ESKİ RAMAZANLAR
Bugün çocukluğumuzdaki Ramazanları aklımıza getirelim mi ne dersiniz? Sanırım hepimizinki benzerdi.
Ben yedi – sekiz yaşlarındaki çocukluğumu hatırlayınca; sahurda annemin sırf babam istiyor diye, yufkadan yaptığı böreğin tadı ve kokusunu sanki hala duyumsarım. Nasıl da mis gibi kokardı…
O lezzetli böreği annem, sahurda yapar ve pişirirdi.Şimdi düşünüyorum da, ne büyük bir özveri…
Ablam ve ben; sahur vakti ( her ne kadar sessiz olmaya çalışsalar da) anne babamın sesine uyanır “Biz de oruç tutacağız” diye tuttururduk.
Annem ” Yavrum siz daha çok küçüksünüz, dayanamazsınız” da dese ; zorlansak da yine de tutabildiğimiz kadar, yaşımıza göre orucumuzu tutardık.
Ben köyde , bahçeli evde büyüdüm.
Çocukluk bu ya; mahalle arkadaşlarıyla yüksek bir tepeye çıkar, akşam olup da köydeki tek camiden duyulan ezan sesini işittiğimizde hep bir ağızdan ” e- zan o – kun- duuu, o- ruç bo -zul -duuu ! “diye koşarak eve gelirdik.
İftar vakti oruç açarken tüm aile bir arada açılan orucun, yenen yemeğin tadı, yapılan duanın hazzı bambaşkaydı.Küçücük yaşımızda görevini yapmanın rahatlığını, huzurunu duyar, mutluluğunu yaşardık.
Arefe günleri konu komşu herkes birbirine yaptığı pişi, lokum, gözleme , (artık ne pişirdilerse )birbirine tadımlık verir, selamlaşır, ayak üstü sohbet eder.
Annem gelenlere ” İçeri geç, bir soluklan , azıcık dinlen” dese; ya oturur ya da “Sofra meydanda,toplanacak; bayramlık ekmek yaptım valla pek yoruldum, Muzaffer abla,artık bayrama geliriz ” der, helallaşmalarla ayrılırdı.
Bazı zamanlar, biraraya gelir, imece usulü bayramlık yufka, börek, baklava yaparlardı. Hem de güzel sohbetler eşliğinde…
Kapılar hiç kilitlenmezdi.
Gelen kişi önce ” Muzaffer ablaaa ben geldim” diye seslenir;
” Gel içeri, buyur” sesini duyduğu gibi, kapı kulpunu çevirir girerdi.
Ya şimdi; kilit üstüne kilit vuruluyor kapılara. (Ama alışkanlıklar kolay bırakılmıyor , bizimkiler hala kapılarını kilitlemez 🙂 )
Bayram öncesi yaşlıların evinde ne ihtiyacı varsa karşılanmaya çalışılırdı. Bayramlarda küçüklere mendil, şeker, ( yakın dost çocuğuysa) para verilir, herkes birbirini ziyaret eder, hal hatır sorulurdu .
Düşünüyorum da çok güzel komşuluklar yaşamışız. Büyük şehirlerde nadir de olsa, hala o güzel komşulukları yaşadığımız apartmanlar var.
N’olur bu dostlukları, bu vefayı sürdürelim. Yeni nesle bir miras bırakalım. İyi niyeti , (tedbirli olarak da olsa ) sürdürelim.
Hani hep denir ya, ” Nerde o eski Ramazanlar ?” diye.
Sizleri bilmem ama, bazı zamanlar çocukluğumdaki o eski dostlukları, komşulukları, yardımlaşmaları, Ramazanları ve Bayramları çoook özlerim.
Ayşegül Özkonak
Aile Danışmanı Yaşam ve Öğrenci Koçu