Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim

Month: Mayıs 2018 (Page 1 of 2)

EŞ İLİŞKİLERİNDE ÇÖZÜM

EŞ İLİŞKİLERİNDE ÇÖZÜM
Eşlerin birbirlerine tavır ve davranışları; evliliğin akışını olumlu ya da olumsuz etkiler.
Bizler evliliğimizin mutluluk ve huzur içinde devamını istiyorsak nelere dikkat etmeliyiz?
Diyelim ki, eşiniz hastalandı.
‘Geçmiş olsun neyin var? Sen iyileş yeter. Benim için önemli olan sensin’ der misiniz?
Yoksa ‘Olabilir, hastasındır, doğrudur.’ mu dersiniz?
Peki birincisini söylemek çok mu zor?…
Erkeğiniz /kadınınıza ‘GEÇMİŞ OLSUN’ deseniz, ilgi gösterseniz inanın daha çabuk iyileşecek. Hatta hastalanmayacak bile. Çünkü sevgidir insanları iyileştiren. Sevgisizliktir kişiyi yatağa düşüren…

Erkeklerin çoğu arabalarına inanılmaz özen gösterir. Peki sayın beyler; eşiniz kaza yaptı ve korku dolu bir sesle sizi aradı…İlk sözünüz ne olur?
‘Sen nasılsın? Onu söyle. Araba önemli değil.’ mi?
Yoksa “Araba ne durumda? Dikkat etseydin ya nasıl dikkat etmezsin! Koskoca direği gözün nasıl görmedi? ” mi dersiniz?…
Bozulan arabalar tamir edilebilir ama kırılan kalpler, incinen duygular tamir edilemez.

Diyelim ki, eşinizin çok sevdiği, sizin de sevmediğiniz onun bir yakını hastalandı ya da vefat etti. Sevdiği insanı kaybettiğinden dolayı yaşadığı üzüntüsü, belki size basit gibi gelebilir. Hatta o kaybı sizi memnun bile edebilir. Sevmiyordunuz ya!…
Eşinizin üzüntüsüyle, hastalığıyla, başına gelen bir olayla üzülemiyorsanız, ona değer veremiyorsanız, moral olamıyorsanız soğuk ve ilgisizseniz sokaktaki teğet geçen bir insandan hiçbir farkınız yok demektir. Hatta bazen sokaktaki insan bile daha yakındır. Böyle süregelen her bir olay ya da durum, domino taşı gibi duygu birikimine neden olur. Öyle bir gün gelir ki bu değersizlik, önemsenmeme, ikinci hatta belki de beşinci plana konulma hissi kişide önemli kararlar almaya neden olur. Ve ilişki hiç beklemediğiniz bir anda ayrılıkla sonuçlanır.
Eşinizle eski sevginizi yitirdiyseniz ‘Neden böyle olduk?’ sorusu yerine, ‘İlişkimizi nasıl daha iyi hale getirebiliriz? Bunun için neler yapabilirim, neler mümkün? Kimler evliliğimin düzelmesine katkıda bulunabilir? Profesyonel anlamda kimlerden destek almalıyım? ” diye sorun kendinize. Çünkü ‘NEDEN’ sorusu mazeret ürettirir zihninizde. ‘Nasıl’ sorusu ise çözüm.
Çözümü bulmanız ve yuvanızda mutlu olmanız dileklerimle sevgiyle kalın…:)
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Danışmanı

SÜTÜM BEBEĞİME YETMİYOR

SÜTÜM BEBEĞİME YETMİYOR

Sütü yeterli gelmeyen, bebeği de kendisi de geceleri uykusuz kalan anneye soruyorum;
– Kime öfkelendin?
– Anneme de, kayınvalideme de, eşime de.
– Onlara öfkelenmenin nedeni nedir?
– İki anne de emzirmem için bana baskı yapıyorlar. Bebekle ilgili her işime karışıyorlar. Yok şöyle emzirmeliymişim. Şöyle tutmalıymışım, öyle yapmazsam, şunu yemezsem sütüm kesilirmiş, sürekli yönlendirmeye çalışıyorlar, özgür bırakmıyorlar, bir de birbirleriyle iddialaşıyorlar. Eşim de anlayışsız. Hiçbir şey umru değil.

– Bu öfkenin bitmesini ve sütünün bebeğine yeterli gelmesini ister misin?
– Evet. Hem de çok.

Şimdi annenin sütü fazlasıyla geliyormuş. Daha ne olsun? Bebek rahat uyuyormuş. Anne de… Anne de mutlu, bebek de. 😊

Yeni bebeği olan gelinlerimize/ kızlarımıza iyi niyetle söylediklerimiz onları rahatsız edebilir. Öğüt vermeye yönlendirmeye çalışmak öfkeye neden olabilir. Gelinimize/ kızımıza bizden yardım istediklerinde yardımcı olalım. İstemediklerinde değil.

Bir ailenin mutlu bir aile olabilmesi; anne, baba, çocuk iletişiminin oranıyla alakalı. O çocuklar için bebekliklerinden itibaren anne ne kadar fedakarlık yapıyorsa, baba da yapmalı. Tabi ki çocuklarımızın beden, zihin, ruh üçlemesinin dengede kalmasını istiyorsak…
Sevgiyle kalın. 😊
Ayşegül Özkonak

BİLİNÇALTININ OYUNU

BİLİNÇALTININ OYUNU
Eğer anne çocuğu yanında eşi, kayınvalidesi, kayınpederi, görümcesi hakkında olumsuz sözler sarfediyorsa; ve çocuğuna
– Babası kılıklı, babaannesi kılıklı, halası kılıklı diye de eleştiride bulunuyorsa;
1. Çocuk bilinçaltında anneye kendini sevdirmek için, annesinin tüm hastalıklarını bilinçsizce çekebilir. Belli bir yaşta da bu hastalıklar açığa çıkabilir. Bilinçaltında annesine bir mesaj veriyordur.
“Sen öyle diyorsun ama aslında ben sana benziyorum. Beni de sev.”
Kas testiyle şu tesbit edilir:
-Annem beni daha çok sevsin diye midem ağrımalı.
-Anneme benzemem için annem gibi midem ağrımalı.
(Tüm tıbbi önlemlere rağmen bel, eklem, kas hastalıkları, mide rahatsızlıkları vb. sorunlar da sürekli tekrar eder durur. )
2. Annesi tarafından, baba ve babasının kök ailesinin dışlandığını farkedebilir, bilinçaltından babasına;
– Senin yanındayım. Mesajını vermek ister. Bu defa da baba ve onun kök ailesinin hastalıklarını kendi üzerine çekebilir.
Daha fazla sevilmek için, bilinçaltı kendi bedenini hasta eder.
Çözümü var mı? Var. 😊
Şimdi önce kök ailenizi düşünün. Sonra çekirdek ailenizi. Sonra da kendinizi…Bu durumlar sizde de mevcut mu?
Sevgiyle kalın.

MUTLU OLMAK MI İSTİYORSUN ?

MUTLU OLMAK MI İSTİYORSUN ?
1.Suçluluk duygundan özgürleş.
2. Başkalarını suçlamaktan, yargılamaktan, eleştirmekten vazgeç. ( Yapıcı eleştiriden bahsetmiyorum, gereksiz eleştiriden bahsediyorum)
3. Kontrolcülükten vazgeç.
4. Kendini başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeç.
5. Önce kendini affet; sonra hayatına girenleri.
6.” Elalem ne der? “i bırak.
7. Gerektiğinde” HAYIR” demeyi öğren.
8.Hayatta herkesi memnun edemezsin. Bu inancını değiştir.
9. Geçmişe takılıp kalmaktan kurtul.
10. Bunların çoğunluğu; değersizlik, yetersizlik, özgüvensizlik, kabul edilmediğin, istenmediğin, var olmadığın, kendini sevmediğin inancınla ve yaşadığın travmalarla alakalı. Kendi başına çözemediğinde bu konuda profesyonel bir yardım alabilirsin. 😊
Ayşegül Özkonak

Babandan almak istediğin kadar yeterli sevgiyi, güç ve güveni alamadığına inanıyorsan; ya kendinle ya da hayatındaki erkeklerle ilgili sorun yaşarsın.
Annenden ihtiyacın olan sevgi ve şefkati alamadığına inanıyorsan; ya kendinle ya da hayatına giren kadınlarla sorun yaşarsın. Çünkü bitirilmemiş ilişkiyi bilinçaltı tamamlamak ister. Evli ol ya da bekar ol farketmez; sana yakınlık gösteren karşı cinse flörtöz davranıyorsan neden böyle davrandığını da anlamlandıramıyorsan, önce anne babanla ilişkine bak.
Geçmişe ait bu negatif duygular bitirildiğinde; ne kendinle, ne anne babanla, ne çevrendeki erkek ve kadınlarla yaşadığın; var olan, hissettiğin ama anlamlandıramadığın sorun da kalmaz.
Gününüz aydın olsun. ☺️
Ayşegül Özkonak

DEDİKODU ORTAMINDAYSANIZ

DEDİKODU ORTAMINDAYSANIZ
Birileri, başka birileri hakkında ileri geri konuşuyor (siyasi, genel, bireysel) ve siz eğer bundan rahatsızlık duyuyorsanız (mideniz, karnınızda hoşunuza gitmeyen bir duygu, his varsa)
Bu rahatsızlıktan da kurtulmak isterseniz, kullanabileceğiniz bir yöntem öneriyorum;
1.Ya sesinizi çıkarıp, bundan rahatsız olduğunuzu belirtin.
“Başkasını arkadan konuşmak size ve bize zarar verir. Onun negatif enerjisini çekeriz. Bir sorun varsa, düzeltmek istiyorsanız, karşıdakiyle durumu karşılıklı konuşarak çözebilirsiniz. Lütfen konuyu kapatın. Bu benim inancım.” Deyin.
2.Baktınız hala devam ediyorsa ortam değiştirin.
3.Ortam değiştirme imkanınız yoksa, dilinizi üst damağa yapıştırın. Mide ve göbek deliği kapanacak şekilde elinizi karnınıza koyun.” Gelen tüm olumsuz enerjileri reddediyorum .” deyin.
Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Danışmanı

DENİZ MEVSİMİ GELİYOR

DENİZ MEVSİMİ GELİYOR
İdeal kilosunu çoktan aşmış bir danışan, diyetisyene gitmesine rağmen kilosunun sabit kaldığını ve daha fazla kilo veremediğini belirtti.
– Deniz mevsimi geliyor. Bu kilolarla ne yapacağım ben? Diye söylendi.
1000 tane olumsuz inancı taradık. İnançlarına baktığımızda;

Spor yapmanın faydası yok.
Her güzelin bir kusuru var.
Kilo verirsem bedenim sarkar.
Ne yesem kilo ALIYORUM.
Su içsem yarıyor.
Kilolu olursam anneannem beni sever.
Kilolu olmalıyım.
Kilolu olursam erkekler bana zarar veremez.
Kilolu olursam daha güçlü olurum.
Şu anki fitliğimden daha fit olamam.
Cinsiyetimden nefret ediyorum.
Şişman olmak benim kaderim.
Ne zaman kilo versem daha fazla alıyorum.
Babama, anneme kızgınım.
Kendime kızgınım.
Bedenimi sevmiyorum.
Tatlıya hayır diyemem.
Çikolatayı çok seviyorum.
Tabağımı bitirmeliyim bitirmezsem arkamdan gelir. (babası çok söylermiş)
Bir dirhem et, bin ayıp örter.
Zayıflarsam hasta olurum.
Yalızlığımı göbeğinde saklamalıyım.

Olumsuz inançları çıkardık. Olumlu inanç ve his yerleştirdik. Sonuç mükemmel. 😊
Bilinçaltımız neye inanıyorsa, o inançlarımız doğrultusunda hareket eder, o doğrultuda yaşarız. Kilo alamamızın , kilo verememizin nedeninin araştırılması gerekir.

O danışanım mı? Şimdi bir erkek arkadaşı var ve çok mutlu. 😊 ( Mutluluğun daim olsun canım. Çünkü mutluluğu hak ediyorsun.)
Ayşegül Özkonak

RUH EŞİMİ ARIYORUM

RUH EŞİMİ ARIYORUM
Ruh eşini arayıp bulamayanların, ortak duygusu…

“38 yaşıma geldim. Bu zamana kadar hiç flörtüm olmadı. Ailem ve çevremdeki herkes evlenmem için baskı yaptı. “Hadi ne zaman evleneceksin? Tohuma mı kaçacaksın?
Seni falancayla tanıştıralım. Evlilikte keramet vardır.
Başta sevmesen de zamanla alışırsın… ”
Ben her söze kulak tıkadım. Dış görünüş olarak fena da değilim, idare ederim diyordum.
Ta ki, geçenlerde arkadaşımın bebeği bana” teyze” diyene kadar.
Eve geldim. Ağlamaya başladım. Ama nasıl ağlamak? Hem de hüngür hüngür…
Ağlamam kesildiğinde şunu farkettim. Aslında şimdiye kadar tüm sorunlarımın üstünü örttüğümü ve karşı cinsten sürekli kaçtığımı…
Beni ne geri çekiyor? Hayatımda her şeye sahip oldum. Ama şimdi nedense yalnız olduğumu hissediyorum. Tüm arkadaşlarım evlendi, çocuk sahibi oldu. Onlarla ortak noktamız da kalmadı.
Annemi de kaybedersem, tamamen yalnız kalacağım.
Bir de şunu fark ettim. Ben hiç istenmemişim…”

Eğer anne/ baba, bebeğini illa erkek(kız) bebek olsun demişse,
Doğması istenmemişse,
Taciz/tecavüz yaşanmışsa,
Anne baba sürekli çatışmalıysa,
Cinsiyetini kabul etmiyor, reddediyorsa,
Kendini sevmeye ve sevilmeye layık görmüyorsa,
İstenilmediği inancı varsa,
Kabul edilmediği inancı varsa,
Değerli olmadığı inancı varsa,
Cinsel birlikteliğin pis, kötü, iğrenç olduğu kodu varsa,
Evliliğin çok zor olduğu inancı varsa,
Evliliğin özgürlüğü kısıtlayacağı inancı varsa,
Evlilik hamallık inancı varsa,
Evlilik sorunlar demek inancı varsa,
Bekarlık sultanlıktır inancı varsa,
Annesi evlilikte ezilen birey olmuşsa,
İyi birini asla bulamam inancı varsa,
Evlilik sorumluluğunu alamam inancı varsa,
vb. kişi evlilik ve ruh eşini bulmakta sorun yaşar.
Olumsuz duygular çıkartılıp, sorunlar bitirildiğinde; ruh eşi de kolay gelir. Sevgiyle kalın. 😊 Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Danışmanı

BEDENİNİZLE KONUŞUN

BEDENİNİZLE KONUŞUN
Hastalıklarınız, ağrı ve acılarınız var mı? Ya da sürekli hastalıktan muzdarip bir yakınınız?…
Aldığımız ilaçlarla; hissettiğimiz ağrılar, acılar belli bir miktar azaltılabilir. Ama kısa süreliğine…Çünkü hastalık bir sonuçtur.
Değerli doktorlarımız, BEDENimizdeki o sonucu tedavi ederler. RUH, ZİHİN , DUYGU parçamızdaki o gizlediğimiz, (sümen altı ettiğimiz) nedenler ne olacak? …Bizler bedensel, ruhsal, zihinsel, duygusal varlıklarız. Hastalık ise, bunlardan birindeki dengenin bozulması…
Sadece sonuca odaklanırsak, altta yatan nedenleri çıkarmazsak; bu ağrı, acı ve sızılar devam eder durur. Ya da başka bir yerden bize el sallayıp ” Ben burdayım” der. Ta ki onun asıl nedenini tesbit edip, onunla vedalaşana kadar.
Hastalıklar, aslında ruhumuzun bedenimizle konuşmasıdır. “Beni de duy. Ben de varım. Farkında mısın, bana işkence ediyorsun” diye haykırmasıdır.
Hastaysak, bedenimizle, ruhumuzla konuşalım. Bize söylemek istediği çok şeyler var. Söylemek istediklerine kulak verelim.
Kime öfkeliyiz?
Kimi affetmedik?
Kimi suçluyoruz?
Kimi eleştiriyoruz?
Kime nefretimiz var?
Kendimize mi, anne babamıza mı, eşimize mi, evladımıza mı, öğretmenimize mi, kardeşimize mi, gelinimize mi, kayınvalidemize mi?
Kendimizden bile gizlediğimiz, bilinçaltımızdan bağıran ama bilincimizle susturmaya çalıştığımız nelerimiz var?
Önce özümüzle buluşalım. İçimizdeki o çocukla… Sonra mı, sonrası o bize haksızlık ettiğini düşündüğümüz anne babamızla, sonra atalarımızla …Bize akan o olumsuz tüm bağları koparalım. Olumluları kabul edelim. Olumsuz tüm anıları, düşünce ve inançları iptal edelim. Yerine doğru inançlar koyalım. Herşeyi; en başta da kendimizi affedelim. Özgürleşelim😊
İşte o zaman gerçek anlamda sağlığımıza kavuşuruz.
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Danışmanı

PARAYI ALMA VE VERME SORUNU MU YAŞIYORSUNUZ?

PARAYI ALMA VE VERME SORUNU MU YAŞIYORSUNUZ?

Para ile ilgili sorunlar yaşıyor musunuz? Yeterince parayı hayatınıza çekemiyor musunuz? Siz, aileniz maddi manevi sıkıntılar, sorunlar, yaşıyor musunuz? Başkaları kazanıyor, siz kazanamıyor musunuz? (O halde bu yazıyı sonuna dek okuyun) Bir eğitim aldınız, bir doktorda muayene oldunuz. Bir uzmandan terapi aldınız, bir terziye elbise diktirdiniz, bir mimara evinizin planını çizdirdiniz. Bir iç mimara dekorasyon yaptırdınız. Bir müteahhide evinizi yenilettiniz. Her biriyle iş anlaşması yaptınız. Ama aldığınız eğitim, sağlığınız, elbiseniz, eviniz, istediğiniz kadar iyi ya da güzel olmadı. Acaba neden?… Önce şunu düşünün.

1.Kime söz verdiniz de yapmadınız? Başta da kendinize?
2.Para ile ilgili ilk darbeyi kimden yediniz? Ne hissettiniz? Burdan ne öğrendiniz? Öğretiniz ne oldu? Ne kaybettiniz, ne kazandınız? ( Önce o anı çözümleyin.)
3. Anne ya da babanızdan birine ya da ikisine birden öfkeli ve kırgın mısınız? Onları affetmiyor musunuz?
4. Anne babanız ya da atalarınız da haksızlıklara mı uğradılar? Borç içinde miydiler, kıt kanaat mı geçiniyorlardı?
5. Olumsuz inançlarınız var mı? “Hep bana sorunlu insanlar gelir. Hep benim karşıma, beni mutlaka aldatan, haksızlık yapan insanlar çıkar. Hep bana parasız müşteriler gelir. Benim ona borcum olacağına onun bana borcu olsun.vb. (Bu ve bunun gibi olumsuz inançlarınız varsa öyle insanları çekersiniz hayatınıza. ) Bu soruların bir ya da birkaçını evet dediyseniz; alma verme dengenizde sorun vardır.

DENGEYİ SAĞLAYABİLMEK İÇİN NELER YAPMALISINIZ?

1. Anne ve babanızla, atalarınızla; onlardan size akan, kazanamamakla ilgili negatif bağı koparın. Olumlu bağı artırın. Vefat etseler bile onlarla helalleşin. Anne babanızı affedin. Affetmediğiniz sürece, kendinize, hayata, Yaradana olan öfkeniz artar. Çevrenize negatif frekans yayarsınız. Bu negatif enerji tüm hayatınıza yansır ve kazancınızı da olumsuz etkiler.

2. Evren denge üzerine kurulmuştur. Para alışverişi de denge üzerinedir. Para bir enerjidir. Yaşamınızı devam ettirirken bir şekilde para alırsınız veya verirsiniz… Meselâ, karnınız acıkır “Şu fırından sıcacık bir simit alıp yiyeyim.” dersiniz, parayı verir, simiti alırsınız. Mis gibi koklayarak, çıtır çıtır yersiniz. Burda da bir denge vardır… Siz paranızı vererek, simitinizi aldınız ve karnınızı doyurdunuz. Mutlu oldunuz. Fırıncı da emeğinin karşılığını aldı ve mutlu oldu. Bu örnekte olduğu gibi, ürün ve hizmet sektöründe çalışanlar da mutlu olabilmek ve dengede kalabilmek için, verdikleri emeğin karşılığını almak zorundalar.Ama eğer bir dengesizlik varsa, bu denge herhangi bir şekilde bozulmuşsa, enerji de sekteye uğrar.

3. Eğer birisi size kendiliğinden, karşılıksız bir yardımda bulunuyorsa siz de ona bir karşılık vermelisiniz. Gücünüzün yettiği ölçüde…Bu karşılık olan şey; para olabilir, hediye olabilir, emek olabilir ama karşılığı olmalı, onu tatmin etmeli. Gücünüz yetmiyorsa, manevi destek olabilir.

4. Eğer sizin birilerine yardım etmek için çırpınan bir özelliğiniz varsa; ” karşılıksız yardım etmeliyim ki, sevileyim, sevap kazanayım, bana iyi insan desinler “inancınız da vardır, Egonuz devrededir. Bu şekilde sürekli yardım ediyorsanız hep zarar gören de siz olursunuz… Çünkü kendinize, emeğinize, zamanınıza haksızlık ediyorsunuz. Alma ve verme dengesine zarara uğratıyorsunuz. Böyle davrandınız ve eğer kişi teşekkür etmediyse; bir dua sizin için yeterliyse, ” Bana dua edin.” deyin. Sizin için bu dua yeterli ise dengeye yardımcı olur. Ya da sizin işinize yarayacak bir yardım isteyin karşılığında. En önemlisi, birilerine karşılıksız yardım ediyorsanız ve bu sizde alışkanlığa dönüştüyse, ” iyilik yapıyorum, kötülük buluyorum” diyor ve her seferinde üzülüyorsanız; kabul görmeme, reddedilme, sevilmeme, istenmeme, değersizlik duygularınızın gözden geçirilmesi gerekir.( İhtiyacı olanlara gerektiğinde, gerektiği kadar yardım etmekten bahsetmiyorum. Söylemek istediğim; herkese kendinden fazlasıyla vermeye çalışmak, kendini hiçe sayarak, zamanını, emeğini gereksiz yere heba etmek. )

5. Siz yardım talebinde bulunduysanız o emeğin ya da hizmetin mutlaka bedelini ya da değerini ödemelisiniz. Eğer aldığınız ürünün değerinin altında indirim taleb ederseniz, o kişinin emeğine ya da hizmetine saygısızlık etmiş ve enerjisini düşürmüş olursunuz. Bu düşük enerji de doğrudan sizi etkiler. Siz yeterince yarar sağlayamazsınız. Hatta zarar görürsünüz. Eğer ” Ben bu işten fayda sağlayamıyorum “diyorsanız, aldığınız ürünlerde bir sorun varsa kendinize dönün. Aldığınız ürünün ya da hizmetin ederinden daha az mı ücret ödediniz? Ya da karşıdakine bu kadar ödemek için ısrar mı ettiniz? Sizin ısrarınız sonucu o da bu miktarı kabul etti. İade edilebilmesi mümkün olmayan ürün/ hizmetten memnun kalmayıp, 100 Tl ya anlaştığınız ve sonra ödeyeceğim dediğimiz ürüne; ” Ben memnun kalmadım, sana 70 Tl vereceğim.” diyorsanız, dikkat! Ödemenizi kaç liraya anlaştıysanız, o miktarı ödemelisiniz. Bir alışveriş yaparken bizim kültürümüzde kullanılan bazı sözler vardır. ” İkram et. / Bize ne kadar indirim yaparsın?/ Bize ne kadara olur? ” O kişi sizin hatırınıza indirim yaptıysa ya da sizi kıramadıysa, yaptığı indirim de kendi düşüncesine göre fazla ise; o kişi de siz de bu durumda fayda sağlayamazsınız. Kişi sizin talebinizi çeviremeyebilir ama içinde bir kırgınlık ve pişmanlık yaşar. Kişinin kırılmış bu parçası; olumsuz bir enerji akışına neden olur. Siz isteğinize kavuşmanıza rağmen; ürün, eğitim, sağlık, hizmet vb… kusurlu olur. Emek veren kişi, bu çalışmaya, ürüne, eğitime, seminere, hizmete vb..tam emek verdiyse; kendisi bunun hakkını başka şekilde alacaktır. Ama siz bunun karşılığını alamayabilir, hayatınızda haksızlıklarla karşılaşabilirsiniz. Tedavi gördüyseniz sağlığınıza kavuşamayabilir, eğitim aldıysanız işinize yaramayabilir, kıyafet aldıysanız “ucuz etin yahnisine”dönüşebilir. Örneğin; eğer kaliteli bir hizmet ya da ürün 1000 lira, orta kalite 750, kalitesiz olan 500 ise, ve siz orta kalitede ürüne ısrarla 500 teklif ettiyseniz; karşıdaki insan istemeye istemeye size ” evet” dediyse, ürününüzden memnun kalmazsınız. Şikayetlenirsiniz. O insan işini önemseyen, sevgiyle yapan biri ise; sizin bu şikayetinizden rahatsız olup ” ne senin paranı, ne yüzünü istemiyorum” deyip paranızı iade ettiyse, o ürün de size gerekli birşey olup hala sizdeyse( iade edebilecek birşey değilse); ona emeğinin karşılığını ödemelisiniz. Para kabul etmese bile hediye niyetine o emeğin karşılığında birşey olmalı bu. Çünkü ortada bir emek, yani kul hakkı var. Peygamberimizin bir sözü var ” işçinin ücretini alın teri kurumadan ödeyiniz”. Ayrıca aklınızda olsun eğer bir alışveriş yaparken peşin ödeyemiyorsanız, indirim yaptırmaktansa taksitli ödeme planı isteyin. O zaman; o ürün, hizmet, sağlık, eğitim konularından daha çok yararlanırsınız.

6. Bir kişiye borcunuz var ama bu borcu ödemezseniz ne olur? Bu hizmetten ya da emekten fayda sağlayamazsınız. Hatta zarar görürsünüz. Ayrıca enerji akışı sebebiyle, aile fertleriniz de bundan olumsuz etkilenebilir. Size yardım eden kişi, başka yerden kazanç sağlar ama siz yine zarar görürsünüz. Şimdi düşünün. Bu zamana kadar kimlere borçlu kaldınız? Kime ya da kimlere “borcumu ödeyeceğim” deyip ödemediniz? Kime verdiğiniz sözü tutmadınız? Kimlerin hakkını yediniz?
Ya da siz verilen sözleri tutuyorsunuz, borcunuza sadıksınız. Buna rağmen hâlâ para konusunda bir dengesizlik var. Araştırın bakalım. Atalarınızda borcunu ödemeyen, haksızlık eden, başkasının hakkına tecavüz eden birileri var mıydı?
Siz yapmasanız , ebeveynleriniz yapsa bile, hak yenmesi, 7 nesli etkiler. “Bir dede erik çalmış, torununun dişi kamaşmış” atasözümüz de, işte tam buradan gelir.
Ne edersek onu buluruz. ( Bu durumda da atalarınızın bu davranışından özgürleşin.)

7. Her ne yapıyorsanız, nasıl emek veriyorsanız verin. Fakat emeğinizin karşılığını mutlaka alın.

8. Eğer kendi emeğinizin altında bir ücret alıyorsanız da , bu uygulamayı muhakkak düzeltin. Yoksa kazanamazsınız.
Kazanmak için; verdiğiniz emeğin, çabanın ederini hesaplayın.

9. Eğer kişi ederinden fazla, piyasa fiyatından daha fazla istiyorsa, yine
kendisi her şekilde zarara uğrar.

10. Olumsuz enerji akışına uğramak istemiyorsak, en doğrusu
ürünlerimize, emeğimize o doğrultuda paha biçmek;
başkalarından emek ve hizmet alıyorsak da; anlaşma yaptığımız ederine sadık kalarak, bu ederi ödemektir.

Kazancınız bol, sağlığınız ve huzurunuz yerinde olsun.
Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak

Page 1 of 2

Ayşegül Özkonak