalın… 😊

AyşegülÖzkonak

Page 1 of 42

Ayşegül Özkonak