AFFETMEK GEREKLİ Mİ?
Merhabalar… 😊 Bugün seninle biraz sohbet edelim istedim. Eğer istersen karşılıklı konuşacağız seninle, baş başa. Biraz dertleşeceğiz. Bu yazıyı okuduktan sonra hayatın olumlu yönde değişecek belki de. Kim bilir? Ama önce çayını bir güzel demle… Şimdi de doldur bardak ya da fincana… (Tabii ki hangisinde içmekten keyif alıyorsan). Otur en sevdiğin ve sana huzur veren bir koltuğa…Şu an yazımı okurken de çayını yudumla keyifle. Hazır mıyız?…:)
Hayatında seni üzen affetmediğin kişi ya da kişileri düşün. Sana haksızlık yapmıştı değil mi? Canını acıtmıştı. Sen bunları hak etmemiştin. Hakkını yemişti. Belki de seni çok zor bir duruma sokmuştu. Bütün herkesin önünde seni mahcup etmişti. Belki çok güvendiğin bir kişiydi ve seni aldatmıştı. Belki seni iflas durumuna getirmişti. O kişiye borç verdin ama hala paranı alamadın. Çünkü ödemedi. Belki de sana haksızlık yapan; kendi annen, babandı. Kardeşlerine kıyasla sana eşit sevgi göstermediğini düşündün. Ya da mirası eşit pay edemediniz? Senin hakkın olan mirasın bir kısmı kardeşine gitti? İçinden isyan ediyorsun. ‘Bunu bana nasıl yapar? Ben bunu hak etmedim. Keşke şunları şunları yapsaydım. Şu sözleri ona söyleseydim. Aklıma geldikçe öfkeden çıldırmak üzereyim! ‘ diyorsun. O kişileri, o olayları, o durumları düşündüğünde midene bir kramp giriyor. Bağırsaklarında bir yanma ve bununla birlikte tuvalete gitme ihtiyacı hissediyorsun ya da tam tersi, kabızlık çekiyorsun. Boğazına bir yumruk oturmuş sanki. Başın ağrıyor. Yine migrenin tutuyor. Geçmiş zihninde bozuk plak gibi dönüp duruyor. İçinden ‘’ Bunu hak etmedim. Yaptıklarım, ettiklerim haram olsun. Allah cezasını versin. Bana yaptıklarının cezasını çeksin.‘’ diye söylenip duruyorsun. Aklına geldikçe kol ve bacak kasların güçsüzleşiyor. Uyku düzenin bozuluyor. Geceleri doğru düzgün uyuyamıyorsun. Yorgun, sinirli, öfkeli, suratı asık, halsiz, isteksiz, enerjisiz kalkıyorsun. Hatta evdekilerin gereksiz yere kalbini kırıyor, bu defa da ‘’neden kırdım sanki? ‘’ diye söylenip, kendini suçluyorsun. Sen bu kötü durumlarla boğuşurken; o seni üzen, inciten, kıran, yaralayan, öfkelendiren, kin ve nefret duyup ah ettiklerin var ya; onlar keyfinde, zevkinde, sefasında, bolluk berekette…’’Bu nasıl olur?… Yapılanlar bana reva mı?… ‘’ Hem şaşırıyor hem onları böyle gördükçe daha da sinirleniyorsun. Bu defa da Yaradan’a öfke duymaya başlıyorsun. ‘’ Sen neden adaleti sağlamıyorsun? Neden haksızlıklara göz yumuyorsun? Ben bunları hak etmiyorum. Bana yapılanları hiç mi görmüyorsun?…‘’ Öfke, kırgınlık, kızgınlık dalga dalga bedeninden, zihninden, ruhundan her yere yayılıyor. Senden pişirdiğin yemeğe; yemeği yiyen ailene, oradan yakın ve uzak çevrene. Belki işine…Her şeyden önemlisi, şimdiye kadar hiç yaşamadığın hastalıklar belirmeye başlıyor tüm bedeninde. Midende hangi ilacı kullansa da geçmeyen gastrit. Ataklarıyla seni rahatsız eden, gününü zehir eden migren. İyileşmeyen öksürük, farenjit, seni hayatından bezdiren şeker, alerjiler, hemoroitler, tanısı konulmamış ağrılar, kalp hastalığı, ilaçlara rağmen ‘bana mısın’ demeyen, nüks eden idrar yolu enfeksiyonları, doktor doktor gezip, her ilacı kullandığın halde iyileşmeyen bağırsak sorunları, panik atak, depresyon, hatta belki de kanser…
Şimdi öfkelendiğimiz insanları tekrar düşünelim. Hayatımızda bizi üzen, kıran, inciten, canımızı yakan, öfkelenmemize neden olan o insanlar var ya; o insanlar aslında bizim en iyi öğretmenlerimiz. Onlar bizim aynamız. İçimizde ne varsa dışımıza yansıtıyorlar. Korkularımızla, endişelerimizle, kaçmaya, gizlemeye çalıştıklarımızla bizi yüzleştiriyorlar. Bize hep haksızlık yapılıyorsa, kendimize dönelim. İnançlarımıza bakalım. ‘’ Haksızlık yapanlarla savaşmalıyım, adaletsiz davrananlarla mücadele etmeliyim’’ gibi inançlarımız vardır. Ve ondan/ oradan bir ders alabilmek için haksızlık yapan o insanları hayatımıza çekeriz. Bu döngüden kurtulmak için olumsuz o inançların çıkarılması; ‘’ Hakkımı anında ve kolaylıkla alabildiğim insanlarla karşılaşıyorum’’ gibi doğru inancın yerleştirilmesi gerekir. Tekrarlayan ve bizi rahatsız eden durumlara baktığımızda; atalarımızdan bize intikal eden ve atalarımızın o dönemlerde yaşayıp da baş edemedikleriyle baş etmeye çalıştığımızı fark edebiliriz. O insanlar, bununla da yüzleştiriyorlar bizi. ‘’Anasının kaderi kızına’’ ya da ‘’tarih tekerrür ediyor’’ dememizin nedeni de bu. Geçmişteki atalarımızın yapamadıklarını yapma, eksiğini bitirme, parçayı tamamlama isteği… Eğer haksızlığa uğruyorsanız atalarınıza bakın. Onların da haksızlığa maruz kaldığı dönemler olmuştur mutlaka. Ya da başkasının hakkına tecavüz etmişlerdir. Bu defa da kendinizi o mağdurun yerine koyup, atalarınızı temize çıkarma görevini üstlenmişsinizdir. Ya da korkularımız, kaygılarımız vardır. ‘’ Ya başıma gelirse? ‘’ dediğimiz. Ve gerçekten de gelir. Arkadaşımıza borç veririz. ‘’ Ya ödeyemezse’’ diye aklımızdan geçiririz. Gerçekten de ödeyemez. Başkalarına olan borcunu öder de bizimkini ödeyemez. Ya da bir arkadaşımız için ‘’ Şimdi tüm milletin içinde saçma sapan laf eder. Canımı sıkar. En iyisi hiç bulaşmayayım ‘’ diye düşünürüz, Tam da öyle olur, herkesin yanında ettiği lafla mahcup eder bizi…Çekim Yasası. Düşündük, çektik.
Peki bu hastalıklar neden? …Hastalıkların % 70’ i bilinçaltı nedeni; kin, nefret, öfke, stres, kaygı, korku, kuşku, endişe, suçluluk, üzüntü, acı, keder, suçlama, yargılama, eleştirme, kınama gibi negatif duygular ve olumsuz düşüncelerdir. Bu hastalıklar, kabule geçmemek ve affetmemekle birlikte; eleştirdiğimiz, yargıladığımız, öfkelenip beddua ettiğimiz insanların negatif enerjisini almakla, bu negatif enerjilerin tüm bedenimizde blokaj yapmasıyla oluşur. Çünkü duygular da tıpkı düşünceler gibi enerjidir. Olumsuz duygular çeşitli organlarda birikerek hastalıklara neden olur. Hastalıklardan kurtulmak için de, hem tıbbi yardım almalı, hem de diğer tekniklerle beraber, affetme tekniğini uygulamamız gerekir. Affetmediğimiz her insan sırtınızda yüktür. Affetmediğimizde ağrılarımız, sızılarımız ve hastalıklarımızdan kurtulamayız. Doktor doktor gezeriz fakat organik kökenli bir hastalığımız bulunmaz. Affetmediğimiz kişiler bizim enerjimizi çeker. Stresli ve yorgun oluruz, zihnimiz sürekli onunla meşgul olur. Unutkanlık yaşarız. Onun negatif enerjisini çektiğimiz için de işlerimiz hep ters gider. Konsantrasyon bozukluğu, performans düşüklüğü ile karşı karşıya kalırız. Affettiğimizde ise çoğunlukla bu sıkıntılardan kurtulur, iyileşiriz. Özgürlüğümüze kavuşuruz. Affetmek demek, onu suçsuz ve haklı bulmak, onu onaylamak demek değildir. O kişiye sarılmak demek de değildir. Mecbur kaldığımızda onu da yapmak zorunda kalabiliriz. Ancak önemli olan zihin, ruh ve beden dengesinin sağlanmasıdır.
Şimdi affetmediğin kişi ya da kişileri tekrar düşün. Onları affet, kendini de. Onları da özgür bırak kendini de. Affetmenin kolay olmadığını biliyorum. Sanki affedersek, o kişi o davranışı aynen devam ettirecek, affetmeyi hak etmiyor diye düşünürüz… Affetmek ona değil, kendimize yaptığımız iyiliktir.
Sana yapılanları affettiğinde bak gör neler değişecek hayatında? Hayatın nasıl anlamlı olacak her şeyi oluruna bıraktığında? Mal- mülk, mirası dengeli paylaşamadığın düşüncesinden uzaklaştığında; nasıl tüy gibi hafifleyivereceksin? Kimseyi suçlamadan, yargılamadan, herkesi olduğu gibi kabul ettiğinde hayat nasıl da güzel gelecek sana? Hayatta her şeyin senin için bir öğreti olduğunu kabul ettiğinde ve kabule geçtiğinde…Ayrıca yapanın da bu dünyada yanına kâr kalmadığını fark ettiğinde…Çünkü kim ne derse desin, gizli ya da aşikar bir hak ve adalet var, bir denge var bu evrende.
Affetmek için, affedeceğin kişiyle yüz yüze gelmene de gerek yok. Onunla yollarını ayırmışsındır ya da yeniden görüşmek istemiyor olabilirsin. Çok normal. Hatta belki de o kişi vefat etmiştir. Ne durumda olduğu hiç önemli değil. Önemli olan affetmen ve senin zihninin, ruhunun bedeninin huzura ermesi.
Şimdi hazır mısın?… Nasıl affedilir onu uygulayalım birlikte. Önce affetmeye niyet et, sonra da; derinnn derinnn nefesler alıp ver. Nefesini verirken gözlerini yavaşça kapat. Affetmek istediğin o insanı hayalinde karşına al. Ve söylemek istediğin ne varsa söyle. Öncelikle ona olan kırgınlığını dile getir. Mesela birine kefil oldun, borcunu ödemedi, sen ödemek zorunda kaldın diyelim. ‘’ Sana kefil oldum ama bu yaptığım iyiliğe karşılık borcunu ödemedin, beni zor durumda bıraktın. Senin borcunu ödemek zorunda kaldım. Sana çok kızgın ve kırgındım. Artık biliyorum ki sen benim öğretimsin. Her şeye rağmen seni affetmeyi seçiyor ve affetmeye niyet ediyorum. ‘’ (Söylemek istediklerini bitirdikten sonra da şunu söyle); “Senden öğretimi aldım. Seni de affediyorum kendimi de. Seni de özgür bırakıyorum, kendimi de. Seni affediyor, hakkımı helal ediyorum. Sen de beni affet, hakkını helal et. Seni kendi tekamülüne gönderiyorum.” de. (Bu uygulamayı tamamen affedene kadar her gün devam et.) Rahatladığını fark edeceksin. Sırtındaki bütün yükler gidecek ve özgür olacak, adım atamadığın hayata rahatlıkla adım atabileceksin.
Affetmenin hafifliğini hisset, şimdi… Sağlığın için… Kendin, sevdiklerin ve sevenlerin için…Huzur ve mutluluk yüreğinden, çevrene yayılsın.
Sevgiyle kal 🙂
Ayşegül Özkonak
Kişisel Gelişim Eğitmeni ve Danışmanı
05052509633
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/aysegulkisiselgelisim/
aysegulozkonak@hotmail.com