Aysegul Ozkonak

Kişisel Gelişim

Author: Ayşegül Özkonak (Page 1 of 41)

BUGÜN HAYATINDA DÜNE GÖRE BİR FARK YARAT.

  1. Eğer bağımlılığın varsa, bugün sürekli elinde tuttuğun o cep telefonunu, başka bir odaya koy, bir saat boyunca hayatında yokmuş gibi davran.
  2. Öğrenciysen, bugün yarım saat daha fazla çalış.
  3. Eğer çok çalışıyorsan, kendine zaman ayıramıyorsan bugün; bir saat hiçbir şey yapmadan, dinlenmeye ve kendini dinlemeye zaman ayır.
  4. Bugün 7 dk. nefeslerine odaklan. Dörde kadar say nefes al. Dörde kadar say nefesi içinde tut; sekize kadar say, nefesini yavaş yavaş ver.
  5. Bugün hiç aramadığın, unuttuğun, sana hakları geçtiğine inandığın birilerini ara. Hatta helaleş onlarla. Belki uzun zamandır hiç görüşmediğin halan vardır. Belki teyzen. Belki hasta döşeğinde amcan. Belki sana emeği geçmiş bir öğretmenin. Belki yıllar önce sana yardımcı olmuş bir insan…
  6. Bugün sokak hayvanları senden yemek ve su isteyebilir. Belki de onlara mama ve su verebilirsin.
  7. Uzun zamandır kendini geliştirmek istiyordun ama adım atamıyordun. Belki bugün 10 dk. ne yapmak istediğine ve o muhteşem planlarına odaklanabilir; kendi kişisel gelişimin için gerekiyorsa online eğitimler alabilirsin.
  8. Bugün Coronadan dolayı çalışamamış, işe gidememiş insanları bulup, bütçenin elverdiği ölçüde belki yardım edebilirsin.
  9. Bugün belki aksattığın kitabını okur; ibadetlerini, sporunu, egzersizini, belki yoganı yapabilirsin.
  10. Kendin için, ailen için, ülken için, dünya için; bugün nasıl bir katkın olur? Onu bir kağıda yaz, duvarına as.
  11. En önemlisi, bugün ve her gün; kendine ve ailene ne kadar zaman ayırabilirsin? Bunun için neler yapabilirsin? Tüm bunları düşün, bir kağıda yaz ve bugün uygulamaya başla.

Her gün hayatında düne göre bir fark yarat.

Ayşegül Özkonak

Günaydınlar… 😊

ÇOCUKLAR NEDEN SORUNLU?
Eğer bir anne ya da baba;
1. Eşini, çocuklarına karşı kötülerse; ( – şu anneniz var ya, şu anneniz…
/ – şu babanız var ya, şu babanız… )
2. Onların yanında başkalarına, eşinin arkasından atarsa;
3. Çocuklarını; eşine karşı aracı olarak kullanır, aralarında geçen bir olayda, onları tanık ya da yargıç durumuna getirirse.
4. Eşinin arkasından iş çevirirse;
5. Çocuklarla ilgili bir konuda, eşinin olmaz dediğine, olsun derse; (- sakın baban/annen duymasın. Aramızda kalsın. Bakma sen ona, biz hallederiz. Derse.)

OLABİLECEK SONUÇLAR;
1. Çocuk her iki ebeveyne karşı güvensiz olur ve öfke duyar. Çocuk daha çok mağdur olan tarafı destekler. Yani yapılanlar ve söylenenler bumerang gibidir. Kötü sözler, şikayetçi ebeveyne döner.
2. Çocuklar sorunlu birey olabilir.
3. Yetişkin olduğunda evlenmekten ve karşı cinsle yakınlaşmaktan çekinebilir.
4. Kendine, hayata karşı  güvensiz olabilir.
5. Asosyal  olabilir.

Sevgiyle kalın… 😊

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

0505 250 96 33


https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

http://twitter.com/aysegulozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer  #iletişimdeçözüm #kadın #erkek #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile  #kişiselgelişim  #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam
#bütünseldönüşümkoçluğu

EKONOMİK İLİŞKİNİZ NASIL?

Eş ilişkilerinde şiddet deyince; akla hemen fiziksel şiddet gelir.

Kadın diyor ki;

  • Her ay çalışır, eve para getiririm. Eşim;
    “Evin ekonomisini ben yönetirim. Ev alırız, araba alırız.” diyerek, tüm maaşımı alır, bana küçük çocuğa verir gibi çok az bir para bırakır, bu para kendi ihtiyaçlarıma bile yetmiyor. Hesabı hep o kontrol ediyor, sesimi çıkaramıyorum. “

Bir başka kadın;

  • Hocam ben ev hanımıyım. Eşim;
    “Sen nasılsa hep evdesin. Evin ihtiyacını alıyorum. Para falan isteyeyim deme sakın. Zaten zor geçiniyoruz.” Diyor. İhtiyacım olan parayı vermiyor. Başka yerlere harcamayı biliyor. Ben de isteyemiyorum. Sesimi çıkaramıyorum. Çok üzülüyorum.”

Şu bilinmeli ki, her iki tavır da sosyolojik ve psikolojik açıdan ekonomik şiddettir.

Bununla birlikte, parasal sorun varsa ve Spirituel alana bakacak olursak; bu durumun, inançlarımız da alakalı olduğunu bilmeliyiz.
Eş para vermiyorsa, kadın kendini bu paraya layık görmüyor, parayı (eşinin parasını) içsel anlamda reddediyor olabilir. Eşinden para istemek onun ağrına gidiyor olabilir.
Eşinin parasını kabul etmek istemiyor olabilir.
Alma ve verme dengesi yerinde olmayabilir.
Çocukken kendisi babasından, annesi de eşinden parayı alamıyor olabilir.
Para ile ilgili olumsuz inançları olabilir, bunların da incelenmesi yerinde olur.

Şunları düşünün. Siz küçükken,
anneniz de babanızdan
ihtiyacı olan parayı alabiliyor muydu?
Parayı kabul ediyor muydu? Yoksa etmiyor muydu?
Parayı isterken nasıl istiyordu? Aralarında nasıl bir etki – tepki vardı?
Kök ailedeki sorunlar, şimdiki çekirdek ailenize benziyor mu?

Evlilikte mutluluk istiyorsak; ilişkilerde olduğu gibi, ekonomik anlamada da denge ve uyumu sağlamamız gerekir.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

SEVGİ KAZANDI
Yıl 1994 İzmir, Buca’da (adını vermemin doğru olmadığı) bir ilköğretim okulunda fen bilgisi öğretmenliği yapmaktayım. 7/B sınıfında dersim var. Sınıfa her girdiğimde burun direğini düşürecek kadar bir idrar kokusu duyuyorum…Tuvalet yaparken dikkatsiz olabileceklerini veya kişisel temizliği bilemediklerini düşünerek öğrencilere bu konularda bazen konuşmalar yapıyorum. Her ne hikmetse koku bir türlü geçmiyor. Birgün veli toplantısı yapıyoruz. (Ben her veli toplantılarında sınıflarda, öğrencilerin notlarını söylemeden önce; anne-baba- çocuk ilişkisi üzerine konuşmalar yapardım. “Çocuklarımıza nasıl davranırsak ilişkilerimiz daha iyi olur ?” Sorusu sorarak bu konularında bilgiler aktarırdım. Çocukta görülen hırsızlık, agresif davranışlar, tırnak kemirme, altına ıslatma, başarısızlık, kıskançlık, başını duvara vurma, depresif ruh hali gibi olumsuz davranışların altında mutlaka başka sebeplerin olduğunu belirtirdim. Velilerime; Haluk Yavuzer, Doğan Cüceloğlu, Atalay Yörükoğlu gibi hocalarımın kitaplarını okumalarını tavsiye eder, isim belirtmeden, öğrenci davranışlarından örnekler verirdim. Bu konuşmalarım uzun sürdüğünden, sırada bekleyen öğretmen arkadaşlarımdan zaman zaman serzenişler alırdım. İyi ki de öyle yaparmışım)
Toplantıdan ayrılırken velilerime ” Benimle özel görüşmek isteyen varsa dışarıda bekliyorum” dedim ve çıktım. Arkamdan bir veli çıktı. Sınıfın en zeki, başarılı öğrencimin annesi…

     -Hocam görüşebilir miyiz?

     -Tabii ...dedim. Buyurun, sizi dinliyorum...

      -Hocam; İsmet her akşam altına yapıyor. Kocaman oldu artık, kucağıma alamıyorum. Kar- kış olunca yıkayamıyorum; o şekilde okula geliyor. Ne yapacağımı bilemiyorum...

(Ben anneye belli etmesem de, idrar kokusunun nereden kaynaklandığını keşfetmiş olmanın sevincini; ayrıca da böyle başarılı öğrencimin bu durumunun şaşkınlığını yaşıyorum.)

Anneye dedim ki:

           -Organik, yani belli  bir rahatsızlığı mı var?
           -Hayır Hocam.
           -Peki hiç doktora götürdünüz mü?
          -Hocam nasıl götürelim. Babamız işsiz...Fuarda çalışıyor yazları. Kışın; akraba, eş  dost yardım ediyorlar sağolsunlar, o şekilde geçinip gidiyoruz.
           -Peki ne zamandır böyle altına ıslatıyor?
           -10 yıldır...
           -Yani altını ıslatması için bir sebep mi var; bir darbe mi aldı, düştü mü bir yerden?
           -Yok hocam öyle bir şey yok.
           -Peki on yıl önce farklı olan ne vardı?
           -Kız kardeşi doğduğundan beri böyle.
           -İlişkiniz nasıl? Kızınızla ve İsmet'le? 
           -Hocam ben kızımı çok seviyorum. O da bunu çekemiyor, kıskanıyor.

İşin özü ortaya çıktı. İsmet kardeşini kıskanıyor ve annesinden sevgi istiyor. İsmet’in bedeni “Anne beni de gör; beni de duy, beni de hisset, ben de varım” diye haykırıyor. Anne ise görmezlikten geliyor. Anneye dedim ki:
-Bu sorunun bitmesini istiyor musunuz?
-Tabii ki hocam istemez miyim.? Bıktım artık. Koca çocuk; çişe kaldırmaktan belim tutmaz oldu… Döşekler çiş kokuyor…
-O zaman oğlunuzu da sevin.
-Hocam ama ben kızımı çok seviyorum.(Ben oğlunu sev diyorum, O hala kızımı çok seviyorum diyor)
-Tamam, sevebilirsiniz. Kızınızı sevmeyin demiyorum. Bundan sonra İsmet’in yanındayken onu sevmeyin. İsmet’le daha fazla ilgilenin.Onu çok sevdiğinizi söz ve davranışlarınızla belli edin. Sevginizi, ilginizi eşit tutun.

Tek tek anneyle ne yapması gerektiğini konuştuk.

İsmet’i çağırdım. Ona da ne yapması gerektiğini, kaslarını nasıl egzersiz yaparak güçlendirebileceğini; ne yiyip ne içmesi gerektiğini anlattım. Aslında çok zeki olduğunu sınavları kazanınca yatılı okula gidebileceğini ve oraya bu sorunu çözerek gittiğinde çok rahatlayacağını belirttim.

Belli bir süre geçti. Biz velimle kış sonu konuşmuştuk. Bahar geldi. Bir gün ders bitti teneffüs zili çaldı, sınıftan çıkıyorum. Baktım o velim kapıda beni bekliyor. Elinde gazete parçasına sarılmış, sarılı pembeli bir demet gül. Bahçeden toplandığı belli. Gülleri bana uzatırken dedi ki:

             -Hocam Allah sizden razı olsun. Sayenizde oğlum artık altına yapmıyor. On yıldır çekiyordum. Çiş derdinden kurtulduk.

             -Rica ederim. Sizden de razı olsun. Aranız şimdi nasıl? dedim.

              -Çok iyi hocam. Sizin dediklerinizi uyguladım. Oğlum bana: "Anne ben seni çok seviyorum" diyor. Ben de onu çok seviyorum. Ne dediyseniz yaptım.

              -Çok sevindim. Sevgi ne kadar küçük bir kelime; ancak etkisi işte bu kadar büyük. dedim anneye.

O sırada, İsmet koşarak geldi yanıma:
-Hocam ben artık altıma yapmıyorum. dedi.

              -Gel. dedim...Sana bir sarılayım...Sen harika bir çocuksun. Senin başaramayacağın hiç bir şey yok.

O günden sonra anne, on yıl süren bir yükten kurtuldu. İsmet, ruhunun, bedeninin isyan edip haykırdığı, bununla birlikte kimsenin farketmediği o acı durumdan sevilmemekten, değersizlik duygusundan ve dolayısıyla altını ıslatmaktan; biz de o kokudan kurtulduk …Sonrasını bilmiyorum çünkü bizim tayinimiz Erzincan’a çıkmıştı. Ben umuyorum ki o zeki çocuk, o kazanmayı çok istediği bölümü mutlaka kazandı…Her şeyden önemlisi de sevgi kazandı…
Az ya da hiç sevilmeyen çocuk kendine ve çevreye güvensiz, başarısız,( burdaki çocuk altını ıslatarak kendini göstermeye çalışıyordu),gergin, gerginliğini olumsuz davranışlarla atmak isteyen, isyankar, suça meyilli, suçu başkasının üstüne atan, müzevir, şikayetçi, yalancı, gece altını ıslatan, saldırgan, öfkeli, kendi canına kıyma davranışı gösteren, evden, okuldan kaçan, hayvanlara eziyet eden, bilgisayar bağımlısı, depresyona sahip bir çocuk olabilir.

Sevgili anneler babalar, çocuklarımızı severken lütfen adaletli olalım; adaletsiz olursak, değersizlik duygusu onlar yaşlansalar bile yüreklerinden asla çıkmaz…
Hep şunu hatırlayın. Sevginin başaramayacağı hiçbir şey yoktur.

Sevgiyle kalın… 😊 ❤ 💐
NOT:Anılarda gerçek isimler kullanılmamıştır.

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #iletişimdeçözüm #kadın #erkek #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam

bütünseldönüşümkoçluğu

KENDİN OL

Başkasına kendini sevdirmek için kendinden ödün vermekten uzak dur.
Olduğun gibi ol.
Olduğun gibi olduğunda, kendin olduğunda sevilirsin.
Bir başkası gibi olduğunda değil.
Başkası için fiziki yapını, karakterini, kimliğini değiştirdiğinde, senden sana hiçbir şey kalmayacağı için; kendini sevdirmeye çalıştığın kişi de senden uzaklaşacak, ortadan kaybolacak.
En önemlisi de, sen; senden  uzaklaşacaksın. Kendini sevmeyecek, kendine saygı duymayacaksın.

Eğer kendin gibi olursan, en doğal halinle, yaradılışındaki gibi olursan; hem kendine saygın artar; hem de başkaları sana saygı gösterir.

Kendin gibi ol derken;
“Ben buyum. Kabul edersen et, etmezsen güle güle.” demekten bahsetmiyorum.
Eğer düşünce, söz ve davranış, hataların, yanlışların varsa,  değiştirmen gerekiyorsa ve bunu istiyorsan; kendinin iyiliği için, iletişiminde uyum ve dengeyi sağlamak için düşünceni, sözünü, davranışını değiştir.
Kendi kişiliğinden ödün vermeden.
Neysen o olarak.

Önce kendini tanı.
Kendindeki eksikliği tamamla.
Kendini bütünleştir.
Kendini geliştirirken bile kendin gibi ol.
Kendin ol.
Işığınla çevreni aydınlat.
Kendinin en iyisi ol.
Çünkü sen teksin.
Çünkü sen özelsin.
Çünkü sen önemlisin… 😊

Sevgiyle kal… 😊 ❤ 💐

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer  #iletişimdeçözüm #kadın #erkek #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile  #kişiselgelişim  #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam
#bütünseldönüşümkoçluğu

MUTSUZLUĞUN NEDENLERİ

1. İnsanların ne dediği ve düşündüğüne önem verirsen ve sırf onlar için, normal sayılan kendi davranışlarını kısıtlarsan; mutsuz olursun.

2. Çocuğun, anne-baban, eşin, arkadaşın, her kim olursa olsun; onlara karşı kendini hiçe sayarsan, kendi doğal isteklerini öteleyip, onların isteklerine fazlasıyla önem vermeye çalışırsan; mutsuz olursun.

3. Geçmişte yaşarsan, sürekli keşkeler yaşarsan; mutsuz olursun.

4. Devamlı gelecek kaygısı, endişesi, korkusu yaşarsan; mutsuz olursun.

5. Kendini sevmez, değer vermez, önemsemezsen;(büuüklenmekten bahsetmiyorum) hep başkaları için yaşar, onları mutlu etmeye çalışırsan; mutsuz olursun.

6.Geçmişte yaşanılanların bedeninde bıraktıklarından özgürleşmezsen, affetmezsen; mutsuz olursun.

7. Elindekilerin değerini bilmez, yaşamını başkalarınkiyle kıyaslar ve şükür bilinci geliştirmezsen; mutsuz olursun.

8. Geçmişte yaşanmış ve bitmiş bir olay, durum, kişi hakkında hâlâ kendini suçlamaya devam edersen; mutsuz olursun.

Not: Önce “ben ne istiyorum?”
“kendim için neler yapıyorum?”
“kendimle ne kadar yakınım?”
“kendim için neler yapabilirim?”
“hedeflerim ne, hayat amacım ne?”
“başta kendim olmak üzere, kimlerin hayatına katkı sağlayabilirim?”
diye sor kendine.

Not: Eğer paylaşımlarımdan ve yazılarımdan memnunsanız,
sevdiklerinizi, ailenizi, akrabalarınızı, dostlarınızı  etiketleyebilirsiniz. Güzellikler, paylaştıkça çoğalır. Çok teşekkür ederim.

Sevgiyle kal… 😊 ❤️

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer  #iletişimdeçözüm #kadın #erkek #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile  #kişiselgelişim  #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam
#bütünseldönüşümkoçluğu

BOŞANMADANÖNCE

EŞİNİZİN OLUMSUZ ÖZELLİKLERİ GÖZÜNÜZE Mİ BATIYOR?

Boşanmaların #nedenleri;

Zina yapmak
Hayata kast etmek
Suç işlemek
Terk etmek
Akıl hastalığı
Evlilik birliğinin sarsılması (güven sarsılması, sadakatsizlik, evin ekonomisini sarsacak davranışlar)
Çok kötü ve onur kırıcı davranışlar
Şiddet
Eşin sağlığını ihmal etmek İşkence etmek
Özgürlüğünü kısıtlamak gibi
pek çok nedeni var elbette.

Aşağıdaki örnek; boşanmak isteyen bir çifte ait ve farklı bir örnek.

Kadın diyor ki;

  • Severek evlendik ama artık sevgim bitti. Çok ilgisiz ve sevgisiz. Ondan sevgi dilenmekten bıktım. Yoruldum. Boşanmak istiyorum.
    (Ailesinde yeterince sevgi görmemiş. Duygusal bir açlık çekiyor)

Erkek diyor ki;

  • Severek evlendik ama çok dağınık. Kadınlık görevini istediğim ölçüde yerine getirmiyor. Bana yeterince değer vermiyor.
    Onun da bu evlilikte gözü yok.
    Ben de boşanmak istiyorum. Boşanırsak daha iyi. Ben de kendi yoluma bakarım.
    (Ailesinden değer görememiş, bu eksikliği evlendiği kişide arıyor ve duygusal, cinsel tatminsizlik yaşıyor. )
  • Evlenmedeki amacınız neydi?
    Kadının cevabı;
  • Aile baskısından kurtulmak için. Ailem bana çok baskı yapıyordu. Bu baskıdan kurtulup, kendi evimin kadını olmak istedim.

Erkeğin cevabı;

  • Bana ilk başlarda kendimi değerli hissettirmişti, kendimi özel hissetmiştim ama artık o değeri göremiyorum.

Boşanmak istiyorlar, çocukları var ve sorun çözmek için çaba da sarf etmiyorlar.

Ülkemizde boşanma sayısına bakalım. 2009 yılında 114.162 iken;
2019 yılında 155.047′ ye yükselmiş.
Bu sayıyla beraber; dağılan yuvalar ve anasız/babasız kalmış boynu bükük kalmış nice çocuklar var.

Bu yazıyı okuduktan sonra, siz de boşanmayı istiyorsanız tekrar düşünün.

  1. Eşinizin olumsuz özellikleri gözünüze mi batıyor?
  2. Evlenmeden önce, kök ailenizle geçmişte yaşadığınız ama görmezden geldiğiniz, üzerini örttüğünüz sıkıntılarınız var mıydı?
  3. Çekirdek ailenizdeki sıkıntılar, kök ailenizdekileri andırıyor mu; ya da onun bir benzerini yaşıyor musunuz?

Sırf bunun için boşanmayı mı düşünüyorsunuz?

Şunu bilin ki, bireyin çekirdek ailesinde sorun varsa; geriye bakıldığında kesinlikle kök ailesinde de sorun vardır. Kişi “Karşıma iyi bir insan çıkmadı” der, boşanır. Başkasıyla evlenir. O da diğerine benzer. Ondan da boşanır. Başka biriyle evlenir. O da benzeri çıkar. “Kaderim niye böyle. Ben ne kadersizim.” demeye başlar.
Kök ailenizle ve kendinizle çözemediğiniz sorunlar; nereye giderseniz gidin; boşansanız da, başkasıyla evlenseniz de, sizi bir şekilde bulur.
Kendi içinizdeki, zihninizdeki sorunlardan kurtulmadığınız sürece bu böyle devam eder.

Önce kendinizdeki içsel çatışmalarını bitirin. Algılarınızı, düşüncelerinizi, bakış açılarınızı değiştirin.
Boşanmaya ya da evliliğinize devam etmeye daha sonra net bir şekilde karar verin.
Çünkü boşanmak istediğinizde evliliğinizi; sadece bir imzayla hem de bir saniyede, sonlayabilirsiniz. Sadece bir imzaya bakar. Yani boşanmak basit ama; boşanma sırası ve sonrası zorlu bir süreçtir.

Mutlu evliliğe ise; ikinizin de beraberce emek ve çaba sarf etmesiyle kolayca kavuşabilirsiniz ve sonrası da muhteşem olur.

Tekrar düşünün;
Emek ve çaba sarf etmekten mi kaçıyorsunuz?

Evlilik sorumluluk alabilmektir.
Sorumluluk almak mı size ağır geliyor?

Hangisi?…

Çocuklarınız büyüyüp size; “baba/ anne, hiç çaba sarf etmediniz mi, bir yardım almadınız mı?” dediğinde ne cevap vereceksiniz?…

Soru: İkiniz de boşansanız, başkasıyla evlenseniz; yeni eşinize daha önce yaptığınız olumsuz davranışları yapmamaya çabalarsınız öyle değil mi?

Yeni sorunlar, yeni sorumluluklar, araya başka insanlar girmeden, yeni sıkıntılar oluşmadan önce; bu çabayı şimdi, şu an seçmiş olduğunuz eşinize yapsanız; “önce o adım atsın, sonra ben atarım” inancını ve inatçılığını bıraksanız nasıl olur?

Evliliğiniz size işkence geliyorsa tabii ki boşanın. Ama küçücük sorunları zihninizde büyütüyorsanız, boşananlar kervanına katılmadan önce tekrar düşünün. Gerekiyorsa bireysel bir yardım alın.

Hem çocuklarınız, hem de siz; bunu hak etmiyor musunuz?

Seçim sizin.

Not: Boşanmak isteyen
sevdiklerinizi, ailenizi, akrabalarınızı, dostlarınızı etiketleyebilirsiniz.

Sevgiyle kalın… 😊

AyşegülÖzkonak

Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

www.aysegulozkonak.com

http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

aysegulozkonak@gmail.com

Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #iletişimdeçözüm #kadın #erkek #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam

bütünseldönüşümkoçluğu

ÇOCUĞUMUZU/TORUNUMUZU EĞİTMENİN İNCE AYARI

Bir yazıda okumuştum. Yüreği güzel bir annenin sevgi dolu çocuğu, dışarıda oynarken annesinin yanına geliyor, onun gözlerini kapattırıyor ve annesinin saçına bir şey takıyor. Anneye gözlerini açmasını söylüyor. Gözlerini açan anne; ilk önce çocuğunun çamurlu topraklı ellerini, sonra o ellerle yerde bulduğu bir saç tokasını saçına takmış olduğunu ve aynı zamanda da çocuğunun gözlerindeki o ışıltıyı fark ediyor. Çocuğuna sımsıcak sarılıp teşekkür ediyor. Tokayı kabul ediyor. Çünkü onun mutluluğunu, sevinç içindeki o duygusunu yok etmek istemiyor.

Hikaye burada bitiyor.

Anneye hak veriyorum.
Çocuğun anneye bir şeyler vermesindeki o mutluluğu, sevinci, gözlerdeki ışıltıyı elbetteki söndürmemeliyiz.
Çocuğun hevesi, kalbi kırılmamalı.
Sırf bu yüzden annenin saçı da kirlenebilmeli. O da tamam.
Herşey buraya kadar çok güzel.

Olay çok küçük ve basit gibi duruyor değil mi?

Bununla birlikte bir şeyi de unutuyor olabilir miyiz?

Benim annem biz küçükken (eğitmek amacıyla) doğrudan bize; “şöyle yapın, böyle yapın” demezdi. Genellikle hikaye ya da birinin başına gelen bir olayı anlatırdı. Bir filmi beraberce izlerken, oradan dikkatimizi çekebilecek yorumlar yapardı.
Bu yazıyı okuyunca, anlattığı hikayelerden biri geldi aklıma.

“Üç beş yaşına gelen bir çocuk komşunun yumurtasını çalıp annesine getirir. Anne yumurtayı alır ve:

  • Akıllı oğlum, aferin. diyerek çocuğunun başını okşar. Çocuk artık sık sık komşuların yumurtalarını eve getirmeye başlar. Zamanla, yaşına göre hırsızlığı da ilerletir. Yumurtadan horoza, horozdan kuzuya, koyuna derken bir çevresinde azılı bir eşkiya olur. Hırsızlıklar, eşkiyalıklar derken, bir gün büyük bir cinayet işler. Kanun bunu idama mahkum eder.

Oğlunun idam haberini dinleyen anne, mahkeme salonunda feryadı basar. Saçını, başını yolar.

  • Aman hakim bey, biricik oğlumu bağışla, benim hayatta ondan başka kimsem yok diye yalvarır.

İdam mahkumu eşkiya evlada sorarlar, son bir arzun var mı? Eskiden beri idam mahkumlarının son arzularını yerine getirmek adet olduğu için bunun da son arzusu sorulur. İdam mahkumu genç:

-Bir tek dileğim var. Sevgili anacığımın o mübarek dilini öpmek isterim, izniniz olursa diye rica eder.

Mahkumun isteği yerine getirilmek üzere annesi getirilir.

Eşkiya, öpmesi için uzattığı annesinin dilini; dişlerinin arasına alır ve koparır.

Etraftakiler bu yaptığına tepki gösterince der ki;

-Benim burada idama mahkum oluşum o kopasıca dildendir. Koptu ya.

Herkes hayretle sonunu dinlerken devam eder;

-Ben, çocukluğumda komşumun yumurtasını çalıp getirdiğimde anam bana aferin çekti, yumurtayı alıp başımı okşadı. Eğer, o zaman beni terbiye edip men etseydi, bugün bu ölüm cezası bana gelmeyecekti, der.

Kıssadan hisse.

Çocuklarda 7-8 yaşa kadar hırsızlığın ne olduğunu bilmez.
Özellikle de; değersiz, özgüvensiz, sevgisiz, ilgisizse; bu duygularını tatmin edebilmek için beğendiği bir şeyi sahibinden izinsiz alma davranışı gösterebilir.
Çocuğunuz eğer başkasına ait bir şeyi eve getirirse; tepkisiz kalarak onu kabul etmeniz de, “hırsızlıkla” suçlayarak aşırı tepki vermeniz de, onda davranış bozukluğuna (çalma davranışına) neden olabilir.

Onun bu davranışının altındaki nedeni fark etmeliyiz. İhtiyaçtan mı, duygusal açlıktan mı aldı?

Çocuğa dışarıda bulduğu ya da bilerek başkasına ait olan bir şeyi almanın yanlış olduğunu öğretmemiz gerekir. Onun bize ait olmadığını bir sahibi olduğunu, düşürülmüş unutulmuş ya da kaybedilmiş olabileceğini, onu rahatça alıp kullanma hakkına sahip olmadığımızı sakince suçlamadan, kınamadan, yargılamadan, ayıplamadan, eleştirmeden, aşağılamadan konuşmalıyız.

Başkalarına ait olan herhangi bir nesneyi getirdiğinde, çocuğumuza şunu söyleyebiliriz “yavrum beni düşündüğün için çok teşekkür ederim. BUNUNLA BİRLİKTE bu bize ait bir şey değil.
Sahibi onu kaybettiği yerde arıyor olabilir. Düşünsene senin bir oyuncağını bir eşyanı kaybetsek, başkası da alsa üzülmez misin?
Üzülürsün değil mi?”
(“Bununla birlikte” kelimesi kullanmanız önemli. İki cümle arasına koyunca, iki cümleyi de kabul ettirmiş oluruz.)

Eğer onun kime ait olduğunu biliyorsa ve çocuğunuz 3-4 yaşlarındaysa
“hadi gel onu sahibine beraberce verelim. O da mutlu olsun.” Deyip, onu kendisinin vermesini sağlayın.

Eğer kime ait olduğunu bilmiyorsa;
“bulunduğu yere bırakalım ki düşüren kişi, kaybeden kişi bunu gelsin alsın” Diyebilirsiniz.

Çocuğunuzun yaşı büyükse,
“Eğer geri verirsen seninle onur duyacağım” diyerek, o eşyayı sahibine kendisinin vermesini sağlamalısınız; verdiğinde de onur duymalısınız.

Ayrıca çocuğumuza ilgi ve sevgi vererek, ihtiyacı neyse ekonomik durumumuza göre gidererek; “Senin varlığın bir hediye, öpücüğün bir hediye, sevgin bir hediye” diyerek; hem şevkini kırmamış, hem de dürüst, ahlaklı, başkasının hakkına saygı duyan, sorumluluk sahibi, güvenilir bir insan olmasını sağlamış oluruz.

Not: Eğer paylaşımlarımdan ve yazılarımdan memnunsanız,
sevdiklerinizi, ailenizi, akrabalarınızı, dostlarınızı etiketleyebilirsiniz. Güzellikler, paylaştıkça çoğalır. Çok teşekkür ederim.
Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #iletişimdeçözüm #kadın #erkek #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam

bütünseldönüşümkoçluğu

ÇATIŞMALAR NE ZAMAN BÜYÜR?

Bir erkek diyor ki;
“Hocam biz eşimle ne zaman tartışmaya kalksak; oğlum hemen araya giriyor, annesini destekliyor ve bana karşı savunuyor. Bu defa oğlumla tartışıyoruz. Söylemek istediklerimi sırf bu yüzden eşime söyleyemiyorum. O yokken tartışalım diyorum. Yok olmuyor. İkisi bir oluyorlar, evde beni dışlıyorlar. İkisine de çok öfkeleniyorum. Sonra da “Sen çok öfkelisin” diyorlar. “

Ailede sorunlardan biri gruplaşmadır.
Yani ailedeki bazı bireylerin diğerlerine; beden dilini kullanarak, sözel, davranışsal, sessiz kalarak (küserek), kurallarla, kuralsızlıklarla, tepkisel olarak diğer aile bireyi ne ya da bireylerine cephe almasıdır.

Özellikle de çocuğun ebeveynin birinin yanında olup, onu desteklemesi; eşler arasındaki küçük bir sorunun daha başka ve daha büyük bir boyuta taşımasına neden olur.
Diğer ebeveyn, bu gruplaşmada; kendisinin dışlandığını, ötelendiğini, reddedildiğini, kabul edilmediğini, hatta diğerleri tarafından saldırıya ve ihanete uğradığını hissedebilir.
Bu tutum devam ettikçe, öfke duygusu da giderek artar. Çatışmalar büyür.

İşte bu yüzden, eğer eşinizle bir sorununuz varsa; çocuğunuzun olmadığı ortamda bu sorunu çözmeye uğraşın. Sorununuzu çocuğunuzla değil; eşinizle paylaşın.
Kendisiyle konuşmanıza rağmen çözüm bulamıyorsanız, bir danışmandan destek almak en doğrusudur.

Not: Eğer paylaşımlarımdan ve yazılarımdan memnunsanız,
sevdiklerinizi, ailenizi, akrabalarınızı, dostlarınızı  etiketleyebilirsiniz. Güzellikler, paylaştıkça çoğalır. Çok teşekkür ederim.
Sevgiyle kalın… 😊 ❤️

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer  #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile  #kişiselgelişim  #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam#bütünseldönüşümkoçluğu

DOSTLARIMIZ VE KARŞIMIZDAKİNİ ANLAYABİLMEK

Öncelikle hayatımız boyunca edindiğimiz dostlarımızı düşünelim.
Dost sayısı, bir elin parmaklarını geçmez öyle değil mi?
Arkadaş çoktur da, gerçek dostumuz azdır.

Sizin kaç dostunuz var düşünün. Bu kişi aileden biri olabilir. Dışarıdan biri de. Ama illa dışarıdan biri olmasına da gerek yok. Kardeş olabilir, eşiniz olabilir, çocuğunuz bile olabilir.

Hiç dostum yok diyorsanız, kendinize odaklanın.

Acaba neden dostumuz yok?
Nedeni yine kendimiz olabilir miyiz?
Dost olarak kabul ettiklerimizle karşılıklı konuşurken; beden dilimiz, yüz ifademizle dışarıdan nasıl görünüyoruz?
Hiç düşündük mü?…
Meselâ, dostum dediğimiz kişi bize derdini anlatıyorken, onu doğru anlamamışsak, onun duygularını fark edememişsek; konuşmalarımızla beden dilimiz uyumsuzsa; o kişi bir daha bize derdini de, sevincini de anlatır mı? Tabii ki anlatmaz. Çünkü bizi kendine yakın hissetmez. Biz de onun acısını, sevincini başkasından duyduğumuzda; hayıflanırız.
“Neden benden saklıyor. Neden başkalarına anlatıyorsun?
” Neden en sonra ben duyuyorum? “
Deriz.

Eğer böyle bir duygu içindeyseniz;
Nedeni şu olabilir;

  1. Önce kendinizin, sonra başkalarının ne hissettiğine odaklanamıyor, empati yapamıyor olabilirsiniz.
  2. Belki onun ne hissettiğini anlıyor ama karşıdaki kişiye onu anladığınız şekliyle ifade edemiyorsunuzdur.
  3. Anlıyor ama onu anladığınızı ifade etmek, sizin işinize gelmiyordur.
  4. Onu anlıyor gibi görünüyor ama suçlayıcı, yargılayıcı, kınayıcı konuşuyorsunuzdur.
  5. O kendi üzüntüsünden bahsederken; siz de ona benzer bir konuyla ilgili kendi yaşadıklarınızdan dem vuruyorsunuzdur.
  6. Gerçekten de onun duygularını anlayamıyorsunuzdur.

Her şekilde bilin ki, karşınızdaki kişi sizi; kendine dost olarak görmeyecektir.

Duyguları anlayamıyorsanız, yaşamınızda daha gerilere gidersek, belki çocukluğunuzda duygularınızı göstermeyen ebeveynleriniz vardı ya da sizin duygularınızı ifade etmeniz bir şekilde engellendi.
Ağlamanız gerekiyordu. “Ağlama!” dediler.
Belki gülmek istediniz; ” pişmiş kelle gibi ne sırıtıyorsun!? “dediler.
Belki öfkelendiniz;” sesini çıkarma!? “denildi?
Hatırladınız mı?…

Her ne yaşadıysanız yaşadınız. Her şeye rağmen, bu olumsuz döngüyü değiştirebilirsiniz.
Duygusal zekanızı geliştirebilirsiniz.
Bunun için kişilerin beden dillerini, yazışmalarını, mesajlaşırken size gönderdikleri emojileri, konuşurkenki yüz ifadelerini, ses tonlarını iyi incelenmelisiniz. Hele de size söylemediklerini hissedebilmelisiniz. Onun yerine kendinizi koyabilmeli,
yani empati yapabilmelisiniz. Böylece hem iletişiminizi artırabilir, hem de dost kazanabilirsiniz.

Sevgiyle kalın

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

05052509633
https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #ekonomi #eşilişkileri #aile #kişiselgelişim #eğitimkoçu #annebabaçocuk #sağlıklıyaşam

bütünseldönüşümkoçluğu

Page 1 of 41

Ayşegül Özkonak