Ayşegül Özkonak

Kişisel Gelişim

Month: Haziran 2017 (Page 1 of 2)

ANILAR

ANILAR
Evimizin bahçesinde; bölmelerinde tavuk, hindi, kaz ve koyunlarımızın olduğu iki odalı uzun bir dam vardı.Damın duvarına yaslanmış bir şekilde duran 1,5 – 2 metrelik uzunluğunda, babamın el emeği tahta merdivene tırmanır, damın çatısına çıkar, düşme korkusu duymadan kiremitlerinde seyirtir, o yüksekten Eskişehir’e uzanan asfalt yolu izlerdim. ( Kırılan kiremitleri tamir etmek de canım babama düşerdi).Damın dibindeki elma ağacının, çatıya sarkan dallarındaki en tatlı elmaları koparır yer; tam rüzgar eserken, iki kolumu yanlara açar, rüzgarın yüzümü tenimi yalayarak geçtiği anda, gözlerimi kapar hayaller kurardım.İnerken merdivenden inmez; ağacın, damın duvarına en yakın ve güçlü dalını yakalar, bir daldan diğerine tutunarak aşağı atlardım. Kardeşlerimle; bahçemizin etrafındaki boyumuzu 1,5 kat aşan duvara tırmanır, iki kolumu açarak dengeye gelir, üzerinde yürürdüm. Sakin görünen bir kız çocuğuna göre bayağı hareketliydim. Mahalle arkadaşlarımızla akşama kadar, beş taş, üç taş, met( çelik- çomak) oynardık. Şimdi hayal ediyorum o iki ucu sivri met çubuğunu oynarken birimizin kafasına gözüne nasıl gelmezmiş. Annem: -Akşam oldu, yeter artık eve girin. Akşam akşam başınıza gözünüze gelir, yeterin artık! Diye seslenir;
– Anne nolur çok az kaldı diye yalvarırdık.
Bazen yakan top oynardık.
Kızlı erkekli oynadığımız oyunlarda, hiçbirimizin aklına kötü, en ufak birşey de gelmezdi.
Bahçemizde hemen her çeşit meyve ağaçları vardı. Kayısı, erik. vişne , elma, armut, dut, iğde, fındık, böğürtlen, ayva, kiraz. En sevdiğim an da; ; ” Bu benim ağacım dediğim” kayısının dalına minder atıp , çıkıp kitap okuduğum, kendimle başbaşa kaldığım andı.
Bahçemizde ilkbaharda ilk açan çiçekler , duvar dibindeki güllerin altındaki nergis ve sümbüllerdi. Onları koklamadan okula gitmezdim .Sanırım o yüzden bu çiçekleri diğerlerine göre daha fazla seviyorum…

Zihnimiz hep acı olayları kaydeder. Nedeni de bizi benzeri olumsuzluklardan korumak içindir. Oysa sadece acı değil, çok güzel anlarda yaşarız…Eğer o algımızı açarsak, o güzelliklere de daha çabuk ulaşırız.
Gözlerinizi kapatıp geçmişteki o güzel zamanlarınızı hayal etmeye çalışın.Tekrarladıkça o anıların arttığını da farkedeceksiniz. Derin nefesler alıp vererek, odaklanarak bu duyguyu hissedin.
Yaşadığımız küçük anlar, bizi yıllar geçse bile nasıl da mutlu ediyor öyle değil mi?
Çocuklarımıza küçük ama güzel anlar, anılar bırakalım.
Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak Aile Danışmanı, Yaşam ve Öğrenci Koçu
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/aysegulkisiselgelisim/
aysegulozkonak@hotmail.com

Günaydın

Günaydın
Partnerlerimizle ya da evliliğimizde eşimizle bir sorun yaşıyorsak; kök ailemize bakarak , bu sorunun esas kökenini de bulabiliriz.Geçmişimizde anne babamızla, atalarımızla bitiremediğimiz hangi sorunlar var? Hangilerini her seferinde tekrar tekrar yaşıyoruz?

Ayşegül Özkonak

Günaydınlar

Günaydınlar.:)
Bugün hayatınızı düşünün…
“Her günüm aynı, tekdüze bir hayatım var” diyenlerden misiniz?

Sizce nasıl renklendirebilirsiniz?
Monotonluktan nasıl kurtulabilirsiniz?
Kendinizin ve başkalarının hayatına nasıl bir katkıda bulunabilirsiniz?

Şimdi hayatınızı tekrar düşünün.
Bugün dünden farklı ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Hadi başlayın…
Bugün hayatınızda olumlu,değişik,güzel bir fark yaratmayı deneyin.

Ayşegül Özkonak

BÜYÜKLERİNİZ YAŞLANDI MI?

BÜYÜKLERİNİZ YAŞLANDI MI?
Dün iki ayrı yaşlılar yurdunu ziyaret ettik. Birisi davet üzere gittiğimiz, 150 kişilik kapasiteli bir yurt. Diğerine davetsiz gittik. Tüm binayı yemekhanesine kadar gezdik.
Oturma odalarında yaklaşık 15 teyzenin sessiz sessiz oturduğu salonun kapısından selam verir vermez, o sessizlik gitti. Yerini neşeli seslere bıraktı.
“İçeri gelsene” diyen; sevinçlerini seslerinde, bedenlerinde ve gözlerinde hissettiğim teyzelerin, ellerini öperek herbirine tek tek sarılarak yanlarına oturdum..Birisi koltukta uyuyordu. Ona dokunmadım. Bıraktım uyusun…:)
İki tanesinin alzheimer olduğu belli, dört tanesi kendi halinde. Diğerleriyle eş, çocuk, memleketlerinden bahsettik biraz.
Birisi bana ” Elimi tut kalkayım, iş beni bekliyor, daha koyun kırpacağım” diyor.Aklında memleketi, işleri… Alzheimer.
Teyzelerle biraz daha sohbet edip vedalaşırken bana” Yeniden gel emiii. Seni pek sevdik” diye tembihliyorlar.
Sözleşip , vedalaşıp ayrılıyoruz.

Yaşlılar Yurdu…
Bazı evlatlar çeşitli sebeplerle ana ya da babayı getirip oraya bırakmak zorunda kalıyor.
Ya sürekli çalıştığı için işi elvermiyor, Ya kendisi de bakamıyor, ya da …
Anne/ babası ona yıllarca emek vermiş, doğurmuş, büyütmüş , okutmuş bir iş ve eş sahibi etmiş, ama gelin ya da damat bakıma muhtaç olan anne – babanın bakımını reddediyor. Evlat da sorun çıkmasın diye çözümü yurda bırakmakta buluyor.
Bıraktığı için de vicdan azabı ile cebelleşiyor. Bir kedi yavrusunu bile bırakırken insanın yüreği nasıl dayanmazsa, anne babayı oraya bırakanlar da bunun binlerce katını hissediyor eminim. Onların da psikolojik bir desteğe ihtiyaçları var aslında.
Bazı evlatlar da yükten kurtulmak istedikleri, anne baba iletişiminde sorunlar olduğu, belki de onları hala affetmedikleri için bırakıyorlar yurda.Onlar da bu durumdan mutsuz. Vicdan ve kırgınlık arasında sıkışıp kalıyorlar ve onlar da bir desteğe ihtiyaç duyuyorlar.
İşte bu durumda aklınızda olsun; bu aşamaya gelmeden önce aile sorunlarının çözülmesi gerekir. En önemlisi de ruhsal anlamda affetme çalışmalarının yapılması…
Anne babalar ne yapıyor peki?
Yaşlılar yurduna kendileri istemeden geldiklerinden dolayı çoğunluğu depresif ruh halindeler. Onlar evini, yatağını, mutfağını, kanepesini, kedisini ,mahallesini, sokağını, sohbet ettiği komşularını, dostlarını özlüyor. Bunların arasında evine dönmek isteyenler olabiliyor. Çünkü istemeden gittiği / bırakıldığı hissiyle, bu yer ona kapana sıkılmışlık ya da kafese konulmuşluk duygusu oluşturuyor.
Sohbetimiz esnasında duygularını öğrenmek istediğim bir teyze şunu söylüyor ” Kızım burda bize gül gibi bakıyorlar. Benim oğlum avukat, torunun biri doktor oldu. ( Bunları söylerken gözlerinin içi gülüyor) Beni buraya getirdiler. Buraya gelerek onları mutlu ettim ama ben onlardan daha mutluyum”
” Ne kadar güzel, burada olmaktan mutlusunuz ” diyorum.
Neşeyle gülüyor.” Çok şükür, daha ne olsun? ”
85- 90 yaşlarında mutsuz bir teyze var, ona soruyorum. ” Siz nasılsınız?”
” Eh işte”
Bakış açısını değiştirmek için soruyorum” Buraya gelmeden önce evde tek başına mı yaşıyordunuz?
” Hı hı”
“Tek başınayken yemek , temizlik, bakımınızı, evişlerini, alışverişinizi kim yapıyordu? Kendiniz yapabiliyor muydunuz? ”
( Hiçbirini yapamayacağı belli, özellikle soruyorum ki buradaki yaşantısının kolaylığı ile eski yaşantısının zorluğu arasındaki farkı farkedebilsin.)
O daha cevap vermeden, yanımdaki bir teyze : ” Yapamazdık. Üç öğün yemeğimiz hazır. Doktorumuz, hemşiremiz var. Bak burda oturur, Tv. İzleriz. Sonra da uykumuz geldiği gibi odaya yatmaya gideriz. Evde olsak kim yapacak yemeği?…Tek başına insanın canı bile istemiyor.” Diyor.
Konuşması engellenen teyze ” hı hı ” diyerek, başıyla da arkadaşını onaylıyor.
Birisi de” Bazen dertleşiriz” diye cevap veriyor.
” Buraya ilk geldiğinizde uyum sağlamak için neler yaptınız?”
” İlkin zor oldu ama alıştık,” diyor oğlu avukat olan teyze.
Bir diğer ” Alışmasan ne yapacaksın? ” diyor.
Uyumsuz olanların o ortama uyumlarını artırmak, hayata bağlanmalarına yardımcı olmak, geçmişte yaşadıklarının bitmesini sağlayıp,” Artık herşey geride kaldı, hepsi benim için bir öğretiydi” inancını oluşturmak için çalışmalar yapılmalı.
Hiç kimse kolay kolay anne babasını yurtlara bırakmak istemez. Çünkü yurtlarla ilgili genel bir algı var. Atılmıştık, itilmişlik, atıl duruma gelmişlik , reddedilmişlik duygusu oluşturuyor zihinlerde.
Peki ne yapalım?
Bakıcı bulunamıyorsa, diğer sorunlar da mevcutsa, doğru ve iyi bir bakımevi uygun mu sizce?
Bakımevleri nasıl olmalı?
Dün iki ayrı yurda gittim. İkisini de, yaşlıları da, hizmet edenleri de , yöneticileri de gözlemledim.
İki yönetici ile de yaptığım sohbet ve gözlemlerimde şunu farkettim.”Ben kazandığım paraya bakarım” zihniyeti yok.” Daha neler yapabilirim? ” gayretindeler ; “yaşlılarımız ve ailelerinin mutluluğu için daha neler yapabiliriz? ” konusunda da benden yaşam koçu olarak yardım taleb ediyorlar.Yapmak istedikleri projelerden bahsediyorlar. Kendilerini yürekten takdir ediyorum.
Anne babaya iyi davranmak, onlara “öf” bile dememek inancına sahip bir dine mensubuz.Onlara elbette bakmalıyız.Buna rağmen, ihtiyaç halinde de bu yurtların artırılması inancındayım.
Yurtların kalitesi için neler yapmalı:
1.Çok iyi kontrol gerekli. Binalar yapılırken, tekerlekli sandalyeyle kendi başlarına gidebilecekleri zeminler hazırlanmalı.
2.Sağlıklı bir yetişkin, asansör başında beklerken yan tarafta durarak kendini koruyabilir. Ama yaşlılar buna vakıf değil.Asansör kapısı içerden itildiğinde, kapı önünde korunmasız bekleyen bir yaşlıya çarpabilir.Risk oluşturabilir.
O yüzden asansörlerin kapısı dışa açılan değil, yanlara açılan olmalı.
3.Odalarına, kendini iyi ve evinde hissettirecek, sevdikleri eşyalar, fotoğraflar getirilmeli.( Abartmadan ve kuralı bozmadan.)
4.Arada sırada dışarıya gezmeler düzenlenebilir.
5.Bahçede bir ağaç altına oturabilecekleri mekanlar hazırlanmalı. Yani kendini kapana kısılmışlıktan yaşlılarımız kurtarılmalı.
6.Renkler insan ruhu üzerinde çok büyük bir etkiye sahip. Tüm mekanda onları mutlu, neşeli, huzurlu,coşkulu ve enerjik hissettirecek renkleri oluşturan, duvar rengi, tablolar, zemin, masa ve koltuklar, kanepeler kullanılmalı.
7.Çalışanlar; güleryüzlü, sevgi dolu,merhametli, vicdanlı, yardımsever, ruh sağlığı yerinde olan kişilerden seçilmeli.
8. Onları motive edecek, adaptasyonlarını sağlayacak etkinlikler, seminerler ve teknikler uygulamalı.
9. Onları motive edecek, el becerilerini, hafızalarını güçlendirecek kurslar, uygulamalar, oyunlar, eğlenceler,teknikler gerçekleştirilmeli..
10. Aile günü düzenlenip, mutlaka görmediği ailelerinin oraya gelmesi sağlanmalı.
11. Ya da bazı zamanlar, onların yanına gitmesi sağlanmalı.
12. Şehir turları düzenlenebilir.( Uygun olanlar için)
13. Kendilerini daha yeterli hissedebilmeleri için küçük çocuklarla iletişim sağlanmalı ve onların hayat tecrübelerinden yararlanma gerçekleştirilmeli.
14. Kendi aralarında korolar kurularak, hala işe yaradıkları hissi geliştirilebilir.Amatörce de olsa, konser verebilmeleri sağlanmalı.
Bu işletmelerde çalışmak hiç kolay değil bunu söylemeliyim.
Altına yapan, kendi dışkısını yiyen, eve gitmek isteyen, öfkelenen, unutan, demans, alzheimer, ruh sağlığı bozulmuş, depresyon, parkinson hastası, mutsuz, umutsuz, karamsar öyle çok yaşlı var ki…
Bu işletmelerde görevli tüm çalışanlarımıza kolaylıklar diliyorum.
Kendilerini geliştirmeye, yenilemeye çalışan bu tarz yöneticilerin ve buna benzer yaşlılar yurdunun artması dileğim.
Size tavsiyem. Ya bir çocuk yetiştirme yurdunu ya da yaşlılar yurdunu mutlaka ziyaret edin. Onlarla azıcık da olsa sohbet edin .O ortamı bir kez olsun koklayın. Kendi yaşantınız ve orası arasındaki farkı farkedin. Sizce onlar için neler yapabiliriz, nasıl bir katkıda bulunabiliriz? Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/aysegulkisiselgelisim/
aysegulozkonak@hotmail.com

ESKİ NESİL VE YENİ NESİL KADIN

ESKİ NESİL VE YENİ NESİL KADIN
Önceki nesillerde anneler kızlarına; yalnızca çeyizin, yemeğin, temizliğin nasıl yapılacağını, kocaya ve onun ailesine nasıl hizmet edileceğini, bir torba pirincin dişe zarar verecek taştan nasıl ayıklanacağını öğretti ama evlilikte sorunlar sırasında nasıl çözüm bulabileceğini , eşini ve kendisini mutlu edebilmenin yollarını , püf noktalarını öğretmedi.
Kız evlendi ama ne eş olabildi, ne de kendi.
Şimdiki nesil ise, “Annem ezildi ben ezilmem, ben de bir bireyim , benim de haklarım var. Yemek de neymiş? Biraz da sen yap. Dışarda da yeriz. Amaç karın doyurmak değil mi?” Düşünce ve inancıyla yetişti. Anne ve ezilmiş kadınlığı reddediş şeması arasına sıkışıp kaldı.
Kız evlendi ama ne eş olabildi,ne de anne.
Peki dengeye gelmek ve herkesin mutluluğu mümkün mü?
İyi bir eş ve aynı zamanda, iyi bir anne olurken, kendisinin de var olduğunu bilen ve hissettiren, kendi değerini , yeterliliğini bilen ve bildiren, hayata ve kendine güvenen bir kadın olabilmenin mümkün olduğunu biliyor muyuz?
Evet mümkün.
Peki nasıl?
( Devamı, çıkacak olan kitabımda) Sevgiyle kalın. 🙂
Ayşegül Özkonak
www.aysegulozkonak.com
http://www.facebook.com/aysegul.ozkonak

https://instagram.com/aysegulkisiselgelisim/

MÜKEMMELİYETÇİ MİSİNİZ?

MÜKEMMELİYETÇİ MİSİNİZ?
Herşey mükemmel olsun diyenlerden misiniz?
Herşey size göre mükemmel olmalı.
Herkes kuralına göre hareket etmeli, her iş zamanına göre yapılmalı, insanlar buna dikkat etmezlerse de; sinirlenir, öfkelenir, ya içe atar ya da fazlasıyla öfkelenirsiniz ve bazen devam eden durumda o kişiyi hayatınızdan bir çırpıda silebilirsiniz. Bunlar size tanıdık geldi mi?
Dahası var, takıntılara da sahip olabilirsiniz.Mesela, otellere gittiğinizde çarşaf götürüyor musunuz, evi baştan aşağı tertemiz yapıp, yorgunluktan halsiz kalıyor musunuz? Biriyle tokalaşmaktan çekiniyor musunuz? Mikrop kapacağınız korkusu var mı? (Takıntıların çeşidi çok fazla isterseniz araştırabilirsiniz ama esas konumuz bu değil).
Bunlardan başka kararsızlığınız da vardır. Karar vermediğiniz ve herşey mükemmel olsun istediğiniz için yapacağınız işleri erteler ve son anda yetiştirirsiniz. O da sizi iyice gerer.Bu yüzden de zaman yönetimini bilmeyenlerden olabilirsiniz.Muhtemelen özgüveniniz de yoktur.Bu özellikler bende yok demeyin. Okumaya devam edin.İnsan kendini tanırsa değişim başlar. İnkar ederse asla…Gözlerinizi kapatıp, kendi davranışlarınıza uzaktan bakın.
Şimdi değişime hazır mısınız?
Herşey mükemmel olabilir mi biraz inceleyelim mi?
Doğaya bakın. Ağaçlara…Hiç onları incelemek için zaman ayırdınız mı?
Farkettiniz mi, dallar eğri büğrü? Her birinin yaprakları değişik büyüklük, çeşitlilik, tip ve farklı yeşil tonlarda. O şekilde olmak onlara bir farklılık ve güzellik katıyor. Hatta bu eğrilikle, çok da tatlı ve güzel meyveler veriyorlar. Öyle ki bir meyve diğerine bile benzemiyor. Hatta onlar da bazen yamuk oluyor. Tabii GDO lu değilse.
Hayatta hiçbir şey mükemmel olmak zorunda değil.
Mükemmel olmadan da bir güzellik var.
İnsanın yüzünü sanal olarak ortadan ikiye ayırdığımızı varsayalım. Yüzün sağ yanı ile sol yanı bile tıpa-tıp aynı değil. Ayrıca kusursuz olması da öyle. Düşünsenize, tüm insanlar tornadan çıkmış gibi olsa, tüm ağaçlar tek tip, tek renk, tek model, dümdüz olsa kurgu film gibi;
mutlu olur muydunuz?
O halde mükemmellik rahatsız edici. Psikolojide de böyle. İnsan zihni mükemmelden uzaklaşıyor. Mükemmel partner istemiyor meselâ.
Mükemmeliyetçiyseniz kendinize odaklanın. Bu durum sizi bedenen, zihnen , ruhen yoruyor öyle değil mi? Mesela birileriyle beraberken, bedeninizle oradayken; zihniniz , ruhunuz, tamamlanacak işlerinizle meşguldür. Ve en güzel anları yaşayamazsınız; anı kaçırır, mutsuz olursunuz.
Yapılan her işte; başkalarına güvenmez, kendinizin en doğrusunu yaptığına inanır, onların yaptıklarını da beğenmez,kontrol etme isteği duyarsınız. Bu kontrol etme isteği de sizi yorar.
Şimdi kendinize ve hayatınıza tekrar odaklanın. Eğer bu durum sizi yoruyorsa, hayatta hiçbirşeyde mükemmellik de olmadığına göre; kendinizde, kıyafetlerinizde, hayatınızda, başkalarında mükemmeli aramak niye?
Peki ne yapmalıyız?
Bunların değişimi için inandığınız, güvendiğiniz bir danışmandan destek alabilirsiniz. Buradan size önerebileceğim şu.
Öncelikle bir görev ve sorumluluk verirken,
başkalarına güvenmemekten, her birşeyi kontrol etme zorunluluğundan kendinizi serbest bırakın.
Bunu size atalarınız dikte etti. Mesela, çok mükemmeliyetçi bir anne ya da babanız vardı ya da her ikisi de mükemmeliyetçiydi. Yaptığınız her işin düzgün ve hatasız olmasını istediler. Yaptığınız işte genellikle kusur aradılar. Hatalıysa, yeniden düzelttirdiler.Onların da suçu yok.
Onlar da bu davranış şeklini kendi atalarından öğrendi.Kabul edilmek, değer görmek istediler. Çünkü kabul edilmediler, değersizlik , yetersizlik, hayata güvensizlik duygularına sahiptiler.
Doğru mu yaptılar?
Tabii ki hayır. Bunun olumsuz bir davranış, alışkanlık, inanç , düşünce olduğunun farkında değillerdi.Ama artık siz farkındasınız. Zorlandığınız, değiştirmeye çalıştığınız , kontrol ettiğiniz şeylerin değişmediğini gözlemlediğinizde, teslimiyete ve kabule geçmeyi, esnek olmayı da deneyin. Bakın hayatınız nasıl da anlamlı ve güzel oluyor. Sevgiyle kalın.
Ayşegül Özkonak
www.aysegulozkonak.com

Para ile ilgili sorununuz var mı?

Para ile ilgili sorununuz var mı?

Gözlerinizi kapatın ve düşünün. Bugüne kadar;
1.”Ödeyeceğim” deyip ödemediğiniz kime borcunuz kaldı?( Maddi -manevi)
2.Kimilerin size borcu var?
3.Borcunuzu almamak size ne kazandırıyor?
4.Borcunuzu almamak size ne kaybettiriyor?
5.Borcunuzu vermemek size ne kazandırıyor?
6. Borcunuzu vermemek size ne kaybettiriyor?

Yaptığınız her davranışta bir kök inanç vardır.
İnanç değişikliği ile akış sağlanır.

AİLEDE HUZUR

AİLEDE HUZUR

Bulunduğunuz ortamda huzur yoksa,muhtemelen içinizde de yoktur. Huzur, içerden gelir. İçinizde huzursuzsanız,her ortam size huzursuzluk yaratır.
Hele de ailedeki huzursuzluk, hayatın her kesimine misliyle aktarılır.İş yaşamına,özel yaşamına,sosyal ilişkilerine vs.
Ve ailede bir sorun varsa şunu bilmelidir ki; bu sorun tek taraflı olmaz.
-Bu adamla niye evlendim ki?

-Bu kadınla ne diye evlendim sanki?

-Ne bahtsız bir insanım?

-Kaderim niye böyle?”

Demek yerine
-Evliliğimi nasıl düzeltebilirim?
-Nasıl çözüm bulabilirim?
– Bu adam/ kadın bana nasıl bir öğreti sağlıyor? Burdan neyi öğrenmeliyim?
– Sesini çıkarmayı mı?
– Sesimi çıkarırken nasıl bir söz nasıl bir dil kullanmalıyım?
– Çok büyük bir tepki mi veriyorum?
– Tepkisiz, içe kapanık mı davranıyorum ?
– Çözüm ararken nasıl davranmalıyım?
– Uzaktan bakınca nasıl bir eş olarak görünüyorum?
– Bu durumda nasıl davranmalıyım?
– Bu durum başkasının başına gelse, o kişiye objektif olarak nasıl bir çözüm sunarım?
diye sorun kendinize.
Nasıl diye sorduğumuzda çözümleri zihnimize gelir.
Not:Eğer ailede huzur ve mutluluk istiyorsanız,
özellikle sosyal medyadaki mesajlar kısmını, iletilere kapatın.Özelden mesajlaşmak , sohbet etmek isteyenlere mesleğiniz dışında cevap vermeyin, uyarın ve gerektiğinde engelleyin.

Huzuru ailenizde…Başka yerde değil.Onu bulmak, çıkarmak da size kalmış.Yeter ki isteyin.
Eğer tek başınıza çözüm bulamadıysanız, çok değerli danışmanlarımız var.İnandığınız güvendiğiniz bir danışmandan destek alın. Sevgiyle kalın.

Ayşegül Özkonak

GÜNAYDIN

Gününüz de ömrünüz de güzel ve aydın olsun.
Yeni çıkacak olan kitabımdan alıntı:

…Eşinize “Ya anne-baban, ya ben! ” diyorsanız; eğer eşiniz anne baba bağımlısıysa, anne babayı seçer. Mutsuz olursunuz.
Duygusal ve bağımlı değil ama mantıklıysa; sizi seçer yine mutsuz olursunuz.Çünkü aklı anne babasında kalır ve vicdan azabı yaşar.Mantığı sizi seçmesini söylemiştir. Karar verme zorunluluğunda bıraktığınızdan dolayı da sizi cezalandırmak ve vicdan azabından kurtulmak için ,anne babasıyla beraber olacağı zamanları sıklaştırır. Her şekilde, kendi yaşadığı duygu karmaşasını size yansıtır. Evinize gelmeseler de, siz onun anne babasını görmeseniz de onlarla ilgili negatif enerjileri alırsınız.
Eşiniz ise bu durumda çeşitli yöntemlere başvurur.
1. Kendi ailesiyle barışmanız için size baskı kurar, tartışırsınız.
2.O da sizin anne babanızı reddeder.Tartışırsınız.
3. Manevi şiddet uygular.( Cinselliği reddetme, yatakları ayırma, sürekli hakaret, suçlamalar, kınamalar, kıyaslamalar,yargılamalar, eleştirmeler eve geç gelmeler, yalnız bırakmalar, internet/ cep telefonu bağımlılığı, başka bir partner bulma vb..)
(Güçsüz hisseden bazı erkekler ise fiziksel şiddet uygular.)
Bunun çözümü ne olmalı?

Daha önce bahsettiğim diğer teknikler gibi, aşağıdaki teknik de tüm hayatınızdaki sorunlarda çözüm olabilecek ,kolaylıkla uygulayabileceğiniz başka bir teknik.

( Devamını çıkacak olan kitabımda okuyabilirsiniz 🙂 )

Eğer bir hedefin, bir plânın yoksa; hangi yoldan, nereye , ne şekilde gideceğinin de bir önemi yoktur.
Bir hedefin varsa; ne yapmak istediğinin farkındaysan, neye ve kime fayda sağlayacağının bilincindeysen, “Hangi engeller var ve bunları nasıl aşabilirim? Kimlerden yardım ve destek alabilirim, çözüme nasıl ulaşabilirim?” diye düşündüysen, bil ki sana tüm kapalı kapılar açılır.

Page 1 of 2

Ayşegül Özkonak