Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim

Month: Nisan 2020

ALMA – VERMENİZ DENGEDE Mİ?

ALMA – VERMENİZ DENGEDE Mİ?
Para ile ilgili sorunlar yaşıyor musunuz?
Yeterince parayı hayatınıza çekemiyor musunuz?
Siz, aileniz maddi manevi sıkıntılar, sorunlar, yaşıyor musunuz?
Başkaları kazanıyor, siz kazanamıyor musunuz? (O halde bu yazıyı sonuna dek okuyun)
Bir eğitim aldınız, bir doktorda muayene oldunuz. Bir uzmandan terapi aldınız, bir terziye elbise diktirdiniz, bir mimara evinizin planını çizdirdiniz. Bir iç mimara dekorasyon yaptırdınız.
Bir müteahhide evinizi yenilettiniz. Her biriyle iş anlaşması yaptınız. Ama aldığınız eğitim, sağlığınız, elbiseniz, eviniz, istediğiniz kadar iyi ya da güzel olmadı.
Acaba neden?…

Önce şunu düşünün.
1.Kime söz verdiniz de yapmadınız?
Başta da kendinize?

2.Para ile ilgili ilk darbeyi kimden yediniz?
Ne hissettiniz?
Burdan ne öğrendiniz? Öğretiniz ne oldu?
Ne kaybettiniz, ne kazandınız? ( Önce o anı çözümleyin.)

3. Anne ya da babanızdan birine ya da ikisine birden öfkeli ve kırgın mısınız? Onları affetmiyor musunuz?

4. Anne babanız ya da atalarınız da haksızlıklara mı uğradılar? Borç içinde miydiler, kıt kanaat mı geçiniyorlardı?

5. Olumsuz inançlarınız var mı?
“Hep bana sorunlu insanlar gelir.
Hep benim karşıma, beni mutlaka aldatan, haksızlık yapan insanlar çıkar.
Hep bana parasız müşteriler gelir.
Benim ona borcum olacağına onun bana borcu olsun.vb. (Bu ve bunun gibi olumsuz inançlarınız varsa öyle insanları çekersiniz hayatınıza. )

Bu soruların bir ya da birkaçını evet dediyseniz; alma verme dengenizde sorun vardır.
DENGEYİ SAĞLAYABİLMEK İÇİN NELER YAPMALISINIZ?

1. Anne ve babanızla, atalarınızla; onlardan size akan, kazanamamakla ilgili negatif bağı koparın. Olumlu bağı artırın. Vefat etseler bile onlarla helalleşin. Anne babanızı affedin. Affetmediğiniz sürece, kendinize, hayata, Yaradana olan öfkeniz artar. Çevrenize negatif frekans yayarsınız. Bu negatif enerji tüm hayatınıza yansır ve kazancınızı da olumsuz etkiler.

2. Evren denge üzerine kurulmuştur. Para alışverişi de denge üzerinedir. Para bir enerjidir. Yaşamınızı devam ettirirken bir şekilde para alırsınız veya verirsiniz… Meselâ, karnınız acıkır “Şu fırından sıcacık bir simit alıp yiyeyim.” dersiniz, parayı verir, simiti alırsınız. Mis gibi koklayarak, çıtır çıtır yersiniz. Burda da bir denge vardır…
Siz paranızı vererek, simitinizi aldınız ve karnınızı doyurdunuz. Mutlu oldunuz. Fırıncı da emeğinin karşılığını aldı ve mutlu oldu.
Ama eğer bir dengesizlik varsa, bu denge herhangi bir şekilde bozulmuşsa, enerji de sekteye uğrar.
Bu örnekte olduğu gibi, ürün ve hizmet sektöründe çalışanlar da mutlu olabilmek ve dengede kalabilmek için, verdikleri emeğin karşılığını almak zorundalar.

3. Eğer birisi size kendiliğinden, karşılıksız bir yardımda bulunuyorsa siz de ona bir karşılık vermelisiniz. Gücünüzün yettiği ölçüde…Bu karşılık olan şey; para olabilir, hediye olabilir, emek olabilir ama karşılığı olmalı, onu tatmin etmeli. Gücünüz yetmiyorsa, manevi destek olabilir.

4. Eğer sizin birilerine yardım etmek için çırpınan bir özelliğiniz varsa;
” karşılıksız yardım etmeliyim ki, sevileyim, sevap kazanayım, bana iyi insan desinler “inancınız da vardır, Egonuz devrededir. Bu şekilde sürekli yardım ediyorsanız hep zarar gören de siz olursunuz… Çünkü kendinize, emeğinize, zamanınıza haksızlık ediyorsunuz. Alma ve verme dengesine zarara uğratıyorsunuz.
Böyle davrandınız ve eğer kişi teşekkür etmediyse; bir dua sizin için yeterliyse,
” Bana dua edin.” deyin. Sizin için bu dua yeterli ise dengeye yardımcı olur. Ama eğer dua yeterli değilse, sizin işinize yarayacak bir yardım isteyin karşılığında.
En önemlisi, birilerine karşılıksız yardım ediyorsanız ve bu sizde alışkanlığa dönüştüyse, ” iyilik yapıyorum, kötülük buluyorum” diyor ve her seferinde üzülüyorsanız; kabul görmeme, reddedilme, sevilmeme, istenmeme, değersizlik duygularınızın gözden geçirilmesi gerekir.( İhtiyacı olanlara gerektiğinde, gerektiği kadar yardım etmekten bahsetmiyorum. Söylemek istediğim; herkese kendinden fazlasıyla vermeye çalışmak, kendini hiçe sayarak, zamanını, emeğini gereksiz yere heba etmek, kendini değersizleştirmektir. Bu da yine alma verme dengesini bozar. )

5. Siz yardım talebinde bulunduysanız o emeğin ya da hizmetin mutlaka bedelini ya da değerini ödemelisiniz. Eğer aldığınız ürünün değerinin altında indirim taleb ederseniz, o kişinin emeğine ya da hizmetine saygısızlık etmiş ve enerjisini düşürmüş olursunuz. Bu düşük enerji de doğrudan sizi etkiler. Siz yeterince yarar sağlayamazsınız. Hatta zarar görürsünüz.
Eğer ” Ben bu işten fayda sağlayamıyorum “diyorsanız, aldığınız ürünlerde bir sorun varsa kendinize dönün. Aldığınız ürünün ya da hizmetin ederinden daha az mı ücret ödediniz?
Ya da karşıdakine, ederinden az ödemek için ısrar mı ettiniz?
Sizin ısrarınız sonucu o da bu miktarı kabul etmek zorunda mı kaldı?
İade edilebilmesi mümkün olmayan ürün/ hizmetten memnun kalmayıp, 100 Tl ya anlaştığınız ve sonra ödeyeceğim dediğimiz ürüne; ” Ben memnun kalmadım, sana 70 Tl vereceğim.” diyorsanız, dikkat! Ödemenizi kaç liraya anlaştıysanız, o miktarı ödemelisiniz.
Bir alışveriş yaparken bizim kültürümüzde kullanılan bazı sözler vardır.
” İkram et. / Bize ne kadar indirim yaparsın?/ Bize ne kadara olur? ”
O kişi sizin hatırınıza indirim yaptıysa ya da sizi kıramadıysa, yaptığı indirim de kendi düşüncesine göre fazla ise; o kişi de siz de bu durumda fayda sağlayamazsınız. Kişi sizin talebinizi çeviremeyebilir ama içinde bir kırgınlık ve pişmanlık yaşar. Kişinin kırılmış bu parçası; olumsuz bir enerji akışına neden olur. Siz isteğinize kavuşmanıza rağmen; ürün, eğitim, sağlık, hizmet vb… kusurlu olur. Emek veren kişi, bu çalışmaya, ürüne, eğitime, seminere, hizmete vb..tam emek verdiyse; kendisi bunun hakkını başka şekilde alacaktır. Ama siz bunun karşılığını alamayabilir, hayatınızda haksızlıklarla karşılaşabilirsiniz. Tedavi gördüyseniz sağlığınıza kavuşamayabilir,
eğitim aldıysanız işinize yaramayabilir, kıyafet aldıysanız “ucuz etin yahnisine”dönüşebilir.
Örneğin; eğer kaliteli bir hizmet ya da ürün 1000 lira, orta kalite 750, kalitesiz olan 500 ise, ve siz orta kalitede ürüne ısrarla 500 teklif ettiyseniz; karşıdaki insan istemeye istemeye size ” evet” dediyse, ürününüzden memnun kalmazsınız. Şikayetlenirsiniz. O insan işini önemseyen, sevgiyle yapan biri ise; sizin bu şikayetinizden rahatsız olup ” ne senin paranı, ne yüzünü istemiyorum” deyip paranızı iade ettiyse, o ürün de size gerekli birşey olup hala sizdeyse( iade edebilecek birşey değilse); ona emeğinin karşılığını ödemelisiniz. Para kabul etmese bile hediye niyetine o emeğin karşılığında birşey olmalı bu. Çünkü ortada bir emek, yani kul hakkı var.
Peygamberimizin bir sözü var ” işçinin ücretini alın teri kurumadan ödeyiniz”.
Ayrıca aklınızda olsun eğer bir alışveriş yaparken peşin ödeyemiyorsanız, indirim yaptırmaktansa taksitli ödeme planı isteyin. O zaman; o ürün, hizmet, sağlık, eğitim konularından daha çok yararlanırsınız.

6. Bir kişiye borcunuz var ama bu borcu ödemezseniz ne olur?

Bu hizmetten ya da emekten fayda sağlayamazsınız.
Hatta zarar görürsünüz. Ayrıca enerji akışı sebebiyle, aile fertleriniz de bundan olumsuz etkilenebilir.
Size yardım eden kişi, başka yerden kazanç sağlar ama siz yine zarar görürsünüz.
Şimdi düşünün. Bu zamana kadar kimlere borçlu kaldınız?
Kime ya da kimlere “borcumu ödeyeceğim” deyip ödemediniz?
Kime verdiğiniz sözü tutmadınız?
Kimlerin hakkını yediniz?

Ya da siz verilen sözleri tutuyorsunuz, borcunuza sadıksınız. Buna rağmen hâlâ para konusunda bir dengesizlik var. Araştırın bakalım. Atalarınızda borcunu ödemeyen, haksızlık eden, başkasının hakkına tecavüz eden birileri var mıydı?
Siz yapmasanız , ebeveynleriniz yapsa bile, hak yenmesi, 7 nesli etkiler. “Bir dede erik çalmış, torununun dişi kamaşmış” atasözümüz de, işte tam buradan gelir.
Ne edersek onu buluruz. ( Bu durumda da atalarınızın bu davranışından özgürleşin.)

7. Her ne yapıyorsanız, nasıl emek veriyorsanız verin. Fakat emeğinizin karşılığını mutlaka alın.

8. Eğer kendi emeğinizin altında bir ücret alıyorsanız da , bu uygulamayı muhakkak düzeltin. Yoksa kazanamazsınız.
Kazanmak için; verdiğiniz emeğin, çabanın ederini hesaplayın.

9. Eğer kişi ederinden fazla, piyasa fiyatından daha fazla istiyorsa, yine
kendisi her şekilde zarara uğrar.

10. Olumsuz enerji akışına uğramak istemiyorsak, en doğrusu
ürünlerimize, emeğimize o doğrultuda paha biçmek;
başkalarından emek ve hizmet alıyorsak da; anlaşma yaptığımız ederine sadık kalarak, bu ederi ödemektir.

Kazancınız bol, sağlığınız ve huzurunuz yerinde olsun.

Sevgiyle kalın…

Ayşegül Özkonak

05052509633

www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

ÖMRÜNÜN NE ZAMAN BİTECEĞİNİ BİLSEN NE/NELER YAPARDIN?

ÖMRÜNÜN NE ZAMAN BİTECEĞİNİ BİLSEN NE/NELER YAPARDIN?
Yarın öleceğini bilsen insanları kırar mıydın mesela?
Veya seni kıran, inciten insanların her sözünü önemser miydin?
Başkalarının olumsuz sözleri seni ne kadar etkilerdi?
Her ne şekilde olursa olsun para biriktirmeye çalışır mıydın?
Titizlenir miydin mesela her şeye?
Evini dip köşe temizleme takıntın kalır mıydı?
Yoksa hayatı doya doya mı yaşardın?
Şimdiye kadar yapmak istediklerini mi yapardın?
Aşık olur muydun mesela?…
Sevdiklerine ‘SENİ SEVİYORUM’ der miydin?…
Şimdiye kadar ötelediğin ne varsa yapmak ister miydin?

Peki affetmek isteyip de affedemediklerini affeder miydin?
Ya da bir telefon açıp, kendisinden af diler miydin?

Affetmediğin kimler var hayatında?
Bu kişi kim?
Kendin mi?
Bir başkası mı?

Bir hata yaptın ve bu hata sonrası birileri bundan acı mı çekiyor?
Düşün.
Yaptığın hatayı bir şekilde telafi edebilir misin?
Telafi etmeyi denesen nasıl olur?
Ne kaybedersin?
Ve yaptıklarından dolayı affedebiliyorsan kendini de affedebilsen?

Ya da seni bir başkası mı incitti?
Yine affetmeyi denesen nasıl olur?
Affetmek seni özgürleştireceğini bilsen?

Affetmekten çekiniriz hep…Yine o hatayı yapacağını düşünürüz.
Cezasını çeksin isteriz.
Affetmek onu haklı bulmak demek değildir ki.
Onu onaylamak da değildir.
Suçsuz bulmak demek değildir.
Ona sarılmak demek de değildir. Gerekirse belki o da yapılabilir ancak burada esas olan senin zihin, beden ve ruh sağlığındır.
Affetmemek sırtında bir yüktür. Affetmediğinde sırtın, kemiklerin, eklemlerin, kasların, miden, başın vb. ağrır. Psikosomatik rahatsızlıkların oluşur.

Şimdi affetmediğin kim varsa onları tekrar düşün.
Onları da özgür bıraksan, kendini de. Bu nasıl olurdu?
Farkedeceksin ki ağrıların bitmiş.
Ruhun rahatlamış, huzur duymaya başlamışsın…Tamamen özgürleşmişsin. 😊

Ömrümüzün bir saniye sonra bitmeyeceğini kim garanti edebilir?…
Bir saniye, bir salise sonrası neler olabilir?…

O affetmediğin kişi belki de sen affedemeden hayatından sonsuza dek çıkabilir…

Ya da sen onun hayatından sonsuza dek çıkabilirsin?

Bu söylediklerimden sonra affedebilecek misin?
Hayatı yaşamak istediğin gibi yaşayabilir misin?
Sevdiklerine zaman ayırıp söylemek istediğiniz kişi/kişilere ‘SENİ SEVİYORUM’ diyebilir misin?

Hadi…Yanındaysalar şimdi söylemeyi dene; gözlerinin içine bakarak ama yüreğinden coşan sevgiyle ve de sımsıkı sarılarak…

Uzaktaysalar telefonla ya da mesajla; hadi ne duruyorsun?

Kendine sor. ” Bunu yapsam ne kaybederim? En kötü ne olur?”

Yapabilirsin.
Şimdi.
Hemen.
Yarın çok geç olmadan.

Sevgiyle kal…

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

MESAFE KOYMAK MI İSTİYORSUN ?

MESAFE KOYMAK MI İSTİYORSUN?
Yaşadığın sorunlardan kaynaklı olarak eşinin ailesine mesafe koyarsan; bil ki eşin de sana ve senin ailene mesafe koyar.
Bu bir çözüm değil. Sorunu sümen altı etmek demektir. Yani yokmuş gibi farz etmektir.
Mesafe koymadan da; kişisel sınırı ve ailesel sınırı koruyarak; bunu da karşıdakilere hissettirerek ilişkini sürdürebilir, iletişimini güçlendirebilirsin.

Ve bil ki, her sorunun bir çözümü var.
Sevgiyle kal…
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com
https://lnkd.in/dYcQW68
https://lnkd.in/dUYwCqC

https://lnkd.in/gCWzwS8

#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #güzellik #huzur #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #flört #ruheşi #ekonomi #para #eşilişkileri #aile #yaşam #mutluluk #kişiselgelişim #Sağlık #iş #Öğrenci #Koçu #annebabaçocuk
#mutluluk #eğitim #zihin

NE ZAMAN ÜZÜLSEN BU SÖZÜMÜ HATIRLA

NE ZAMAN ÜZÜLSEN BU SÖZÜMÜ HATIRLA
30 yıl önce Fakültede okurken Biyoloji Bölüm derslerini ve Eğitim Fakültesi derslerini aynı sene içinde vermeye çalışmaktaydım. İki fakültenin sınav tarihi açıklandığında, tarihlerin çakışmış olduğunu fark etmiş ve hemen Hocalarıma durumu izah etmiştim ancak; sınav tarihini değiştirme talebime rağmen; talebim geri çevrilmiş ve ben çaresiz kalmıştım… Üzüldüğümü gören annem:
– Kızım bir bak, dağlar var ovalar var.
– Evet anne?
– Yokuş var iniş var.
– Evet.
– Kıştan sonra bahar ve yaz geliyor mu?
– Evet?
– Her geceden sonra gündüz geliyor mu?…
– Evet geliyor….
– Hiç bir şey aynı kalmaz…
Demek ki sen de üzüldükten sonra sevineceksin. Hep böyle devam etmeyecek.
Hepsi geçecek…Ve sen geriye dönüp baktığında neden üzüldüğüne şaşıracaksın. Bundan sonra ne zaman üzülsen benim bu sözümü hatırla. Dedi. (Çakışıyor dediğim sınavların tarihleri değişti ve ben de o sınavlardan geçtim)…😊
Yıllarca annemin bu sözlerini düstur edindim…( Canım annem; biz çocukken ve gençken, bizim için çok muhteşem bir yaşam koçuydu. Bu özelliğimi annemden aldığımı inkar edemeyeceğim. 😊)

NOT: Benim bu 30 yıl önceki can sıkıntısı dediğim şey çoğunuza göre belki çok basit gelebilir ama o yıllarda sorsaydınız, benim için çok önemliydi. Şimdi sorduğunuzda ise, çok gereksiz.
O halde, acılar, üzüntüler, kaygılar, endişelerin miktarı da, sadece o zaman diliminde geçerli. Üzerinden biraz zaman geçtiğinde; ” Buna niçin bu kadar üzülmüştüm ki? Ne gerek vardı bu kadar yıpranmama?” Diyebiliyoruz.
Elbette içinde bulunduğumuz duruma, şartlara, olaya, yaşanmışlıklara göre ve bizim daha dirençli, daha iradeli, daha dik durabilme kapasitemize göre; verdiğimiz tepkinin de değiştiği muhakkak.
Bireysel olarak sorduğumuzda ise, her insanın acısı kendine büyük gelir. Belki daha büyük acılar yaşadık ya da yaşayacağız. Mesela ölüm acısı. Ve hepimiz biliyoruz ki, ölümün girmediği ev yok. O halde bu konuda yalnız değiliz.
Her ne olursa olsun, olayları değiştiremeyiz. Bununla birlikte o olay hakkında, bakış açımızı değiştirebiliriz.
Zamanın her şeyin ilacı olduğunu bilebilirsek, sorunun sadece bizde olmadığını düşünürsek ve olağanlaştırabilirirsek; bu bakış açısı bizi rahatlatır.

Bir şey daha; NE ZAMAN ÜZÜLSENİZ ANNEMİN BU SÖZLERİNİ HATIRLAYIN; bakış açınızın çok değiştiğini fark edeceksiniz…

Sevgiyle kalın. 🙂

Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı

EN SEVDİĞİNİZ ÇİÇEK HANGİSİ?

EN SEVDİĞİNİZ ÇİÇEK HANGİSİ?

Ben Eskişehir’de bir köyde, bahçeli bir evde büyüdüm.
Babam, çocukken evimizin önüne ve yan tarafına çiçekler dikmişti. Leylaklar, renk renk güller, sokaktan geçenlerin; ” Bu güzel koku nerden geliyor?” diyerek başlarını çevirmelerine neden olan hanımeli; güllerin altında kimsenin dikkat etmediği ama o mis gibi kokusunu sanki sadece benim duyumsadığım sümbül ve nergisler…

Bahar geldiğinde ben her sabah, özellikle de okula gitmeden önce; o sümbül ve nergisleri mutlaka koklar, Yüce Yaradan’ıma şükreder, o şükürle otobüs durağına yürür, yine o huzur ve dinginlikle
okula varır, derslerimi de o keyifle dinlerdim.
Sanırım sümbül ve nergisin bende oluşturduğu duygu; mutluluk, huzur, coşku, neşe, sevinç, şükür, bahar, dinginlik, yeniden doğuş.
Bu iki çiçek, bende bu güzel çapaları oluşturmuş.

Şimdi ise #Coronadan dolayı tıpkı sizler gibi evdeyim. Buna rağmen, ne zaman sümbül ve nergis resmi görsem, ya da bir çiçekçinin önünden geçsem; bu duygular bende tekrar ortaya çıkar ve yüzüme şükürle karışık tatlı bir tebessüm yayılır…

Peki siz hiç düşündünüz mü?
Sizin en çok sevdiğiniz ve sizde duygu oluşturan çiçek ya da sizi en mutlu eden anı ne?

Not: Çapa belirli bir duyguyu veya duyu organlarını harekete geçiren, bir tür uyarıcıdır.

Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633

www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman

ŞAL SATICISI ve BİZ OLMAK

ŞAL SATICISI ve BİZ OLMAK
#Corona vakası olmadan 3 hafta önceydi.
Genelde yürürken, ya da bir cafede otururken insan davranışlarını gözlemlerim.
Kızılay’da çarşı içinde ofise doğru giderken yine yol üzerinde bir köşede bir şal tezgahı; tezgahın başında da, görme engelli ve o tezgahın satıcısı olduğunu tahmin ettiğim orta yaşlı bir bey dikkatimi çekti.
Nasıl satacağını bilmeyen bir tavırla, sadece sessiz sessiz öylece bekliyordu.
İnsanlar gelip geçiyor ama onun tezgahına hiç kimse uğramıyordu.
İçimden bir ses ” ona katkı sağlamam gerektiğini” söyledi.
Tezgaha doğru yöneldim.
Yüksek sesle ve gülümseyerek; “hayırlı işler” dedim. Ve sesimin geldiği yöne doğru başını çevirip;
” Sağolun. Allah razı olsun.” Diye cevapladı beyefendi tavırlarıyla. Gözündeki gözlükler; âmâ olduğunu gizlemek içindi, belliydi.
Bir yandan da şalları inceliyordum.
Yine yüksek sesle, ” Bunlar ne kadar güzel şallar?! Kaç lira? ” diye devam ettim.
“10 TL” diye cevapladı.
Yanımızdan geçen bayanlara bakarak tekrar yüksek sesle seslendim. ” Bakın bu kalitedeki bu şalları; bu fiyata hiçbir yerde bulamazsınız. Ben bir tane kendime, iki tanesini de hediye olarak alacağım” Dedim. Ben öyle söyleyince, kadınlar bana döndüler ve merakla tezgahın başına yöneldiler. Şallara dokunmaya ve incelemeye başladılar.
” Dokularını hissedin. Ne kadar güzel değil mi?”
Diye sordum.
Onlar da daha dikkat edip,
” evet, çok güzel ” diyerek şal seçmeye koyuldular. 😊
Biz üç kişi olunca, bizi fark eden üç kişi daha tezgaha yöneldi. Aynı şeyi onlara da söyledim. ” Düşünsenize, siz kullanmazsanız bile, alır birilerine hediye edersiniz, onları da mutlu edersiniz” diye devam ettim.
Bizden sonra üç kişi daha tezgahın başına geldi ve adamcağız, herkese yetişemeyecek durumda kaldı.
Çünkü kimi fiyat soruyor, kimi ödeme yapıyordu.
Bu arada, üç şalın ücretini ödedim.
Ödeme yaparken ona teşekkür etmem ve; ” İyi işler.” demem arada kaynadı, çünkü yoğunluktan duymadı bile…
Tam tezgahın başından ayrılırken, arkama dönüp onun yüzüne baktım.
Yüzü satış yapabilmenin mutluluğu ile ve tebessümle doluydu.
Kimdi?
Çocuğu, çoluğu var mıydı, yok muydu?
Hiç bilmiyorum.
Tek bildiğim, onun mutlu olduğuydu. 😊

Tanısak da, tanımasak da birilerinin ruhuna dokunsak, onun hayatına olumlu bir katkıda bulunsak bu nasıl olur du?

Rabbim herkesin yolunu açık etsin. Bolluk bereketini arttırsın.
Biz birilerine katkı olursak, ben değil, biz dersek; sadece biz değil, çevremizdeki başkaları da bolluk bereket içinde olursa, mutlu olursa; hepimiz mutlu oluruz.
Neden?
Çünkü onların duyguları dalga dalga hepimize yansır da ondan.
Çünkü biz biriz.
Çünkü görünmez ağlarla birbirimize bağlıyız.
Çünkü birbirimize destek olursak güçleniriz de ondan canlarım. 😊

Sevgiyle kalın… 😊 ❤
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
05052509633
05052509633
www.aysegulozkonak.com
aysegulozkonak@gmail.com

https://lnkd.in/dYcQW68

https://lnkd.in/dUYwCqC

https://lnkd.in/giQA9Ad

#Nlp #okul #başarı #profesyonelkoç #eğitim #seminer #güzellik #huzur #ilişkiler #kadınlar #erkekler #evliliktesorunlar #evlilikteçözüm #ikiliilişkiler #flört #ruheşi #ekonomi #para #eşilişkileri #aile #yaşam #mutluluk #kişiselgelişim #Sağlık #iş #Öğrenci #Koçu #annebabaçocuk
#mutluluk #eğitim #zihin #beden #ruh #huzur #bilgi #bereket

Ayşegül Özkonak