ÇOCUĞUNUZLA İLETİŞİMİNİZ NASIL ?
Çocuklarınız bağımlı mı?(Bilgisayar, Tv., alkol, sigara, uyuşturucu, ana-baba bağımlısı vs.)
Asosyal mi?
Bir misafirle oturup sohbet edemiyor mu?
Bir markete gidip alışveriş yapamıyor mu?
İçe kapanık mı?
Özgüvensiz mi?
İnatçı mı?
İstediğini tutturan tarzda mı?
Sorumluluk sahibi değil mi?
Saldırgan mı?
Çabuk sinirleniyor,huysuz, mutsuz mu?
Kuşkucu mu, strese karşı hassas mı?
Eve ve size hükmeder tarzda mı?
Bencil ve şımarık mı?
Kuralsız ve doyumsuz mu?…

Bu ve bunun gibi özellikler genellikle de şu tarz ailelerin çocuklarında görülür:
1.Aşırı koruyucu kontrolcü aile
2.Sevgi vermeyen, baskıcı -otoriter, mükemmeliyetçi aile
3.Karmaşık=Tutarsız (bazen koruyucu, bazen titiz, bazen ilgisiz)aile.

Sevgili anne babalar; nasıl bir çocuğa sahip olmak istiyorsunuz?
Çouğunuzun özgüvenli, başarılı, kendi kendine yeterli, özsaygılı, özdeğerliliğe sahip, tutarlı, sorumluluk sahibi çocuk olmasını istiyor musunuz?
Para yönetimi bilen,
insanlarla iyi iletişim sağlayabilen,
görgü kurallarını bilen,
ortada bir sorun varken, öfkeliyken ve çatışma varken çözümü nasıl yapılacağını ve nasıl davranacağını bilen,
ileride bir yetişkin olacağına göre ev işlerinde beceriye sahip,
okul başarısı yanında hayat başarısına da gerçekleştirebilen …

Biz çocuklarımıza bunları öğretiyor muyuz?
Şimdi ve yetişkin olduğunda bunları yapabilecek durumdalar mı?

O halde, onların her işini siz yapıyorsanız, artık tersini yapın. Kendi görev ve sorumluluklarını bilsinler.

‘Aman çocuğum dersine çalış!’
‘Ben yaparım sen bırak! Şimdi eline yüzüne bulaştıracaksın’
‘Sen elini kesersin ben keserim bırak, sen beceremezsin şimdi!'”

Bu şekilde yetiştirilen genç kız ya da delikanlı beceriksizleşiyor ve eline verdiğiniz bir portakalı soyabilmekten, bir kavun ya da karpuzu bile kesmekten aciz oluyor…İnanın tek başlarına olsalar ve aç kalsalar bu meyveleri nasıl yiyeceklerini bilemez, bilemedikleri için de zaten yemekten vazgeçerler.
Öğretmedik ki ebeveynler olarak…
Hep koruduk kolladık. Çocuklarımız hep bizim de var olduğumuz cam fanusta yaşar sandık. Oysa gerçek hayat bu değil. Peki biz böyle mi yetişmiştik.?…

Toplum olarak Psikolojiyi nasıl yanlış anladıysak, çocuk yetiştirmeyi de öyle yanlış anladık. ‘Ben çektim çocuklarım çekmesin ‘yanılgısına düştük ebeveynler olarak. Ya da ‘Ben alamadım, yaşayamadım, çocuklarım alsın, yaşasın’ dedik. Yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında oldu belki de…Böylece de her isteğine kavuştuğu için elindekilerin kıymetini bilmeyen, arzusuz, sevinçsiz, mutsuz, başarısız belki başarılı ama özgüvensiz, özdeğersiz, özyetersiz, asosyal çocuklar oluştu.
Bulunduğu ortamdan sıkılıp yanımıza geldiklerinde veya mızırdandıklarında ya TV. açtık ya bilgisayar ya akıllı telefona yüklenmiş oyun koyduk önlerine. Böylece biz sevdiğimiz dizimizi, haberlerimiz, rahatça seyrettik, internette oyunlarımızı oynayabildik, belki dostlarla sohbetimizi edip, işlerimizi yaptık…
Oh ne güzel…
Susturduk…
Zararları da yok bize.
Sessiz sessiz oynuyorlar gözümüzün önünde…
Güvende…
Sahi çocuğumuz güvende mi?İnternette ve oyun oynarken ne kadar güvende?
Tehlikelerden haberimiz var mı?…

Nedir bu tehlikeler? Biz ne yaptık farkında olmadan?
Radyasyona maruz kalma,
Eklem ya da kas ağrıları ya da sorunları,
Belki de oynadığı oyunlardan kaynaklı sadist kişilik yapısı,
İnternet ya da oyun bağımlısı,
bir misafire ‘Hoş geldin ‘bile diyemeyen,
markette alışveriş yapamayan,
odasından çıkmayan,
oyun başından kalkmayan,
hiçbir şeye karşı ilgisi olmayan,
dersleri zayıf, içe kapanık, asosyal, değersiz, güvensiz, bir genç ya da genç kız oluşturduk.
Dersanelere, özel okullara ve öğretmenlere büyük meblağlarda eğitim ücretleri ödedik/ ya da ödüyoruz.
Başarı deyince sadece derste başarılı olması geliyor aklımıza.
Peki hayat becerilerini öğretiyor muyuz?…
Yeterince onlara zaman ayırıyor muyuz?…
Değer veriyor muyuz?…
Önemsiyor muyuz?…
Önemsendiklerini hissetmelerini sağlıyor muyuz? (para harcamasından bahsetmiyorum)
Sevgimizi verebiliyor muyuz hem de karşılıksız?…
Doğadaki her hayvan belli bir süre yavrusuna belli bir beceri kazandırıyor, hayata hazırlıyor. Kuşlar yavrusunu uçmaya hazırlıyor. Yırtıcılar karnını doyurabilmesi için avlanmayı öğretiyorlar.
Peki bizler?…
Hayatımızın en değerli varlıklarını ne kadar geleceğe hazırlıyoruz?
Sevgili anne babalar,
1-12 yaş çocuklarınızı tatilde bir köye götürün. Ya da köyünüze…Tabii eğer varsa. Mümkünse daha önceden anlaşarak; laptoplarını, tabletlerini, bilgisayarlarını almayın yanınıza ya da kural koyun bilgisayarındaki oynadığı oyunda 1 saati aşmayacağına dair…Eğer köyünüz yoksa, öyle tatil yerleri de var doğa ile başbaşa olan. Köyünüz varsa hele de anneanne, babaanne, dedeleri…Çok daha şanslısınız. Bir taşla iki kuş vurursunuz. Hem onları ziyaret etmiş, hem de büyükleriyle sohbet etmelerini ya da oynamalarını sağlamış olursunuz. Büyüklerinizin yavrularınıza vereceği, anlatacağı, paylaşacağı öyle çok, öyle güzel, öyle inanılmaz şeyleri var ki…Bulunmaz nimet onlar, eğer farkına varabilirseniz…
Daha büyük çocuklarınızla sohbet edebilirsiniz, anılarınızı paylaşabilir, istişare edebilirsiniz.
1-12 yaş arası bu çocuklarınızla oynayın. Dikkat edin; oynayın diyorum…
İp atlayın, top oynayın, el bende, kovalamaca, saklambaç, 5 taş, 4 taş vb. Ne biliyorsanız…Büyüklerinize de sorabilirsiniz unuttuğunuz oyun varsa. Çamurla, kumla oynatın onları…
Böyle yaparak ne kazanacaksınız?…Hem unutulmaya yüz tutmuş kültürel mirası aktarmış olacaksınız.
Hem de yavrularınızla ve büyüklerinizle geçiremeyeceğiniz bir zaman ya da anı geçirmiş olacaksınız. Bunun tadı inanın hiçbir şeyde yoktur. Bir daha bu yaşta olmayacak çocuklarınız. Belki de böyle üç nesili bir arada eğlenirken bulamayacaksınız…Üstelik yıllar sonra sorsanız, çocuğunuz da bilgisayar oyununu değil bu güzel tatlı anıyı hatırlayacak gülümseyerek …Güzel duygu veren anılar unutulmaz çünkü. Ve günün birinde kendi çocuklarına anlatacak bu anıyı, kimbilir?…
Çocuğunuzu götürdüğünüz o yörede ya da köyde dolaştırıp. Kedi köpek, tavşan, hindi, tavuk, inek, hangi hayvan varsa sevmesine veya beslemesine izin verin.
Ayrıca gün boyu çocuklarınıza görev verin, sorumluluk verin, takibini yapın…
Saygıyı, sevgiyi, iyi ahlaklı insanların en değerli insan olduklarını öğretin; özgüvenli, başarılı, kendi kararını verebilen bir çocuk olmalarını sağlayın…Böyle çocuklar güven veren destekleyici ailelerden çıkar…
Çocuklarınızı tanıyın…
Konuşun ve dinleyin…
Nelerden hoşlanır, nelerden hoşlanmaz.
Hangi yeteneklere, hangi zekaya sahip?
Hedefi var mı?
El becerileri nasıl?
Sevdiği dersler, alanlar neler? Hayalleri neler?
Onların da sizi tanımalarına fırsat verin.
Hayatın sadece dört duvardan, bilgisayar ya da akıllı telefonlardan ibaret olmadığını hatırlatın ve hatırlayın. Hayatı yaşayın, hayatı yaşatın.Yaptığınız bu çalışmaların yanında önemli bir sorun varsa mutlaka bir danışmandan da yardım alın.
Ve sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Sosyal İletişim Danışmanı