ÇOCUKLARIMIZLA İLETİŞİMİMİZ NASIL OLMALI? 1
Okullar açıldı, anne babaları da bir kaygı ve endişe aldı.
Ebeveynlerden bana en çok gelen sorulardan bazıları şunlar:
‘’ Hocam, çocuğum başarısız. Çocuğumuzun ders başarısını nasıl artırırız?’’
‘’Çocuğumuz annesine/ babasına kızgın, öfkeli. Ona nasıl davranmalıyız?’’
‘’ Çocuğum bizi hiç dinlemiyor. Elinde cep telefonu. Sanki ona yapışık. Biz ne yapmalıyız?’’
‘’ Çocuğumuzun kurallara uymasını ve sorumluluk almasını nasıl sağlarız?’’
‘’ Çocuğum heyecanlı, sınav kaygısı var. Sınava hazırlanan çocuğumuza nasıl davranmalıyız?’’
Bu anne babaları yürekten kutluyorum. Çünkü kendi davranışında hata ya da yanlış varsa; onları tespit edip düzeltmek için çareler arıyorlar.
Ben Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı Ayşegül Özkonak. Sizlerle çocuklarınız arasında iletişimin daha da güçlenebilmesi için, sohbet şeklinde bir yazı dizisi hazırladım. Eğer sonuna kadar okuyabilir ve okuduğunuzu uygularsanız, çocuğunuzda da olumlu gelişmeler olacak, iletişiminiz güçlenecektir. Yeter ki isteyelim. 😊
Bu yazımı okurken; ‘’İstemeden de olsa çocuğumuza zarar mı verdik?’’ Diye düşünüp üzülmekten vazgeçin. Hiçbir anne baba bile bile çocuğuna zarar vermek istemez. Siz evlenirken; nasıl çocuk yetiştirileceği ile ilgili bir ANNE- BABA OKULU yoktu. Amacım, ‘’hatalarımızı fark edip, çocuklarımıza daha iyi ve daha doğru nasıl davranabilirim?’’ düşüncesi oluşturarak, hem ebeveynde, hem çocukta davranış değişikliği sağlayabilmek. Bilirsiniz ki; bazen bir söz, bazen okuduğumuz bir yazı bizi çok etkiler ve bizde bir farkındalık oluşturur… Bununla birlikte, baş edemediğimiz durumlarda ise mutlaka bir uzman desteği gerekir.

Şimdi şöyle bir saniyeliğine çocukluğunuza ve gençliğinize dönmenizi istiyorum.
Belki ailenizle çatışmalarınızı,
Akran sorunlarınızı,
Yüzünüzde çıkan sivilceleri,
Kendinizi çirkin hissettiğiniz anları,
Aşk acılarınızı,
Tüm bunlarla birlikte, derslerin ağırlığını, sınavlara hazırlanmalarınızı, stres yaşamalarınızı, ailenizin sizden beklentilerini…
Duygularınız nasıl…?
Evinizdeki çocuğunuzun ya da genciniz de bu durumların benzerini yaşıyor.
Şimdi başka bir soru?
Kaçımız akşam eve döndüğümüzde; cep telefonlarından başımızı kaldırıp; ya da ev işlerinden fırsat bulup, çocuklarımızla sohbet ediyoruz?
Akşama kadar yorucu işlerde çalışıyor, akşam yorgunluktan o en değerli varlıklarımıza yeterince zaman ayıramıyoruz.
Çocuklarımız büyüdü. Büyüdükçe de davranışlarında, iletişimimizde sorunlar arttı. O minik bebek yok artık karşımızda.

ŞİMDİ ŞU SORULARIMA CEVAP VERİN.
1. Akşamları aile bireyleri olarak anne, baba ve çocuklar aynı odada mı, ayrı ayrı odalarda mı oturursunuz?
2. Çocuğunuzdan hiç şimdiye kadar çöp atmasını istediniz mi?
3. Market alışverişi yapmasını istediniz mi hiç? Tepkisi ne oldu?
4. Sorumsuz mu? Saldırgan ve öfkeli mi?
5. Hangi bilgisayar oyunları oynadığından haberdar mısınız?
6. Hangi arkadaşlara sahip, onları tanıyor musunuz?
7. Asosyal mi? İçe kapanık mı? Çekingen mi, özgüvensiz mi? Kararsız ve karamsar mı? Takıntılı mı?
8. İstediğini tutturan tarzda mı? Eve ve size hükmeder tarzda mı?
9. Huysuz ve mutsuz mu? Kuşkucu mu?
10. Bencil ve şımarık mı? Kuralsız ve doyumsuz mu?
11. Çocuklarınız herhangi bir şeye bağımlı mı? (Bilgisayar, cep telefonu, TV. alkol, sigara,
uyuşturucu, ana-baba bağımlısı vs.)

ŞİMDİ DE KENDİ KENDİMİZLE YÜZLEŞMENİN ZAMANI.
1. Bizler çocuk yetiştirirken ne yaptık, nerede hata yaptık?
Toplum olarak Psikolojiyi nasıl yanlış anladıysak, çocuk yetiştirmeyi de öyle yanlış anladık. ‘’Ben çok çektim, çocuklarım çekmesin’’ yanılgısına düştük ebeveynler olarak. Ya da ‘’Ben çocukken alamadım, yaşayamadım, çocuklarım alsın, yaşasın’ dedik. Yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında oldu belki de…Böylece de her isteğine kavuştuğu için elindekilerin kıymetini bilmeyen, arzusuz, sevinçsiz, mutsuz, başarısız; belki başarılı ama özgüvensiz, değersiz, yetersiz, asosyal çocuklar oluştu.
2. Yeterince onlara zaman ayırıyor muyuz…?
Bulunduğu ortamdan sıkılıp yanımıza geldiklerinde veya mızırdandıklarında ya TV. Açıyoruz, ya akıllı telefona yüklenmiş oyun koyuyoruz önlerine. Biz de bu arada işimizi yapıyoruz ya da sohbetimizi…
Susturduk. Zararları da yok bize.
Sessiz sessiz oynuyorlar gözümüzün önünde. Güvende.!!?
Sahi çocuğumuz güvende mi?
İnternette ve oyun oynarken ne kadar güvende? Tehlikelerden haberimiz var mı…? (İnternet ya da oyun bağımlılığı nedeniyle; çocukların oynadığı oyunlardan/ videolardan kaynaklı intihar girişimlerini üçüncü sayfa haberlerinin hepimiz farkındayız öyle değil mi?)
3. Çocuklarımıza değer veriyor muyuz…?
4. Önemsiyor muyuz…?
Önemsendiklerini hissetmelerini sağlıyor muyuz? (Para harcamanızdan bahsetmiyorum.)
5. Sevgimizi verebiliyor muyuz hem de karşılıksız…?
6. Doğadaki her hayvan belli bir süre yavrusuna belli bir beceri kazandırıyor, hayata hazırlıyor. Kuşlar yavrusunu uçmaya hazırlıyor. Yırtıcılar karnını doyurabilmesi için avlanmayı öğretiyorlar.
Peki bizler…?
Hayatımızın en değerli varlıklarını ne kadar geleceğe hazırlıyoruz?
7. Başarı deyince de sadece akademik başarısı geliyor aklımıza. Çocuklarımız okulunda, sınavlarda başarsın istiyoruz. Özel derslere, özel okullara büyük meblağlarda eğitim ücretleri ödedik ya da ödüyoruz.
Peki hayat becerilerini öğretiyor muyuz? Hayvanlara, insanlara, doğaya merhameti, vicdanı, saygıyı…?
8. Kendi kendine yetmeyi öğretiyor muyuz?
‘’Aman çocuğum dersine çalış!’’ dedik. ‘’Ben yaparım sen bırak! Şimdi eline yüzüne bulaştıracaksın. Sen elini kesersin. Ben keserim bırak, sen beceremezsin şimdi!’’
Meyvesini önüne soyup koyduk. Gerçekten de beceriksizleştiler ve eline verdiğimiz bir portakalı soyabilmekten, bir kavun ya da karpuzu bile kesmekten aciz oldular…
9. Peki aslında bizler nasıl bir çocuğa sahip olmak istiyoruz?
Özgüvenli, başarılı, kendi kendine yeterli, tutarlı, adaletli, sorumluluk sahibi çocuk olmasını istiyor muyuz? Para yönetimi bilen, insanlarla iyi iletişim sağlayabilen, görgü kurallarını bilen.
Öfke sırasında nasıl davranacağını bilen, ileride bir yetişkin olacağına göre ev işlerinde beceriye sahip.
Yeterince vicdana, merhamete sahip, gerektiği kadar, (kimseye paspas) olmadan sevgi, saygı verebilen, sınır bilebilen, iyi ahlaklı, ülkesi için çabalayan, insanı insan gibi gören…
Okul başarısı yanında hayat başarısına da sahip bir birey olsun istiyor muyuz?
10. Şimdi kendinizi tekrar düşünün. Çalışmadığına inandığınız çocuğunuza;
-Çalış. Çalış. Dediniz.
Çocuğunuz da;
‘’Annem babam çok haklı yaaa. Bir ilham geldi ki bana. Zekam da arttı. Hemen başlayayım çalışmaya.’’
Dedi mi?
Çalıştı mı? 😊

Toplum olarak Psikolojiyi nasıl yanlış anladıysak, çocuk yetiştirmeyi de öyle yanlış anladık.
‘Aman böyle yapma, çocuğun psikolojisi bozulur.’
‘Aman şunu söylemeyelim, çocuğun psikolojisini bozarız’ dedik ve gerçekten de sorunlu çocuklar yetiştirdik.
Şimdi bu acı tabloyu bir kenara bırakalım ve hayatımızın en değerli varlıklarını geleceğe hazırlamak için aile olarak biz neler yapabiliriz?
Çocuğumuz için nasıl bir aileyiz, hatalarımız neler? Bunların farkına varabilmeliyiz.
Farkına varabilmemiz için de önce “AİLE TİPLERİNİ” bilmemiz gerekir.
AİLE TİPLERİ
1. AŞIRI OTORİTER VEYA REDDEDEN AİLE:
Eğer anne baba olarak; kolay kolay sevgi, şefkat veremezsek; sevgi, şefkat verince çocuğun şımaracağından, otoritemizin sarsılacağından, çocuğun her şekilde hata yapacağından korkar, her yaptığını eleştirirsek; onun olumsuz yönleri görür, söz hakkı vermez, küçük bir hatada sık sık cezalandırırsak; çocuk özgüvensiz, asosyal, pasif, silik, çekingen olabilir.
Üstüne üstlük yetersiz ya da hiç sevgi verilmeyen, kabul edilmeyen, ötelenen, reddedilen, terk edilen çocuklarda; özgüvensizlik, başarısızlık, suçluluk duygusu, asilik görülebilir. Çocuk suça meyilli, şikayetçi, yalancı, gece altını ıslatan, tırnak yiyen, tikleri olan, uykusuz, uyurgezer, diş gıcırdatan, kabuslar gören, öfkeli, depresyona sahip, kendi canına kıymaya çalışan, evden, okuldan kaçan, başkalarına, hayvanlara eziyet etmekten zevk alan, cinsel sapkınlığa sahip bir çocuk olabilir. Bunların tümü tek bir çocukta görülmeyebilir. Birkaçı görülebilir.
2. AŞIRI HOŞGÖRÜLÜ AİLE:
Eğer çocuğumuzun yaptığı her şeyi hoş görür ve aşırı özgür bırakırsak; neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini; yaptığında ya da yapmadığında hangi sorunların ortaya çıkacağını anlatmazsak, kesin kurallar çizmezsek, kendisine zarar verebilecek davranışlarda bile uyarmazsak; çocuk, bir süre sonra bizi denetim altına almaya başlar, isteğini yapmadığımızda bizi tehdit eder ve istediği olmayınca da tehditlerini gerçekleştirir. Böyle çocuklarda kuralsızlık vardır. Kuralsızlığa alıştığı için, okuldaki kurallarla karşılaşınca okula ve arkadaş çevresine uyum sağlamakta zorlanır, istediği olmayınca da öfkelenebilir. Bencil ve doyumsuz olduğu için ileride zararlı alışkanlık edinmesine neden olabilir. Her dediğinin anında olmasını isteyen, sabırsız, şımarık, anti sosyal olabilirler. Çocuk; arkadaşları ile de uyumsuz ve kavgacı olabilir ya da tam tersi kırılgan, dayanaksız, sorunlar karşısında çabucak ağlayan, arkadaşları arasında ‘’ sulu göz ‘’ olarak nitelendirilen bir davranış sergileyebilir. Genellikle sorumsuzdur ve bu yüzden de ders başarısı düşük olabilir.
3. AŞIRI KORUYUCU AİLE:
Eğer aşırı bir sevgi veriyor ve aşırı bir koruyuculuk ve kollayıcılık yapıyorsak, çocuğumuz bize bağımlı hale gelir, karşılaştığı her sorunda gelip bize danışır, bize güvenir ve hep yanında ister ama kendisine güvenemez. Duygusal, ruhsal sorunları olabilir. Çok başarılı ama asosyal olur. Sosyal iletişim sorunları yaşayan; bir misafire ‘Hoş geldin ‘bile diyemeyen, markette alışveriş yapamayan, odasından çıkmayan, hiçbir şeye karşı ilgisi olmayan, içe kapanık, değersizlik, yetersizlik duygusuna sahip, hayata karşı güvensiz bir birey olur. Eğer çocuğa karşı gereğinden fazla özen ve kontrolcülük gösterirsek, kendi yapması gereken işleri kendisi yapmayınca da biz yaparsak; özel dersler aldırır, kendisinden büyük başarı bekler, her seferinde onun için yaptıklarımızı dile getirirsek; çocuğumuz büyük olasılıkla takıntılı ve ruhsal sorunları olan birey olacaktır. Aynı zamanda aşırı duygusal ve bağımlı, korkak, çekingen, sakar biri olabilir. Bizden ayrı kalamaz ileri yaşlarda bile sürekli bizim yanımızda olmak ister.
Böyle ebeveynler ilk başlarda çocuğunun her seferinde kendisine danışmasından, dibinden ayrılmamasından, mutlu olur, haz duyar çünkü egosu yükselir. Ancak ilerleyen zaman içinde kendisine bağımlı olmasına tahammül edememeye, bunalmaya başlar. Bu sefer de, ebeveyn ve genç arasında sorunlar, çatışmalar baş gösterir. Genç üniversite sınavında şehir dışında bir fakülteyi kazanır. Tek başına şehir dışında okuyamayacağı için, ya aile de gencin sınavı kazandığı şehre taşınır. Ya taşınamaz, genç okulu bırakmak zorunda kalır, ya da okula devam eder ama kişisel, ruhsal sorunlarla boğuşur. Böyle gençler kolay kolay evlenemez, evlense de evliliğinde sorunlar yaşayabilir. Çünkü hiçbir yetişkin ve evli birey; anne ya da babasına bağımlı bir eş istemez. Aklınızda olsun boşanmaların bir nedeni de anne baba bağımlısı olan eşten kaynaklanır.
N’olur çocuklarımızın ayrı bir kişiliğe sahip olduğunu hatırlayalım. Onların ruhlarını zincire bağlamaktan, kendimize bağımlı yapmaktan uzak duralım.
4. İLGİSİZ VE UMURSAMAZ AİLE:
Eğer sorunları, duygu, düşünceleri hakkında ilgisiz ve umursamaz olursak, sevgi vermez verdiğimizi sanırsak, anlayış göstermezsek, sadece karnını doyurup, eline üç beş kuruş verip gönderip; ‘Saldım çayıra, mevlam kayıra’ dersek, çocuk kendi yolunu bulmaya çalışır. Dikkatimizi çekmek için olumsuz davranışlar sergiler. Biz ona rol model olamazsak, o kendisine başka rol modeller seçer. Bu yüzden de zamanının tümünü arkadaşlarıyla geçirir. Erken yaşta zararlı alışkanlıklar edinebilir, kanunsuz işler yapabilir, kendi bedeniyle, kendi canıyla ödeyeceği yüklerin altına girebilir.
5. TUTARSIZ AİLE:
Eğer, ebeveynler olarak çocuk yetiştirme konusunda farklı düşünce, tavır, davranış ve tutum sergilersek ve bunu da çocuğa yansıtırsak; çocuk davranış, duygu, tutum bakımından çelişkiler yaşar.
Çocuğun yaptığı aynı davranışa bazen çok sert çıkışlar yapar, bazen de çok olumlu tepki verirsek, kurallar koyar ama koyduğumuz kurallarda kararlı olamazsak ve süreklilik sağlamazsak; yaptığı bir davranışı; bazen ödüllendirir, bazen cezalandırırsak; çocuğumuz nerede, ne zaman, ne yapacağını kestiremez. Kendi görüş ve düşüncelerini de aktaramaz. Çünkü kendi fikri oluşamaz. Çocuk ya inatçı, asi ve hırçın olabilir ya da içe kapanık ve pısırık olabilir. Çocuk; insanlara güvenemez, şüpheci, kararsız bir kişilik yapısı geliştirebilir. Dikkat eksikliği, yalan söyleme alışkanlığı görülebilir.
Kendi isteklerini yapan ebeveyne daha yakın davranır; yapmaya ebeveynden uzaklaşır. Kendi çıkarına göre hareket eder, iki yüzlü ve çıkarcı olur.
6. DENGELİ VE DEMOKRATİK AİLE:
Eğer onu dengeli sever, olduğu gibi kabul eder, yapacağı işte rehberlik eder ama alacağı kararlar konusunda serbest bırakırsak, aile içinde kurallar ve sınırları onunla birlikte belirler, bu sınırlar içinde özgür bırakırsak, koyduğumuz kuralların mantıklı açıklamasını yaparsak, aileyi ilgilendiren kararları da birlikte alır, her konuda onun düşünce ve fikirlerini önemsersek ve önemsediğimizi de dile getirirsek, anne -baba olarak birbirimize ve çocuğumuza karşı olan duygularımızı açıkça ifade edersek; çocuğumuz da; kendini seven, olduğu gibi kabul eden, kendine ve çevresindekilere saygılı, sınırlarını bilen ve bildiren, olumlu, başarılı, sosyal, yetenekli, değerlilik ve yeterlilik duygusuna sahip, özgüvenli, hayata güvenli bir birey olur.
Şimdi kendinizin ve çocuğunuzun davranışlarını ve kendi aile yapınızı düşünün. Hangi tip ailesiniz…?
ÇOCUĞUMUZU TANIYALIM
Çocuğunuz en çok hangi rengi seviyor?
En iyi arkadaşının adı ne? Onunla tanıştınız mı?
Hangi öğretmenini seviyor, onun adı ne?
Sevdiği yemeğin adı ne?
TV’ de en çok hangi programı seviyor?
Sevdiği, izlemekten hoşlandığı bir sanatçı var mı?
Gelecekte olmayı düşündüğü meslek var mı?
Nelerden hoşlanır, nelerden hoşlanmaz.
Hangi yeteneklere, hangi çoklu zekaya sahip?
Hedefi var mı? El becerileri nasıl?
Önce çocuğumuzu tanıyalım.

ÇOCUĞUMUZLA DOĞRU İLETİŞİM NASIL OLUR?
İletişimin amacı; anlaşılmaktır.
EBEVEYN VE ÇOCUK ARASINDA İLETİŞİM ÖRNEKLERİ
1. Örnek
Dolabında bir sürü kıyafeti olan ve arkadaşlarıyla buluşmak üzere hazırlanırken de öfkelenerek “Giyecek doğru düzgün bir kıyafetim yok. Sinir oluyorum ya!’’ Diyen gencinize hangi cevabı verirsiniz?
Test
1. ‘’ Eğer bir daha kıyafetim yok dersen sana bir daha hiçbir kıyafet yok!’’ Diyerek sert bir çıkış mı yaparsınız? Evet Hayır
2. ‘’Şu kıyafetini giy, git.’’ Diyerek sorundan kurtulmak ve kendinize zaman kazanmak için yönlendirir misiniz? Evet Hayır
3. Israr edince ‘’Haline şükret. Onu da bulamazsan görürsün!’’ Diyerek böyle davrandığı için elindekileri kaybedeceği ile ilgili korkutmaya mı çalışırsınız? Evet Hayır
4. ‘’ Şu yaptığına bak. Ayıp, ayıp. Bunu bulamayanlar ne yapsın?’’ Diyerek ahlak konferansı mı verirsiniz? Evet Hayır
5. ‘’ Kırmızı elbisen sana çok yakışır bunu giy git ‘’ Diyerek çözüm bulmaya mı çalışırsınız?
Evet Hayır
6. ‘’ Sen ne nankörsün! Gözüne dizine dursun! O dolaptakiler ne?’’ Diyerek azarlar mısınız?
Evet Hayır
7. ‘’ Al sana kıyafet!’’ Diyerek, şiddet mi uygularsınız? ( Şiddet asla uygulanmamalı!)
Evet Hayır

Genç bu sözleri söylerken aslında sizden bunların hiçbirini istemiyor. Sizin onun duygusunu anlamanızı bekliyor. Arkadaşları; özellikle de karşı cins tarafından beğenilmemenin endişesini taşıdığı için stres yaşıyor…Sadece nasıl davranacağını bilemiyor.
Bunların yerine şu sözleri söylemeyi deneyin:
‘’ Kafan karışmış gibi görünüyor. Ne giyeceğine karar veremedin. Bu durum sana ne hissettiriyor?’’
‘’ Evet. Arkadaşlarımın arasında şık olmak istiyorum. Şu an çok gerildim.’’
‘’ Gerildiğini fark ettim. Dolabındaki hangi kıyafetlerin sana daha çok yakıştığına inanıyorsun? Ya da hangisini giymek seni mutlu ediyor?’’ Diye sorunca devamı gelir. Böylece çocuk anlaşıldığını hisseder. 😊 İletişimin amacı da anlaşılmaktır. Aynı dili konuşan değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşır.

2. Örnek:
Diyelim ki; odası dağınık…
-Sen ne biçim bir çocuksun…! Odanı ahıra çevirmişsin. Topla hemen şurayı…!
Yerine; onunla konuşurken söylemek istediklerinizi iyi belirleyin ve doğru dil kullanın. Söyledikleriniz net ve anlaşılır olsun. Saldırgan üsluptan kaçının.
1. Önce davranışı tanımlayın. Ama eleştirmeden, yargılamadan, kınamadan, suçlamadan.
Mesela, siz söylemenize rağmen; hala odası dağınık haldeyse;
– Odan dağınık kalmış. Deyip bırakın.
2. Davranışın değiştirilme nedenini söyleyin. (Basit, kısa, sadece nedeni ifade edin.)
– Eşyalarını topladığında, dışarıda arkadaşlarınla keyifle eğlenebilirsin.
3. Çocuğun duygularını ya da davranışlarının nedenini anlayın.
– Bir an önce dışarı çıkmaya (laptopda oyun oynamaya çalıştığının) farkındayım.
4. Beklentilerinizi net olarak ifade edin.
-Bununla birlikte bundan sonra her okuldan geldiğinde (ya da hafta sonu temizliğine başlamadan önce) odanı toplar ve bana bu konuda yardımcı olursan sevinirim…
Odanın toplanmasını 1 saat içinde bekliyorum. (Mutlaka süre verin.)

KARAR VERMESİNDE YARDIMCI OLMAK İÇİN KULLANMAMIZ GEREKEN SÖZLER
Küçük çocuklar için:
1. Seçme hakkın var.
2. Ya A…’ yı seç, ya da B…’yi.
3. Tercih senin.
4. (Seçim yaptıktan sonra da) Demek sen B…’ yi seçtin. Diyerek karar vermesini onaylayın.

Büyük çocuklar için:
1. Birkaç seçeneğin var gibi görünüyor.
2. Nasıl istersen. Ya A…’yı seç; ya da…B…’yi.
3. Senin için hangisi daha iyi olur?
4. (Karar verdikten sonra da); ‘’Karar vermiş görünüyorsun.’’ Deyin.

ÇOCUĞUNUZ ÖFKELİ, KIZGIN, HEYECANLI, AĞLAMAKLI İSE NASIL DAVRANACAKSINIZ?
Onun beden dilini okuyun. Sorduğunuzda “iyiyim” diyorsa ya da geçiştiriyorsa; kelimeleri değil, kelimelerin altında yatan duyguyu hissedin. Ve geri yansıtın.
“Sesinden üzgün olduğunu hissettim.”
“Çok kızgın görünüyorsun.”
“Çok heyecanlı görünüyorsun.”
Bunları söylerken, sorgulamadan, yargılamadan, eleştirmeden, suçlamadan ve bilmiş tavırlardan kaçının.
1. “Neden kızgınsın?” derseniz, onu sorgulamış olursunuz. Bu durumda çocuk, düşünür ama hissetmez.’’ Kızmanın nedeni ne?’’ diye sorun. O zaman anlatacaktır.
2. “Ağlanır mı? Sen yine başladın çocuk gibi ağlamaya!? Ne var bunda yaaa! Amma abarttın ha! ” Diyorsak, yargılamış ve duygularını anlamamış oluruz. Kendisini anlamadığımız için de bize öfke duymasına neden oluruz. Aklınızda olsun. Bizi yargılayan, eleştiren, duygumuzu anlamayan birini dost olarak kabul etmeyiz öyle değil mi?…
3. ” Sen ders çalışma, öğretmenin de sana ceza niyetine düşük not verir işte böyle! ” Bu söz de bilmişlik taslamak olur. Bilmiş insanlara da kendimizi kapatırız. Bu durumda size anlatacağı varsa da anlatmaktan kaçınır.
Dinleyin. Sadece dinleyin ve geri yansıtın. Eleştiri, yargılama, kınama, suçlamadan uzak durarak; bedenen, zihnen, ruhen, duygusal olarak onun yanında olduğunuzu hissettirerek sağlayın bunu.
“Böyle mi hissettin?”
“Sen ne düşünüyorsun?”
“Bu durumda nasıl davranmayı düşünüyorsun?’’
Sonra da; hatayı ne tamamen onun üzerine, ne de tamamen başkasının üzerine atmadan; sorduğunuz doğru sorularla, doğru kararı yine kendisinin vermesine yardımcı olun.
Eğer sorun sizinle onun arasındaysa; birbirinize zaman tanıyıp sakinleşip, ikinizin de duygu ve davranış nedeninizi belirtip, gerektiğinde özür dilemelisiniz.
Bu arada tabi ki duygularını ifade edince de hemen mutlu olacağını, hemen sakin kalacağını da beklemeyin. Bu bir süreç… Zihninde duygu ve düşüncenin yapılanması lazım.
Aklınızda olsun. Amacımız çocuğumuzun farkındalığını sağlamak ve iletişimini artırmak olmalı. Duyguyu yansıtmamızın amacı da farkındalığını sağlamaktır.
Düşünce ve duygusunu ayırt etmesine yardımcı olmalıyız.
Böylece kendisine yetebilen ve hayatını anlamlı olarak, kimseye bağımlı olmadan yaşayabilmesini sağlamak olmalı.
Bundan sonra eğer gencinizle çatışma yaşıyor, onu anlamakta zorlanıyorsanız, önce kendi geçmişinizi düşünün. Onların da sizi tanımalarına fırsat verin.
Hayatın sadece dört duvardan, bilgisayar ya da akıllı telefonlardan ibaret olmadığını hatırlayın ve hatırlatın. Hayatı yaşayın, hayatı yaşatın. Yazdığım bu yazıdan sonra, bakış açınız ve dolayısıyla çocuğunuza olan davranışınız ve önceki iletişimsizliğiniz muhtemelen değişmiştir.
Tüm bunlara rağmen, aşamadığınız önemli bir sorun varsa mutlaka bir danışmandan da yardım alın.
Bugün çocuklarınıza sarılın ve onları çok sevdiğinizi, iyi ki var olduklarını belirtin.
Değişim için bir başlangıç yapmanın zamanıdır.
Neden bugün olmasın?
Kaybedebileceğiniz hiçbir şey yok.
Ama kazanacağınız çok şey var.
ÇOCUKLARIMIZ…

Yaşam sizin ellerinizde, onu nasıl yaşayacağınız ve yaşatacağınız da… Sevgiyle kalın…😊
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı
Cep Tel: 0 505 250 96 33
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/kisiselgelisimdansman
aysegulozkonak@hotmail.com