HAYATIMIZA DOKUNANLAR

Yıllar önce ben orta okula giderken, ülkemizdeki terör olaylarının çok yoğun olduğu bir zamanda, öğretmen olan canım dayım; okulunda çıkarılan yangında, öğrencilerini ve öğretmen arkadaşlarını kurtarmak isterken şehid olmuştu.
Annem bu ani kaybı 2 yıl atlatamadı. Normal yaşantımız alt üst olmuştu. Annem sürekli ağlıyor, üzülüyor, acı çekiyordu. Babam ona moral vermeye çalışıyordu ama boşuna. Annemin bu durumu tüm ailemizi etkilemiş, kahvaltımızı artık babam hazırlar olmuştu. Eskiden bizi okula kapıdan uğurlayan canım annem; ben okula giderken, sürekli yatar, başını kaldıramaz, uyumak ister, sürekli ağlardı. Her sabah; annemi o yatakta, o şekilde bırakıp okula gidiyordum. Onun bu hali gözümün önünden gitmiyor ve bana çok acı veriyordu. Çocuk aklımla babam gibi moral vermeye çalışıyordum. Beceremiyordum. Bunun akabinde zamanla içimde; “annemi kaybetme korkusu” oluştu. ” Ben okula gittiğimde, annemi de kaybedersem? O da ya ölürse? Beni bırakıp o da giderse?… ” Kimseye de söyleyemiyordum. Ama çok üzülüyordum.

Liseye giderken, 2. sınıfta bir sınıf öğretmenimiz vardı. Bir gün tüm sınıfa, rehberlikten gelen bir form doldurttu. Formun sonunda” kaygı korkularınız nelerdir?”
Diye bir sorunun altına;” “Annemi kaybetmekten korkuyorum ” diye yazdım.
Belki bir çare olur diye bekledim. Ne yazık ki; ne o sınıf öğretmenim(Vefat ettiyse Allah rahmet eylesin); ne rehber öğretmen beni çağırıp “kızım neyin var, korkmanın, kaygılanmanın nedeni ne?” demedi. Benimle konuşmadı. Çok üzülmüş, incinmiştim. Sonra kendi kendime düşündüm. “Bir insan nasıl, dünyaya geliyorsa, vefat da ediyor. Tüm canlılar böyle. Kimin ne zaman vefat edeceğini sadece Yüce Allah bilir. O halde annem de yaşayabilir.” Böyle düşünerek o kaygımdan bir nebze olsun kurtuldum. Sonra kendi kendime söz verdim. “EĞER ben de bir öğretmen olursam, bütün öğrencilerimle yakından ilgileneceğim.”

Bu kaygımın üzerinden 2 yıl geçti. Lise sonda İngilizce dersimize civa gibi, kıpır kıpır, hareketli, sınıfı çok güzel idare eden, sevgi dolu, merhametli ilgili, muhteşem bir öğretmen geldi. Aynı zamanda sınıf öğretmenimiz olan #SerapAksoy öğretmen; benim ışığım, idolüm oldu. Hepimizle ilgileniyor, tüm sınıfı; pikniklere, gezilere götürüyordu. Sınıfça aramızda birlik, beraberlik oluşturdu.
Sene sonu geldi. Mezuniyet töreni yapalım diye karar alındı. Ama ben katılamayacaktım. Babam, şehirden eve geç vakit otobüs olmadığı için izin vermiyordu. Çok üzülmüştüm.
Serap hocam bunu duyunca, babama; ” Hayatta önemli anılar vardır, bir kere olur ve asla unutulmazlar. Bu tören de kızınız için çok önemli bir anı. Ayşegül bana emanet. Gece bizde kalsın. Sabah ellerimle otobüse bindireceğim. Söz. ” Babamı ikna etti. Çok istediğim mezuniyet törenimize onun sayesinde katılabildim.
Canım öğretmenim. Dediği gibi de yaptı.
Ben yeniden kendime söz verdim.
” Tıpkı Serap Hocam gibi bir öğretmen olacaktım”.
Oldum da.
Tüm öğrencilerimle yakından ilgilendim.

Yıllar geçti.
Öğretmenlik yaptığım günlerde, yeni bir sınıfın sınıf öğretmenliğini bana vermişlerdi; Rehberlikten gelen bir formu onlara dağıttım.Topladım. (Hepsi benim çocuklarımdı ve sorunları varsa, çözebileceksem bilmem gerekir düşüncesiyle); her zaman yaptığım gibi,
formları rehberlik servisine vermeden önce,
çocuklar ne yazmışlar diye incelemeye koyuldum. Baktım. Bir soruda, 7- 8 öğrenci “intihar etmek istiyorum” şıkkını işaretlemiş. Tabii çok üzüldüm ve merak da ettim. Her birini tek tek çağırdım, bire bir konuştum. Çelişkili cevaplar alınca, gerçeği söylemek zorunda kaldılar.
“Hocam bu formların değerlendirileceğine inanmıyoruz. Aramızda karar aldık. Bakalım öğretmenlerin dikkatini çekecek mi dedik. O yüzden bu şıkkı işaretledik.”

“Çocuklar size bir anımı anlatayım” diyerek, annemi kaybetme kaygısı yaşadığım o anımdan ve kendime verdiğim sözden bahsettim ve devam ettim.
“Bu formun gerçekten okunacağına inanmadığınız için bunu yapmışsınız. Belki geçmişinizde bu konuda güven kaybı yaşadınız; yaşadığınız bir sorunu yazdınız, değerlendirilmesini beklediniz, cevap alamadınız, belki o yüzden güven kaybettiniz. Haklı olabilirsiniz. Bununla birlikte, bir meslekte bir kişi hata yapmışsa, bunu o meslekteki herkese mal etmek doğru değildir.
Çocuklar, eğer bir sorununuz varsa, doğrudan bana anlatın. Her zaman dinlemeye hazırım. Bununla birlikte, size verilen resmi evrakta doğru bilgiler vermelisiniz.”
“Haklısınız hocam” diyerek ve özür dileyerek formu düzeltip bana teslim ettiler.

Bir öğretmen, bir insanın hayatını kurtarabilir.

Birinin hayatına dokunabilmek için ise illa da bir öğretmen olmanız gerekmez.

Hatta mesleğimiz olsun, olmasın; birilerinin hayatına küçücük de olsa olumlu yönde dokunabiliyorsak; gerçek anlamda yaşamışız ve yaşatmışız demektir.

Sizin de hayatınıza katkı sunan insanlar var mı?

Peki siz kimlerin hayatına olumlu katkıda bulundunuz ya da bulunuyorsunuz?

Sizin de buraya yazabileceğiniz bir anınız var mı?

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı