BÜYÜKLERİNİZ YAŞLANDI MI?
Dün iki ayrı yaşlılar yurdunu ziyaret ettik. Birisi davet üzere gittiğimiz, 150 kişilik kapasiteli bir yurt. Diğerine davetsiz gittik. Tüm binayı yemekhanesine kadar gezdik.
Oturma odalarında yaklaşık 15 teyzenin sessiz sessiz oturduğu salonun kapısından selam verir vermez, o sessizlik gitti. Yerini neşeli seslere bıraktı.
“İçeri gelsene” diyen; sevinçlerini seslerinde, bedenlerinde ve gözlerinde hissettiğim teyzelerin, ellerini öperek herbirine tek tek sarılarak yanlarına oturdum..Birisi koltukta uyuyordu. Ona dokunmadım. Bıraktım uyusun…:)
İki tanesinin alzheimer olduğu belli, dört tanesi kendi halinde. Diğerleriyle eş, çocuk, memleketlerinden bahsettik biraz.
Birisi bana ” Elimi tut kalkayım, iş beni bekliyor, daha koyun kırpacağım” diyor.Aklında memleketi, işleri… Alzheimer.
Teyzelerle biraz daha sohbet edip vedalaşırken bana” Yeniden gel emiii. Seni pek sevdik” diye tembihliyorlar.
Sözleşip , vedalaşıp ayrılıyoruz.

Yaşlılar Yurdu…
Bazı evlatlar çeşitli sebeplerle ana ya da babayı getirip oraya bırakmak zorunda kalıyor.
Ya sürekli çalıştığı için işi elvermiyor, Ya kendisi de bakamıyor, ya da …
Anne/ babası ona yıllarca emek vermiş, doğurmuş, büyütmüş , okutmuş bir iş ve eş sahibi etmiş, ama gelin ya da damat bakıma muhtaç olan anne – babanın bakımını reddediyor. Evlat da sorun çıkmasın diye çözümü yurda bırakmakta buluyor.
Bıraktığı için de vicdan azabı ile cebelleşiyor. Bir kedi yavrusunu bile bırakırken insanın yüreği nasıl dayanmazsa, anne babayı oraya bırakanlar da bunun binlerce katını hissediyor eminim. Onların da psikolojik bir desteğe ihtiyaçları var aslında.
Bazı evlatlar da yükten kurtulmak istedikleri, anne baba iletişiminde sorunlar olduğu, belki de onları hala affetmedikleri için bırakıyorlar yurda.Onlar da bu durumdan mutsuz. Vicdan ve kırgınlık arasında sıkışıp kalıyorlar ve onlar da bir desteğe ihtiyaç duyuyorlar.
İşte bu durumda aklınızda olsun; bu aşamaya gelmeden önce aile sorunlarının çözülmesi gerekir. En önemlisi de ruhsal anlamda affetme çalışmalarının yapılması…
Anne babalar ne yapıyor peki?
Yaşlılar yurduna kendileri istemeden geldiklerinden dolayı çoğunluğu depresif ruh halindeler. Onlar evini, yatağını, mutfağını, kanepesini, kedisini ,mahallesini, sokağını, sohbet ettiği komşularını, dostlarını özlüyor. Bunların arasında evine dönmek isteyenler olabiliyor. Çünkü istemeden gittiği / bırakıldığı hissiyle, bu yer ona kapana sıkılmışlık ya da kafese konulmuşluk duygusu oluşturuyor.
Sohbetimiz esnasında duygularını öğrenmek istediğim bir teyze şunu söylüyor ” Kızım burda bize gül gibi bakıyorlar. Benim oğlum avukat, torunun biri doktor oldu. ( Bunları söylerken gözlerinin içi gülüyor) Beni buraya getirdiler. Buraya gelerek onları mutlu ettim ama ben onlardan daha mutluyum”
” Ne kadar güzel, burada olmaktan mutlusunuz ” diyorum.
Neşeyle gülüyor.” Çok şükür, daha ne olsun? ”
85- 90 yaşlarında mutsuz bir teyze var, ona soruyorum. ” Siz nasılsınız?”
” Eh işte”
Bakış açısını değiştirmek için soruyorum” Buraya gelmeden önce evde tek başına mı yaşıyordunuz?
” Hı hı”
“Tek başınayken yemek , temizlik, bakımınızı, evişlerini, alışverişinizi kim yapıyordu? Kendiniz yapabiliyor muydunuz? ”
( Hiçbirini yapamayacağı belli, özellikle soruyorum ki buradaki yaşantısının kolaylığı ile eski yaşantısının zorluğu arasındaki farkı farkedebilsin.)
O daha cevap vermeden, yanımdaki bir teyze : ” Yapamazdık. Üç öğün yemeğimiz hazır. Doktorumuz, hemşiremiz var. Bak burda oturur, Tv. İzleriz. Sonra da uykumuz geldiği gibi odaya yatmaya gideriz. Evde olsak kim yapacak yemeği?…Tek başına insanın canı bile istemiyor.” Diyor.
Konuşması engellenen teyze ” hı hı ” diyerek, başıyla da arkadaşını onaylıyor.
Birisi de” Bazen dertleşiriz” diye cevap veriyor.
” Buraya ilk geldiğinizde uyum sağlamak için neler yaptınız?”
” İlkin zor oldu ama alıştık,” diyor oğlu avukat olan teyze.
Bir diğer ” Alışmasan ne yapacaksın? ” diyor.
Uyumsuz olanların o ortama uyumlarını artırmak, hayata bağlanmalarına yardımcı olmak, geçmişte yaşadıklarının bitmesini sağlayıp,” Artık herşey geride kaldı, hepsi benim için bir öğretiydi” inancını oluşturmak için çalışmalar yapılmalı.
Hiç kimse kolay kolay anne babasını yurtlara bırakmak istemez. Çünkü yurtlarla ilgili genel bir algı var. Atılmıştık, itilmişlik, atıl duruma gelmişlik , reddedilmişlik duygusu oluşturuyor zihinlerde.
Peki ne yapalım?
Bakıcı bulunamıyorsa, diğer sorunlar da mevcutsa, doğru ve iyi bir bakımevi uygun mu sizce?
Bakımevleri nasıl olmalı?
Dün iki ayrı yurda gittim. İkisini de, yaşlıları da, hizmet edenleri de , yöneticileri de gözlemledim.
İki yönetici ile de yaptığım sohbet ve gözlemlerimde şunu farkettim.”Ben kazandığım paraya bakarım” zihniyeti yok.” Daha neler yapabilirim? ” gayretindeler ; “yaşlılarımız ve ailelerinin mutluluğu için daha neler yapabiliriz? ” konusunda da benden yaşam koçu olarak yardım taleb ediyorlar.Yapmak istedikleri projelerden bahsediyorlar. Kendilerini yürekten takdir ediyorum.
Anne babaya iyi davranmak, onlara “öf” bile dememek inancına sahip bir dine mensubuz.Onlara elbette bakmalıyız.Buna rağmen, ihtiyaç halinde de bu yurtların artırılması inancındayım.
Yurtların kalitesi için neler yapmalı:
1.Çok iyi kontrol gerekli. Binalar yapılırken, tekerlekli sandalyeyle kendi başlarına gidebilecekleri zeminler hazırlanmalı.
2.Sağlıklı bir yetişkin, asansör başında beklerken yan tarafta durarak kendini koruyabilir. Ama yaşlılar buna vakıf değil.Asansör kapısı içerden itildiğinde, kapı önünde korunmasız bekleyen bir yaşlıya çarpabilir.Risk oluşturabilir.
O yüzden asansörlerin kapısı dışa açılan değil, yanlara açılan olmalı.
3.Odalarına, kendini iyi ve evinde hissettirecek, sevdikleri eşyalar, fotoğraflar getirilmeli.( Abartmadan ve kuralı bozmadan.)
4.Arada sırada dışarıya gezmeler düzenlenebilir.
5.Bahçede bir ağaç altına oturabilecekleri mekanlar hazırlanmalı. Yani kendini kapana kısılmışlıktan yaşlılarımız kurtarılmalı.
6.Renkler insan ruhu üzerinde çok büyük bir etkiye sahip. Tüm mekanda onları mutlu, neşeli, huzurlu,coşkulu ve enerjik hissettirecek renkleri oluşturan, duvar rengi, tablolar, zemin, masa ve koltuklar, kanepeler kullanılmalı.
7.Çalışanlar; güleryüzlü, sevgi dolu,merhametli, vicdanlı, yardımsever, ruh sağlığı yerinde olan kişilerden seçilmeli.
8. Onları motive edecek, adaptasyonlarını sağlayacak etkinlikler, seminerler ve teknikler uygulamalı.
9. Onları motive edecek, el becerilerini, hafızalarını güçlendirecek kurslar, uygulamalar, oyunlar, eğlenceler,teknikler gerçekleştirilmeli..
10. Aile günü düzenlenip, mutlaka görmediği ailelerinin oraya gelmesi sağlanmalı.
11. Ya da bazı zamanlar, onların yanına gitmesi sağlanmalı.
12. Şehir turları düzenlenebilir.( Uygun olanlar için)
13. Kendilerini daha yeterli hissedebilmeleri için küçük çocuklarla iletişim sağlanmalı ve onların hayat tecrübelerinden yararlanma gerçekleştirilmeli.
14. Kendi aralarında korolar kurularak, hala işe yaradıkları hissi geliştirilebilir.Amatörce de olsa, konser verebilmeleri sağlanmalı.
Bu işletmelerde çalışmak hiç kolay değil bunu söylemeliyim.
Altına yapan, kendi dışkısını yiyen, eve gitmek isteyen, öfkelenen, unutan, demans, alzheimer, ruh sağlığı bozulmuş, depresyon, parkinson hastası, mutsuz, umutsuz, karamsar öyle çok yaşlı var ki…
Bu işletmelerde görevli tüm çalışanlarımıza kolaylıklar diliyorum.
Kendilerini geliştirmeye, yenilemeye çalışan bu tarz yöneticilerin ve buna benzer yaşlılar yurdunun artması dileğim.
Size tavsiyem. Ya bir çocuk yetiştirme yurdunu ya da yaşlılar yurdunu mutlaka ziyaret edin. Onlarla azıcık da olsa sohbet edin .O ortamı bir kez olsun koklayın. Kendi yaşantınız ve orası arasındaki farkı farkedin. Sizce onlar için neler yapabiliriz, nasıl bir katkıda bulunabiliriz? Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/aysegulkisiselgelisim/
aysegulozkonak@hotmail.com