Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim

Month: Eylül 2017

BEDENİMİZLE KONUŞMA

BEDENİMİZLE KONUŞMA
Bir araba düşünün. Yeni aldınız. Çok güzel. Kullanıyorsunuz, virajları hızla dönüyor, yokuşları o hızla çıkıyorsunuz. Çamurlu , karlı, buzlu yollarda, çukurlarda dikkatsizce sürüyorsunuz. Gereğinden fazla motora yükleniyorsunuz. Temizliğini ve bakımını yaptırmıyorsunuz? Küçük küçük bir yerlerden ses veriyor, birşey olmaz diyorsunuz…Zaman geçiyor sesler artıyor.Sizce bir süre sonra bu arabaya ne olur?…
İşte bedenimiz, ruhumuz, zihnimiz de böyle.
Bedenimizi hor kullanıyoruz. Bir yerden arızalanıyor, geçer diyoruz. Bir süre sonra, bu arıza bir yerde değil, birkaç yerde ortaya çıkıyor. Yılların birikimi…Sonra gelsin ilaçlar. İlaçlar da o arızalı yeri düzeltirken, diğer taraftan yan etkilerle bir şekilde zarar da veriyor.
Peki ne yapmalıyız?
Bedenimize saygı göstermeliyiz.
Onun mutlu olacağı şeyleri yapmalıyız.
Fazla ayakta kalmamalı, egzersiz yapmalı, yürüyüş yapmalı, duş almalıyız. Uygun sağlıklı besinlerle beslenmeli abur cuburdan kaçınmalıyız.Kendimize zaman ayırmalıyız. Sabah kalktığımızda ilk günaydını, ilk” seni seviyorum” u kendimize söylemeliyiz.

Bugün size bir egzersiz vermek istiyorum.
Egzersizden önce sakin bir yere oturun. 5 derin nefes alıp verin. Gevşeyin.
Bedenimizi hor kullandığımız için ondan özür dileme egzersizi:

Sevgili bedenim. Seni olduğun gibi kabul ediyor ve seviyorum.
Hayatıma anlam katıyorsun. Tüm işlerimi mükemmel sağlığında yapabildiğim için şükürler olsun.
Sevgili bedenim. Seni şimdiye kadar hor kullandığım için , seni ikinci plana attığım için lütfen beni affet. ( ilave etmek istediğiniz sözleri ilave edebilirsiniz) Bu günden sonra, sana özen göstermeye niyet ediyorum. Seni seviyorum. Teşekkür ederim.

Zihin ve ruh için, meditasyon yapmalı, bize huzur veren insanlarla birlikte olmaya çalışmalıyız. İbadetimizi yapmalıyız. Şükretmeliyiz Yaradanımıza…
Kitap okumalı , gereksiz düşüncelerden uzaklaşmalıyız. Başkalarını dedikodusundan eleştiri, yargılama, suçlama, kınamadan uzak durmalıyız.
Kendimizi olduğumuz gibi kabul etmeliyiz. Hobi kurslarına gitmeli, belki bir enstrüman çalmalı, belki bir koroya katılmalıyız.
Kendimizi yenilemeli, geliştirmeliyiz.
Her gün yeni şeyler öğrenmeli, sevdiklerimize zaman ayırmalıyız.
Hayat amacımızı belirlemeliyiz.
Nefes egzersizi yapmalıyız.
Affetmeliyiz.
Sevgiyi alıp, verebilmeliyiz.
Bizi üzenlerle ruhsal anlamda kontratlarımızı tamamen bitirmeliyiz.

Bugün tanıdık tanımadık , sevdiğimiz ve hasta olan herkese şifa duası gönderelim.
Huzur, güven, sağlık, mutluluk sizinle olsun.
Hadi şimdi gülümseyin. Gününüz güzel geçsin.

Sevgiyle kalın.

ERTELEMEYE SON

ERTELEMEYE SON
Hayat seçimlerden ibarettir.
Hayatı ya ertelersin. Ya da dolu dolu yaşarsın.
Ataleti, tembelliği, ertelemeyi yenmek istiyor musun?
Bugün çoktandır ertelediğin işlerin bir listesini yap. Hemen. Şimdi. Sonra dersen yine unutursun.
Listenin başına en acil olanı yaz.
Bir günde , bir haftada saati saatine yapılması gerekenlerin planını yap.

Örnek:
Salı saat: 6:00 Egzersizimi yapacağım.
.
.
.
Saat: 10:00 doktorumu arayacağım.
Saat: 11:00 kitap okuyacağım.
.
.
.
Saat: 18:00 yürüyüşünü yapacağım. Gibi.

Ne istiyorsan, neye ihtiyaç duyuyorsan, ne acilse onun planını bir kağıda yaz.

Dr.’a gitmen ya da bir terapi alman gerekiyorsa, hemen randevunu al.
Egzersiz ve yürüyüşe başlaman gerekiyorsa, spor kıyafetini giy çık.
Enstrüman çalman gerekiyorsa, çal.
Kitap okuman gerekiyorsa, bugün oku.
Evi temizlemen gerekiyorsa, kahvaltıdan hemen sonra başla.
Sevdiğin birini araman gerekiyorsa birazdan ara.
İbadetini yapman gerekiyorsa, yap.
Çalışman gerekiyorsa, iş ara.
Evini tamir etmen, boyaman gerekiyorsa, hemen bugün başla.
Yeteneğini ortaya çıkarmak istiyorsan, bir kursa yazıl.
En önce de, seni bağlayan elindeki cep telefonunu bir kenara bırak.
Hayat sanal değil. Gerçek.
Haydi, hemen, şimdi başla. 🙂
Günün aydın ve sevgiyle dolsun. 🙂

Not: Eğer hala erteleme devam ediyorsa, orda bir kazancınız vardır. O kazancı ve kök inancı bulup çıkarılması, yerine doğru inanç yerleştirilmesi gerekir Örn: Geç yap temiz olsun.
Yavaş ve dikkatli yaparsam, işim düzgün olur.
Acele işe şeytan karışır.
Daha mükemmel olmalıyım.
Birinin yardımını almalıyım.
Tek başına yapamam.
Yeterli değilim.
Bu işi başaramam.
Çabuk yorulurum.
Hasta olurum. Her iş bana bakıyor.
Karar veremiyorum.
Biri beni itelemeli.
Gibi inançlar sizi geri çeker. Bu inançlar var mı onu kas testiyle tesbit edebilirsiniz.

ANNE BABA OKUL ÇOCUK

ANNE BABA OKUL ÇOCUK

Geçenlerde bir anneyle konuşuyorum.
Diyor ki:
– Ayşegül hocam, okullar iyi ki var. Tatil boyunca ben işe gidince aklım hep evde kalıyordu.
– Çocuklar evdeyken kontrolsüz kaldıklarını mı düşündünüz?
– Aynen. Saatlerce ben işyerinde , onlar evde. İnternet başında. Ne yaptılar, ne ettiler takip edemedim. Sık sık aradım ama yine de ne yaptılar, ne ettiler bilemedim. Hele bazen oluyor ki, onlara tahammül bile edemiyorum. Okulların açılmasına biraz da onun için seviniyorum.

Kontrolün, iradenin; çocuğun kendisinde olmadığına , kontrol edecek hep birilerinin olmasına inanmış bir anne…Çocuğuna güvenmiyor.

Çocuğunuza bilgisayar kullanma alışkanlığını verir; en önemlisi de ona ” Oyun oynarken, bir saati aşmayacağına inanıyor ve güveniyorum. Sen bunu başarabilirsin.” İnancını verirseniz, o kendine inanır ve bilgisayar başında uzun süre geçirmez. Çünkü sizin ona olan inancınızın, güvencinizin sarsılmasını istemez. Siz de yalnızken neler yapıyorlar korkusundan kurtulursunuz.)

Başka bir gün parkta oturuyorum.Bir anne, sözünü dinlemeyen çocuğuna şöyle bağırıyor:
“Okullar açılsın senden kurtulayım Seni anca orası paklar. ”

Böyle diyen bir anne; kendince çocuğu “adam “edecektir. Çocuk böylece şımarmayacak, annenin sözünü dinleyecek, yaptığı yanlış davranışlardan uzak kalacaktır. Ama zararı öyle büyük olur ki;

1. Çocuğa okul fobisini ve nefretini yerleştirir.
2. Öğretmen korkusunu ve nefretini yerleştirir.
3. Pısırık, içe kapanık, özgüvensiz, korkak, karamsar, şüpheci, kendi hakkını arayamayan, suçluluk duygusuna sahip bir çocuk olmasına neden olur.
4. Anneye bağımlı bir çocuk olmasına neden olur.
5. Ya da tam tersi davranışı sürdürmesine , tepkisel olmasına neden olur.

Okul açılacağı zaman aile içinde öyle güzel bir hava essin ki; okulda yeni bilgiler, yeni arkadaşlıklar kurulacağını söyleyin.Varsa kendi güzel örneklerinizden de bahsedin, çocuk okula gitmek ve öğrenmek için can atacaktır.
Eğer çocuğunuzun bir yanlışı olduysa, onun kişiliği ile değil, davranışının yanlışlığı üzerine konuşun. Okulu, öğretmeni korkutmak size de ona da büyük zarar verir.

Başka bir anne de geçen sene oğluyla, öğretmeninin tartışmasından bahsediyor. Öğretmeni için:
“Suratında meymenet yok. Zaten ilk görüşte içim ısınmamıştı. Benim oğlumu disipline vermiş. Vermeye ne hakkı var? Hemen okula koştum. Müdüre, ona, ağzıma geleni sıraladım . Bizi arkasız mı sandılar? Hakkımızı söke söke alacağım! ”

Eğer anne babalar,
çocuğun öğretmeniyle ya da idareyle olan sorununda, çocuğunu savunma pozisyonuna geçerlerse, öğretmeni suçlayıcı konuşurlarsa;

Çocuğun algısı şu olur;
1. Ne yaparsam yapayım, annem babam beni korur.
2. Okula, idareye, öğretmenlere karşı olumsuz, güvensiz, eleştirel olur.
3. Onlara karşı tepkisini daha da artırır. Olumsuz davranışları varsa, bu davranışların pekişmesine neden olur.
3. Ya da uzun vadede; kendi hakkını arayamayan , ( çünkü annesi aramaktadır) çekingen, özgüvensiz, yetersizlik duygusuna sahip bir birey olur.
4. Okuldan, öğretmenden, dersten soğur ve başarısız olur.

Bir sorun varsa, iki tarafı da dinlemek, karşıyı kötülemeden, çocuğun ya da karşı tarafın davranışıyla ilgili çocuğun duygu ve davranışlarını boşaltmasını sağlamalı ve gerekeni yine çocuğun kendisinin yapmasına izin vermeli, hata kendisindeyse kendi davranışının sorumluluğunu almasını sağlamalı, hakkını savunamıyorsa, ( ki bu genellikle bizim ona verdiğimiz eğitimden kaynaklanır) bunun çözümü yoluna gitmeliyiz.

Okullar açıldı, tüm ülkemiz için , eli öpülesi, değerli öğretmenlerimiz için; geleceğimizin güvencesi yavrularımız için, çok başarılı bir eğitim öğretim yılı olsun. Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak

Erkekliğini göster!

” Erkekliğini göster!” Diyen bir kayınvalide, oğlu erkekliğini gösterdiğinde;
Oğlu üzülür , mutsuz olur.
Gelini üzülür, mutsuz olur.
Torunları üzülür, mutsuz olur.
Onların mutsuzluğundan mutlu olamaz. Bir şekilde kendisi de mutsuz olur.

” Erkekliğini gösteremedin! ” diyen bir kadın, eşi ailesine karşı erkekliğini gösterdiğinde;
Eşi üzülür, mutsuz olur.
Çocukları üzülür, mutsuz olur.
Kayınvalidesi üzülür, mutsuz olur.
Tüm bunlardan etkilenir, bir şekilde kendisi de üzülür, mutsuz olur.

Olay erkekliğini göstermek değildir. İki tarafı da dengeye getirmektir.
Herkesin yerinin ayrı olduğunu bilmek ve bildirmektir.
Eşiyle yanyana, omuz omuza, elele aynı yöne bakabilmektir.
Anneye saygı, sevgi, hürmet edebilmektir.
Hiç kimsenin kişisel sınırları aşmasına izin vermeden…
Kimseyi kırmadan, incitmeden, gönüle girebilmektir. Anneyi de eşi de dengeli sevebilmek, değer verebilmektir.

Not: Hiç bir erkek, erkekliği hakkında söz edilmesine tahammül edemez.

Aile Danışmanı, Yaşam Koçu, Spirituel, Kuantum, Teta Terapisti Ayşegül Özkonak

İLETİŞİM SORUNLARINDAN ÖRNEKLER

İLETİŞİM SORUNLARINDAN ÖRNEKLER
” Hocam kayınvalideme yakın oturuyoruz. Pat diye gelir.Hiç sormaz, danışmaz. Oğluna “akşam size geliyoruz”der. Hazır mısın, uygun musun? demez. Ben çalışıyorum. Çalışmasam bile, benim de kendime göre işim var. Sırf bu yüzden eşimle kavga ediyoruz. Ne yapabilirim?”

Kayınvalideye öneriler:
“Gelininize çat kapı gitmeyin. ” “Oğlumun evine de izinle girecek değilim ya?” diyenlerdenseniz, yanılıyorsunuz. Onun ayrı bir evi var. Hatta evlerine gitmek istediğinizde; ziyaretlerine gitme isteğinizi oğlunuzla değil, gelininizle konuşun. Bakalım müsait mi? Evde programları kadınlar yapar.Sizin geleceğiniz zaman bir programı olabilir. Siz de onlar da rahat etsin istiyorsanız, siz onların programına uymalısınız.
Aranızdaki kişisel sınırı bilirseniz, sorun olmaz. Kişisel sınırın olmadığı ya da bozulduğu zamanlar, ilişkiler arasında sorunlar başgösterir…

Gelinler için öneriler:
Bir gelin örneği ” Hocam kayınvalidemle aram çok iyi. Ben çalışıyorum, O bizde kalıyor ve kızıma bakıyor. Eve geldiğimde evi toplamış, yemekleri yapmış oluyor . Ama öyle bir hal aldı ki, evimin tüm düzenini kendi kafasına göre değiştiriyor. Sanki o ev onun.Arkadaşlarını akrabalarını eve çağırıyor. Ben kendi evimde kendimi misafir gibi hissediyorum.”

Bu gelinin kendini misafir gibi görmesi normal. Çünkü kişisel sınırları belirlememiş.
‘Misafir gelebilir mi? Gelebilir. Çünkü diğer türlü, kayınvalidesi çocuk ve evle uğraşırken, kendinin kullanıldığı hissine kapılabilir. Ama evinde olduğu gibi eşi dostu gelirse, rahat hisseder.
En güzeli herkesin kendi evinde olup, torununa da kendi evinde bakması. Mümkün değilse gelininin evine gidiyorsa, orda da kişisel sınırların bilinmesi gerekir. Eşyaların yeri, gelin ve oğlu isterse değişir.Kayınvalide isterse değil.

Diğer bir konu eşya seçimi;
Bir danışan örneği
” Hocam evlendik, tüm eşyaların ve düğün parası bizden çıktı. 15 bin lira düğün için kayınım borç verdi. 10 bin de eşim kredi çekti. Asgari ücretle çalışıyoruz. Bir de bebeğimiz oldu. Elimizde hiçbirşey kalmıyor. Çocuk hastalanıyor, dr’a götürecek para bulamıyoruz.Ay sonunu zor getiriyoruz”

Yeni evlenecek olanlara :
1. Çok fazla takı alınmasa, bu kadar masraflı bir düğün yapmasanız, en kötü ne olur?
2. Ev eşyasını parça parça alsanız en kötü ne olur?
3. Bebeğinizin ailenize katılmasını, borçlarınız bittikten 2 sene sonraya ayarlasanız en kötü ne olur?
4. Gelirinizle, giderinizi belirleyip, eşyalarınızı ve düğün masraflarını abartıya kaçmadan , ( ki abartıya kaçmazsanız borçlanmazsınız da) kimseye borçlanmadan yapabilseniz en kötü ne olur?
Ayşegül Özkonak
Yaşam Koçu, Aile Danışmanı,
Spirituel Kuantum Teta Healing www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/aysegulkisiselgelisim/
aysegulozkonak@hotmail.com

ANNE BABA OKUL ÇOCUK

ANNE BABA OKUL ÇOCUK

Geçenlerde bir anneyle konuşuyorum.
Diyor ki:
– Ayşegül hocam, okullar iyi ki var. Tatil boyunca ben işe gidince aklım hep evde kalıyordu.
– Çocuklar evdeyken kontrolsüz kaldıklarını mı düşündünüz?
– Aynen. Saatlerce ben işyerinde , onlar evde. İnternet başında. Ne yaptılar, ne ettiler takip edemedim. Sık sık aradım ama yine de ne yaptılar, ne ettiler bilemedim. Hele bazen oluyor ki, onlara tahammül bile edemiyorum. Okulların açılmasına biraz da onun için seviniyorum.

Kontrolün, iradenin; çocuğun kendisinde olmadığına , kontrol edecek hep birilerinin olmasına inanmış bir anne…Çocuğuna güvenmiyor.

Çocuğunuza bilgisayar kullanma alışkanlığını verir; en önemlisi de ona ” Oyun oynarken, bir saati aşmayacağına inanıyor ve güveniyorum. Sen bunu başarabilirsin.” İnancını verirseniz, o kendine inanır ve bilgisayar başında uzun süre geçirmez. Çünkü sizin ona olan inancınızın, güvencinizin sarılmasını istemez. Siz de yalnızken neler yapıyorlar korkusundan kurtulursunuz.)

Başka bir gün parkta oturuyorum.Bir anne, sözünü dinlemeyen çocuğuna şöyle bağırıyor:
“Okullar açılsın senden kurtulayım Seni anca orası paklar. ”

Böyle diyen bir anne; kendince çocuğu “adam “edecektir. Çocuk böylece şımarmayacak, annenin sözünü dinleyecek, yaptığı yanlış davranışlardan uzak kalacaktır. Ama zararı öyle büyük olur ki;

1. Çocuğa okul fobisini ve nefretini yerleştirir.
2. Öğretmen korkusunu ve nefretini yerleştirir.
3. Pısırık, içe kapanık, özgüvensiz, korkak, karamsar, şüpheci, kendi hakkını arayamayan, suçluluk duygusuna sahip bir çocuk olmasına neden olur.
4. Anneye bağımlı bir çocuk olmasına neden olur.
5. Ya da tam tersi davranışı sürdürmesine , tepkisel olmasına neden olur.

Okul açılacağı zaman aile içinde öyle güzel bir hava essin ki; okulda yeni bilgiler, yeni arkadaşlıklar kurulacağını söyleyin.Varsa kendi güzel örneklerinizden de bahsedin, çocuk okula gitmek ve öğrenmek için can atacaktır.
Eğer çocuğunuzun bir yanlışı olduysa, onun kişiliği ile değil, davranışının yanlışlığı üzerine konuşun. Okulu, öğretmeni korkutmak size de ona da büyük zarar verir.

Başka bir anne de geçen sene oğluyla, öğretmeninin tartışmasından bahsediyor. Öğretmeni için:
“Suratında meymenet yok. Zaten ilk görüşte içim ısınmamıştı. Benim oğlumu disipline vermiş. Vermeye ne hakkı var? Hemen okula koştum. Müdüre, ona, ağzıma geleni sıraladım . Bizi arkasız mı sandılar? Hakkımızı söke söke alacağım! ”

Eğer anne babalar,
çocuğun öğretmeniyle ya da idareyle olan sorununda, çocuğunu savunma pozisyonuna geçerlerse, öğretmeni suçlayıcı konuşurlarsa;

Çocuğun algısı şu olur;
1. Ne yaparsam yapayım, annem babam beni korur.
2. Okula, idareye, öğretmenlere karşı olumsuz, güvensiz, eleştirel olur.
3. Onlara karşı tepkisini daha da artırır. Olumsuz davranışları varsa, bu davranışların pekişmesine neden olur.
3. Ya da uzun vadede; kendi hakkını arayamayan , ( çünkü annesi aramaktadır) çekingen, özgüvensiz, yetersizlik duygusuna sahip bir birey olur.
4. Okuldan, öğretmenden, dersten soğur ve başarısız olur.

Bir sorun varsa, iki tarafı da dinlemek, karşıyı kötülemeden, çocuğun ya da karşı tarafın davranışıyla ilgili çocuğun duygu ve davranışlarını boşaltmasını sağlamalı ve gerekeni yine çocuğun kendisinin yapmasına izin vermeli, hata kendisindeyse kendi davranışının sorumluluğunu almasını sağlamalı, hakkını savunamıyorsa, ( ki bu genellikle bizim ona verdiğimiz eğitimden kaynaklanır) bunun çözümü yoluna gitmeliyiz.

Okullar açıldı, tüm ülkemiz için , eli öpülesi, değerli öğretmenlerimiz için; geleceğimizin güvencesi yavrularımız için, çok başarılı bir eğitim öğretim yılı olsun. Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak
Aile Danışmanı, Öğrenci Koçu, Yaşam Koçu, Teta Terapisti

Kişinin cep telefonu bağımlısı olduğu nasıl anlaşılır?

Kişinin cep telefonu bağımlısı olduğu nasıl anlaşılır?
– Cep telefonuna bakmadığında kendini boşlukta hissediyorsa,
– Yemeği yerken, yaparken ya da tuvaletteyken bile telefonla uğraşıyorsa,
– Zaman kavramını kaybediyorsa,
– Başka bir işle meşgulken bile aklı hep telefondaysa,
– Sosyal iletişimi azaldıysa, az konuşuyorsa,
– Birey sürekli oyunlardan bahsediyorsa,
– Cep telefonuyla uğraşırken öğrenciyse derslerini; yetişkinse görev ve sorumluluklarını unutuyorsa,
– Uyku problemi yaşıyor ya da çok geç saatlerde yatıyorsa,
– Öğrenciyse ödevlerini, yetişkinse yapacağı işleri erteliyorsa, başarısında, performansında düşüş varsa,
– Sırt, boyun, bilek, baş ağrısı gibi fiziksel sorunlar yaşıyorsa, kişi cep telefonu bağımlısı olabilir.
– Bağımlılıktan söz edebilmek için ayrıca, bireyin haftada ortalama 30 saat cep telefonuyla zaman geçirmesi gerekir.
Ayşegül Özkonak Yaşam Koçu, Aile Danışmanı, Öğrenci Koçu, Spiritüel, Kuantum, Teta terpisti

ALDATMA VE ALDATILMA KORKUSU

ALDATMA VE ALDATILMA KORKUSU

Tek neden olmasa da; sosyal medya sonrası aldatılma olayları maalesef daha da arttı.Çünkü ulaşım çok daha kolaylaştı. Sosyal medyada kişiler, esas hallerini değil, en güzel, hatta fotoshoplu ve çekici resimlerini yayınlar hale geldi. Kişi normal hayatında çekimser, asosyal olsa bile; sosyal medyada farklı kimlikle, kınama, ayıplanma korkusundan uzak, kendi eşlerine (sevdiklerine) söylemediği bazı sözleri söyleyebilme cesareti bularak, kendini olduğundan farklı gösterme
davranışı sergileyebilmekte.

Aldatılma korkusunun oluşma nedenleri neler ?

1.Geçmişinde babanın anneyi ya da annenin babayı aldatma hikayesinin olması.
2. Yakın akrabalardan birinin aldatılma hikayesine tanık olma.
3.Arkadaşının ya da komşunun aldatılma vakasını öğrenme.
4. TV. de aldatılma haberinin izlenmesi, dizi ya da sinemalarda aldatılma sahnelerinin bulunması, kendisini olayın kahramanıyla özdeşleştirdiği için altbilinçte günün birinde kendisinin de anlatılacağı korkusunu geliştirme.
Hele de özellikle kadınlarda , çocukluğundan getirdiği
” Her erkek aldatır” inancı varsa, eşinden ( sevgilisinden) şüphe etmeye, en ufak bir şüphede takibe almaya başlama…
Bazen aldatılma korkusu ve şüphesi o kadar artar ki, paranoya halini alır. Erkek( kadında) cep telefonunu kontrol etmeler, sosyal medyasını incelemeler, sorgulamalar, cep telefonuna ses dinleme programı indirmeler vs.
Bu baskıdan bunalan erkek ( / kadın); ( aldatma gerçek ya da değil) telefonuna şifre koymaya , mevcut şifreyi değiştirmeye veya telefonunu kapatarak , yaptıklarını gizlemeye başlar. Gizlemek; şüphenin daha da artmasına, olay ve davranış örüntüsünü, bir kısır döngü haline getirir. Bu davranışlar; çiftler arasında tartışmalar, kavgalar, küskünlükler, ayrılmalar, hatta boşanmaları beraberinde getirir.
Aldatma bazı kişiliklerde fazladır.
( Bunun hangi kişiliklerde daha fazla olduğunu yakında çıkacak olan kitabımda ayrıntılı belirttim.) Hatta kıskançlık, kontrol, sorgulamalar, ve aldatılma korkusunun, senaryolarının zihinde canlandırılması ve dolayısıyla bu enerjinin frekansını yayma; aldatma isteği olmayan eşi ( sevgiliyi) bile etkileyeceğinden; kadın ( / erkek) , dilimize de geçmiş olan ” korktuğum başıma geldi” gerçeğini yaşar. Yani aldatılır. Kuantum yasası…Neden korkuyorsak, onu , onunla ilgili olayları ve kişileri hayatımıza çekeriz .

Peki ne yapmalı?

Eğer erkek başka kadınlarla mesajlaşıyorsa, görüşüyorsa; (Bu durum, eşini aldatan kadın için de geçerlidir.) evliliğin ( ilişkinin) tekrar gözden geçirilmesi gerekir. Yani evliliğiniz ( ilişkiniz) sinyal veriyor demektir. Bu olay tek taraflı değildir Erkek ; eşinden cinsel anlamda; (kadın duygusal anlamda) tatmin olmuyorsa, evlilik ( ilişki ) rutinleşmişse, aldatma davranışı onun kişiliğine, inancına , karakterine ters değilse, aldatma görülebilmekte.

Bir erkek danışanım ;
“- Hocam eşimle her gününüz aynı, sabah çık işe git, akşam eve gel, yemek ye, TV. izle yat. Sabah aynı döngüye devam. Bu döngüden bıktım artık, bıktım…!
Bayan danışanım;
– Hocam, akşam işten gelir, yemek yer, ne benle ne çocuklarla ilgilenir,sohbet yok, birşey yok. Alır eline kumandayı ya da cep telefonunu…Her alışta elinden alıp çarpıp kırasım geliyor o telefonu… Kendimi evde fazlalık gibi görüyorum.”

Monotonlukta aldatılma normal mi? Mübah mı? Hayır. Asla… Aldatılma bireyler için başlı başına büyük bir travmadır. Mutlaka bir uzman desteği gerektirir.
Bu çift örneği, pek çok ailede görülüyor. Bununla birlikte, aradaki bu monotonluğun giderilme çalışmalarının yapılması , evlilik hayatına getirilen renklilikle, güzel sonuçlar ortaya çıkmaktadır.

1. Eğer eşinizin sizi aldattığından şüphe ediyorsanız; açık açık sormadan, aldatan başka birilerinden olumsuz örnekler vererek, kendisine çok güvendiğinizi, inandığınızı , iyi bir eş, iyi bir baba olduğunu belirten sözler edin.( Kendisine güvenildiği hissi, onda vicdan azabı oluşturur. En köklü, en kuvvetli değişim; vicdan azabıdır. Arkasına hafiye tutmanızdan daha etkilidir.Eğer böyle bir davranış yapıyorsa, bu davranıştan uzaklaşmasına neden olur. Ama kendisini suçlarsanız. Önce reddeder, inkâr eder. İspatlarsanız, “seni herkese anlatacağım” diye tehdit de etseniz , gözünün önündeki utanma perdesi yırtıldığı için ” Nerden inceldiyse ordan kopsun” düşüncesiyle hareket eder. Yani herşeye hazırlıklıdır.
2.Bazı erkekler aldatma eğilimini hastalık derecesine getirdiklerinden, ” Söz veriyorum. Hataydı. Bir daha asla.” da dese, aynı davranışa devam eder. Kişinin kendi başına aşacağı bir sorun değildir. Bu sorun için, konunun uzmanından destek almalıdır.
3. Diyelim ki ispatladınız. Eşinize de anlattınız, reddetti. Ya da kabul etti. Öncelikle bu evliliği hala yürütmek isteyip istemediğinizi kendinize sorun. Kendinize ” Ne istiyorum? ” diye sorun . Boşanmak mı, durumu ve evliliği devam ettirmek mi? Hangisi?
4.Eğer devam ettirmek istiyorsanız, bir aile danışmanından destek alın. Devam ettirmek istemiyorsanız da destek alın. Çünkü aldatılmak büyük bir travmadır.Etkisi yıkıcı olur.Boşansanız bile, tanıştığınız kişinin de sizi aldatacağından, aynı acıyı, üzüntüyü tekrar yaşatmasından korkarak, yeni ilişkilere adım atamazsınız…Terapi alırsanız; gerçekleşen olayı değiştiremezsiniz ama, terapistiniz olayın sizde oluşturduğu etkiyi , anlamını, manasını, algısını değiştireceği için, olay aklınıza geldiğinde, önceki kadar canınız acımaz. Yani o zor dönemi daha kolay atlatırsınız.
5.Olay açığa çıktığında vermeniz gereken tepkiyi verin .Davranışının yanlışlığı ile ilgili sözler söyleyin. Ama kişiliği, erkekliği (/ kadınlığı) ile ilgili can acıtıcı sözler , hakaretler değil. Duygunuzu açıkça ifade edin. Haklıyken, haksız duruma düşmeyin.
6. Olanları duyduğunuzda yakınlarınıza söz etmeyin. Ettiğinizde, bir süre sonra siz eşinizle iyi olursunuz ama onlar asla bunu unutmaz. Eşinize hep; lekeli , namussuz, güvenilmeyen, eşini aldatan insan gözüyle bakmaya devam ederler. Eşinizden, dolayısıyla sizden uzak kalmaya çalışırlar. Bu davranış da sizin daha fazla üzülmenize neden olur.
7.Eşinizi internette takip etme sürekli onun cep telefonunu kontrol etme isteğine gem vuramıyorsanız bir uzmandan destek alın. Bu davranış paranoya belirtisidir. Aldatma gerçek veya değil; sürekli kontrol etme davranışının temelinde güvensizlik olduğu için, her şekilde üzülen yine siz olursunuz. Bu konuda da destek alın.
8.Eşinizin ilgi alanlarına sevmeseniz de ilgi gösterin.
9. Ona onay sözcükleri kullanın.
10. Birlikte geçireceğiniz zamanları artırın.
11. Onun karşısında şık, en güzel halinizle ve bakımlı olun.
12. Evliliğinizle ilgili siz ne istiyorsunuz, o ne istiyor , bu konudaki hassasiyetini sorun ve kendi isteğinizi de dile getirin.
Karşılıklı yapılması gerekenleri uygulamaya geçirin.
13.Bu aldatılma korkunuzun ve çevreye yaydığınız frekansın düzeltilmesi için bu konunun bir uzmanından destek almalısınız. Bu korkunuzu ve bedeninizden yaydığınız ” aldatılacağım” enerjisini çevreye yaydığınız sürece ; nereye giderseniz gidin, boşansanız, başka yeni kişilerle tanışsanız da, yeni birliktelikleriniz de olsa; o duygu , o korku, o inanç sizde oldukça, yaydığınız bu frekans, aldatma eğilimindeki insanları kendinize çeker.

Ayrıca şu da bilinmeli ki; aldatan bir bireyin, partnerini evlilik öncesi pek çok kişiyle aldatma eğilimi varsa; evlendikten sonra da devam etme olasılığı çok fazladır.
Eğer birey sadece duygu karmaşasında bir kez böyle bir davranışta bulundu ve vicdan muhasebesi yaptıysa, arada sevgi varsa, partneriyle beraberce destek aldığı takdirde, bu travmanın üstesinden kolayca gelebilme olasılıkları da fazladır.

Bazen fırtınalar dindiğinde, güneş nasıl yeniden doğar, heryer ışıl ışıl olursa, bazı evliliklerde de bu fırtınalardan sonra birbirlerinin değerini daha iyi anladıkları, kaybetme korkusu duydukları için; çiftler evliliklerine daha sıkı bağlanabiliyorlar.
Lütfen, yuvayı yıkmadan önce etraflıca, tekrar, mantıklıca düşünün.
Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak Aile Danışmanı, Yaşam ve Öğrenci Koçu, Spirituel, Kuantum, Teta Healing
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/aysegulkisiselgelisim/
www.aysegulozkonak.com

İyiler Kapılmışlardır

Ailenizden,çevrenizden şu sözleri duydunuz mu ya da duyuyor musunuz?
-Evlenemediniz gittiniz,başıma kaldınız.
-Tohuma kaçtınız.
-Bu yaştan sonra evlenemezsin.
-Evde kaldın.
-Yirmibeşine kadar evlendin evlendin.Bir daha kendine uygun birini zor bulursun.
( Boşandıysanız eğer)-Boşandın mı bir daha evlenemezsin, çok zor.
– Adın dula çıktı mı zor,sevsen de seni almazlar artık.
-İyiler kapılmışlardır.
-Erkekler aldatır.
-Kendini ezdirme.
-Gelinlikle girdiğin evden kefenle çıkarsın.
-Evlenince altın taş,üstün tokaç da olsa sesini çıkarmayacaksın.
-Bütün iyi erkekler evli.
-Ağzımla kuş tutsam karşı cinse yaranamıyorum.
-Karşıma hep aldatan erkekler çıkıyor.
– Kaç kere terkedildim.
-Aradığım özellikte birini bulamıyorum.
-Doğru düzgün evlenilecek birini bulmak bu devirde çok zor.
vb.
Bunlar bilinçaltınıza kodlanmıştır.Bu sözler düşünce şeklinde sanki sizin düşüncelerinizmiş gibi aklınıza gelir İçinizde bir suflör sürekli konuşur durur ve her seferinde sizin yeni adımlar atmanızı engeller.İçinizden bir ses,”arkadaşlarınızın evlendiğini ,çocuk çoluk sahibi olduğunu,sizin bunları yaşamada çok geç kaldığınızı” söyler.Böylece evlenip evlenmemekte kararsızlıklar yaşarsınız.Sizde de bu ve benzeri olumsuz inanç ve yanlış düşünce kalıpları varsa,evlenmede sıkıntı yaşıyorsanız,tüm bunlardan kurtulabilir,kendinize yeni bir yol çizebilirsiniz.

UNUTAMADIKLARIMIZI UNUTMAK MÜMKÜN MÜ?

UNUTAMADIKLARIMIZI UNUTMAK MÜMKÜN MÜ?
Birini çok sevdiniz . Ayrılmak zorunda kaldınız. Acı çektiniz ya da hâlâ çekiyorsunuz. Belki başkasıyla berabersiniz. Ama aklınızda ayrıldığınız kişi var. Ne ordasınız, ne burda… İkilemdesiniz.Araftasınız.
Unutmak istiyorsunuz, unutamıyorsunuz. Yeni hayata başlamak istiyorsunuz ama sizi bir şeyler geri çekiyor. İşinize, özel yaşamınıza odaklanamıyorsunuz. Acı çekiyorsunuz…İçiniz acıyor. Küllenir gibi oluyor, yeniden alevlendiriyor. Bazen bir ses, bir koku, bir resim, bir şarkı, bir yazı onu hatırlatıyor.Zihniniz dolu. Kafanız karmakarışık…

Çaresi var mı?
Var.
Bu karmaşa biter mi?
Biter.
Ne zaman biter?
Yılları beklemeye gerek yok; anlık biter.
Nasıl?
Teknik çalışmalarla …:)
Sevgiyle kalın…
Ayşegül Özkonak Yaşam Koçu, NLP Eğitmeni, Aile Danışmanı, Spirituel, Kuantum, Teta Terapisti
www.aysegulozkonak.com

Ayşegül Özkonak